Hasta Bilgilendirme

• ORTOPEDİ ORTOPEDİST VE KAS-İSKELET SİSTEMİ

ORTOPEDİ VE ORTOPEDİST

Ortopedi kemik, eklem, kas, tendon, ligament, sinir ve cilt hastalılarının ve yaralanmalarının teşhisi, tedavisi ve korunması üzerine çalışmalar yapan tıptaki uzmanlık dallarından birsidir. Yukarda saydığımız bu dokular kas iskelet sitemini oluşturur. Bu bilim dalında uzmanlaşan hekimlere ortopedist denir.

Ortopedistler, kas iskelet sisteminin problemlerini tedavi ederken, sadece ameliyat yapmazlar; tıbbi, fiziksel ve rehabilitasyon yöntemlerinden de faydalanırlar. Yaptıkları işlemlerin yaklaşık yarısı ameliyat dışı işlemlerdir. Kemik, eklem kas, tendon sinir ve cilt hastalıkları veya yaralanmaları sonucu fonksiyon kaybı oluşmasın diye, ameliyat da yaparlar.

Ortopedistler tıbbın diğer dalları ile de yakından ilgilenir. Özellikle, ağır yaralıların tedavisinde acil servislerde önemli görevler üstlenirler.

Genel Olarak Ortopedi

Ortopedinin uğraştığı alanlar oldukça fazladır ve geniş bir çerçeve içerisindir. Şu durumlar ve hastalıklar ortopedi ilgi alanı içindedir:

  • Kırık ve çıkıklar

  • Kas, tendon ve ligamentlerdeki (bağlar) yaralanmalar

  • Sırt ve belde ağrı ve şekil bozukluğu yapan durumlar

  • Diz, bacak ve ayaklardaki şekil bozuklukları, ağrılı durumlar

  • Artiritler

  • Osteoporoz

  • Kemik tümörleri ve iltihapları

  • Kas iskelet sistemini ilgilendiren sinir sistemi hastalıkları

  • Çarpık ayaklar, bacaklardaki uzunluk farkları

  • Elde, parmaklarda ağrı ve fonksiyon kaybı yapan sebepler

Dejeneratif eklem hastalıklarının (kireçlenme) cerrahi tedavisinde büyük ilerlemeler kaydedildi:

  • Ortopedist doktorlar, hastalıklı eklemleri yapay protezlerle (total eklem protezleri) değişebilmektedir.

  • Artroskop denilen alet ile eklem içi bozukluklar çok daha iyi bir şekilde teşhis ve tedavi edilmektedir.

  • Eklem kıkırdağı üretimi konusundaki araştırmalar hızla ilerlemektedir. Gelecekte, aşınmış kıkırdakların bu yolla yerine konulması mümkün olabilecektir.

  • Gelecekte, tendon, ligament gibi dokuların hücresel olarak büyümesi mümkün olabilecektir.

Ortopedi sözcüğü, Latince iki kelimeden türetilmiştir: Ortho (düzgün) ve padis (çocuk). Ortopedistler, çocuklardaki deformiteleri düzeltmek için çalışmalarını sürdürmektedir.

Bazı ortopedistler, kas iskelet sisteminin tüm rahatsızlıkları ile uğraşırken bazıları ortopedinin alt dallarında daha da uzmanlaşmaya çalışmaktadır.

Ortopedistler

İyi ortopedist olmak için, el maharetinin iyi ve üç boyutlu düşünme kapasitesinin gelişmiş olması gerekir. Ortopedist olmak için şu yollardan geçilir:

  • Altı yıllık tıp fakültesinden mezun olunur

  • Bir eğitim kliniğinde 5 yıllık tıpta uzmanlık eğitimi alınır.

Ortopedistler tıptaki gelişmeleri yakından takip etmek zorundadır. Kendi kendilerini, kitap ve dergi okuyarak, kongre ve konferanslara katılarak yenilerler.

İleriki yıllarda beklenen şu eğilimler ortopedistleri yakından etkiliyecektir:

  • Yaşlı nüfusun artması rekonstriktif ameliyatları artıracaktır.

  • Yaralanma (kırıklar, çıkıklar, bağ hasarları) protokolleri değişecektir

  • İş ve spor kazalarında artış beklenmektedir

  • Ülkelerdeki sağlık sistemleri de değişebilir

  • Teknolojideki ilerlemeler hızlanacak. Hastalıkların medikal müdahalelerinde ve özellikle gen tedavisinde gelişmeler olacaktır.

 

TEŞHİS YÖNTEMLERİ

Fizik Muayene

 

Doktorunuz, hastalığınızı tam olarak teşhis edebilmek için önce sizi dinler ve şikayetlerinizi öğrenir. Bu şikayetlerinizin özelliklerini anlamaya çalışır. Geçirdiğiniz hastalıkları, ameliyatları sorar ve kaydeder. Daha sonra fizik muayene yapar.

 

Fizik muayeneye sizi gözleyerek başlar. Kollarınızda, bacaklarınızda zayıflık (atrofi), şekil bozuklukları, şişlikler, ciltte renk değişiklikleri var mı, yok mu bakar. Yürümenizi değerlendirir. Sonra elleri ile yoklayarak palpasyon yapar, eklem hareketlerini ölçer, kas güçlerini belirler.

 

Palpasyon, dokunmak demektir. Muayene sırasında, doktorunuz, eklemlerinizde, cildinizde ısı artışı, hassasiyet var mı, yok mu anlamak için eli ile size dokunur. Palpasyon ile kitle ve kist gibi oluşumların varlığı da belirlenir.

 

Kas güçleri ve eklem hareketleri de önemlidir. Doktorunuz, kaslarınızın gücünü ölçer kuvvet kaybı olup olmadığını belirler. Eklemlerinizdeki hareket miktarı da doktorunuz tarafından ölçülür. Kısıtlanmanın olup olmadığı araştırılır.

 

Kas iskelet sistemi yaralanmalarının ve hastalıklarının tam olarak belirlenmesi için, ortopedistler, fizik muayenenin yanında, çeşitli teşhis yöntemlerine başvurur. Bu yöntemlerden elde edilen sonuçlar tedavinin planlamasında da kullanır. Sıklıkla kullanılan teşhis yöntemleri şunlardır:

 

Laboratuar Testleri

 

Muayene olduktan sonra, doktorunuz sizden kan ve idrar tetkikleri isteyebilir. Kan örnekleri alınmadan önce aç kalmanız istenebilir. Kan örneklerinde çeşitli kimyasal maddelerin serum düzeylerine bakılır. Mesela, ürik asit düzeyinin yüksek olması gut hastalığına işarettir. Beyaz kürelerde artma vücutta bir iltihap olduğu şüphesi yaratır. Romatoid artiritte, kanda özel bir madde bulunur. Şeker hastalığında kan şekeri düzeyi yüksek çıkar. Karaciğer, böbrek hastalıklarında kan biyokimyası değişir. Ameliyattan önce, tıbbi durumunuzu belirlemek için de laboratuar tetkikleri yapılır.

 

Radiografi (X-rey)

 

Röntgen çekimi (X-rey) tanıya giderken en çok kullanılan yöntemdir. Basit bir burkulma sonucu ile el veya ayak bileğinizde oluşan ağrı ile doktora gittiğinizde, kırık olup olmadığını anlamak için sizden hemen bir radiografi istenir. Eklem şikayetlerinizin olduğu durumlarda, kemiklerin, kıkırdakların durumunu belirlemek için gene film çekilir. Röntgen filimlerinde kolunuzun, bacağınızın yani hangi bölgenin röntgeni çekilmişse oranın iç yapısı görünür. Kullanılan X-reyin dozu sağlığınızı etkilemeyecek kadar düşüktür. Gene de doktor gebe bayanların özel olarak dikkatini çeker. Röntgen filmlerinde kemik ile ilgili bilgiler, yumuşak dokulara göre daha net bir şekilde elde edilir. Daha belirgin görüntüler elde etmek için bazen baryum sülfat gibi özel maddeler içirilir veya enjekte edilir. Aynı bölgenin farklı yönlerden filmlerinin alınması gerekebilir. Bazen de doktorunuz, kıyaslamak için, sağlam tarafınızın da filmini isteyebilir.

 

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG)

 

MRG, vücudun çeşitli bölgelerini manyetik alan ve bilgisayar kullanarak görüntüleyen bir sistemdir. Kemik ve yumuşak dokular farklı kesitler halinde, net bir şekilde görülebilir. Yırtılmış menisküs ve ligamentlerin, fıtıklaşmış disklerin, kalça ve pelvik problemlerin teşhisinde yardımcı olur. MR çekimi sırasında vücut manyetik alan içerisine alınır ve görüntülenmesi istenilen bölgeye radyo dalgaları yollanır. Bu radyo dalgaları dokularda rezonans oluşturur. Bu radyo dalgalarının oluşturduğu etkiler, çok gelişmiş bilgisayar sistemi aracılığı ile, iki boyutlu görüntüye dönüştürülür. MR çekimi ağrısızdır, fakat gürültü olabilir. Bu çekim 15-90 dakika kadar sürebilir. MR çekiminden önce, doktora vücudunuzdaki metal objelerle ilgili bilgi vermeniz gerekir.

 

Bilgisayarlı Tomografi (BT)

 

Bilgisayarlı tomografi (BT), röntgen ve bilgisayar sistemlerinden oluşur. Vücudumuzun çeşitli bölgelerinin görüntülerini kesitler halinde verir. Doktorunuz, sizde bir tümör düşünürse, veya vertebra, pelvis kırıklarınız varsa, daha belirgin görüntüler elde etmek için sizde BT isteyebilir. Çekim ağrısızdır. Bir silindirin içinde hareketsiz yatarsınız. Bir X-ray tüpü sizin etrafınızda döner ve farklı açılardan görüntüler oluşturur. Bir bilgisayar aracılığı ile bu görüntüler ekrana yansıtılır ve film haline getiriler. Daha net görüntüler elde etmek için, size radiopak maddeler içirilebilir veya enjekte edilebilir. Gebe bayanların durumlarını doktora bildirmesi gerekir.

 

Kemik Taraması

 

Birbirinden çok farklı iki teste kemik taraması denilmektedir. Testlerden birisi kemik dansitesini ölçmek ve osteoporoz teşhisi koymak için yapılmaktadır. Bu test için en sık kullanılan alet, “Dual-Energy X-ray Absorptiometry” (DEXA) adını taşımaktadır. Bu test için herhangi bir ön hazırlık gerekmez; herhangi bir yan etkisi yoktur.

 

Kemik taramalarından ikincisi, vücudun herhangi bir yerindeki, mutat olmayan bir kemikleşmenin varlığını araştırmak için yapılır. Genellikle bu testten omurgalardaki çökme kırıklarını, enfeksiyonları, artiritleri ve kanserleri belirlemekte faydalanılır. Testi tapmak için, hastaya damardan radioaktif bir madde verilir. Bu radioaktif maddenin kemiğin hangi kısımlarında tutulduğuna veya tutulmadığına bakılır. Anormal kemik yapımının olduğu yerler, normal kemiğe göre daha parlak görülür.

 

Aç kalmak gerekmez. Kemik taraması için verilen radioaktif madde çok düşük miktardadır; hastaya bir zarar vermez. Bazen bulantı yapabilir. Gebe ve emzikli hastaların durumlarını doktora bildirmesi gerekir.

 

Dopler Ultrason

 

Doktorunuz sizin kan damarlarınızda bir tıkanıklıktan şüphe ederse, sizden dopler ultrason yaptırmanızı isteyebilir. Ultrason yüksek frekanslı ses dalgalarını kullanır. Bu dalgalar vücutta eko yapar. Bu ekolar damarların resminin çıkmasını sağlar. Bu test noninvaziv bir testtir; yan etkisi yoktur.

 

Test edilecek damarların bulunduğu bölgeye jel sürülür. Teknisyen mikrofona benzeyen bir sensör kullanır. Bu sensör, teknisyen tarafından, aşağı yukarı oynatılıp, vücuda bastırılarak sürülür. Testin yapılması yaklaşık 30 dakika sürer. Herhangi bir ağrı veya rahatsızlık yapmaz.

 

Elektromyografi

 

Elektromyografi (EMG) kaslarınızın elektriksel aktivitelerini ölçer ve analiz eder. Bacak ve kollarınızdaki kaslarınıza gelen sinirlerin ne kadar fonksiyon gördüğünü belirler. EMG çekilirken küçük, ince iğneler kaslara batırılır ve bu şekilde elektrik aktiviteleri ölçülür. İğneler batırıldığında biraz acı ve rahatsızlık olur. Kaslar tarafından oluşturulan elektriksel aktiviteler televizyona benzer bir ekrana yansıtılır. Herhengi bir yan etkisi yoktur. Kan sulandırıcı ilaçlar alıyorsanız, akciğer hastalığınız ve enfeksiyon riskiniz varsa, testi yapan doktora söylemelisiniz. Test yapılacak bölgelere 24 saat süre ile jel, krem sürmeyiniz ve mücevher takmayınız. Test sonucunu hemen almak mümkündür.

 

Sinir İletim Ölçümleri

 

Sinir iletim ölçümleri genellikle EMG ile birlikte yapılır. Kol ve bacaklardaki sinirlerin durumları, fonksiyonları belirlenir. Normalde, elektrik sinyali saate 200 km hızla ilerler. Eğer sinir hasar görmüşse bu hız yavaşlar ve zayıflar. Farklı noktalardan uyarılarak, hasarın nerde olduğu tespit edilir. Sinir tamirlerinin tedavisinin takibinde de bu test kullanılır.

 

 

Venografi

 

Derin toplar damarlarda (venlerde) bir tıkanıklık (trombozis) olup olmadığını anlamak için venografi yapılır. Venler kan pıhtısı ile tıkanabilir. Bu durum oldukça ciddidir; çükü bu pıhtı serbest hale gelip, damar yolu ile akciğere gelir ve pulmoner emboli denilen öldürücü bir klinik tablo oluşturur.

 

Bu testte, siz X-ray masasında yatarken, bacağınıza kontrast bir madde enjekte edilir. Bu kontrast maddenin verdiği görüntü sayesinde, pıhtının yerleştiği kısım belirlenir. Bu test yaklaşık bir saat sürer.

 

Testten 4 saat öncesinden itibaren aç kalmanız istenir. Testten sonra bol miktarda sıvı içmeniz önerilir. Bu şekilde verilen kontrast maddeyi idrar ile atarsınız. Bu testin teşhis ettirici özelliği çok fazladır ama invasiv, ağrılı ve pahalı bir yöntemdir. Bu nedenle doktorunuz bu testi yapmadan önce daha az invasiv bazı testlerle durumunuzu belirlemeye çalışabilir.

 

KEMİK URLARI

Hücreler kontrol dışı çoğalırsa, dokular içerisinde kitleler oluşur; buna da “ur” (tümör) denir. Bu çoğalmayı tetikleyen sebep bilinmemektedir. Ur büyüdükçe, anormal doku, sağlıklı dokunun yerini alır. Kemiğin dayanıklılığı azalır ve kolayca kırılır. Bu urlar sakatlığı ve hatta ölüme yol açabilir. Özellikle, eklemlere yakın bölgedeki ağrılar ve şişliklerle kendini belli edebilir. Bazı kemik urları ise ağrısızdır. Diğer tiplerinde ise zayıflama ve halsizlik olabilir.

 

Bazı kemik tümörleri kanser özelliğindedir; bunlara kötü huylu (malign) denir. Bazıları ise kanser özelliği taşımaz; bunlar da iyi huylu (benign) olarak bilinir. İyi huylu olanlar hayatı tehdit etmez ama kötü huylu olanlar, kan ve lenf dolaşımı yolu ile tüm vücuda kanser hücresi yayarlar (metastaz). Kanser kemik içerisinde başlarsa buna primer kemik kanseri, başka bir organdaki kanser hücreleri, kemiğe yayılıp burada ur oluşturursa, sekonder kemik kanseri denir. Primer kemik kanserleri, bayanlara göre erkeklerde daha sık oluşur. Diğer doku tümörlerine göre, daha nadir görülür. Bazı kanser türleri, özellikle 10-20 yaşlarındaki insanlarda ortaya çıkar. Bütün primer malign kemik tümörlerinin %75’i aşağıdaki üç tip oluşturur:

 

  • Osteosarkom, en sık görülen kemik tümörüdür. Genellikle çocuklarda ve gençlerde görülür. Sıklıkla diz civarına yerleşir. Omuz ve kalçaya yakın bölgelerde de görülebilir. Paget hastalığı olan yetişkinlerde de osteosarkom oluşabilir.

  • Kondrosarkom, kıkırdak dokulardan başlar, genellikle yetişkinlerde görülür. Kolun üst kısımları, leğen kemikleri ve omuz kemikleri sevdiği yerlerdir.

  • Ewing sarkomu, kemik iliğinin olgunlaşmamış hücrelerinden başlar ve genellikle çocuklar ve gençlerde görülür. Bacağın ve uyluğun üst kısımlarında, leğen kemiklerinde ve kaburgalarda sık görülür.

 

Teşhis ve Tedavi

 

Kendinizde bir kemik tümörünün olduğundan şüphe ediyorsanız hemen bir ortopediste görünmelisiniz. Doktor, sizin genel sağlık durumunuz, tümörün tipi, büyüklüğü, yerleştiği yer ve kanserin muhtemel ilerleme dutumu ile ilgili detaylı bilgiler edinir.

 

Tıbbi Hikaye ve Fizik Muayene

 

Yaşınız ve tıbbi geçmişiniz ile ilgili detaylı bilgileri doktorunuza vermelisiniz. Doktorunuz, ailenizde başka kanser olan varsa bunları bilmek isteyebilir. Genel sağlık durumunuz ile ilgili sorular sorabilir. Daha sonra muayenenizi yapar. Kitlenin büyüklüğünü ölçer, hassas olup olmadığına bakar. Yerleşim yerine dikkat eder ve eklem hareketlerini değerlendirir. Vücudunuzun diğer organlarının da muayenesi gerekebilir (sekonder tümör).

 

Görüntüleme Yöntemleri ve Testler

 

Tümörün yerleşim yerini görmek, büyüklüğünü ve ne kadar yayıldığını tespit etmek ve diğer özelliklerini belirlemek için bir seri röntgen filmi çekilir. Tümörün kötü huylu olduğundan şüphelenilirse, manyetik rezonans görüntüleme (MR), bilgisayarlı tomografi (BT), ultrasonografi ve kan ve idrar tetkikleri gerekebilir. Bu yöntemlerle hastalık hakkında daha ayrıntılı bilgiler edinilir.

 

Biyopsi

 

Tam olarak teşhis koymak için, tümörlü dokudan bir parça örnek alınıp, mikroskop altında incelemek (biyopsi) gerekebilir. Biyopsi, kanser hücrelerinin varlığı, tümörün tipi, malignite derecesi ile ilgili bilgiler verir. Çeşitli biyopsi şekilleri vardır:

 

  • İğne biyopsisi: Doktor tümör içerisine bir iğne ile girer ve oradan örnek parça alır. Bu işlem lokal uyuşturma yardımı ile yapılır.

  • Cerrahi biyopsi: Doktor, ameliyat ile tümörün tamamını veya bir kısmını çıkarır. Bu işlem genel anestezi altında ve ameliyathanede yapılır.

 

İyi Huylu Tümörler

 

Bazı sık görülen iyi huylu urlar şunlardır: dev hücreli tümör, tek kameralı kemik kisti, osteoid osteoma, osteokondrom ve enkondrom. Bu tümörlerin her zaman tedavisi gerekmez bazen sadece gözlenir. Nadiren bu beningn tümörler kötü huylu hale gelebilirler. Doktorunuz kırık riskini azltmak ve sakatlıkların oluşmasını önlemek için tümörü çeşitli yöntemlerle çıkarabilir. Bazı tümörler tedaviden sonra tekrarlıyabilir.

 

Kötü Huylu Tümörler

 

Eğer kemik kanseriniz varsa, tedavi, radyolog, kemoterapist, patholog ve ortopedistten oluşan bir ekip tarafından tedavi edilirsiniz. Tedavide prensip, kanserli dokudan hastayı kurtarmak ve vücut fonksiyonlarını korumaktır. Tümörün malignite dercesine ve yayılma durumuna göre farklı tedavi yöntemleri uygulanır. Yayılma durumu farklı olabilir.

 

  • Lokalize durumdaki kanser: Kanser hücreleri tümör içerisinde ve hemen çevresinde kalmıştır.

  • Metastaz yapmış kanserler: Kanser hücreleri diğer organlara da yayılmıştır. Bu durumdaki kanserlerin tedavisi daha zordur.

 

Tümörün Cerrahi ve Radioterapi ile Tedavisi

 

  • Eğer tümör çok büyükse veya tendon, damar ,sinir gibi oluşumları tutmuşsa kol veya bacağın amputasyonu gerekebilir.

  • Kol ve bacağı koruyacak ameliyatlar da vardır. Tümör etrafındaki bir parça normal doku ile birlikte çıkarılır. Kemikte meydana gelen eksiklik, kemik nakli veya metal protezlerle telafi edilir.

  • Radioterapide yüksek doz X-ray ışınları kullanılır. Bu ışınlar tümörü yakar ve malign hücreleri öldürür.

 

Kanser yayılmışsa ilave tedaviler yapılır:

 

  • Kanser hücrelerini öldürmek için kemoterapi uygulanır. Kemoterapik ajanlar iğne ile damar içerisine verilir veya hap şeklinde yutulur.

 

 

Tedavi Sonrası

 

Tedavi bittikten sonra tümörün son durumunu belirlemek için yeniden röntgenler çekilir veya diğer teşhis yöntemlerine baş vurulur. Tümör kaybolsa bile tekrar ortaya çıkabilir. Bu nedenle belirli aralıklarla doktor kontrolüne gitmek gerekir.

 

İNFEKSİYONLAR

Ortopedik infeksiyonlar çok yıkıcı olabilir. Bakteriler, virüsler ve parazitler vücuda yerleşip hastalık yaparlar ve çoğalırlar; daha sonra da kan yolu ile kemiklere ulaşıp, kemik iltihabı (osteomyelit) veya eklemlere yerleşip, eklem iltihabı (septik artirit) yaparlar. Eğer iyi tedavi edilmezlerse, bu iltihaplar kronikleşir ve yıllarca devam edebilir. Erken teşhis, uygun antibiyotik tedavisi ve cerrahi müdahaleler hadisenin kronikleşmesini önleyebilir.

 

Risk Faktörleri Ve Belirtiler

 

Romatoid artirit, şeker hastalığı, hemofili, orak hücreli anemi gibi belirli bazı hastalıklar varsa infeksiyon riski artmış demektir. Hastalıklı bir şahıs ile temas sonucu direkt veya bulaşık bir eşya aracılığı ile indirekt olarak infeksiyon bulaşabilir. Bulaşma genellikle ciltte meydana gelen bir yaralanma sonucu olur. Diz ve kalça protezi konulan hastalarda veya ameliyat edilmiş kırıklı kimselerde sekonder olarak iltihap gelişebilir. En çok iltihaplanan eklem dizdir.

 

İnfeksiyon kendisini kızarıklık, sıcaklık ve şişlik ile belli eder. Eklem hareketleri azalır. Dışarıya irin akabilir. Hastada halsizlik ve ateş olur. Bebeklerde iştah kaybı ve huzursuzluk vardır, bazen da uykuya meyil olur. Eğer bir çocukta ateş ile birlikte kol, bacak, sırt bel ağrısı varsa iltihaptan şüphelenmek gerekir. Çocuk topallar veya yürümeyi reddeder. Küçük çocuklarda, bazı durumlar infeksiyon için özelikle risk yaratır:

 

  • Üç yaşın altındaki çocuklarda infeksiyon kolaylıkla gelişir. Bağışıklık sistemleri tam gelişmemiştir ve sıklıkla düşerler. Bu düşmeler sonucu ciltte oluşan yaralardan mikroorganizmalar vücuda girer.

  • Küçük çocuklarda infeksiyon kan dolaşımı sonucu vücutta yayılır ve kemiğe yerleşebilir.

  • Kemik ve eklemlerdeki, infeksiyon sonucu oluşan hasarlar çocukta büyüme problemleri ve ciddi sakatlıklara yol açabilir. Kalça eklemindeki bir infeksiyon acil cerrahi müdahale gerektirir.

 

Şüphe durumunda, erken teşhis ve tedavi için, hemen bir doktora gidilmelidir.

 

Teşhis ve Tedavi

 

Tedaviyi etkileyecek kronik hastalıklar varsa doktora söylenmelidir. Belirtilerin nasıl başladığı anlatılır. Vücutta daha önce bir infeksiyon var mı idi? Son zamanlarda bir yaralanma geçirildi mi? Daha önce ameliyat olundu mu? Bu soruların cevaplarını doktor bilmek ister. Daha sonra, muyene eder. Eğer hasta bebek ise, vücudun diğer bölgelerinin de dikkatli muayenesi gerekir.

 

Teşhis için kan testleri yapılır. Bir iğne yardımı ile, infekte bölgeden aspirasyon yapılıp cerahat gelip gelmediğine bakılır. Gelen sıvı incelenerek, infeksiyona sebep olan bakteri tespit edilir ve antibiyotik seçimi ona göre yapılır. Antibiyotik kan yolu ile veya ağızdan verilir.

 

Yumuşak Doku İnfeksiyonları

 

Cilt ve diğer yumuşak dokuları tutan çok çeşitli infeksiyonlar vardır. Özellikle elde parmak uçlarında, tırnak altlarında sık görülür. Deride kıl dibi çıbanları çıkabilir. Eldeki tendonlarda iltihaplar (tenosinovit) oluşabilir. Basit infeksiyonlar antibiyotik ve istirahat ile iyileşebilir. Bazen de doktor cerrahi bir müdahale ile iltihabı boşaltır.

 

Kemik İnfeksiyonları

 

Kemik iltihapları (osteomyelit) kemik dokusunda telafi edilemez hasarlar oluşturabilir. Antibiyotik tedavisi çoğu zaman tek başına yeterli olmaz, ameliyat gerekir. Ameliyat ile iltihap boşaltılır, ölü dokular temizlenir. Nadiren de amputasyon gerekebilir.

 

Antibiyotik Direnci ve Koruma

 

Bakteriler tarafından meydana getirilen infeksiyonlar antibiyotik ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Fakat bazı mikroorganizmalar standart antibiyotiklere karşı direnç kazanabilir. Bu dirençli mikroplar başka insanlara da bulaşabilir. Bu infeksiyonların tedavisi çok zordur.

 

Antibiyotikler doktorun reçete ettiği şekilde ve sürede kullanılmalıdır. Hasta kendisini iyi hissetse bile ilaç erken kesilmemelidir.

 

Hastane infeksiyonlarının kontrolü çok önemlidir. Doktor ve hemşirelerin eldiven ile hastaya müdahale etmesi gerekir. Ellerin sık sık yıkanması bulaşma ihtimalini azaltır. Ciltte bir yaralanma oluşmuşsa, iltihap gelişmemesi için yaralanma yerinde şu önlemler alınır:

 

  • Önce kanama durdurulur, sonra yara temizliği yapılır.

  • Saç, kıl, bez parçası, toz, toprak gibi yabancı cisimler yaradan uzaklaştırılır.

  • Yara içine gömülmüş cisimler varsa yerinde bırakılır.

  • Mümkünse steril örtüler ile örtülür.

  • Yaranın esas tedavisinin yapılması için doktora gidilir.


 

KOL VE BACAKLARDA UZUNLUK FARKI

​Uzunluk Farkı Nedir

Kol veya bacakların uzunlukları birbirine eşit değilse, bu duruma "uzunluk farkı" denir. Uzunluk farkı normalde de bir miktar olabilir veya çeşitli nedenlerle de oluşabilir. Küçük farklılıklar normal olarak kabul edilir. İnsanların büyük bir çoğunluğunda, az da olsa, uzunluk farkı vardır. Bu nedenle, bacaklardaki 1.5 cm'ye kadar olan farklılıklar normal kabul edilir ve tedavi gerektirmez. Bundan daha fazla bir fark varsa tedavi gerekebilir.

Uzunluk Farkının Etkileri

Uzunluk farkı, onu  yapan sebebe ve farkın miktarına bağlı olarak, vücutta değişik etkiler yapar. Alt ekstremitelerdeki (bacaklar) toplam uzunluğun %3.5-4'ünden  (ortalama 4 cm) daha fazla bir fark, yürürken anormallik yapar ve yürümek için daha fazla efor gerektirir. Kollardaki uzunluk farkının etkileri ise daha azdır. Eğer uzunluk farkınız varsa, sebebini ve tedavi seçeneklerini, risklerini ve faydalarını doktorunuz ile tartışarak ameliyat için karar vermelisiniz.

Uzunluk Farkı Yapan Sebepler

Uzunluk farkı yapan çok sayıda sebep vardır. Daha önce geçirilmiş kırıklar, doğuşta kalça çıkıkları,  kemik iltihapları, kemiğin gelişme bozuklukları, artiritler, nörolojik (sinir sistemi) bozukluklar bu farkı oluşturabilir. Kırık oluştuktan sonra iyi tedavi edilmezse kısalık kalabilir. Bazen de, çocuklarda kırılan kemik, daha hızlı uzayarak farka sebep olur. Çocuklarda büyüme kıkırdağının harap olması da o kemikte kısalığa yol açabilir. Bunların dışında, nörofibromatozis, multipl herediter egzositoz, çocukluk çağı romatizmaları, yaşlılardaki kalça osteoartiritleri de nadir olmakla birlikte, uzunluk farkı yapabilir.

Bazı durumlarda bu farkı yapan sebep bilinmez. Hemimeliler, hemihipertrofiler ve hemihipotrofiler bunlara örnektir. Sebebi bilinmeyen farklılıklara idiopatik uzunluk farkı denmektedir.

Uzunluk Farkı Nasıl Ölçülür

Uzunluk farkı muayene esnasında ve radyolojik değerlendirmelerle ölçülür. Hasta sırt üstü  yatarken, leğen kemikleri ve ayak topukları arasındaki mesafe bir mezüro ile ölçülür. Bu ölçüm çok hassas olmayabilir. Eğer daha hassas bir değerlendirme yapılmak isteniyorsa, X-ray yöntemleri kullanılır. Uzunluk farkı büyümesi devam eden çocuklarda, zamanla değişebileceği için, belirli aralıklarla ölçümlerin yenilenmesi gerekir.

Şekil 1Uzunluk farkının ölçülmesi

 

Tedavi

Eğer uzunluk farkınız varsa, doktorunuz ile birlikte tedaviye ihtiyacınızın olup olmadığını tartışmalısınız. Tedavinin riskleri göz önüne alınmalıdır. Fark 2.5cm den az ise tedaviye gerek yoktur. Bu kadar farklar için ayakkabıya yapılacak bazı ilaveler yürümeyi düzgün hale getirir ve fark nedeniyle oluşabilecek bel ağrılarını önler.

Tedavide bir diğer seçenek ameliyattır. Bazı durumlarda uzun olan ekstremite kısaltılır. Bu durumda kas güçlerinde azalma olabilir. Çocuklarda, uzun olan bacağın büyümesi durdurularak eşitlik sağlanabilir. Bu durumda tedavi hemen olmaz, zaman içerisinde diğer bacağın uzaması beklenir.

Kısa olan ekstremite cerrahi olarak uzatılabilir. Ameliyathanede hastaya eksternal fiksatör denilen bir cihaz takılır ve kemik bir yerinden kesilir. Uzatma işlemine 5-10 gün sonra başlanır. Genellikle günde 1 mm uzatılır. İstenilen uzama sağlandıktan sonra, uzatmaya son verilir ve fiksatör çıkarılmadan uzama bölgesinin sağlam bir şekilde kemikleşmesi beklenilir. Bu süre değişiklik göstermekle birlikte her 2 cm uzama için üç ay kadardır. Bu süre yaşa, genel sağlık durumuna, sigara içip içmemeye bağlı olarak değişir. Kemikleşme sağlanınca fiksatör çıkarılır ve hasta rehabilitasyon programına alınır.


 

KOLTUK DEĞNEĞİ, BASTON VE YÜRÜTEÇ KULLANIMI

Uyluk, bacak veya ayak kemiklerinde kırık olduğunda veya alt ekstiremiteyi ilgilendiren bir ameliyat geçirdiğinizde koltuk değneği, baston veya yürüteç kullanmanız gerekebilir. Başlangıçta bunları kullanmak size zor gelebilir ama bazı püf noktaları bilindiğinde ve alışıldığında  yürümek daha kolay hale gelir.

Koltuk Değneği

Yaralanma veya cerrahi müdahale geçirildiğinde ayağınıza basmanız sakıncalı olabilir. Bu durumda koltuk değneği kullanmalısınız. Ayakta durduğunuzda, koltuk değneğinin üst ucu, koltuk altınızın 2-3 cm altında kalmalıdır. Değneklerin elle tutulan kısmı ise kalça hizasında olmalıdır. Elle tutulduğunda, dirsekler çok az bükük kalmalıdır. Değnekleri vücudunuzun iki yanında tutun ve ağırlığınızı ellerinize vermeye çalışın. Değnekleri koltuk altlarınıza dayamayın.

Yürüme: Hafifçe öne doğru eğilin ve değnekleri bir ayak boyu öne atın.Yaralı ayağınıza basacakmış gibi adım atmaya  başlayın ama ağırlığınızı ellerinize verin. Ağırlığınız bu şekilde ellerinizde iken,  gövdenizi  savurarak iki değneğin arasına getirin. Sağlam ayağınıza basmaya başlayınca, biraz önce anlatıldığı gibi ikinci adımı atın.

Oturma: Oturacağınız sandalyeye arkanızı dönün, Yaralı ayağınız öne uzatın ve her iki değneği bir elinize alın. Diğer elinizi sandalyeye dayayın ve yavaşça oturun. Ayağa kalkmak için kendinizi sandalyenin ucuna doğru kaydırın. İki değneği tek elinize alın ve sağlam ayağınıza ve değneklere dayanarak ayağa kalkın.Sağlam ayağınızın üzerinde iken değneğin birisini diğer elinize alın.

Merdiven Çıkma: Merdiven inip çıkabilmeniz için güçlü ve esnek olmalısınız. Yüzünüzü merdivene dönün. Bir elinizle tırabzanı tutarken diğer elinize iki değneği koltuk altınızda tutacak şekilde alın. Sağlam ayağınızı üst basamağa atarak kendinizi yukarı doğru itin. Aşağıya inerken, yaralı ayağı hafif önde tutarak, sağlam ayağınız ile bir basamak aşağı  hoplayın. Başlangıçta bir yardımcıya ihtiyacınız olabilir. Merdivenin tırabzanı yoksa, değnekleri koltuk altlarınızda tutun ve sağlam ayağınızla yukarı veya aşağı doğru hoplayın.

Baston

Ayak veya bacağınızla ilgili probleminiz çok ciddi değilse ve denge probleminiz yoksa, yürümeniz için baston yeterli olabilir. Eğer yaşlıysanız baston sizin daha rahat yürümenizi sağlayabilir. Ayakta durduğunuzda bastonun üst ucu avuç içinize ulaşacak yükseklikte olmalıdır. Bastonu tutarken dirsek çok az bükülebilir. Baston, sağlam bacağın olduğu tarafta tutulmalıdır.

Yürürken, baston ve problemli ayak aynı anda ileri atılmalı ve yere temas etmelidir. Yürümeye başlarken, baston, problemli ayağın biraz önünde yere basmalıdır. Ağırlık hem bastona, hem de problemli ayağa birden verilir. Merdiven çıkarken tırabzan bir elle tutulur ve sağlam ayak üst basamağa atılır ve vücut yukarı çekilir. İnerken ise, önce problemli ayak ve baston alt basamağa konur, daha sonra sağlam bacak aşağı basamağa getirilir.

Yürüteç

Total kalça veya diz protezi ameliyatı olduysanız veya denge ve yürüme ile ilgili başka bir önemli probleminiz varsa, yürütece ihtiyacınız olabilir. Yürütec dört adet dayanma noktasına sahip olduğu için, daha güvenlidir. Adım atarken vücut ağırlığınızın büyük bir kısmını yürütece aktarabilirsiniz. Ayakta durduğunuzda, yürütecin tutulacak kısımları el bileği hizasında olmalıdır. Yürüteç kullanırken aceleci olmayın. Gücünüz ve dayanıklılığınız artıkça bacaklarınıza daha çok yük verebilir hale gelirsiniz.

Yürümek için önce yürüteci bir adım önünüze koyun, ağırlığınızı ellerinize vererek, problemli ayağınızı kaldırın ve önce topuğunuzu, sonra tabanınızı yere değdirerek adımınızı tamamlayın. Dönerken küçük adımlar atın.  Yürüteç ile merdiven inip çıkmayın ve asansöre binmeyin.

Rahat yürümeniz için şunlar da tavsiye edilir:

Ayağınıza takılıp düşmenize sebep olacak, elektrik kordonu, bükülmüş halı, çeşitli döküntüler gibi şeyleri ortadan kaldırın.

Banyoda kaygan zemin oluşmamasına dikkat edin, tuvalete oturup kalkmada yardımcı olması için barlar kullanın.

Evinizi öyle düzenleyin ki, sık kullandığınız eşyalar elinizin altında olsun, diğerlerini ise yolunuzdan kaldırın.

Eşya taşımak için, sırt çantası, önlük ve askılı çanta kullanın.


 

KOMPARTMAN SENDROMU

Kas kitleleri içerisindeki basınç tehlikeli seviyelere çıkınca, sinir ve kas hücrelerinin beslenmesi bozulur ve şiddetli ağrılar ortaya çıkar; bu duruma "kompartman sendromu" denir. Kol, bacak, ayak ve ellerde,  kaslar, damarlar, sinirler etrafları fasia denilen membran ve kemik ile çevrili boşluklar içerisinde bulunur. Bu boşluklar kopartman olarak isimlendirilir.

Bu kompartmanlerın içindeki basınç arttığında genişleme kapasiteleri yoktur. Basınç çok artarsa, kompartman içindeki oluşumlar (damar, sinir, kas) kötü yönde etkilenir. Kompartman sendromu akut veya kronik olabilir. Akut sendrom tehlikelidir; sırasıyla felçlere, ekstremite kayıplarına ve ölüme neden olabilir. Kronik kompartman sendromu, acil bir tıbbi durum değildir. Özellikle sporcularda önemlidir.

Akut Kompartman Sendromu

Vücuttaki uzun kemiklerden birisinin kırılması akut kompartaman sendromunu tetikler. Sıkı bir alçı içerisinde kol veya bacak şişmeye devam ederse kompartman sendromu gelişebilir. Bu durumda alçı gevşetilmeli veya tamamen çıkarılmalıdır.

Akut kompartman sendromu yapan diğer sebeplar şunlardır.

* Bir kas kitlesine gelen ani, sert bir darbe; motorlu araç kazalarında ve spor yaralanmalarında olabilir.

* Ameliyat komplikasyonları.

* Ayağı ezen yaralanmalar.

* Anabolik steroidlerin kullanılması.

Aktivite düzeyinin birden yükseltilmesi; uzun mesafe koşucularında ve askerlerde olabilir.

Akut Kompartman sendromunun gelişmesi birkaç saat alır. Kasın şişmesi veya kanaması sonucu yükselen kompartman içi basınç, kılcal damarlara ve sinirlere baskı yapar; kasların ve sinirlerin dolaşımı, dolayısıyla beslenmesi bozulur. Dokulara yeterli oksijen ve besin maddeleri gelmeyince hücre ölümleri başlar. Bu süreç birkaç saat içinde oluşabilir. Kompartman içi basınç hemen düşürülmezse, sendrom, kalıcı sakatlıklarla ve hatta ölümle sonlanır.

Belirti Ve Bulgular

Kompartman sendromunun tipik belirtisi özellikle kas gerildiğinde artan ağrıdır.

* Ağrı yaralnmanın şiddeti ile kıyaslandığında, çok fazladır.

* Kaslarda yanma hissi vardır.

* Kaslar dolgun ve serttir.

* Duyu kaybı ve felç vardır ve bu durum oluşmuşsa, basınç düşürülse bile fonksiyonlar tam olarak geri dönmeyebilir.

Teşhis Ve Tedavi

Kompartman basıncını ölçmek mümkündür. Basınç yüksek çıkarsa ameliyat gerekir. Ameliyat ile kompartmanın duvarını oluşturan fasialar kesilir. Böylece kopartman içinde biriken sıvı dışarı sızar, basınç düşer. Cilt kesisi  basınç düştükten sonra kapatılır. Yaranın kapatılması için bazen cilt grefti gerekebilir.

Kronik Kompartman Sendromu

Kronik kompartman sendromu, egzersizle artan ve istirahat ile azalan ağrı ve şişlik ile karekterizedir.  Bacaklarda sık görülür. Egzersize son verilince, şikayetler azalır ama basınç biraz daha yüksek kalabilir.

Kronik Kompartman Sendromunda Teşhis Ve Tedavi

Kronik kompartman sendromu, bacaklarda, stres (yorgunluk) kırığı ve tendinit gibi, ağrı yapan diğer sebeplerden ayırt edilmelidir. Tam teşhis koymak için egzersizde önce, egzersizden bir dakika sonra ve beş dakika sonra kompartman içi basınç ölçülmelidir. Beş dakika sonra da kopartman içi basınç yüksek ise kronik kompartman sendromu vardır.

Konservatif tedavi yöntemleri genellikle yeterlidir:

* Aşırı egzersizlerden kaçınılır, egzersiz sonrası buz uygulanır.

* Bacak bandajlarla sarılmamalıdır, sıkı sargılar hadiseyi hızlandırır.

* Aspirin, brufen gibi inflamauar giderici ilaçlar alınmalıdır.

* Konservatif yöntemler ile sonuç alınamazsa ameliyat gerekir.


 

 

BİLGİSAYAR KULLANIMI

Düzenli bilgisayar kullanan bir kimse bir günde yaklaşık 50 000-200 000 defa klavyedeki tuşlara basar. Bu durumda, uygun olmayan bir postür ve zorlanmalar sonucu sinir, kas, tendon va eklem bağlarında hasarlar oluşur. Eğer bilgisayarı çok uzun süre kullanıyorsanız (bir günde birkaç saat) omuz, kol, el, boyun, sırt ve belde problemler oluşmaması için uygun bir çalışma ortamı sağlamalısınız. Aşırı kullanıma bağlı problemler zamanla kalıcı hale gelebilir.

 

Bilgisayar Kullanımına Bağlı Problemler

 

Bir problem oluşursa parmaklarda uyuşma, el bileğinde, belde ağrı ve gözlerde de kuruluk, yanmalar, geçici görme bozuklukları ve baş ağrısı şeklinde kendini belli eder. Aynı zamanda, genel vücut ağrıları, sırt ağrıları, kas, tendon ve diğer yumuşak dokularda rahatsızlık duyguları ortaya çıkabilir.

 

Tıpta bir ilke vardır: “Korumak, tedavi etmekten daha ucuz ve kolaydır”. Bilgisayara bağlı problemler oluşmasın diye şu önerilerde bulunabiliriz:

 

  • Bilgisayar masanızı uygun bir şekilde kurunuz ve yerleştiriniz.

  • Oturma şeklinizi klavyeyi ve diğer cihazları rahatça kullanacak şekilde ayarlayınız.

  • En önemlisi, sık sık dinlenme molaları veriniz.

 

Çalışma Masasının Düzenlenmesi

 

Çalışma masanız vücut büyüklüğünüze uygun olması verimliliğinizi artırır. Uzmanların çoğu ideal çalışma masasının, vücudunuzu zorlamayacak şekilde, doğal bir postür içerisinde çalışmanızı sağlayacak özellikte olmasını tavsiye eder. Masa iyi düzenlenmezse, vücut eğilmeye, bükülmeye maruz kalır. Böyle doğal olmayan pozisyonlar kas iskelet sisteminde problemler yaratır. Doğal bir çalışma ortamı sağlamak için, sandalye ve çalışma yüzeyinin yüksekliği, sandalyenin büyüklüğü ve sırt desteğinin olup olmadığı, monitör ve yazılı dökümanların yerleşimi önemlidir.

 

Sandalye

 

Sandalyenin vücutla uyumlu olması gerekir. Stabil, yüksekliği ve eğimleri ayarlanabilir olanlar seçilmelidir. Sırtın dayanacağı kısım gövdeyi iyi bir şekilde desteklemelidir. Oturunca uyluklar yere paralel, kalçalar ve dizler aynı hizada olmalıdır. Ayaklar rahat bir şekilde yere temas etmelidir. Sandalyenin ayrıca şu özelliklerinin olması istenir:

 

  • Önkollar, dirsekler belin her iki yanında olacak şekilde kol destekleri üzerine konulmalıdır.

  • Oturulacak yumuşak kısım kalça ve uyluklardan 5 cm daha geniş olmalıdır.

  • Oturulduğu zaman sandalyenin ön kısmı ile dizler arasında 2-3 parmak aralık kalmalıdır.

  • Sandalyenin oturduğu kaide en az 5 tekerlekli olmalıdır.

 

Çalışma Yüzeyleri

 

Sandalyeye oturulduğu zaman çalışma deski dirsekler hizasında olursa birçok insan rahat ettiğini söylemektedir. Deskin altında diz ve ayakların rahatça yerleşebileceği kadar bir boşluk olmalıdır. Klavyenin bulunduğu yüzey ise uyluk seviyesinin 4-5 cm üzerinde olmalıdır. Klavyenin vücudun tam karşısında olması rahat çalışma imkanı verir. Klavye ile ilgili şunlar söylenebilir.

 

  • Elin kan dolaşımının iyi olması için, dirsek gövdenin yanlarında olmalı ve çok bükük olmamalıdır.

  • Kollar yere dik pozisyonda olmalıdır.

  • El bileği bükük değil, düz durumda olmalıdır.

 

Fare el bileği ile değil kol hareketleri ile idare edilmelidir. Fare avuç içine uyacak şekilde ve el bileğini zorlamayacak yassılıkta olursa el bileği rahat eder.

 

Ekran ve Kaynak Dökümanlar

 

Ekran öyle yerleştirilmelidir ki, baş ve boyun mümkün olduğu kadar dik olsun; böylece göz rahatsızlıkları, boyun ağrıları ve omuzdaki yorgunluklar önlenmiş olur. Monitörün vücudun tam karşısında olması tavsiye edilir. Ekranın pozisyonu:

 

  • Yaklaşık bir kol mesafesi (50-60 cm) uzaklıkta olmalıdır.

  • Ekranın üst noktasının göz ile aynı yükseklikte olması rahatlık sağlar.

 

Dökümanların, klavye ve monitör arasında veya monitörün hemen yanında olması boynun sık sık döndürülmesini önler.

 

Bunlara ek olarak şunlar söylenebilir:

 

  • Çalışma masası, pencere gibi göz alacak şeylerden uzak yerleştirilmelidir.

  • Masa, çalışırken size sıklıkla gereken eşyalara yakın olmalıdır.

  • Hem çalışıp hem telefon ile konuşabilmeniz için bir kulaklık setine ihtiyacınız olabilir.

 

Postür, Klavye ve Alet Kullanımı

 

Çalışma düzeninizi iyi kurduysanız, bilgisayarın karşısında doğal ve rahat bir şekilde oturursanız kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının oluşmasını önlersiniz:

 

  • Omurgalar: Kulaklar omuzların tam üstünde, omuzlar kalçalarla aynı çizgide olmalıdır.

  • Omuzlar: Kollar gövdeye yakın ve gevşek bir şekilde tutulmalıdır.

  • El bileği: Eller, bilek aşağı veya yukarı doğru bükülmeden düz tutulmalıdır.

 

Klavye ve diğer aletler:

 

  • Yazı yazarken ve fareyi kullanırken parmaklarınızı gevşek bırakın.

  • Tuşlara sert bir şekilde vurmayın, yumuşak bir şekilde dokunun.

  • Fareyi avucunuzun içine kibarca alın.

  • Klavyeyi ve mausu kullanırken elinizde kalem ve bunun gibi eşyalar olmamalıdır.

  • Dirseklerinizi sert cisimler üzerine dayamayınız.

  • Gözünüzü arada bir uzak eşyalara bakarak dinlendiriniz.

 

Dinlenme Molaları

 

Vücudumuz, doğru bir pozisyonda da olsa, uzun süre oturmaya uygun değildir. Uzun süre bilgisayar kullanmak rahatsızlık yaratır, onun için arada dinlenmek zaman kaybı sayılmaz. Kendinizi yorgun hissederseniz ayağa kalkın, germe egzersizleri yapın ve tekrar oturun. Çalışma temponuza ve çalışma şartlarınıza göre dinlenme molaları verin.

 

Germe Egzersizleri

 

Basit germeler eklemleri ve kasları rahatlatır eller, kollar daha hareketli hale gelir. Bazı germe egzersizleri:

 

  • Genel: ayağa kalkın, kollarınızı başınızın üzerinde gergin duruma getirin.

  • Boyun: Boynunuzu bir bu yana bir öbür yana eğiniz ve rahatlamaya çalışınız.

  • Omuzlar: Omuzlarınızı kulaklarınıza değecek şekilde yukarı kaldırıp indiriniz.

  • El bileği: Kollarınızı yere paralel olacak şekilde öne doğru uzatınız. Bir eliniz ile diğer elinizi tutun ve bilekten beraberce öne arkaya hareket ettiriniz.

 

SİGARA VE KAS İSKELET SİSTEMİ

Sigara içmek önlenebilir ölüm nedenleri arasında birinci sırayı işgal etmeye devam etmektedir. Her sene yüz binlerce insan tütün ile ilgili hastalıklar sebebiyle ölmektedir. Sigara içenlerin içmeyenlere göre 7-10 yıl daha az yaşadıkları bilinen bir gerçektir. Sigara kalp, akciğer hastalıklarına ve bazı kanserlere yol açar. Ayrıca kas iskelet sisteminizi de kötü şekilde etkiler. Tütünün kemik ve eklemlere neler yaptığı aşağıda özetlenmiştir:

 

  • Tütün osteoporoz gelişme riskini artırır

 

Sigara içmenin kemik dansitesi üzerine zararlı etkisi vardır. Sigara kemiklere giden kan akımını azaltır, nikotin kemik yapıcı hücrelerin faaliyetini yavaşlatır ve kalsiyumun emilimini azaltır. Kemiklerde daha az mineral olması onun dayanıklılığını etkiler ve kemikler kolay kırılır hale gelir. Sigara içenlerde kalça kırığı olma ihtimali içmeyenlere göre % 41 daha fazladır.

 

  • Tütün egzersizlerle ilgili yaralanma riskini artırır

 

Omuz ekleminde tendon yırtılması sigara içenlerde içmeyenlere göre iki misli daha fazladır. Ayrıca bursit, tendinit gibi aşırı yüklenmeye bağlı problemler 1.5 misli daha sık oluşur. Kas tendon yaralanmaları ve kırıklar da tütün kullananlarda daha çok olmaktadır.

 

  • Tütün kırık ve yumuşak doku iyileşmesini de kötü yönde etkiler

 

Nikotinin kemik yapıcı hücrelerin faaliyetlerini yavaşlatıcı etkisinden dolayı sigara içenlerin kırıkları içmeyenlere göre daha uzun sürede iyileşmektedir. Ameliyattan sonra sigara içenlerde doku iyileşmesi ile ilgili problemler daha çok olmaktadır.

 

  • Sigara sporcu performansını da kötü yönde etkiler

 

Sigara içenlerde, tütün akciğer fonksiyonlarını bozduğu için, vücut ve dolayısıyla kaslar daha az oksijen alırlar. Böyle sporcular daha çabuk nefes nefese kalır, daha çabuk yorulur.

 

  • Tütün, bel ağrısı ve romatoid artirit ile birlikte olabilir

 

Vücuttaki bütün dokular sigara içiminden etkilenir; bu etkilerden bazısı geri dönmez. Bazı kötü etkileri ise, sigara bırakılınca ortadan kalkabilir. Sigara bırakılınca vücut eski normal fonksiyonlarına kavuşabilir. Unutmayın, zararın neresinden dönülse kardır.

 

 

 

 

 

• ÇOCUKLARDA ORTOPEDİK SORUNLAR

ÇARPIK AYAK (Clubfoot)

Ayaklardaki bu şe

​kil bozukluğunu çocuk doğar doğmaz fark etmek mümkündür. Parmaklar ve topuk içe doğru dönük durur ve elle düzeltmek istense bile düzelmez. İlk bakışta ayağın üst kısmı alta gelmiş gibi görünür. Ayaktaki bu şekil bozukluğunun yanında bacaklar da normale göre daha ince ve kısadır. Çarpık ayak ağrısızdır ve tedavi ile düzelir. Yaklaşık yeni doğan 1.000 bebekten birinde bu ayak deformitesi vardır. Bu çocukların 1/3 ünde deformite çift taraflıdır. Çarpık ayaklı çocukların 2/3 ü erkektir. Çok daha basit şekil bozuklukları çarpık ayak sanılabilir; tanı koyarken dikkatli olmak gerekir.

 

 

Şekil 2. Sağ ayakta çarpıklık var.

 

Germe Ve Alçılama İle Tedavi

 

Tedaviye hemen başlamak gerekir. Tedaviden amaç, çarpılmış ayağı veya ayakları, çocuk yürümeye başlamadan ağrısız, fonksiyonel ve düzgün bir ayak haline getirmektir. Doktor, tedaviye, çocuğun ayağını düzeltmeye yönelik germeler yaparak başlar. Ayağı yavaş yavaş düzeltmek için haftalık alçı yapar. Bu seri alçılama tekniği ile ayak normal hale getirilmeye çalışılır. Alçılara genellikle 6-12 hafta devam edilir. Alçı yapıldıktan sonra ayak parmaklarına dikkat etmek gerekir; renginde ve ısısında bir değişiklik olunca doktor haberdar edilmelidir.

 

Ayak düzeltildikten sonra tekrar eski halini almaması için özel ayakkabı giydirilir veya cihaz takılır. İlk iki sene kaslar ayağı eski deforme şekline çekebilir; hatta bu süre 7 yaşına kadar da uzuyabilir. Çocuk, bu süre sonuna kadar doktor takibi altında olmalıdır.

Cerrahi Tedavi

 

 

Germeler ve alçı tedavisi ayağı düzeltmezse cerrahi tedavi gerekli olur. Bu ameliyat ile bağlara, tendonlara ve eklemlere müdahale edilir. Bu ameliyat genellikle çocuk 6-12 aylık iken yapılır. Aynı anda ayağın bütün deformiteleri düzeltilir. Buna rağmen, bazen çocuk büyümesini tamamladıktan sonra bir ameliyat daha gerekebilir. Ameliyattan sonra ayak alçıya alınır ve düzgün durumda tutulur. Ayak ameliyat ile düzeltildikten sonra da deformite kasların çekmesi ile tekrarlayabilir. Bunu için ayak özel ayakkabılar giydirilerek korunur. En az bir yıl bu ayakkabıya devam edilir.

 

Tedavi edilmezse ayaktaki şekil bozukluğu artar ve çocuk sakat kalır. Tedavi başarılı olursa çocuk normal veya normale çok yakın ayaklar sahip olur. Büyüyünce herkesin giydiği ayakkabıları giyer, koşar, oyna. Buna rağmen ayak küçük, bacak ise ince kalabilir.

 

DOĞUŞTAN EĞRİ BOYUN (TORTİKOLLİS)

Bebek doğduğunda boynu bir yana doğru eğik duruyorsa bu duruma doğuştan eğri boyun (tortikollis) denir. Tortikollis varsa, boyun eğilmiş ve baş da bir yana doğru dönmüştür. Çocuğun kulağı köprücük kemiğine doğru yaklaşmıştır; yüz ise karşı tarafa bakar. Bu durumun sebebi o bölgedeki kasın gergin olmasıdır.

 

Nasıl Gelişir

 

İlk çocukta sık görülen bu durumun gerçek sebebini hiç kimse tam olarak bilmemektedir. Birinci teoriye göre, doğum esnasında boynun gerilir ve kas yırtılır. Kas içerisine kanama olur ve yırtık uzama özelliği olmayan bir doku ile iyileşir. Kasın boyu kısalır ve boynun eğilmesine ve başın dönmesine sebep olur. Bir diğer teoriye göre hadise bebek henüz ana rahminde iken gelişir.

Doğumdan sonraki ilk ay içerisinde, boynun yan kısmındaki kasın içerisinde ele sert bir şişlik gelir; daha sonra giderek küçülür ve kaybolur. Doğuştan tortikollisli doğan her beş çocukta birinde kalça çıkığı da olur. Kalıcı deformiteden kaçınmak için erken teşhis ve tedavi gerekir.

 

Belirti Ve Bulgular

 

  • Baş bir yana doğru eğilir ve çene karşı omuza doğru döner. Genellikle baş sağa doğru eğilir, çene ise sola döner. Bu durumda sağ taraftaki kas tutulmuş demektir.

  • Kas içerisindeki sert kitle vardır, giderek küçülür ve kaybolur.

  • Boyun hareketleri kısıtlanmıştır.

  • Yüzün bir tarafı düzleşmiş, diğer tarafı da uzamış gibidir.

 

Doğuştan boyun eğriliğinde ağrı olmaz. Tedavisi, başlangıçta egzersiz ve germelerden ibarettir.

 

Şekil 3. Tortikollisli bir çocuğun görünümü.

 

 

Teşhis Ve Tedavi

 

Bebek başını sürekli bir tarafa doğru eğik tutuyorsa bir doktora baş vurunuz. Doğuştan tortikollis dışında da bu eğikliği yapan sebepler olabilir; doktor diğer muhtemel nedenleri elimine eder. Doktor bebeğin kalçasını da muayene eder; çıkık olup olmadığını araştırır. Kalçanın filmini çektirebilir veya ultrason yaptırabilir.

Başlangıç tedavisi günde birkaç kez yapılacak egzersizlerdir. Doktor bir fizyoterapiste gönderebilir ama çoğu zaman bu egzersizleri anne, baba yapar. Baş ters tarafa döndürülür ve boyun da karşı yana doğru eğilir. Bu şekilde kasın boyunun uzatılmasına çalışılır.

 

Çocuk yatarken başını istenilen tarafa döndürmesi için oyuncaklar veya ilgi çekecek eşyalar bir yana konur. Genellikle bir yıl içerisinde bu durum düzelir. Düzelmezse doktor ameliyat önerebilir. Ameliyat ile gergin olan kasa müdahale edilir.

 

GELİŞİMSEL KALÇA ÇIKIĞI

Gelişimsel kalça çıkığında kalça ekleminin gelişmesi anormaldir; uyluk kemiğinin başı (femur başı) yuvasının içinde stabil olarak kalamaz. Ayrıca eklem bağları da gevşek veya gergindir. Femur başının yuvadan çıkmaya olan eğilimi bebekten bebeğe değişebilir. Çocuk büyüğünce kalça eklemi tam olarak çıkar. Yuva sığ, baş küçük kalır. Çocuk geç yürür. Yürürken çıkık olan tarafa doğru gövdesini eğer ve bu şekilde adım atar. İki taraflı çıkık varsa, yürürken ördek gibi iki tarafa doğru sallanır. Tedavi edilmezse, eklemde kireçlenme gelişir ve kalça ağrılı hale gelir. Çıkık olan tarafta kısalık olur.

 

Gelişimsel kalça çıkığının ailevi eğilimi vardır. Genellikle sol kalça tutulur. Şu durumlarda daha sık görülür. Bu bebeklerde ultrason incelemesi yapmak gerekir.

 

  • Kızlarda

  • Annenin ilk çocuğunda

  • Vücudunun başka bölgelerinde doğuştan deformite olanlar (çarpık ayak, tortikollis, v.b.)

  • Makat pozisyonu ile doğan bebeklerde.

 

Gelişimsel kalça çıkığında erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Bebek doğunca kalçaları muhakkak muayene edilmelidir. Şüpheli durumlarda ve risk altındaki bebeklerde ultrason tetkiki gerekir. Çocuk yürümeye başladıktan sonra teşhis edilirse tedavi zor ve daha karışıktır. Sağlıklı bir bir kalça elde etmek zor olabilir.

 

Belirti Ve Bulgular

 

Gelişimsel kalça çıkığı bazen hiç belirti vermeyebilir ama aşağıdaki durumların varlığında bir doktora baş vurmak gerekir:

 

  • Bacaklar arasında uzunluk farkı

  • Cilt pililerinde asimetri

  • Kalça hareketlerinde kısıtlılık

 

Çocuk topallayarak, parmak uçlarında veya ördekvari yürüyorsa gelişimsel kalça çıkığından şüphelenmek gerekir. Doktor çocuğu muayene eder, kalça hareketlerine bakar. Durumdan emin olmak için röntgen çektirir.

 

 

Şekil 4. Femur başı yuvanın dışında görünüyor.

 

 

Tedavi

 

Tedavi çocuğun yaşına göre değişir.

 

Yenidoğan: Doğumu takiben hemen teşhis edilmişse, Pavlik ismi verilen ve kalçayı yerinde ve istenilen pozosyonda tutan atkılar ile tedavi edilir. Bu atkı ile kalça 1-2 ay istenilen pozisyonda tutulur; bu süre içerisinde eklem bağları sıkılaşır, yuva gelişir ve kalça çıkmaz hale gelir.

 

1-6Aylık: Yukarda anlatılan Pavlik atkısı bu aylarda da faydalıdır. Eğer bu yöntem ile başarı sağlanamzsa, anestezi altında kalça yerine konur ve çocuk alçıya alınır. Alçı süresi3-4 ay sürebilir.

6-18 Aylık: Anestezi altında kalça yerine konulur ve alçı yapılır. Kapalı olarak yerine konulamazsa ameliyat yapılır, kalça eklemi açılır ve bu şeklide redüksiyon sağlanır. Her iki yöntemde de alçı şarttır. Alçı süresi ortalama 4 ay kadardır.

 

18 aylıktan büyük çocuklar: Deformite daha ciddi hale gelmiştir. Daha büyük bir ameliyat gerekebilir. Bu ameliyat ile sığ olan yuvaya derinlik verilmeye çalışılır. Büyük çocuklarda femura da müdahale edilir. Ameliyattan sonra alçı yapılır; alçı süresi 6-8 haftadır.

 

Gelişmsel kalça çıkıklı çocuklar, tedavi edilseler bile, büyümelerini tamamlayıncaya kadar doktor takibinde olmaları gerekir. Unutulmamalıdır ki, bu deformite ne kadar erken tedavi edilirse o kadar iyi sonuç alınır. Erken ve iyi bir tedavi ile tamamen normal kalça elde etmek mümkündür.

 

 

ÇOCUKLARDA ESNEK DÜZ TABANLIK

Çocuklar doğduklarında ayaklarında esnek düz tabanlık vardır. Çocuk ayağa kalkıp yere bastığında ayağın arkı kaybolur. Çocuğun anne, baba ve diğer yakınları çocukta kalıcı bir sakatlık mı var diye endişelenirler. Bir çok çocuk bu şekilde, herhangi bir problem olmadan büyümeye devam eder. Esnek düz tabanlık için şunlar söylenebilir:

 

  • Ağrısızdır

  • Yürümeyi ve spor yapmayı etkilemez

  • Herhengi bir tedavi, ameliyat gerektirmeden kendiliğinden düzelir

 

Esnek düz tabanlıkta, kas fonksiyonları ve eklem hareketleri normaldir; dolayısıyla ayaklar da normal kabul edilir. Topuk ve parmaklar arasındaki ayağın arkının düzleşmesini kemiklerin şekilleri ve sağlam bağlar engeller. Çocuk büyüdükçe ve ayakları üzerinde yürüdükçe yumuşak dokular gerginleşir ve sertleşir; ayağın arkı ortaya çıkar. Genellikle 5 yaşından sonra ayak normal şeklini alır. Çocuk ergenlik çağına gelmiş ve ayağında düz tabanlık hala varsa ağrı nedeni olabilir. Ağrılı durumlarda doktor muayenesi gerekir.

 

Doktor Muayenesi

 

Doktor çocuğunuzu muayene eder ve tedavi gerektiren ve düz tabanlığa yol açan diğer deformitelerin varlığını araştırır. Düz tabanlığın esnek veya sert olup olmadığına karar verir. Doktora giderken çocuğun düzenli olarak giydiği ayakkabıları da götürün. Doktor bu ayakkabıların neresinin aşındığına bakarak da çocuğun ayakları ile ilgili fikir edinir. Aile içerisinde başka düz tabanlı kimse varsa veya kas ve sinir hastalığı geçirmiş kimse varsa doktora söyleyiniz. Doktor çocuğunuzu oturtur, kaldırır, yürütür, topukları ve parmak uçları üzerinde yürütür. Aşil tendonunun gergin olup olmadığını kontrol eder.

 

Şekil 5. Esnek düz tabanın görünümü.

 

Tedavi

 

Çocuk yürüdüğü zaman ayaklarında bacaklarında ağrıdan şikayet ediyorsa, doktorunuz aşil tendonunu gerici egzersizler gösterir. Ayaklar için tabanlık verebilir. Eğer aşil tendonu çok gergin ise alçı ile uzatma yapabilir. Ergenlik döneminde ağrılı düz tabanlık varsa ameliyat gerekebilir. Nadiren bazı esnek düz tabanlar çocuk büyüdükçe sertleşir ve ek tıbbi müdahale gerektirebilir.

 

 

İÇE DÖNÜK BASMA

İçe basma, yürürken veya koşarken, ayak uçlarının karşıya doğru bakacağına içe doğru dönük durmasına denir. Çocuğunuz içe dönük basarak yürüyorsa çok büyük ihtimalle büyüdükçe normale dönecektir. Özel bir ayakkabı, egzersiz veya herhangi bir tedavi gerektirmez.

 

Çocuğun anne, baba ve diğer yakınları içe basma nedeniyle endişe edebilirler. Bu durumun yetişkin hayatta da devam edeceğine inanırlar. Onlar 8 yaşına kadar içe basmanın kendiliğinden normale döneceği, alçı, cihazlama, ameliyat gibi herhangi bir tedavi gerektirmediği anlatılmalıdır. Bu çocuklar da diğer çocuklar gibi normal ayakkabılar giyebilirler. Hatta, yaralanma riski olmadığı durumlarda, yalın ayak bile gezebilirler.

 

İçe barsak yürüyen çocuklar ayağı takılıp tökezleyebilir. Ayrıca, şu durumlarında bilinmesi gerekir:

 

  • İçe basma çocuğunuza genellikle ağrı vermez

  • İçe basma çocuğunuzun yürümeyi öğrenmesini etkilemez

  • İçe basma yetişkin hayatta osteoaririte (kireçlenme) sebep olmaz

 

İçe Basma Sebepleri

 

Tibia (kaval) kemiğinden dönme: Bacak kemiğinin içe dönük olmasına bağlı olarak ayak da içe dönük durur. Bu durum, 4 yaşına kadar, tedavi gerekmeden kendiliğinden düzelir. Ateller, alçılar, özel ayakkabılar etkisizdir. Çocuk 8-10 yaşına geldiğinde deformite sebat ediyorsa ve yürümede problemler yaratıyorsa ameliyat gerekebilir.

 

Femur (uyluk) kemiğinden dönme: Dönüklük femur kemiğine bağlıdır. Genellikle, 5-6 yaşında daha belirgin hale gelir. Femurun dönüklüğünün sebebi bilinmez. Çocuk büyüdükçe bu durum da kendiliğinden düzelir. Özel ayakkabıların, egzersizlerin ve cihazların etkisi yoktur. Çocuk 9 yaşından büyükse ve ayak takılmaları, tökezlemeler fazla ise ameliyat gerekebilir.

 

Dizden çarpık bacak: Bacaklar dizden itibaren içe bükük veya yanlara doğru açık durumdadır. Bu tip deformitelerin çoğu küçük çocuklar için normal kabul edilir. Özel ayakkabıların, tabanlıkların bu duruma faydası yoktur. Çocuk büyüdükçe genellikle düzelme kendiliğinden olur.

 

Tarak kemiklerinden içe dönüklük: Ayağın uç kısmı içe doğru dönüktür. Çok şiddetli durumlar çarpık ayak (Clubfoot) ile karışır. Çoğu zaman kendiliğinden düzelir. Tedavi gerekirse alçı düzeltmeleri yapılır ve özel ayakkabılar giydirilir.

 

 

PERTHES HASTALIĞI

Çocuğunuz ufak tefek ağrılardan sık sık şikayet edebilir. Bunların çoğu birkaç gün içinde kendiliğinden geçer. Ama kalçasında veya dizinde sürekli ağrı ve topallama olursa dikkatli olmak gerekir. Bu ağrılar, büyüme ağrıları veya basit bir düşme sonucu oluşmuş incinmelere bağlı ağrı olmayabilir. Kalçasında erken tedavi gerektiren bir hastalığı olabilir. Çocukluk çağında kalçayı sıklıkla tutan ve femur başının (uyluk kemiğinin ucu) kan dolaşımının bozulması ile ortaya çıkan Perthes hastalığı söz konusu olabilir. Femur başının dolaşımı bozulursa, baş ölür, yuvarlaklığını kaybeder ve yassılır ve ileriki yıllarda artirit gelişmesine neden olur.

 

Perthes hastalığının sebebi bilinmez. Doktorlar bunun büyüme hormonu ile ilgili olduğuna inanır. Büyüme çağındaki çocuklarda görülür. Erkek çocuklarda görülme ihtimali kızlara göre 4 misli fazladır. Hastalık sıklıkla 4-8 yaşlarındaki çocukların kalçalarını tutar. Çoğu zaman, hastalık tek bir kalçada olur. Ne kadar erken tedavi edilirse o kadar iyi sonuç alınır.

 

Perthes hastalıklı çocuklar diz ve uyluk ağrısından şikayet eder. Kalça hareketlerinde kısıtlanma olur. Aktivite ile artan topallama vardır. Günün geç vakitlerinde çocuğın şikayetleri artar.

 

Hastalık başladığında çocuğun yaşı küçükse sonuç daha iyi olur. Sekiz yaşından sonra ortaya çıkmış Perthes hastalığını tedavisi iyi sonuç vermeyebilir; kalça eklemindeki bozukluk kalıcı olabilir. Femur başı ölse bile büyüyüp gelişmeye devam eder. Hastalıklı dönemde yuva içerisinde taşmadan kalırsa şekli bozulmaz ve normal küre biçimini korur. İyileşme aylarca sürebilir. Bu süre içerisinde kemiğin başının yuva içerisinde kalmasını doktorunuz sağlar. Çocuğa yürüme cihazı verebilir, veya ameliyat önerebilir. Ameliyattan amaç, başın yuva (asetebulum) tarafından tam olarak kaplanmasını sağlamaktır. Bu hastalık sonucu kalça ekleminin mekaniği bozulursa yetişkin hayatta artirit gelişebilir.

 

OSGOOD-SCHLATTER HASTALIĞI

Çocuğunuzun dizinin ön tarafının hemen alt kısmında ağrı, şişlik ve hassasiyet varsa sebebi Osgood-Schlatter hastalığı olabilir. Ağrı aktivite ile artar, istirahat ile azalır. Sık görülen ve geçici bir durumdur. Aslında gerçek bir hastalık sayılmaz; aşırı yüklenmeye ve kullanmaya bağlıdır.

 

Hızlı büyüme devresindeki genç (9-14) yaş sporcularda sık görülür. Özellikle, çok aktif çocuklarda daha sıktır. Erkek çocuklarda görülme ihtimali kızlara göre daha fazladır. Genellikle tek bir dizi tutar. Dizin hemen altıda ve önde buluna çıkıntı hassastır ve şiştir. Bu çıkıntıya basıldığında çocuğun ağrısı artar. Hoplama, zıplama, bisiklete binme, koşma, ağırlık kaldırma ve merdiven çıkma şikayetleri artırır.

 

Ağrının sebebi, bu çıkıntıya yapışan tendonun adalenin kasılması ile kemikten ayrılmaya zorlanmasıdır. Art arda gelen yüklenmeler tendonda inflamasyon yaratır. İnflamasyona bazen mikroskopik yırtıklar da iştirak edebilir.

 

Tedavi

 

Ağrıyı ihmal etmemek lazımdır. Ağrıya aldırmadan aktiviteler devam edilirse durum daha da kötüleşebilir. Ağrılar artabilir ve hayatın ileriki yıllarında da bazı sorunlar yaratabilir. Tedavi edilmez ve aktiviteler sürdürülürse hastalık da 6-18 ay kadar devam edebilir. Sporu tümden bırakmak şart değildir ama aktivitelerin azaltılması şarttır. Yarışmalara katılan bir sporcunun ise, spora 2-3 ay ara vermesi faydalı olur. Daha sonra, uygun idmanlarla eski performansa 6-8 ayda erişilir.

 

İyileşirken ibuprofen gibi inflamatuar giderici (antiinflamatuar) ve ağrı kesici ilaçlar verilir. Ağrılı bölgeye buz uygulamak da faydalıdır. Bazı özel dizlikler de kullanılır. Ağrı tam olarak ortadan kalkınca, yavaş yavaş eski aktivitelere geri dönülür. Bu dönemde özellikle, uyluk ön kısmındaki kuadriseps kasını gerici egzersizlerin yapılması gerekir.

 

 

ERGENLİK ÇAĞINDA DİZ ÖNÜ AĞRISI

Aktif olarak spor yapan ergenlik çağındaki gençlerde dizin ön kısmında ağrılar başlarsa, spor programını değiştirmek mecburiyetinde kalabilirler. Dizin ön kısmındaki sürekli ağrılar aktif gençlerde, özellikle de kızlarda sık görülür. Tedavisi genellikle ameliyatsız yapılır.

 

Belirtiler

 

Ağrılar yavaş yavaş başlar ve artar. Uzun süre bir yerde oturduktan sonra ayağa kalkarken veya merdiven çıkarken bir tıklama veya sürtünme sesi gelebilir. Ağrı özellikle, atlama, zıplama, çömelip kalkma ve koşma gibi aktivitelerden sonra ve geceleri artar. Diz şişebilir ve hassasiyet kazanır. Tedavi edilmezse uyluğun ön kısmındaki kuadriseps kasının kuvveti azalır, tendonlarda zorlanmalar olur. Diz aniden bükülebilir ve boşalma hissi olur.

 

Sebepler

 

Dizin ön kısmında bulunan küçük kemik (patella), diz bükülüp açıldıkça femurun ön yüzünde buluna bir oluk içerisinde hareket eder. Bazı durumlarda patella gördüğü baskılar sonucu oluktan dışarı çıkmaya zorlanır ve buda anormal sürtünmelere ve ağrılara yola açar. Bu duruma değişik faktörler yol açar:

 

  • Dizi destekleyen uyluk kaslarının çok sıkı ve sert olması

  • Diz ve kalçadaki anatomik değişiklikler

  • Uygun olmayan spor tekniklerinin ve malzemelerinin kullanılması

  • Sportif aktivitelerinin aşırı şekilde yapılması

 

Tek bir darbe sonucu da diz önünde ağrı başlayabilir.

 

Teşhis

 

Bu tip ağrıları olan gençlerin doktora müracaat etmesi gerekir. Doktor ağrının ne zaman başladığını, hangi durumlarda artığını, hangi durumlarda azaldığını sorar. Yapılan spor ile ilgili bilgiler alır. Ağrının özellikleri ile ilgili yeterli bilgi edinilince sıra dizin muayenesine gelir. Bu muayene sırasında doktor hastasından yürümesini, çömelip kalkmasını, hoplamasını isteyebilir. Ağrının sebebini anlamak için şu durumlara dikkat edilir:

 

  • Bacak, uyluk diz kapağı ve kuadriseps kası arasındaki uyum

  • Dizin stabilitesi, kalça ve diz ekleminin hareketlerinin derecesi

  • Diz kapağının altında hassasiyet olup olmadığı

  • Diz kapağına yapışan kasların gerginliği

  • Uyluğun ön ve arkasındaki kasların kuvveti, tonusu, büyüklüğü

  • Aşil tendonun gerginliği, ayakta düz tabanlık

 

Her iki dizin film çekilir.

 

Tedavi

 

Buz, istirahat ve rehabilitasyon öncelikle uygulanan tedavi yöntemleridir.

 

Buz: Ağrıyan dize günde birkaç defa havluya sarılmış vaziyette buz uygulanır.

 

İstirahat: Dokular iyileşinceye kadar, dizde ağrı yapan aktivitelere ara verilir. Egzersiz programını değiştirmek gerekebilir. Şişmanlık varsa, dize binen yükü azaltmak için kilo verilmelidir. Ayrıca patella stabilize edici dizlik de faydalı olur. İnflamatuar giderici ilaçlar kullanılır.

 

Rehabilitasyon: Ağrı ve şişlik giderildikten sonra dizin tekrar eski gücünü, dayanıklılığını, hızını ve hareketliliğini kazanması için bir rehabilitasyon programı gerekir. Uygun egzersizlerle kasların gücü artırılır ve germe egzersizleri ile esnekliği sağlanır. Spora yavaş yavaş dönülür.

 

Koruma

 

Ağrının tekrar başlamaması için bazı önlemler almak gerekir. Şunlar önerilir:

 

  • Yapılan spora uygun ayakkabı giyilmelidir.

  • Spora başlamadan önce germe egzersizlerini de kapsayacak şekilde ısınma hareketleri yapılmalıdır.

  • Dizde ağrı yapabilecek hareketlerden kaçınılmalıdır.

  • Spor süresine ve yoğunluğuna dikkat edilmelidir.

 

FEMUR BAŞI KAYMASI

Ergenlik çağındaki çocuklarda en sık görülen kalça rahatsızlığıdır. Çocuğun şikayetleri ya aniden ortaya çıkar ya da yavaş yavaş belirir. İlk ağrı uyluk ve dizde hissedilir. Tedaviye ne kadar erken başlanılırsa sonuç da o kadar iyi olur.

Şekil 6. Sol femur başındaki kayma ok işareti ile gösteriliyor.

 

 

Femur kemiğinin uzunluğuna büyümesini sağlayan kıkırdak plak baş ile boyun arasındadır. Büyümekte olan çocuklarda, bu kıkırdaktan itibaren, baş yerinden oynar. Böylece kalça ekleminde deformite oluşur. Şu durumlar görülür:

 

  • Çocuk kalçasını içe doğru döndüremez

  • Çocuğun ayağı dışa doğru dönük durur

  • Çocuğun bacağı kısalır

  • Bu bacak üzerinde ayakta durunca çok ağrısı olur.

 

Bu durum,10-18 yaşları arasındaki, özellikle şişman veya atletik çocuklarda daha sık görülür. Femur başı epifiz kayması olan çocukların 1/3 ünden fazlasında hadise çift taraflıdır. Tedaviye erken başlamak gerekir. Erken ve iyi tedavi edilmezse deformite giderek artar ve kalçada artirit gelişir.

 

Ameliyat ile femur başı çivilerle tutturulur ve daha fazla kayması önlenir. Çiviler başın kemiğe tutunmasını sağlar. Bazen doktor diğer başı da korumak amacı ile erkenden çivi ile tespit edebilir. Artirit gelişmişse tedavi daha da zordur. Farklı ameliyatlar da gerekebilir.

 

 

 

• KIRIKLAR

GENEL OLARAK KIRIKLAR

Vücudumuzda çok sayıda kemik vardır. Bu kemiklerin anatomik bütünlüğü çeşitli nedenlere bozulabilir; bu duruma kırık diyoruz. Anatomik bütünlük bozulunca, kemik birkaç parçaya ayrılır. Bu parçalar bazen birbirinden uzaklaşır, bazen de birbirlerinden ayrılmaz (çatlak) .

 

Kemiklerin nasıl kırıldığını anlamak için, onların yapısını ve kırık oluş mekanizmalarını bilmek gerekir. Kemikler vücudumuzun iskeletini oluşturur. Yumuşak dokuları korur ve destekler. Onlar sayesinde hareketli bir hayatımız olur. Kemikler canlı dokulardır, çocuklukta hızla büyürler. Kırıldıklarında da kendi kendilerini onarabilirler. Kemiklerin ortası daha yumuşaktır, buraya ilik denir. Kemik iliğinde, vücudumuz için çok önemli olan, kırmızı ve beyaz kan hücreleri yapılır. Kemik aynı zamanda, kalsiyum ve fosfor minerallerinin deposu gibidir. Bu mineraller kemiğe sertlik ve dayanıklılık kazandırır.

 

Kırık Oluşumu

 

Kemik, aslında oldukça serttir. Buna rağmen dıştan bir kuvvet etki ettiğinde hafifçe eğilir ve daha sonra eski şeklini alır. Mesela, elleri üstüne düşen bir kimsenin kol kemikleri, yere çarpmanın etkisi ile eğilir ve sonra düzelir. Bu çarpma şiddetli olursa, kemik o kadar eğilir ki bütünlüğü bozulur ve eski halini alamaz. Tıpkı plastik bir cetvelin kırıldığı gibi kırılmış olur.

 

Kırıklar, başlıca üç şekilde meydana gelir:

 

  • Travma sonucu: Mesela, yüksekten düşme, trafik kazası, spor yaralanması gibi…

  • Osteoporoz kırık oluşumunu kolaylaştırır. Porotik kemikler travmaya karşı dirençlerini yitirmiştir; kolaylıkla kırılırlar.

  • Ardı ardına gelen yüklenmeler kemikte yorgunluk yapar ve sonuçta kırık oluşabilir. Bu tip kırklara stres veya yorgunluk kırığı denir. Uzun mesafe yürüyenlerde ve koşanlarda görülür.

 

Kırık Tipleri

 

Kırıkların şiddeti, onu meydana getiren kuvvet ile orantılıdır. Basit bir düşme sonucu, şiddetli olmayan bir kuvvet kırık oluşturmuşsa, genellikle kırık parçaları birbirinden ayrılmazlar, çatlak şeklinde görülürler. Kuvvet büyük ise, kemik çok parçalı hale gelir. Eğer ciltte de yara oluşmuşsa, buna açık kırık denir.

 

Bazı kırıklar şu şekilde sınıflandırılır:

 

  • Kırık çizgisine gore: Kırık çizgisi kemiğin uzun eksenine dik ise transvers, eğik ise oblik kırık denir.

  • Yaş ağaç kırığı: Kemiğin bir tarafı kırılır, diğer tarafı eğilir; genellikle çocuklarda görülür.

  • Parçalı kırıklar: Eğer kemik, kırık sonucu üç veya daha fazla parçaya ayrılmışsa, bunlara parçalı kırık denir.

 

Şekil 7. Üç farklı kırık.

 

Kırıkların Önlenmesi

 

Sağlam kemikler dayanıklıdır; buna rağmen kırılabilirler. Hastalık veya kullanmama sonucu kemik zayıflamışsa, kırıklar çok daha kolay oluşur. Sağlam kemiklere sahip olmak için, bir insanın yeterli kalsiyum alması ve düzenli egzersiz yapması gerekir.

 

Kemiğin içindeki kalsiyum onu sağlam ve dayanıklı kılar. Bu nedenle, bebeklikten yaşlılığa kadar, hayatın her döneminde yeterli kalsiyumun alınması gerekir. Kadınlarda, kalsiyumun regülasyonu estrojen hormonu aracılığı ile olur. Menapozdan sonra bu hormon eksildiği için, kadınlarda sıklıkla osteoporoz gelişir. Bunu önlemek için, kadınların menapoza girmeden önce, yeterli miktarda kalsiyum almış olmaları lazımdır. Kalsiyum alımı kadar egzersizler de önemlidir. Kemiklere yük bindikçe kemik kendini daha da güçlendirir. Aktif olmayan insanların kemikleri daha kolay kırılır.

 

Kemiklerin yapısı ve nasıl kırıldıkları bilinirse, uygun şekilde beslenilirse ve ömür boyu aktif bir hayat sürdürülür ve düzenli egzersiz yapılırsa kırık riski minimuma indirilir.  

 

KIRIK TEDAVİSİ

Kırık hemen daima ağrı ile birlikte olduğu için ve kırıklı bölgenin fonksiyonları kaybolduğu için, insanlar acil olarak doktora müracaat ederler. Fakat bazen insanlar, kırık bacakları üzerinde yürüyebilir veya kırık kollarını kullanabilirler. Dolayısıyla el ve ayakların kullanılır olması, kırığın varlığını ekarte ettirmez. Eğer kendinizde bir kırıktan şüphe ediyorsanız, hemen bir doktora başvurmalısınız. Doktor sizi muayene ettikten ve filimlerinizi inceledikten sonra uygun tedaviyi belirler.

 

Kırıklı bölgenin hemen hareketsiz hale getirilmesi gerekir. Çünkü kırık parçaların hareketi damarlarda, sinirlerde ve etraftaki diğer yumuşak dokularda ilave hasarlar yapar. Eğer açık bir yara varsa, bu yaranın da temiz bir şekilde örtülmesi faydalı olur.

 

Kırık şüphelenilen bölgenin röntgen filimi çekilir. Bu filmlere bakılarak, kırığın yeri, tipi belirlenir. Kırılan kemikler yer değiştirmişse, doktor bunları yerine koyar. Bu işlemin teknik adı redüksiyondur.

 

Kırık tedavisinde esas prensip, kırık parçalarını uygun duruma getirmek (redüksiyon) ve bu durumda kaynayıncaya kadar kemiği hareketsiz tutmaktır. Kemik parçaları birbirine yeni yapılan kemik dokusu ile bağlanır. Böylece kırık kaynamış ve anatomik bütünlük sağlanmış olur. Kırığın redüksiyonu ve hareketsiz tutulması için ameliyat gerekebilir.

 

Tedavi Şekilleri

 

Çeşitli kırıklara göre aşağıdaki farklı tedavi yöntemleri kullanılır:

 

  • Alçı uygulamak: Çoğu kırıklarda, kırığın yerine konulmasından sonra yapılacak hakiki veya fiberglas alçı tedavi için yeterli olmaktadır. Bu alçı kırık kaynayıncaya kadar sarılı olarak durur.

  • Fonksiyonel alçı veya cihaz: Bu tip alçı veya cihazlar, kırığa komşu eklemlerin hareketlerine tam olarak veya kısmen izin verir. Sınırlı bazı kırıklarda bu yöntem uygulanır.

  • Açık redüksiyon ve içerden tespit: Bu tedavi yönteminde ortopedist hastasını ameliyat eder. Ameliyat esnasında, önce kırık parçalar yerine konulur, sonra yerlerinden oynamaması için vidalar, çiviler, metal plaklar kullanılarak kemik parçaları birbirine tespit edilir. Bu tespiti yapmak için bazen de ilik boyunca kemiğin içine uzunca bir çivi yerleştirilir. Başta enfeksiyon olmak üzere ameliyatların riski olduğu için, doktorunuz sadece gerekli durumlarda ameliyat yapar.

  • Dışardan Tespit: Bu yöntemde kırık bölgesini altında ve üstünde kemiğe vida veya teller takılır. Kırık redükte edildikten sonra bu vida ve teller birbirine metal çubuklarla bağlanır. Bu çubuklar cildin dışında olduğu için bu yönteme dışardan tespit denir. Kırk kaynadıktan sonra, dışardan tespit sistemi, sökülerek çıkarılır.

 

Şekil 8. Kırık eksternal fiksatör ile tespit edilmiş.

Bu metotlar uygulandığında kırk kaynamalı, fonksiyon kaybı olmamalı ve görüntü bozulmamalıdır. Yöntemler belirlenirken, kırığın tipine, yerine, yaralanmanın şiddetine, hastanın kendi özelliklerine ve beklentilerine göre karar verilir.

 

Kırık tedavisinin başarısında hastanın işbirliği çok önemlidir. Alçıya, dışardan tespit materyallerine hastanın tahammül göstermesi gerekir. Tedavi esnasında ve sonrasında, eklem sertliklerini önlemek ve kas güçlerini yeniden kazandırmak için hastanın egzersizler yapması önerilir. Hasta kendi kırığının kaynaması için, ortopedistle iş birliği yapmalı ve ona yardım etmelidir.

 

Kırıkların İçerden (İnternal) Tespiti

 

Son yıllarda, ortopedik cerrahideki en önemli gelişme, kırıkların içerden tespiti alanında olmuştur. İnternal tespit, hastanın hastanede kalış süresini kısaltır, erken dönemde fonksiyon kazanmasını sağlar ve kırığın kaynamama ihtimalini azaltır.

Kırılan bir kemik uygun pozisyona getirilmeli ve kaynayıncaya kadar bu durumda tutulmalıdır. Geçmiş yıllarda, bu amaca, alçılarla, atellerle ulaşılmaya çalışılıyordu. Ameliyathane şartlarının gelişmesi, anestezi ve ameliyat tekniklerindeki ilerlemeler, kırıkların cerrahi olarak tedavi edilme oranını yükseltmiştir. İçerden tespit için kullanılan materyaller, paslanmaz çelik, kobalt ve titanyumdan yapılır. Bu materyaller hem dayanıklıdır hem de gerektiği kadar esnektir. Bu materyaller insan vücudu ile uyumludur, nadiren alerjik reaksiyon oluşturur.

En sık kullanılan içerden tespit materyalleri vida, tel, plak, çubuk ve çividir. Bunlar vücut içerisinde kalır; bu nedenle internal tespit materyalleri olarak isimlendirilir.

Teller

 

Teller bir dikiş materyali olarak kullanılır, kemikler birbirine bu teller ile bağlanır.

 

  • Kemik fragmanlarını birbirine bağlamak için kullanılan diğer internal tespit materyalleri ile birlikte kullanılır.

  • Küçük kemik parçalarını birbirine tutturmak için, yalnız başına da kullanılır.

Plaklar

Plaklar, kırık kemik uçlarını bir arada tutmak için internal bir atel gibi görev yaparlar.

 

  • Plaklar, uç uca getirilen kemiğin üzerine, ona paralel olarak uzatıldıktan sonra vidalarla kemiğe tespit edilir. Bu şekilde kırık parçalar hareketsiz hale gelmiş olur.

  • Kaynama sağlandıktan sonra, çıkarılır veya duruma göre yerinde bırakılır.

 

 

 

 

Şekil 9. Diz çevresi kırıklarının vida-plak sistemi ile tespit edilmiş hali.

Çivi Ve Çubuklar

 

Bazı kırıklarda, özellikle uzun kemik kırıklarında, kemik uçlarını bir arada uygun durumda tutmak için, kemik iliği içerisine, boylu boyunca bir uzun çubuk yerleştirilir.

 

  • Bu çubuklar kırık kaynayıncaya kadar, vidalar aracılığı ile kemik içinde tutulur.

  • Kırık kaynadıktan sonra da yerinde kalabilir.

Şekil 10. Tibia kırığının kanal içi çivi ile tespiti.

 

Vidalar

 

En sık kullanılan materyaldir. Genellikle basit vidalar şeklinde kullanılır ama bazen kırığın yerine ve özelliğine göre farklı biçim ve büyüklükte de olabilir.

 

  • Yalnız başına veya çubuklar, plaklar ve çiviler ile birlikte kullanılır.

  • Özel bazı kırıklara göre farklı biçimlerde üretilebilir.

  • Kırık iyileştikten sonra, çıkarılır veya yerinde bırakılır.

 

Eksternal Fiksatörler

 

Vidalar, çubuklar, teller ve halkalardan oluşan bir iskelet gibidir. Tel ve vidaların bir ucu kemik içerisinde diğer ucu ise vücut dışındadır. Bu uçlar birbirine çubuklar ve halkalar aracılığı ile bağlanır. Çivi ve tellerin bir ucu vücut dışında olduğu için iltihap oluşabilir., bu bakımdan özel bakım gerektirir.

Diğer Durumlar

 

İnternal tespit uygulamalarında, yeni cerrahi teknikler, enfeksiyon ihtimalini azaltmış fakat tamamen ortadan kaldırmamıştır. Ameliyat kararı verilirken, kırığın kendi özelliklerine, hastanın sağlık durumuna dikkat edilir.

 

İlave olarak; hiçbir teknik mükemmel değildir. Kırık uygun şekilde kaynamayabilir; kullanılan materyaller eğilebilir, kırılabilir; alerjik reaksiyonlar oluşabilir. Ortopedik cerrahlar, daha iyi materyaller kullanabilmek için araştırmalarına devam etmektedir.

 

Alçı Ve Atel

 

Alçı ve ateller yaralanmış yumuşak dokuları ve kırılmış kemikleri korur ve destekler, ağrıyı, şişliği ve kas spazmını azaltır. Alçı ve atel bazı ameliyatlardan sonra da uygulanır. Atelin (yarım alçı) destekleyici özelliği tam alçıya göre daha azdır. Şişmiş kol ve bacaklarda, tam alçı yerine atel yapmak daha uygun olabilir. Doktor, alçı veya atelden hangisinin yapılacağına, kol ve bacağın yaralanma durumuna göre karar verir.

 

Alçı Ve Atellerin Tipleri

 

Alçılar fabrikasyon olarak hazırlanır. İki türlü alçı vardır; birincisi alçı tozu emdirilmiş sargı bezleridir, ikincisi ise fiberglasdan yapılan sargılardır. Ateller de bu alçılardan ihtiyaca göre hazırlanır ve kol veya bacağın bir yüzüne uzunlamasına olarak yerleştirilir. Alçı ve atel sarıldıktan sonra, kolunuzu ve bacağınızı nasıl kullanacağınız ve nelere dikkat etmeniz gerektiği konusunda doktorunuz size bilgi verir.

 

Alçı ve Atel Yapımında Kullanılan Materyaller

 

Fiberglas alçılar daha hafiftir, daha dayanıklıdır ve cildin daha iyi havalanmasını sağlar. Alçı tozundan yapılan alçılar ise daha ucuzdur ve daha iyi şekil verilir; bu bakımdan bazı bölgelerde özellikle kullanılır. Her iki alçı da sargı halindedir ve uygulanmadan önce su içine atılarak ıslatılır. Röntgen çekildiğinde, fiberglas alçılar daha net görüntü verirler. Fiberglas alçıların bir özelliği de suya dayanıklı olmalarıdır.

 

Alçı ve Atel Nasıl Uygulanır

 

Önce kol ve bacak pamuk ile sarılır, alçı bu pamuğun üzerine uygulanır. Su içinde ıslanan alçı yumuşar kol ve bacağa sarıldıktan sonra tekrar sertleşir. Kırığın tam olarak hareketsiz hale getirilmesi için, alçının kol ve bacağın şekline uyum sağlayacak biçimde sarılması gerekir. Genellikle kırık kemiğin bir alt ve bir üst eklemi alçı içine alınır. Eğer ekstremite çok şiş ise, önce atel yapılır, daha sonra şiş inince tam alçı sarılır. Kırk iyileşmesinin son döneminde ise kolayca çıkarılarak rehabilitasyon uygulanabilsin diye tekrar atel yapılır.

 

Alçı ve Atel Sarılınca Neler Yapılmalı

 

Tedavinizin başarılı olmasını istiyorsanız, doktorun önerilerine uymanız gerekir.Yaralanmayı takip eden 48-72 saat içinde kırıklı bölgede şişlik olur. Bu şişlik alçı içindeki kol ve bacağınızda basınç yaratır. Alçının sıktığı hissedilir. Alçı sıkmaya başlayınca ağrılar artar. Şişlik oluşmasın diye şunlar yapılmalıdır:

 

  • Yaralı kol veya bacağınızı kalp seviyesinden yukarda tutun. Böylece, kan ve sıvılar kalbe doğru akar ve şişlik azalır.

  • Alçı dışında kalan el ve ayak parmaklarınızı sık sık oynatınız.

  • Ağrılı bölgeye buz uygulayın. Buz parçalarını bir naylon torbaya koyun ve bu torbayı alçı veya atel üzerine yayın.

 

 

 

 

 

Alçı veya Atel Yapıldığında Nelere Dikkat Etmeli

 

Alçı veya atel sarıldıktan sonra 24-72 saat kol ve bacak yüksekte tutulmalıdır. Yüksekte tutmak şişliği azaltır ve iyileşme olayını hızlandırır. Aşağıdaki alarm işaretlerinden birisi oluşursa, hemen doktorunuza haber verin:

 

  • Ağrının giderek artması: Bu artışa şişlik sebep olabilir ve alçı sıkmaya başlar.

  • El ve ayaklarınızda yanma hissi veya duyu kaybı oluşursa bu alçının sinirler üzerine baskı yaptığına işarettir.

  • Alçının dışında kalan el ve ayaklarda şişlik oluşursa, alçı kan dolaşımını yavaşlatıyor demektir.

  • El ve ayak parmaklarınızda kuvvet kaybı varsa acil olarak doktora girmelisiniz.

 

 

Şekil 11. Yaralı kısım yüksekte tutulmalı ve buz uygulanmalıdır.

 

 

Alçı Ve Atelin Bakımı

Alçı ve atel sarıldıktan sonra iyileşmeyi sağlaması için, kendisinin de iyi durumda kalması gerekir. Bunun için neler yapabiliriz:

 

  • Alçınızı sudan uzak tutun, ıslanmamasına çalışın. Banyo yapacaksanız, alçılı kol veya bacağınızı iki kat naylon içine alınız.

  • Yürüme alçısı yapıldığında, alçı tam olarak sertleşmeden ve kurumadan üzerine basmayınız. Bu süre fiberglas alçılar için bir saat, diğer alçılar için 2-3 gündür.

  • Alçının içindeki pamukları dışarı çekmeyiniz.

  • Alçının içine herhangi bir şey sokmayınız. Kaşıntınız olursa doktorunuza başvurunuz.

  • Doktora danışmadan alçının uç kısımlarını kesmeyiniz.

  • Alçı dışında kalan cildinize dikkat ediniz, kızarıklık veya morarma varsa doktorunuza haber veriniz.

  • Alçıyı her gün kontrol ediniz, yumuşama bozulma olursa doktora gidiniz.

 

Şekil 12. Alçı testeresi ile alçının kesilmesi

 

 

Alçının Çıkarılması

 

Alçıyı kendiniz çıkarmayınız. Cildinizi kesebilirsiniz veya iyileşmiş dokulara zarar verebilirsiniz. Alçı, alçı testeresi kullanılarak açılır. Alçı testeresinin bıçağı dönmez; kesme işlemini titreyerek yapar. Testere elektrik ile çalışır, çok gürültü yapabilir. Cildi ısıtır ama bir zarar vermez.

 

Alçıya ne kadar iyi bakarsanız, o da sizin iyileşmenize o kadar iyi hizmet eder.

 

KAYNAMAMA

Modern tedavi yöntemleri kullanıldığında kırıkların büyük çoğunluğu problemsiz olarak kaynar. Kırık parçalarını yeni yapılan kemik dokusu birleştirir. Bazen kırıklar kaynamayabilir. Bunlara kaynamamış kırık denir. Bazen kırık iyileşmesi gecikebilir, bu durum gecikmiş kaynama olarak bilinir.

Kırığın kaynaması için kırık parçaların hareketsiz kılınması (stabilite) ve kan dolaşımı gerekir.

  • Stabilite: Kırık parçalarının hareketsiz kılınması için alçı yapılır veya ameliyat yapılarak plak, vida ve çivi ile kırık tespit edilir.

  • Kan Dolaşımı: Kırık iyileşmesi için gerekli maddeler kırık bölgesine kan yolu ile gelir. Bunlar oksijen, tamir yapıcı hücreler, iyileşme için vücudun kendi yaptığı maddelerdir (büyüme faktörleri). Kırık esnasında bozulan kan dolaşımı zaman içerisinde düzelir ve kemik beslenmeye başlar.

Şekil 13. Bacak kemiğindeki kırık çivi ve vidalar ile tespit edilmiş.


 

Risk Faktörleri Ve Önleme

Kemik yeteri kadar stabilize edilmezse ve kan dolaşımı iyi değilse kaynama gecikir ve hatta hiç olmaz. Kaynamamaya yol açabilecek faktörler şunlardır:

  • Sigara veya tütün türlerinden herhangi birisini içiyor olmak.

  • İleri yaş

  • Şiddetli kansızlık

  • Şeker hastalığı

  • Aspirin, iboprofen, kortizon gibi inflamasyon giderici ilaçlar

  • İltihap

Kırılan bir kemik iyileşmek için bazı besinlere ihtiyaç duyar. Protein, C ve D vitaminleri, kalsiyum kırık kaynaması için çok gereklidir. Dengeli ve iyi bir beslenme vitamin ve diğer besleyici ajanları gereksiz kılar. Kötü beslenenlerde ve çok ağır yaralılarda besleyici ek maddelerin verilmesi uygun olur.

Kırılan kemiğin kan dolaşımı iyi olmazsa, kaynamama ihtimali yüksek olur. Özellikle şiddetli yaralanmalarda risk daha fazladır.

  • Parmak kemikleri gibi bazı kemiklerin kan dolaşımı çok iyidir ve kolaylıkla iyileşirler.

  • Uyluk kemiğini üst ucundaki bazı bölgelerin (kemiğin başı ve boynu) ve el bileğindeki bazı küçük kemiklerin kan dolaşımı iyi değildir. Bu bölgelerin ve kemiklerin kaynaması zor olur.

  • Bacaktaki kaval kemiği (tibia) gibi yumuşak doku örtümü sınırlı olan kemikler kırıldığında kan dolaşımları kolaylıkla bozulur ve kemik yeterli besin maddesi alamaz; kaynama gecikir.

Bazı kırıklar ise doğru ve uygun olarak tedavi edilse bile iyileşmeyebilir.

Belirtiler

Kaynamama durumda kırık bölgesinde ağrı olur. Bu ağrı aylarca ve hatta yıllarca sürebilir. Kol veya bacak kullanıldığında ağrı daha net olarak hissedilir.

Teşhis

Teşhis için görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır. Bu amaçla, hangi kemiğin ve kemiğin hangi bölgesinin kırıldığına bağlı olarak röntgen, BT veya MRG kullanılır. Bu yöntemler sayesinde doktor, kırık iyileşme sürecini de takip eder. Aşağılardan bulgular kaynamamaya işaret eder:

  • Kırık bölgesinde devam eden ağrılar

  • Kırık iki kemik parçası arasında aralık olması

  • Aylar boyu çekilen grafilerde iyileşme ile ilgili görüntülerin olmaması

  • İyileşmesi için tahmin edilen zaman içinde kaynama bulgularının olmaması


 

Kaynamamanın sebebini bulmak için kan testleri de yapılır. Kaynamamaya yol açan iltihap, kansızlık, şeker hastalığı gibi tıbbi durumlar araştırılır.

Tedavi

Kaynamamanın ameliyatlı veya ameliyatsız tedavi yöntemleri vardır. Bunların her ikisinin de olumlu ve olumsuz yanları vardır. Birkaç yöntem bir arada uygulanabilir. Bunlardan hangisinin daha uygun olduğuna doktor karar verir.

Ameliyatsız Tedavi

Şekil 14. Elektirik ile uyarılarak kırık iyileşmesi sağlanıyor.


 

Kemik yapımını uyaran bir alet kırık bölgesinin üzerine uygulanır

Bazı kaynamayan kırıklar ameliyat yapılmaksızın tedavi edilebilir. Bu amaçla en sık kullanılan yöntem kemik yapımını uyarmadır. Bu amaçla özel bir alet kullanılır. Hastanın kırık bölgesi bu alet ile ger gün 20 dakika kadar uyarılır. Yöntemin etkili olması için işlem her gün yapılmalıdır.

Ameliyat İle Tedavi

İlk ameliyat başarısız olduğunda veya ameliyat dışı yöntemler ile sonuç alınamadığında ameliyat gerekli hale gelebilir. Bu amaçla, kemik greftleri veya kemik grefti yerine geçebilecek maddeler kırık bölgesine yerleştirilir. Gerekirse, kırık kemikler yeniden tespit edilir.

Kemik greftleri genellikle hastanın leğen kemiğinden alınır ve kırık bölgesine parçalar halinde yerleştirilir. Bu greftler kemik yapımını uyaran ve başlatan maddeler içerirler. Bazen de bu greftler yerine, başka birisinden alınmış ve bu amaçla hazırlanmış kemikler de kullanılır. Kemik yerine geçen maddeler de vardır; bunlar da kırık tedavisinde uyarıcı olarak kullanılır.

Kırık kemikler yeterli şekilde stabilize edilmemiş ise, yeniden tespit edilmeleri gerekir. Bu amaçla, plaklar, vidalar, ilik içi çiviler kullanılır. Kırık tespiti için bir diğer yöntem de dışardan tespitdir. Bu yöntem daha çok iltihaplı durumlarda ve kemik kaybının çok olduğu kırıklarda faydalıdır. Bu amaçla özel halkalar ve teller kullanılır. Bazen kırıkların yeniden tespiti ile birlikte kemik greftleri de kullanılır.


 


 

BOYUN KIRIKLARI

Boyunda yedi adet omur vardır. Bunlar başı destekler ve vücut ile baş arasında köprü görevi görür. Bu omurların kırığına boyun kırığı denir. Genellikle yüksek enerjili yaralanmalar sonucu oluşur. Sporcularda risk altındadır. Özellikle jimnastikçilerde, Amerikan futbolu oynayanlarda, suya dalış yapanlar da daha sık görülür.

Boyun kırıkları sonucu önemli sağlık problemleri gelişebilir. Beyni vücuda bağlayan omur ilik boyundaki kanal içinde seyreder. Omur ilik yaralanmaları felçlere ve hatta ölümlere yol açabilir. Bu nedenle, boyun kırığı şüphesi olanların ve kaza sonucu baygın durumda olanların boyunlarının hareketsiz kılınması gerekir.

Kırık varsa boyunda ve omuzlarda ağrılar olur. Bu ağrılar kola vurabilir. Şüpheli durumlarda sinir sisteminin dikkatli bir muayenesi gerekir.

Tedavi

Tedavini ne olacağını yedi omurda hangisinin kırık olduğu ve bu kırığın omurun neresinde ve nasıl olduğu belirler. Basit çökme kırıkları boyunluk ile tedavi edilir. Tedavi için 6-8 haftalık bir süre yeterli olur. Daha karışık kırıklar traksiyon, ameliyat ve içerden tespit gerektirir. Bazen 2-3 aylık alçı tedavisi de uygulanabilir.


 

Önemli olan kırıkların önlenmesidir. Bu amaçla sporcularçok dikkatli olmalıdır. Şu hususlara da dikkat etmek gerekir:

  • Arabada emniyet kemeri hep takılı olmalıdır.

  • Suya dalmadan önce suyun derinliği hakkında kesin bilgiler edinilmelidir.

  • Yapılan sporun gerektirdiği boyunluk, kask gibi destekler olmadan spor yapılmamalıdır.


 

BEL VE SIRT KIRIKLARI

Bu bölgenin kırıkları daha çok sırt ve belin birleşme kısmında olur. Ciddi yaralanmalardır. Daha çok trafik kazaları ve yüksekten düşme gibi yüksek enerjili yaralanmalar sonucu oluşur. Erkelerde daha sık meydana gelir. Yaşlılarda ise, kemik kalitesindeki düşmeye (osteoporoz) bağlı olarak kırık görülür.

Yüksek enerjili yaralanmalar sonucu oluştuğu için, bu kırıklarla beraber vücudun diğer bölgelerinde de problemler olabilir. Yaralanmanın şiddetine bağlı olarak, omur ilik de yaralanmış olabilir.

Sebepler

Daha önce söz edildiği gibi bu bölgenin kırıkları aşağıdakiler gibi yüksek enerjili yaralanmalar sonucu oluşur:

  • Trafik kazalaraı

  • Yüksekten düşme

  • Spor yaralanmaları

  • Ateşli silah yaralanmaları gibi olaylar


 

Kırık oluşması için her zaman bir kaza olması şart değildir bazen de hiçbir yaralanma olmadan kırık oluşabilir. Bunun için kemiğin dayanıklılığını azaltan osteoporoz gibi sebebeplerin olması gerekir. Osteoporotik kemikler günlük eylemler yapılırken bile kırılabilir.

Omurga Kırıkların Tipleri


 

Şekil 15. Bel omurlarında çökme kırığı.


 

Bel kırıkları farklı tiplerde olabilir. Bu kırıklar kırık şekline ve omur ilikte yaralanma olup olmadığına göre sınıflandırılır. Bu sınıflandırma uygun tedavi yönteminin belirlenmesine yardım eder. Kırıklar üç tipe ayrılır: Fleksiyon, ekstansiyon ve rotasyon.

Fleksiyon Kırıkları

Çökme (kompresyon) Kırıkları. Omurganın ön kısmı kırılır ve yüksekliğini kaybeder. Arka kısmı sağlam kalır.

Patlama tarzı kırıklar. Omurganın hem ön hem de arka kısmı çöker. Bu kırıklar genellike ayak üzerin yüksekten düşmelerde görülür.

Ekstansiyon Kırıkları

Fleksiyon-Distraksiyon tarzı kırıklar. Bu tip kırıklar trafik kazaları veya baş üstü düşmeler sonucu oluşur. Bu kırıklarda distraksiyon söz konusudur. Omurlar adeta bir birinden uzaklaşır. Emniyet kemeri nedeniyle kalçalar sabit kalıp gövde öne doğru fırlarsa bu tip kırıklar meydana gelir.

Rotasyon Kırıkları

Transvers çıkıntı kırıkları. Bu tarz kırıklar nadir görülür. Genellikle dönme ve öne doğru ani eğilmelerle meydana gelir. Stabiliteyi etkilemez.

Kırıklı çıkıklar. Bu kırıklarla birlikte yumuşak doku hasarları da fazladır. Bir vertebra diğerine göre yer değiştirmiştir. Genellikle ciddi nörolojik bozukluklar ile birlikte olur.

Şekil 16. Kırık ve çıkık bir arada.


 

Belirtiler

Bu kırıklarda esas belirti ağrıdır. Bu ağrı hareketle artar ve şiddeti değişik olabilir. Omur ilik de hasar görmüşse, hissizlik, kuvvet kaybı ve idrar ve gaita tutamama olabilir.

Yüksek enerjili yaralanmalarda hasta bilincini kaybetmiş olabilir. Bu duruda ağrı hissetmez. Bu nedenle böyle hastalara kırık varmış gibi dikkatli davranılmalıdır.

Muayene

İlk Müdahale

Hasta ilk görüldüğünde yaralanmanın hangi boyutta olduğunu değerlendirmek zordur. Kaza yerinde ilk yapılacak şey hayati bulguların ve bilincin kontrol edilmesidir. Sağlıklı solumasına yardım edilmelidir. Boyun, bel ve sırt hareketsiz kılınmalıdır. Bu şekilde sinir dokularının hasar görmesi önlenebilir. Hareketsizlik sağlandıktan sonra yaralı hastaneye kaldırılır.

Fizik Muayene ve Testler

Hasta acil servise gelince tam bir fizik muayene yapılır ve hastanın durumu değerlendirilir. Diğer organlarda herhangi bir yaralanma var mı araştırılır ve ilk tedavisi yapılır. Hastanın nörolojik durumunun da test edilmesi gerekir.

Fizik muayene bitip de hasta tam olarak değerlendirildikten sonra Röntgen, BT ve MR çekilir. Bu şekilde kırıkların yeri, şekli ve yumuşak dokuların durumu belirlenir.

Tedavi

Hastanın nasıl tedavi edileceğini şu faktörler belirler:

  • Diğer yaralanmalar ve onların tedavisi

  • Kırıkların hangi tipte oluğu

Öncelikle hayatı tehdit eden yaralanmaların tedavisi yapılır. Daha sonra bel ve sırt omurlarındaki kırıkların şekli belirlenir. Kırıkların tipinin belirlenmesi ameliyat gerekip gerekmediği konusunda fikir verir.

Fleksiyon Tarzı Kırıklar

Ameliyatsız Tedavi. Fleksiyon zorlanmasına bağlı kırıkların çoğu (çökme ve patlama tarzı kırıklar) 6-12 hafta korse giydirilerek tedavi edilir. Bu sürenin sonunda fizik tedavi, egzersiz gerekebilir.

Cerrahi Tedavi.

Cerrahi tedavi aşağıdaki özellikleri taşıyan stabil olmayan, patlama tarzı kırıklarda gerekli olur.

  • Çok parçalı kırıklar

  • Omurga yüksekliğinin çok kaybolduğu kırıklar

  • Kırık bölgesinde öne doğru çok eğilmenin olduğu kırıklar

  • Kemik parçalarının veya diskin sinir dokularına baskı yaptığı kırıklar

Bu kırıklar, omur ilik üzerindeki baskıyı kaldırmak ve omurgaları stabil yapmak için ameliyat edilir.

Ekstansiyon Tarzı Kırıklar

Bu kırıkların tedavisini planlarken şu durumlar önem taşır:

  • Problem omurgaların neresindedir?

  • Alçı ve korse ile kırıklar uygun duruma getirilebilir mi?


 

Ekstansiyon kırıkları tipik olarak omurganın cisminde olduğundan genellikle alçı ve korse ile tedavi edilir. Eğer arka elamanlarda da kırık veya bağlarda yırtık varsa, stabilizasyonu sağlamak için ameliyat gerekir.

Rotasyon Tarzı Kırıklar

Transvers çıkıntı kırıkları hastanın ağrısı izin verdikçe hareketler artırılark tedavi edilir. Korse gerekmeyebilir.

Kırıklı çıkıklar genellikle yüksek enerjili yaralanmalar sonucu oluşur. Bunlar stabil olmayan kırıklardır ve sinir dokularına zarar verebilir. Bu nedenle ameliyat ile stabilize etmek gerekir. Hayatı tehdit eden başka yaralanmalar tedavi edilir edilmez bu kırıkların ameliyat edilmesi uygun olur.

Cerrahi İşlemler

Ameliyatın temel amacı, kırıkları yerine koyma, omur ilik ve diğer sinir dokuları üzerindeki baskıları kaldırma ve hastayı bir an önce hareketli kılmaktır. Kırığın şekline göre omurgalar yanda, önden veya arkadan ulaşılabilir. Stabilizasyonu sağlamak için metal çubuklar, vidalar ve kafesler kullanılır.

Şekil 17. Ameliyat ile tespit edilmiş omurga kırığı.


 

Komplikasyonlar

Bel ve sırt omurlarının kırıklarında çok çeşitli komplikasyonlar oluşabilir. Bunlardan hareketsizlik nedeniyle bacaklara giden damarlardaki pıhtılaşmalar ölümcül olması bakımından önemlidir. Bu pıhtılar damar yolu ile akciğere gelir ve ölüme neden olur. Pnömoni ve yatak yaraları sık görülen komplikasyonlardır.

Bunlardan başka şu komplikasyonlar da görülebilir:

  • Kanama

  • İltihaplanma

  • Spinal sıvı kaybı

  • Kullanılan vida, çubuk gibi materyallerde bozulma

  • Kaynamama


 

PELVİS (LEĞEN KEMİKLERİ) KIRIKLARI

Pelvis, gövdenin altında, kemiklerin oluşturduğu, halka şeklinde bir yapıdır. Her iki yanında üçer kemik (ilium, iskium, pubis) bulunur. Çocuk büyüdükçe bu kemikler de büyür. Çok kuvvetli bağlarla birbirlerine ve omurganın alt ucundaki sakruma (kuyruk sokumu) bağlanırlar. Pelvisin her iki yanında, dış taraflarında asetebulum denilen yuvalar vardır. Bu yuvalara uyluk kemiğinin başı yerleşir ve kalça eklemini yapar.

 

Bir çok sindirim ve üreme organı bu pelvik yapı içerisinde bulunur. Büyük sinir ve damarlar bu yapı içerisinden geçer. Gövde ve uyluk kasları pelvis kemiklerine yapışır. Pelvis kırıkları çok fazla miktarda kanamalara, organ yaralanmalarına, duyu ve motor kayıplara yol açabilir.

 

Kırıklar Nasıl Oluşur

 

Büyümekte olan gençler, özellikle de spor yapanlar özel bir pelvis kırığı riskini taşır. Pelvise yapışan kaslar ani bir kasılma sonucu, yapışma yerlerinde kopma kırıkları oluşturur. Kas tendonu ile birlikte küçük bir kemik parçası ayrılır. Bu kırıklar çok stabildir ve iç organlarda herhangi bir yaralanma oluşturmazlar.

 

Bir diğer riskli gurup da osteoporozlu yaşlılardır. Bu kimseler düştüklerinde, pelvis kemiklerinde kırıklar oluşur. Bu kırıklar pelvik halkayı bozmazlar ve iç organlara zarar vermezler.

 

Ne yazık ki, pelvis kırklarının büyük çoğunluğu trafik kazaları, yüksekten düşme gibi yüksek enerjili travmalar sonucu meydana gelir. Kazanın şiddetine ve kırığı oluşturan kuvvetin yönüne bağlı olarak, stabil olmayan ve hayatı tehdit eden kırıklar olabilir.

 

Teşhis

 

Pelvis kırıkları ağrılıdır, şişme ve ciltte morarma da olur. Kırıklı kimse kalçasını ve dizini, ağrı artmasın diye belirli pozisyonda hareketsiz tutar. Kırık ciddi bir kaza sonucu oluşmuşsa, baş, göğüs ve bacaklarda da kırıklar olabilir. Aşırı kanama nedeniyle hastayı şoka da sokabilir. Kırık satbilize edilmeli ve hastaneye yatırılmalıdır. Röntgen filmleri ile kırığın tam yeri ve kemik parçalarının pozisyonları belirlenir. Çoğu zaman hastaya bilgisayarlı tomografi (BT) çekimi de gerekir. Doktor, hastanın bacaklarına giden damarları ve sinirleri de kontrol eder.

 

Tedavi

 

Stabil kırıklar, kopma kırıkları gibi ameliyatsız iyileşir. Tedavi için sadece ağrı kesici almak yeterli olur. Ağrı fazla olmasın diye koltuk değneği kullanmak faydalı olur. Hareketlilik azalacağı için doktorunuz, toplar damar problemleri olmasın diye size kan sulandırıcı verebilir.

 

Yüksek enerjili travmalar sonucu oluşan kırıklar, aşırı kanama nedeniyle, hayatı tehdit edebilir. Böyle kanamalı durumlarda kırığın hemen stabil hale getirilmesi gerekir. Bunun için de eksternal fiksatör denilen aletler kullanılır. Bu sistemin uzun vidaları vardır. Bu vidaların bir ucu kemik içerisine girer, diğer ucu ise dışarıda kalır. Dışarıda kalan uçlar uzun, metal çubuklarla birbirine tespit edilir. Bu şekilde kırıklar stabil hale getirilmiş olur.

 

Bundan sonra ne olacağı kırığın tipine ve hastanın durumuna bağlıdır. Her hastayı ayrı değerlendirmek gerekir. Bazı kırıklar traksiyon gerektirir, bazıları için eksternal fiksatör yeterli olur. Bazı kırıklar da ameliyat yapılarak, içerden konulan vida ve plaklarla tespit edilir. Tedaviye rağmen, damar, sinir ve iç organ yaralanmalarına bağlı olarak hastada sürekli ağrılar, hareket etmede zorluklar, seksüel fonksiyon bozuklukları gelişebilir.

 

KALÇA KIRIKLARI

Uyluk kemiğinin üst ucundaki kırıklara kalça kırığı adı verilir. Tedavisi kemiğin durumuna ve kırık seviyesine bağlıdır. Çoğu zaman ameliyat ile tedavi edilir.

Anatomi

Şekil 18. Kalça ekleminin şematik görünümü.

Kalça küre-yuva biçiminde bir eklemdir. Bu yapı uyluğa geniş hareket yeteneği sağlar. Yuvanın kırıkları kalça kırığı olarak kabul edilmez.

Sebepler

Kalça kırıkları genellikle düşme sonucu oluşur. Osteoporoz ve kanser gibi bazı tıbbi durumlar kemiğin dayanıklılığını azaltır ve kırık oluşumunu kolaylaştırır. Bu gibi durumlarda hasta ayakta iken kırık olabilir hasta yere düşebilir.

Belirtiler

Kalçası kırılan bir kimse uyluğunun üst kısımlarında ve kasığında ağrı hisseder. Kalçanın hareket etmesinden büyük rahatsızlık duyar. Eğer kırık öncesi hastanın kasık ağrıları varsa, hastada kanser gibi kemiği zayıflatan bir hastalık olabilir. Bacak diğer tarafa göre daha kısa görünür. Hasta, bacağını dışa doğru dönük durumda tutar.

Teşhis

Kalça kırıklarında teşhis genellikle röntgen ile konur. Tam olmayan kırıklarda röntgen normal görünebilir. Şüpheli durumlarda MR çekmek uygun olur. MR gizli kalmış kırıkları görünür hale getirir. MR çekilemediği durumlarda BT de tanıya yardım edebilir ama bu yöntem MR kadar hassas değildir.

 

Şekil 19. Femur boynu kırığı ok ile gösterilmiş.

 

Kırık Tipleri

Kalça kırıkları, uyluk kemiğinin neresinin kırıldığına bağlı olarak üç şekilde olur.

Kapsül içi kırıklar: Uyluk kemiğinin boynunun ve başının kırıklarıdır ve genellikle kapsül içindedirler. Kapsül kalça eklemini saran ve içinde eklem kıkırdaklarının kayganlığını ve beslenmesini sağlayan sıvıyı barındırır.

İntertrokanterik kırık: Uyluk kemiğinin boynu ve onun alt kısmındaki kemik çıkıntıları (trokanterler) arasındaki bölgenin kırıklarıdır. Kırık çizgisi büyük çıkıntıdan küçük olana doğru seyreder. Büyük çıkıntı kalçanın yan tarafında bir kabartı şeklinde hissedilebilir. Kemiğin bu küçük ve büyük çıkıntılarına önemli kaslar yapışır.

Subtrokanterik kırık: Bu kırık, küçük çıkıntının altındaki (trokanter minör) 6-7 cm uzunluğundaki bölgede olur.

 

Şekil 20. Çok parçalı subtrokanterik kırık.

 

Bazen de kemiğin aynı anda birkaç bölgesi kırılabilir. Bu durum tedaviyi zorlaştırabilir.

 

Tedavi

Kırık teşhis edilince, hastanın genel sağlık durumu değerlendirilir. Bazı nadir durumlarda

hasta o kadar düşkün olabilir ki, ameliyat yapmak imkansız olur. Hastalar ne kadar erken ameliyat olursa o kadar daha iyi sonuç alınır. Ameliyattan önce hastanın tıbbi durumu değerlendirilmeli ve gerekli düzeltmeler yapılmalıdır. Bunun için özellikle kalp durumuna dikkat edilmelidir. Ameliyat olamayacak kadar genel durumu düşkün ise yatak istirahatı verilir veya tekerlekli iskemle ile mobilize edilmeye çalışılır.

Bazı kırıklar ameliyatsız da tedavi edilebilir. Kırık parçalar birbirine kilitlenmiş ve pozisyonları da iyi ise, cerrahi dışı tedavi mümkün olabilir. Zaman ile kırık parçaların pozisyonu değişebileceği için, bu hastaların yakın takibi gerekir. Uzun süreli yatak istirahatının yatak yaralarına, akciğer hastalıklarına, kan pıhtılaşmalarına ve beslenme bozukluklarına yol açabileceği unutulmamalıdır.

 

Cerrahi Tedavi

 

Ameliyat Öncesi

Ameliyat belden yapılan bir iğne ile (spinal anestezi) veya hasta uyutularak (genel anestezi) ağrısız şekilde yapılır. Hastaların hepsine ameliyat öncesi ve ameliyatı izleyen ilk 24 saat içinde antibiyotik verilir.

Cerrahi öncesi hastanın kan ve idrar tetkikleri yapılır, akciğer filmi ve Kalp elektrosu (EKG) çekilir. Yaşlı hastaların birçoğunda ameliyat yerinde iltihaplanmaya yol açabilecek idrar yolu enfeksiyonları olabilir. İdrar yollarında veya vücudun herhangi bir yerinde iltihap varsa, tedavi edilmelidir.

Kırıkları tespit etmek için çok sayıda yöntem vardır. Doktor kırığın tipine bakarak bu yöntemlerden hangisini kullanacağına karar verir.

 

Kapsül İçi Kırıklar

Uyluk kemiğinin başında bir kırık oluşmuşsa bunun yerine oturtulması ve tespit edilmesi gerekir. Baş kırığı ile birlikte yuvada da kırklar olabilir. Tedavide bu durum göz önünde tutulur.

Kapsül içinde daha çok kemiğin boynunda kırklar olur. Bu kırkları tespit etmek için özel vidalar veya vida-plak bileşimi kullanılır. Komprese edici vidalar kırıkları birbirine yaklaştırır ve oynamaz hale getirir. Özellikle gençlerde kırığın kaynatılmasına çalışılır. Yaşlılarda kemik kalitesi iyi olmadığı için ve hastanın erken yürütülmesi arzu edildiği için femur başı çıkarılarak yerine protez takılabilir. Bazı durumlarda yuva da değiştirilir ve total kalça protezi uygulanır.

 

İntertrokanterik Kırıklar

İntertrokanterik kırıkların çoğu komprese edici vidalar veya kanal içi çiviler kullanılarak tedavi edilir. Bunları her ikisi de kırıkların birbirine yanaşmasını ve hareketsiz kalmasını sağlar. Kompresyon vidaları kemiğin dışına uzatılan bir plak ile beraber kullanılır. Kanal içi çiviler ise kemik iliği içine konur, ayrıca bir de başa kemiğin başına doğru uzanan vidası vardır. Bunlardan hangisinin kullanılacağına kendi tecrübelerine göre cerrah karar verir.

 

Şekil 21. Kanal içi çivi ile tespit edilmiş intertrokanterik kırık.

Subtrokanterik Kırıklar

Bu kırıklar genellikle kanal içi çivilerle tedavi edilirler. Bu çivilerin üst ucunda ve alt ucunda vidalar vardır. Üstteki vida başı yakalar ve sağlam bir tespite yardım eder. Alttaki vida ise kırık bölgesinin altındaki kemiğin rotasyonuna ve kemiğin kısalmasına engel olur. Bazı cerrahlar bu kırıkların tedavisinde kemiğin yanına uzatılan plakları tercih ederler. Bu plaklar kemiğe çok sayıda vida ile tespit edilir. Böylece kırıklar da tespit edilmiş olur.

Şekil 22. Plak-vida sistemi ile tedavi edilmiş çok parçalı kırık.

 

Ameliyat Sonrası

Ameliyattan sonra hasta evine yollanır. Bazen de rehabilitasyon için hastanede tutulur. Ameliyatı takip eden gün hasta bir fizyoterapist tarafından ayağa kaldırılır ve yürütülür. Kırık olan bacağa ne kadar yük verileceğine cerrah karar verir. Fizyoterapist hastanın yeniden güç kazanmasına ve yürümesine yardımcı olur.

Bazen ameliyattan sonra hastaya kan vermek gerekir. Antibiyotik ise kısa bir süre kullanılır. Damar içi pıhtılaşmaları önlemek için hastaya kan sulandırıcı ilaçlar verilebilir. Hastadan özel komprese edici çoraplar giymesi istenebilir.

Hastanın yarasının doktor tarafından kontrol edilmesi gerekir. Genellikle 12-14 gün içinde dikişler alınır. Kırık iyileşmesi belirli aralıklarla röntgen çekilerek kontrol edilir. Kırık kaynayınca hastanın her türlü hareketine izin verilir.

 

UYLUK KEMİĞİ KIRIKLARI

Uyluk kemiği, vücudun en uzun ve güçlü kemiğidir. Genellikle araba kazası veya yüksekten düşme gibi yüksek enerjili yaralanmalar sonucu kırılır. Bu nedenle bu kırklarla birlikte hayatı tehdit eden diğer organ yaralanmaları da olabilir. Bu hastaların hemen hastaneye taşınması ve yatırılması gerekir.

 

Belirtiler

Uyluk kemiği kırıkları kendisini kolayca belli eder. Aşağıdaki belirtiler bulunur:

  • Şiddetli ağrı

  • Şekil bozukluğu

  • Bacağı oynatamama

  • Şişlik

Uyluk kemiğine yapışan kaslar kırık kemikleri yukarı doğru çekeceği için bacak sağlam olana göre daha kısa görünür. Ayrıca eğrilik, dönüklük de bulunabilir. Damarlardaki açılmaya bağlı olarak kanamalar olur ve uyluk morarabilir.

 

Teşhis

Doktor hastayı muayene eder, damarların ve sinirlerin durumunu değerlendirir. Hem uyluğun hem de uyluğun altındaki dizin ve yukarısındaki kalçanın röntgenleri çekilir ve değerlendirilir.

 

Tedavi

Diğer bütün kırıklarda olduğu gibi uyluk kemiği kırıklarında da tedavi, kırık parçaların uygun duruma getirilmesi ve bu durumda kemiğin hareketsiz bırakılması ile sağlanır. Bunu gerçekleştirmek için çok sayıda yöntem vardır. Hastanın yaşına, kırık parçaların durumuna, kırığın tipine ve beraberinde başka yaralanma olup olmadığına göre bu yöntemlerden birisi seçilir.

 

Ameliyatsız Tedavi

Bacağı askıya almak (traksiyon) en eski yöntemlerden birisidir. Traksiyon cilde yapışan bantlarla veya kemikten geçirilen bir tel aracılığı ile yapılır. Hasta yatarken bunlar ipe bağlanır ve ağırlık asılarak çekim sağlanır. Belirli aralıklarla röntgen kontrolü yapılarak kırık parçaların uygun durumda olup olmadıkları kontrol edilir.

Traksiyon etkili bir yöntemdir ama hastanın hastanede kalma süresini uzatır. Hasta yatağa bağlı kalır. Mobilizasyon önemli olduğu için ve diğer yöntemlerle kırık başarılı bir şekilde tedavi edilebildiği için traksiyon yöntemi pek sık kullanılmaz. Diğer yöntemler daha gözdedir.

Sekiz yaşın altındaki çocukların kırıkları alçı ile tedavi edilir. Alçının koltuk altından ayak parmaklarının ucuna kadar uzanması gerekmektedir. Alçı yapıldıktan sonra röntgen kontrolü yapılır, pozisyon iyi ise hasta eve yollanır. Tedavi evde devam eder.

 

Ameliyat İle Tedavi

Plaklama. Bazı durumlarda doktor hastayı ameliyat eder ve uyluk kemiğinin üzerine bir plak uygular. Bu plak, kırık bölgesini kat edip geçer. Plak kemiğe vidalar ile tutturulur. Plak kırık kemiği hareketsiz hale getireceği için hasta ayağa kalkabilir ve yürüyebilir.

Plağın bazı kötü tarafları vardır. Kemiğin sağlam kalması için ona yük binmesi gerekir. Yükü plak taşıdığı için kemik gücünü yitirebilir. Bu nedenle plak çıktıktan sonra kemik tekrar kırılabilir. Plaklama yöntemi büyümesi devam eden çocuklarda ve sinir yaralanması olanlarda iyi bir tedavi seçeneği olabilir.

Dışarıdan Tespit (Eksternal Tespit). Kırık ile birlikte uylukta yaralar da açılmışsa dışarıdan tespit iyi bir tedavi yöntemi olabilir. Hastanın uyluğunun dışında bir çatı oluşturulur ve bu çatı çiviler ile kemiğe tespit edilir. Bu sistem ile erken hareket mümkün olur ama çivinin deriye girdiği yerlerde iltihaplanma sık görülür. Çivi yerlerinin iyi bakımı gerekir. Buna rağmen açık yarası olanlarda sık kullanılan bir yöntemdir.

Kanal İçi Tespit. Kanal içine bir çubuk yerleştirilerek kırık tespit edilir. Bu yöntem büyümesini tamamlayan hastalarda kullanılır. Uyluk kemiği içi boş bir tüp gibidir. Kemiğin içine kalça veya dize yakın bir kısımdan açılan bir delikten metal çubuk yerleştirilir. Çoğu zaman bu çubuk vidalarla kemiğe tespit edilir. Hastanın hemen hareket etmesine imkan sağlar. Kırık kaynayınca çıkarılır.

 

Komplikasyonlar

Uyluk kemiğinin kırıkları hasta sağlığı açısından önemlidir. Kaynaması uzun zaman (3-6 ay) alabilir. Kaynamanın gecikmesi önemli bir durumdur. Kırk esnasında yara açılmışsa kemik iltihaplanabilir. Bu kırıklar yüksek enerjili yaralanmalar sonucu oluştuğu için, beraberinde damar, sinir problemleri de olabilir. Bunlar tedaviyi zorlaştırır.

 

 

BACAK KIRIKLARI

Diz ile ayak arasındaki kemiğe “kaval kemiği” ismi verilir. Tıp dilinde ise tibia olarak anılır. Kaval kemiği kırıkları, uzun kemik kırıkları arasında en sık görülenidir. Sıklıkla koşucularda görülen yorgunluk (stres) kırığından, araç kazalarında görülen, çok parçalı, açık kırıklara kadar değişebilen özelliklerde farklı tipleri vardır.

 

Şekil 23. Bacak kemiğindeki farklı özellikteki kırıklar.

 

Küçük Çocuklardaki Kırıklar

Küçük çocukların tibiaları ( 1-3 yaş) yürümeyi yeni öğrenirken düştüğünde veya bir oyuncağın üzerinden atladığında kırılabilir. Genellikle ayrılmamış kırıklardır. Hemen ağrı başlar ve şişlik olabilir. Çocuk yürümeyi reddeder. Kırık bölgesi oldukça hassastır.

Bu tip kırıkları röntgen filmlerinde görmek zordur. Teşhis için kemik taraması (sintigrafi) gerekebilir. Kısa bacak alçısı ile tedavi edilirler; kolay iyileşirler.

 

Büyüme Plağı Kırıkları

Büyüme plağı kırıkları, büyük çocuklarda ve adolesanlarda sık olur. Bu kırıklar, kemiğin ayak bileğine ve dize yakın kısımlarında meydana gelir. Kemikler, uç kısımlarındaki büyüme kıkırdakları aracıyla büyürler. Bu kıkırdaklar hasara uğrarsa büyüme durabilir ve iki bacak arasında uzunluk farkı oluşur.

Büyüme plağı kırıklarında, ayrılma varsa yerine konulur alçı ile veya vida, çivi gibi materyallerle kırık tespit edilir. Çocuğun büyümesi tamamlanıncaya kadar doktor kontrolünde olması gerekir.

 

Şekil 24. Büyüme plakları uzun kemiklerin ucunda bulunur.

 

 

Stres (Yorgunluk) Kırıkları

Kemikler de tıpkı metaller gibi ardı ardına gelen yüklenmeler sonucu yorulur ve kolayca kırılır. Bu tip kırıklar uzun mesafe koşucularında ve askerlerde sık görülür. Stres kırkları tedricen oluşur aktivite esnasında şişlik ve ağrı ile kendisini belli eder.

Stres kırkları için en önemli tedavi istirahattır. İyileşmesi 6-8 hafta sürebilir. Şahıs, bu süre içinde bacağa yük bindirecek aktivitelerden kaçınmalıdır. Diğer aktiviteleri yapabilir.

 

Kapalı Kırıklar

Kapalı kırıklarda ciltte bir yara oluşmaz. Kapalı kırıklar, kırığı oluşturan kuvvetin şiddetine, kemiğin stabilitesine, kırığın lokalizasyonuna göre farklı şekilde sınıflandırılır. Direkt kırıklar, kuvvetin direkt olarak kemiğe etki etmesi ile (darbe) oluşur; indirekt kırklar ise daha çok ayak yerde sabit iken bacağın dönmeye zorlanması ile meydana gelir. Her ikisinde de yumuşak doku hasarı olabilir.

Stabil kırkların çoğu ameliyatsız yerine konulur ve önce alçı daha sonra kaynayıncaya kadar kırık cihazı ile tespit edilir. Eğer, kırık stabil değilse veya yumuşak doku hasarı fazla ise doktorunuz cerrahi tedavi yöntemlerini seçebilir. Çok parçalı kırıklarda da ameliyat gerekebilir.

 

Şekil 25. Kanal içi çivi ile tespit edilmiş bacak kırığı.

 

Açık Kırıklar

Kaval kemiği cilde çok yakın olduğu için, yüksek enerjili kuvvetler, kemiğin cildi delmesine, parçalamasına neden olabilir. Bütün açık kırıklar enfeksiyon riski taşır ve çoğu zaman cerrahi olarak tedavi edilirler. Açık kırıklarla birlikte vücudun diğer bölgelerinde de yaralanmalar olabilir.

Tedavide, daha çok, kemik iliğine yarleştirilen metal çiviler kullanılır. Bu şekilde fonksiyon kaybı, şekil bozuklukları önlenmeye ve kırık iyileşme süresi kısaltılmaya çalışılır. Bazı çok parçalı kırıklarda eksternal fiksatör denilen, kırğı stabilize edici bir sistem kullanılır. Çok daha ciddi durumlarda amputasyon gerekebilir.

 

Komplikasyonlar

Kaval kemiği kırıklarının iyileşmesi uzun zaman alır. Bu süre içerisinde ayağınıza basamazsınız ve mecburen koltuk değneği kullanırsınız. Balirli aralıklarla röntgen çekilerek kırık parçaların durumu ve iyileşme süreci takip edilir. Kapalı kırıklar 5-6 ayda, ciddi açık kırıklar ise 9 ay veya daha uzun sürede iyileşir.

Nasıl bir komplikasyon oluşacağı kırığın özelliklerine ve seçilen tedavinin ne olduğuna bağlıdır. Şekil bozuklukları, kısalık, dizde ve ayak bileğinde ağrılar, enfeksiyon, kompartman sendromu, kaynamama ve damar sinir yaralanmaları olabilecek komplikasyonlardır. Bu komplikasyonların olmaması için ortopedistler gerekli çabaları gösterir fakat hasta uyumu da gereklidir.

 

AYAK BİLEĞİ KIRIKLARI

Her geçen gün hastanelerin acil servislerine müracaat eden ayak bileği kırıklı hastaların sayısı artmaktadır. Ayak bileği kırığı denildiği zaman, eklemi oluşturan kemiklerdeki kırıklar kastedilir; beraberinde bağ yırtıkları da olabilir.

 

Ayak Bileği Anatomisi

Ayak bileği eklemini üç kemik oluşturur.

  • Kaval kemiği (tibia)

  • Bacaktaki diğer ince kemik (fibula)

  • Aşık kemiği (talus)

Bacaktaki tibia ve fibula kemikleri talusu kelepçe gibi sarar. Tiba ve talus arasındaki eklemden ayak yukarı ve aşağı doğru hareket eder.

Ayak bileğinin hemen altında bir eklem daha vardır (subtalar); burada topuk kemiği ile aşık kemiği alt alta durur. Bu eklemden ayak bir yandan diğer yana doğru hareket eder. Bu kemikler birbirlerine kuvvetli ligamentlerle (bağ) bağlanmıştır.Ayak bileğinin her iki yanında birer çıkıntı vardır. Bunlardan iç taraftakine iç malleol, dış taraftakine iç malleol denir. İç malleol kaval kemiğinin, dış malleol ise diğer kemiğin ucudur.

 

Kırık Oluşumu

Bileği yapan bu üç kemikten birisi düşme, trafik kazası veya herhengi bir yaralanma sonucu kırılabilir. Ayak bileği burkulmaları da kırklara yol açabilir. Bu nedenle bileği burkulmuş bir kimsenin doktor kontrolünden geçmesi uygun olur. Aşağıdaki belirtiler varsa, kırık olma ihtimali de vardır:

  • Hemen ortaya çıkan şiddetli ağrı

  • Şişlik

  • Ciltte morarma

  • Dokunmakla hassasiyet

  • Yaralı ayak üstüne basamama

  • Şekil bozukluğu, özellikle çıkık ile beraber kırık varsa görülür

Ayak bileği kırkları ile birlikte bağ yırtıkları da olabilir. Kırığın tam yerini belirlemek için röntgen çekilir. Bazen de bilgisayarlı tomografi gerekli olur.

 

Tedavi ve Rehabilitasyon

Kırık ayrılmamış ise, alçı veya bileklik ile tedavi edilir. Alçı önce uzun olarak yapılır, daha sonra kısa yürüme alçısına geçilir. Kırığın iyileşmesi 6 hafta alır. Bir sporcunun tekrar, yaralanma öncesi düzeyde spor yapabilmesi için birkaç ay gerekir. Tedavi süresince kontrol filmler çekilir.

Kırık parçalar ayrılmış ise ve bağlarda da yırtıklar varsa ameliyat gerekir. Ameliyat ile kırklar yerine konulur ve vida, plak veya teller ile tutturulur. Bu kırıklarda çok fazla bir komplikasyon olmaz. Diabetli kimselerde ve sigara kullananlarda dolaşım bozukluklarına bağlı aksilikler olabilir. Kırıklar tespit edildikten sonra ayak bileği hareketlerini artırıcı egzersizler yaptırılır. Kırıklar tam kaynamadan, ayak üzerine yük verdirilmez. Kaynama kontrolleri radyolojik olarak yapılır ve kaynama görülünce ayağa basmaya izin verilir.

 

 

KÖPRÜCÜK KEMİĞİ KIRIKLARI

Köprücük kemiği omuzu gövdeye bağlayan kemiktir. Bu kemiğin altında çok önemli sinir ve damarlar vardır. Bu hayati yapılar kırık sonrası nadiren yaralanır. Uzun bir kemik olan köprücük kemiği genellikle orta kısmından kırılır.

 

Şekil 26. Köprücük kemiği kırığının şematik görünümü.

Köprücük kemikleri çocuklarda ve sporcularda daha sık kırılır. Doğum esnasında bebeklerde de kırık olabilir. 20 yaşına kadar bu kemik tam olarak sertleşmediği için, bu yaşın altındaki kimselerde el üzerine düşmeler kolaylıkla kırığa neden olabilir.

Belirtiler

Kırık oluşunca omuz öne ve aşağıya doğru düşer. Ağrı nedeniyle kol yukarı kaldırılamaz. Kol hareket ettirildiğinde kemikten sürtünme sesi gelir. Kemik üzerinde şişlik oluşur.

 

Teşhis

Genellikle kemik üzerinde belirgin bir şişlik olur. Kemiğe dokunulduğunda ağrı oluşur. Nadiren de olsa kemiğin kırık uçları cildi delip dışarı çıkabilir. Doktor damar ve sinir hasarı yönünden hastayı dikkatli bir şekilde muayene eder ve daha sonra röntgene yollar. Röntgende kırığın yeri tam olarak belirlenir.

 

Tedavi

Köprücü kemiği kırıkları genellikle ameliyatsız iyileşir. Çocuklarda kolun gövdeye tespiti tedavi için yeterli olur. Kaynama süresi 3-4 haftadır. Yetişkinlerde omuza “8” biçiminde bandaj yapılır ve kol gövdeye tespit edilir. Kaynama süresi 6-8 haftadır. Ağrıyı gidermek için hastaya ağrı kesiciler verilir.

Kaynama sonrası kemik üzerinde bir kabarıklık oluşabilir ama bu zamanla kaybolur. Kaynama sonrası omuz hareketleri geri döner. Genellikle eklem hareketlerinde bir kısıtlılık kalmaz. Kırık kaynar kaynamaz egzersizlere başlanılmalıdır. Sporcuların spora dönmesi kemiğin tam olarak sağlamlaşması ile mümkündür.

 

KOL KIRIKLARI

Kol kırıkları sık olarak meydana gelir. Her 20 kırktan birisi, humerus adı verilen kol kemiğinde olur. El üzerine düşmeler veya trafik kazaları, bu kırığın sık görülen sebepleridir. Kol kırılınca kolaylıkla anlaşılır. O anda kırk sesi işitilir. Kol şişer ve şekil bozukluğu, ciltte morarma ve kanama olabilir. Kırık varsa genellikle şunlar da vardır:

  • Yaralanma bölgesinde şiddetli ağrı

  • Kolun hareketi ile artan ağrı

  • Kolun normal olarak kullanılamaması

 

İlk Yardım

Öncelikle, yaralının daha ciddi problemlerinin olup olmadığı araştırılır. Nefes alabiliyor mu? Nabzı var mı? Kanama var mı? Bunlara bakılır. Eğer kanama fazla ise hemen ambulans çağırmak gerekir. Kanamayı ve şişliği azaltmak için kol kalp seviyesinden yukarı kaldırılır. Kemik uçları cildin dışına çıkmışsa, içeri koymamak gerekir. Ambulans gelinceye kadar, temiz bir örtü ile veya bandaj ile sarılır.

Kırıklı şahsın kolunu kullanmaması gerekir. Kol hareket ettirilince, kemiğin uçları damarlara, sinirlere ve diğer dokulara zarar verebilir. Kolu hareketsiz kılmak için şunlar yapılır:

  • Geçici bir atel sarılır. Kırılan bölgenin bir alt ve bir üst eklemi hareketsiz hale getirilir. Bunun için, tahta veya katlanmış bir dergi işe yarayabilir. Sarmak için atkı, kemer, giysiler kullanılır. Kolun çok sıkılmaması gerekir.

  • Omuz askısı yapılır. Bu askı kolu ve ateli gövdeye yapıştırır, kolun ağırlığını alır. Bunun için, baş örtüleri veya çeşitli kıyafetler kullanılır.

Hasta doktora ulaştırılır.

 

Doktor Tedavisi

Muayene: Doktora, ne olduğunu tam olarak anlatınız. Doktor sizi muayene eder ve başka bir probleminiz var mı araştırır. Elinizi ve el parmaklarınızı oynatmanızı ister. Muayene bittikten sonra filmleriniz çekilir. Eğer hasta çocuk ise, büyüme plaklarının hasar görüp görmediğine bakılır.

Yerine Koyma: Doktor, kırık kemik parçalarını uygun duruma getirir (redüksiyon). Yaralanmanın derecesine göre, redüksiyon için anestezi gerekebilir. Yerine konulamayan kırıklar ameliyat gerektirir.

Hareketsiz Kılma: Kırık yerine konulunca, doktor kırığı hareketsiz hale getirir. Çoğu zaman bunun için alçı veya atel kullanılır. Alçının ve atelin ne kadar kalacağına doktor karar verir. Ameliyat yapılırsa, kırık, plak, vida veya çivi ile tespit edilir.

Rehabilitasyon: kırık tam olarak iyileşinceye kadar, haftalar hatta aylar geçer. Rehabilitasyon kasların yeniden güçlenmesi ve eklemlerin yeniden hareket kazanması için yapılır. Rehabilitasyon programının ilerlemesi için, hasta uyumu şarttır. Rehabilitasyon, dokular normal fonksiyonlarını yapabilinceye kadar devam eder.

 


 

ÖN KOL KIRIKLARI

Ön kolda iki ayrı kemik vardır. Bunlar ulna ve radius olarak isimlendirilir. Bir yaralanma sonucu bu iki kemik aynı zamanda kırılabilir. Kırıklar dirseğe veya el bileğine yakın olabileceği gibi orta kısımlarda da olabilir.

Başparmak tarafında olan Radius, küçük parmak tarafında olan ise ulnadır. Radiusun el bileğine yakın kısmı, ulnanın ise dirseğe yakın kısmı büyüktür.

Kırıklar basit bir çatlak şeklinde olabileceği gibi çok parçalı ve ayrılmış da olabilir. Bazı durumlarda kemik parçaları cildi delip dışarı bile çıkabilir (açık kırık). Bu kırıklar iltihaplanma riski taşır.

Sebepler

Ön kol kırığı yapan sebepler şunlardır:

  • Ön kola gelen direk darbeler

  • Kol açık durumda iken el üzerine düşmeler

  • Trafik kazaları


 

Belirtiler

Kırık olunca hemen ağrı başlar. Ön kolun şekli bozulmuş olarak görülebilir. Kısalık ve eğilme olabilir. Önkolun diğer taraftaki el ile desteklenmesi gerekir. Ayrıca şunlar olabilir:

  • Şişlik

  • Ön kolu hareket ettirmede zorluk

  • Morluklar

  • Nadiren de olsa el ve parmaklarda his ve kuvvet kaybı


 

Tedavi

Ön kol kırıklarının tedavisinde de prensip aynıdır. Kırık önce uygun pozisyona getirilir ve iyileşinceye kadar hareketsiz tutulur. Uygun pozisyona getirme yani yerine koyma işlemine redüksiyon denir. Eğer kırık uygun pozisyona getirilmezse iyileşme tamamlandıktan sonra dirsek ve el bileğinde hareket kısıtlılığı gelişebilir.

Redüksiyondan sonra alçı yapılarak kemik parçaları hareketsiz hale getirilir. Belirli aralıklarla röntgen çekilerek pozisyonun korunup korunmadığı kontrol edilir. Eğer redüksiyon sağlanamazsa veya daha sonra kayma olursa ameliyat gerekli hale gelir.

Hastada açık kırık varsa iltihap riskini azaltmak için hastaya antibiyotik başlanır. Kırık parçalar plak, vida veya çivi kullanılarak tespit edilir. En sık kullanılan yöntem plak ve vida ile tespittir.

Açık kırıklarda tespit dışardan da yapılabilir. Enfeksiyon riski kalkınca, içerden plak ve vida ile tespit edilir.

Komplikasyonlar

Ön kol kırıklarına bağlı olarak çeşitli komplikasyonlar gelişebilir.

  • Kemiklerin kırık uçları damar ve sinirleri zedeleyebilir.

  • Aşırı kanama olursa kompartman sendromu gelişebilir. Kırığı takip eden 24-48 saat içerisinde çok şiddetli ağrı başlarsa bu sendromun akla gelmesi gerekir. Bu durumda acil ameliyat yapılır.

  • Açık kırıklarda kırık uçları dış ortam ile temas ettiği için enfeksiyon gelişebilir. Enfeksiyon gelişirse, tedavi zorlaşır.

 

Ameliyat bağlı komplikasyonlar da olabilir.

  • Bütün ameliyatlarda olduğu gibi ön kol kırıklarının ameliyatından sonra da iltihap gelişebilir.

  • Ameliyat esnasına damar ve sinirler zarar görebilir. Buna bağlı olarak his ve kuvvet kaybı oluşur.

  • Tedaviye rağmen kırık kaynamayabilir. Kaynanama durumda kırığı kaynatmak için ek tedavi yöntemlerine baş vurulur.

 

COLLES KIRIĞI

Her hangi bir insan düşerken kollarını yere doğru uzatır ve yere çarpmanın etkisini azaltmaya çalışır. Eller açık vaziyette, el ayası üzerine düşünce, önkol kemiği (radius) üzerine çok yük biner ve el bileğine yakın kısımdan kırılır. Bu kırık Colles kırığı olarak isimlendirilir.

Colles kırığı erişkinler arasında sık görülür. Özellikle yaşlı kadınlarda, osteoporoz geliştiği için Colles kırıkları kolaylıkla oluşur.

Ağrı, el bileğinde şişme ve şekil bozukluğu, eşyaları tutamama Colles kırığının belirtileridir. El bileğinde oluşan şekil bozukluğu kaşık sırtına benzer. Röntgen çekilerek kırığın varlığı ortaya konur.

Colles kırıklarının tedavisi, önce yerine koymak, sonra alçı veya atel ile hareketsiz kılmaktır. Kırık iyileşinceye kadar bu tedaviye devam edilir. Yerine konulamayan kırıklar ve parçalı kırıklar ameliyat gerektirebilir. Önemli olan eklemin restorasyonudur.

Colles kırıkları, genellikle komplikasyonsuz iyileşir. Bazen hareket kaybı olabilir. Ligament yaralanmaları varsa, kalıcı ağrılar olur. Bazen de eklemde kireçlenme gelişir. Median sinir el bileği seviyesinde sıkışabilir (karpal tunel sendromu).

Colles kırklarının oluşmasında osteoporozun büyük rolü vardır. Bu kırıkları önlemek için osteoporozun önlenmesi ve tedavisi gerekir.

 

 

 

Şekil 27. Colles kırğının şematik görünümü.

 

EL KIRIKLARI

 

El kırıkları parmaklardaki küçük kemiklerde (falanks) veya elin tarak kemiklerinde (metakarp) olabilir. Kırıklarda genellikle sebep düşme, burkulma, ezilme veya çarpma gibi yaralanmalardır.

Şekil 28. Falanks kırığı.

Kırıkların belirti ve bulguları:

  • Şişme

  • Hassasiyet

  • Şekil bozukluğu

  • Parmakları oynatamama

  • Parmağın kısalması

 

Teşhis

Öncelikle parmağın muayenesi yapılır. Parmağın şekline ve cildin durumuna bakılılır. Parmak hareketleri ölçülür ve hassasiyet olup olmadığı araştırılır. Muayeneden sonra röntgen filmi çekilir.

 

Tedavi

Parmaktaki şekil bozukluğu önce elle düzeltilmeye çalışılır. Daha sonra parmak atel ile hareketsiz hale getirilir. Atel genellikle parmak ucundan dirseğe kadar uzanır. Bu şekilde kırık kemikler hareketsiz hale getirilmiş olur.

Daha sonraki günlerde röntgen kontrolü yapılarak kırık kemiklerin uygun pozisyonda olup olmadığına bakılır.

Kırık çoğu zaman 3-6 hafta içinde kaynar. Kaynama sağlandıktan sonra hemen hareketlere başlanır. Böylece eklemlere yeniden hareket kazandırılır.

Şekil 29. Vidalarla tespit edilmiş falanks kırığı.

Bazı kırıklar ameliyat gerektirir. Ameliyat ile kırık kemikler uygun duruma getirilir ve bu durumda tespit edilir. Bu amaçla, küçük vidalar, teller ve plaklar kullanılır. İyileşme sağlandıktan sonra bu materyaller çıkarılır. Ameliyattan sonra fizik tedavi gerekebilir.

 

ÇOCUKLARDA DİRSEK KIRIKLARI

Çocuğunuz çok hareketli ise elleri üzerine sık olarak düşer. Bu düşmelerin çoğu zararsızdır. Ama, bazen o kadar sert düşer ki yere çarpmanın etkisi ile kemikleri kırılabilir. Çocuklar da meydana gelen kırıkların % 10 u dirsek çevresinde görülür.

Kırık Tipleri

Çocuktaki dirsek kırıkları, dirseğin farklı yerlerinde olabilir: Sık görülenler şunlardır:

  • Dirsek üstü (suprakondiler) kırık: Dirseğin hemen üzerinden, kol kemiği (humerus) kırılabilir. Bu kırık genellikle 8 yaşın altındaki çocuklarda olur. En sık görülen dirsek kırığı budur. Bu kırık sinir yaralanmalarına ve kolun kan dolaşımının bozulmasına neden olabilir.

  • Dirseğin yan çıkıntılarındaki (kondiler) kırıklar: Bu kırıklar, kol kemiğinin dirsek eklemine yakın ucundaki iki çıkıntıdan birisinde olur. Dış taraftaki çıkıntıda (lateral kondil) daha sık görülür. Bu kırıklar eklem yüzeyini ve büyüme kıkırdağını ilgilendirdiği için önemlidir.

  • İç taraftaki çıkıntının ucundaki (epikondiler) kırıklar: Genellikle 9-14 yaşlarındaki çocuklarda görülür. Kol kemiğinin iç taraftaki çıkıntısının uç kısmı düşme sonucu kırılabilir.

  • Büyüme plağı kırıkları: Dirsek eklemini yapan kol ve ön kol kemiklerinin uçlarında büyüme plakları vardır. Bu büyüme plaklarının kırıkları kemiklerin büyümesini bozabilir. Bu nedenle iyi tedavi gerektirir.

  • Önkol kırkları: Ön kolda biri başparmak (radius), diğeri küçük parmak (ulna) tarafında olmak üzere iki kemik vardır. Bu kemiklerin dirsek eklemine iştirak eden uçlarında kırıklar olabilir.

 

Belirti Ve Bulgular

Yukarda sıralan bölgelerden herhangi birinde kırık olduğunda, aşağıdaki bulgu ve belirtiler vardır:

  • Ağrı

  • Hassasiyet

  • Az veya çok şişlik

  • Dirsek hareketlerinde kısıtlanma

 

Teşhis Ve Tedavi

Eğer çocuğunuzun düşme sonucu dirseğinde ağrı başladıysa ve kolunu oynatamıyorsa hemen doktora gitmeniz gerekir. Doktor, öncelikle kolun sinirlerini ve kan dolaşımını kontrol eder. Kırık olup olmadığını, kırık varsa hangi bölgenin kırığı olduğunu anlamak için film çekilir. Durumun tam olarak belirlenmesi için, normal tarafın da filmi çekilerek kıyaslama yapılabilir.

Şekil 30. Suprakondiler humerus kırıklı bir çocuğun dirseğinin görünümü ve filmi.

Tedavi, kırığın yerine ve ayrılma derecesine bağlıdır. Kırıkta ayrılma yoksa alçı ile tedavi yeterli olabilir. Alçı süresi 3-5 hafta arasında değişir. Bu süre içerisinde alçı kontrolleri yapılarak kırığın uygun durumda kalıp kalmadığı kontrol edilir.

Eğer kırık kemikler birbirinden ayrılmışsa, doktor eli ile bunları eski yerine koymaya çalışır. Bu işlem ameliyatsız yapılabilir ama çoğu kez ameliyat gerekir. Ameliyat ile kemik parçaları yerine konulur ve tel, çivi veya vida ile tespit edilir. Ameliyattan sonra alçı yapılır. Birkaç hafta sonra alçı ve teller çıkarılarak eklem hareketlerine başlanır

 

 

 

ÇOCUKLARDA ÖNKOL KIRIKLARI

Çocuklar koşmayı, oynamayı, zıplamayı, hoplamayı, atlamayı çok sever. Ama, bunları yaparken elleri üzerine düşerlerse, dirsek ile el bileği arasındaki iki kemikten birisi veya ikisi birden kırılabilir. Bu şekildeki ön kol kırıkları, çocuklarda meydana gelen kırıkların % 40-50’sini oluşturur. Kırıklar hemen bileğe yakın kısımda, önkolun orta kısımlarında veya dirseğe yakın yerde olabilir.

İki kemikten başparmak tarafında olanına radius, küçük parmak tarafında olanına ise ulna denir. Bu kemiklerin kırıklarının 1/3 ü radiusun el bileğine yakın kısmında meydana gelir.

 

Belirti Ve Bulgular:

  • Dirsek, önkol ve el bileğinde şekil bozukluğu (deformite)

  • Düşme ile hemen başlayan ağrı

  • Hassasiyet

  • Şişlik

  • Önkolu hareket ettirmede zorluk

Çocuk kemikleri kırıldığında erişkinlerin kemiklerine göre daha hızlı kaynar. Çocuğunuzda bir kırıktan şüphe ediyorsanız, zaman geçirmeden doktora gitmelisiniz. İyi bir tedavi ile kırık uygun pozisyonda kaynar ve iyileşir.

 

Kırık Tipleri

  • Torus kırığı: “Bükülme” kırığı diye de isimlendirilir. Kemiğin bir kenarı hafifçe çöker, karşı kenar ise eğilir. Ayrılmamış ve kayma göstermeyen kırıklardır.

  • Metafizyel kırıklar: kemiklerin eklemlere yakın yerlerindeki kırıklardır. Bu kırıklarda büyüme plağı etkilenmez.

  • Yaş ağaç kırığı: Kemik tıpkı bir yaş ağaç dalı gibi kırılır. Kemik korteksinin bir tarafı kırılıp ayrılır, karşısı ise eğilir.

  • Galeazzi kırığı: Radiusda ayrılmamış bir kırık ve el bileğinde yan yana duran radius ve ulnada ise çıkık olur.

  • Monteggia kırığı: Ulna da kırık ve radiusun dirsek ekleminde çıkığı vardır. Acil tedavi gerektiren ciddi bir kırktır.

  • Büyüme plağı kırıkları: Kırık büyüme plağını da ilgilendirir. Genellikle radiusun el bileğine yakın kısmındaki büyüme plağında görülür.

 

Teşhis Ve Tedavi

El üzerine düşmelerde el, bilek, kol ve dirsek yaralanabilir. Doktor tam olarak nerede kırık olduğunu anlamak için dirseğin, önkolun ve el bileğinin filmini çektirir. Ayrıca, elin sinir fonksiyonlarını ve kan dolaşımını kontrol eder.

Tedavi şekli kırığın yerine ve kemiklerdeki ayrılma durumuna bağlıdır. Doktor ayrılmış, yer değiştirmiş kemikleri eli ile yerine koymaya çalışır. Uygun pozisyona getirdikten sonra da alçı ile tespit eder. Ama şu durumlarda ameliyat gerekebilir:

  • Ciltte kesilme varsa

  • Kırık stabil değilse

  • Kemik parçaları ayrık duruyorsa

  • Kırık maniplasyon ile istenilen pozisyona gelmiyorsa

  • Kırık arzu edilmeyen bir pozisyonda kaynamaya başlamışsa

Kırık kemikler uygun duruma getirildikten sonra bu durumda kalmaları için bir çivi ile veya alçı ile tespit yapılır. Torus gibi ayrılmamış basit bir kırık 3-4 haftada iyileşir. Monteggia gibi daha ciddi kırıkların iyileşme ve alçıda kalma süresi 6-10 hafta kadar olabilir. Kırık büyüme plağını ilgilendiriyorsa, doktor hastasını yıllarca takip eder ve kemiklerde büyüme problemi olup olmadığını kontrol eder.

 

 

 

BÜYÜME PLAĞI KIRIKLARI

Yetişkinlerde de, çocuklarda da kırıklar olmaktadır ama sadece çocuklarda olan özel bir kırık şekli vardır ki o da büyüme plağı kırığıdır. Bu kırık özel bir dikkat ister. Bu kırığı geçiren çocukların kemiklerinde ileriki yıllarda büyüme problemleri, şekil bozuklukları olabilir.

Büyüme Plağı Nedir?

Büyüme plağı, uzun kemiklerin uçlarında bulunur. Bu plak içerisindeki kıkırdak hücrelerin çoğalması ile kemikler uzar ve şekillenir. Uzun kemikler, ortalarından değil uçlarından büyür. Kemiklerin uç kısımlarındaki kırıklar büyüme plaklarını etkileyebilir ve onların fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilir.

Kimler Risk Altındadır?

  • Büyümekte olan bütün çocuklar risk altındadır ama özellikle 11-12 yaşındaki kız çocukları ve 13-14 yaşındaki erkek çocuklarında risk fazladır.

  • Büyüme plağı kırıkları erkek çocuklarda kızlara göre iki misli daha fazla görülür.

  • Kırıkları yaklaşık 1/3 i futbol, basketbol ve jimnastik gibi yarışma sporlarında görülür.

  • Yaklaşık % 20 si ise eğlenmek için yapılan bisiklet , kayak ve patinaj gibi aktiviteler esnasında meydana gelir.

Kırık, düşme ve otomobil kazası sonucu meydana gelen tek bir yaralanma sonucu oluşabildiği gibi uzun süren aşırı yüklenmeler sonucu da olabilir. Parmak, önkol ve bacak kemiklerinde sık görülür.

 

Büyüme Plağı Kırıklarında Teşhis

Kaza geçiren bir çocuğun kol veya bacaklarında ağrı şişlik olmuşsa veya kolunun bacağını hareket ettiremiyorsa doktor kontrolünden geçmesi gerekir. Doktor çocuğu muayene eder ve durumu tam olarak anlamak için film çektirir. Çekilen filmlerin incelenmesi ile çocukta bir kırık olup olmadığı anlaşılır. Bazen MR, tomografi gibi ek tetkikleri de istenebilir.

Kırık Tipleri

Büyüme plağı kırıklarının 5 tipi vardır:

Tip 1: Kırık büyüme plağı boyunca, enlemesine olarak kemiği kateder; eklem yüzeyine ulaşmaz. Genellikle sorunsuz iyileşir; ameliyat gerektirmez. Alçı sarılması yeterlidir.

Tip II: Kırık büyüme plağının hemen üstünden başlar, plağa kadar geldikten sonra plak boyunca enine devam eder. En sık görülen kırık şeklidir. Genellikle alçı ile tedavi edilir. Bazen ameliyat gerekebilir.

Tip III: Kırık plaktan başlar ve ekleme kadar iner. Eklem yüzünü bozabilir. Tedavi için ameliyat gerekir, ameliyatta kırık yerine konulduktan sonra içerden tespit edilir. 3-5 hafta sonra tespite son verilir.

Tip IV: Kırık plağın üst kısmından başlar, plağı oblik olarak geçtikten sonra ekleme kadar iner. Büyük çocuklarda sık görülür. Eklem yüzünün restorasyonu için ameliyat gerektirir. Ameliyat ile kırık yerine konulur ve tespit yapılır.

Tip V: Büyüme plağının ezilmesi şeklindedir. Çoğunlukla büyüme duraklar. Tedavi için ameliyat gerekir.

 

Kırıkların İzlenmesi

Çocuk kırıkları yetişkinlerinkine oranla daha çabuk iyileşir. Yetişkinlerde büyüme plağı kapandığı için bu tip kırıklar ve bu kırıklara bağlı sorunlar görülmez. Bu tip kırık geçirmiş çocuklarda kemik büyümesi ve şekillenmesi uzun süreli takip gerektirir. Büyüme plağı fonksiyonunu yitirirse kemiğin uzaması durur. Bu gibi durumlarda ortopedik müdahale gerekebilir. Bu nedenle, özellikle tip IV ve Tip V büyüme plağı kırığı geçirmiş çocuklar yetişkin hayata ulaşıncaya kadar izlenmelidir.

 

 

ÇOCUKLARDA UYLUK KEMİĞİ KIRIKLARI

Uyluk kemiği (femur) vücudun en büyük ve dayanıklı kemiğidir ama çocuk önemli bir yaralanma geçirdiğinde kırılabilir. Femur kırığına yol açan sık görülen sebepler şunlardır:

  • Oynarken düşme

  • Temas sporları esnasında geçirilen kazalar

  • Trafik kazaları

  • Çocuğun dayak yemesi

Femur kırılınca şiddetli ağrı olur ve çocuk bacağını kullanamaz ve yürüyemez. Hareket ile ağrı daha da artar. Zamanla şişlik oluşur. Böyle büyük bir kemiğin kırılmasına neden olan hadise vücudun başka yerlerinde de yaralanmaya sebep olmuş olabilir.

 

Teşhis ve Tedavi

Bir çocukta femur kırığı düşünülüyorsa hemen bir cankurtaran çağrılmalı ve çocuk hastaneye götürülmelidir. Doktora kazanın nasıl olduğu ve daha önce geçirdiği diğer tıbbi sorunlar anlatılmalıdır. Doktor çocuğun ağrısını azaltmaya çalışırken bir yandan da muayenesini yapar. Kırığın yerini ve diğer özelliklerini anlamak için film çektirir. Bazen kıyaslamak için normal uyluğun da filminin çekilmesi gerekebilir.

Femur kemiği kırıklarının tedavisi kırığın yerine konulması (redüksiyon) ve kaynayıncaya kadar bu durumda tutulması (immobilizasyon) şeklinde yapılır. Doktor tedaviyi planlarken çocuğun yaşını, kırığın tipini, yaralanmanın nasıl olduğunu, ciltte kesik olup olmadığını ve başka yerlerinde de yaralanma olup olmadığını dikkate alır.

Yerine koyma (redüksiyon): Doktor ayrılmış kemik parçalarını eli ile düzelterek kapalı yöntem ile yerine koyar. Bazen de redüksiyon için, birkaç gün süre ile, hastanın ayağına ağırlık asılarak (traksiyon) beklenilir. Bu sürenin sonun kapalı redüksiyon yapılır. Kırık kapalı olarak yerine konulamıyorsa ameliyat gerekir.

Hareketsiz tutma (immobilizasyon): Kırık yerine konulduktan sonra, kaynayıncaya kadar, bu pozisyon alçı ile korunur. Ameliyat ile içerden veya dışardan tespit küçük çocuklarda bazen, büyük çocuklarda ve ergenlik çağına gelenlerde ise sıklıkla gerekli olur.

 

Tedavi Yöntemleri:

Traksiyon ve alçı: Kırıklı çocuk hastaneye yatırılınca, bacağı askıya alınır (traksiyon), kırık kemikler uygun pozosyonda bu şekilde tutulur. Kaynama başlayınca tedaviye alçı ile devam edilir. Alçıda kalma süresi 4-8 hafta arasında değişir.

Erken alçılama: Kırık bebeklerde ve küçük çocuklarda olursa traksiyon yapılmadan hemen alçıya alınabilir. Hastanede kalış süresi 24 saat kadardır.

Dışardan tespit: Bazı özel durumlarda, doktor kırık kemikleri eksternal fiksatör denilen özel bir sistem ile dışardan tespit edebilir. Bunun için, kırık kemiğin üst ve alt parçasına çivi takılır ve bu çiviler dışardan birbirine tespit edilir; böylece kırık da tespit edilmiş olur. Kaynama gerçekleştirilince sistem sökülür.

İçerden tespit: Çocuk ameliyat edilir ve kırık kemikler birbirine çivi, vida, plak gibi materyallerle tespit edilir.

Kırık kaynadıktan ve tespit materyalleri çıkarıldıktan sonra çocuğun rehabilitasyon programına ihtiyacı olabilir. Bu program ile kas güçleri ve eklem hareketleri artırılır. Doktor, kırığın kaynadığından tam olarak emin olmak için çocuğu kontrollere çağırabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÜYÜME PLAĞI KIRIKLARI

Yetişkinlerde de, çocuklarda da kırıklar olmaktadır ama sadece çocuklarda olan özel bir kırık şekli vardır ki o da büyüme plağı kırığıdır. Bu kırık özel bir dikkat ister. Bu kırığı geçiren çocukların kemiklerinde ileriki yıllarda büyüme problemleri, şekil bozuklukları olabilir.

Büyüme Plağı Nedir?

Büyüme plağı, uzun kemiklerin uçlarında bulunur. Bu plak içerisindeki kıkırdak hücrelerin çoğalması ile kemikler uzar ve şekillenir. Uzun kemikler, ortalarından değil uçlarından büyür. Kemiklerin uç kısımlarındaki kırıklar büyüme plaklarını etkileyebilir ve onların fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilir.

Kimler Risk Altındadır?

  • Büyümekte olan bütün çocuklar risk altındadır ama özellikle 11-12 yaşındaki kız çocukları ve 13-14 yaşındaki erkek çocuklarında risk fazladır.

  • Büyüme plağı kırıkları erkek çocuklarda kızlara göre iki misli daha fazla görülür.

  • Kırıkları yaklaşık 1/3 i futbol, basketbol ve jimnastik gibi yarışma sporlarında görülür.

  • Yaklaşık % 20 si ise eğlenmek için yapılan bisiklet , kayak ve patinaj gibi aktiviteler esnasında meydana gelir.

Kırık, düşme ve otomobil kazası sonucu meydana gelen tek bir yaralanma sonucu oluşabildiği gibi uzun süren aşırı yüklenmeler sonucu da olabilir. Parmak, önkol ve bacak kemiklerinde sık görülür.

 

Büyüme Plağı Kırıklarında Teşhis

Kaza geçiren bir çocuğun kol veya bacaklarında ağrı şişlik olmuşsa veya kolunun bacağını hareket ettiremiyorsa doktor kontrolünden geçmesi gerekir. Doktor çocuğu muayene eder ve durumu tam olarak anlamak için film çektirir. Çekilen filmlerin incelenmesi ile çocukta bir kırık olup olmadığı anlaşılır. Bazen MR, tomografi gibi ek tetkikleri de istenebilir.

Kırık Tipleri

Büyüme plağı kırıklarının 5 tipi vardır:

Tip 1: Kırık büyüme plağı boyunca, enlemesine olarak kemiği kateder; eklem yüzeyine ulaşmaz. Genellikle sorunsuz iyileşir; ameliyat gerektirmez. Alçı sarılması yeterlidir.

Tip II: Kırık büyüme plağının hemen üstünden başlar, plağa kadar geldikten sonra plak boyunca enine devam eder. En sık görülen kırık şeklidir. Genellikle alçı ile tedavi edilir. Bazen ameliyat gerekebilir.

Tip III: Kırık plaktan başlar ve ekleme kadar iner. Eklem yüzünü bozabilir. Tedavi için ameliyat gerekir, ameliyatta kırık yerine konulduktan sonra içerden tespit edilir. 3-5 hafta sonra tespite son verilir.

Tip IV: Kırık plağın üst kısmından başlar, plağı oblik olarak geçtikten sonra ekleme kadar iner. Büyük çocuklarda sık görülür. Eklem yüzünün restorasyonu için ameliyat gerektirir. Ameliyat ile kırık yerine konulur ve tespit yapılır.

Tip V: Büyüme plağının ezilmesi şeklindedir. Çoğunlukla büyüme duraklar. Tedavi için ameliyat gerekir.

 

Kırıkların İzlenmesi

Çocuk kırıkları yetişkinlerinkine oranla daha çabuk iyileşir. Yetişkinlerde büyüme plağı kapandığı için bu tip kırıklar ve bu kırıklara bağlı sorunlar görülmez. Bu tip kırık geçirmiş çocuklarda kemik büyümesi ve şekillenmesi uzun süreli takip gerektirir. Büyüme plağı fonksiyonunu yitirirse kemiğin uzaması durur. Bu gibi durumlarda ortopedik müdahale gerekebilir. Bu nedenle, özellikle tip IV ve Tip V büyüme plağı kırığı geçirmiş çocuklar yetişkin hayata ulaşıncaya kadar izlenmelidir.

 

 

ÇOCUKLARDA UYLUK KEMİĞİ KIRIKLARI

Uyluk kemiği (femur) vücudun en büyük ve dayanıklı kemiğidir ama çocuk önemli bir yaralanma geçirdiğinde kırılabilir. Femur kırığına yol açan sık görülen sebepler şunlardır:

  • Oynarken düşme

  • Temas sporları esnasında geçirilen kazalar

  • Trafik kazaları

  • Çocuğun dayak yemesi

Femur kırılınca şiddetli ağrı olur ve çocuk bacağını kullanamaz ve yürüyemez. Hareket ile ağrı daha da artar. Zamanla şişlik oluşur. Böyle büyük bir kemiğin kırılmasına neden olan hadise vücudun başka yerlerinde de yaralanmaya sebep olmuş olabilir.

 

Teşhis ve Tedavi

Bir çocukta femur kırığı düşünülüyorsa hemen bir cankurtaran çağrılmalı ve çocuk hastaneye götürülmelidir. Doktora kazanın nasıl olduğu ve daha önce geçirdiği diğer tıbbi sorunlar anlatılmalıdır. Doktor çocuğun ağrısını azaltmaya çalışırken bir yandan da muayenesini yapar. Kırığın yerini ve diğer özelliklerini anlamak için film çektirir. Bazen kıyaslamak için normal uyluğun da filminin çekilmesi gerekebilir.

Femur kemiği kırıklarının tedavisi kırığın yerine konulması (redüksiyon) ve kaynayıncaya kadar bu durumda tutulması (immobilizasyon) şeklinde yapılır. Doktor tedaviyi planlarken çocuğun yaşını, kırığın tipini, yaralanmanın nasıl olduğunu, ciltte kesik olup olmadığını ve başka yerlerinde de yaralanma olup olmadığını dikkate alır.

Yerine koyma (redüksiyon): Doktor ayrılmış kemik parçalarını eli ile düzelterek kapalı yöntem ile yerine koyar. Bazen de redüksiyon için, birkaç gün süre ile, hastanın ayağına ağırlık asılarak (traksiyon) beklenilir. Bu sürenin sonun kapalı redüksiyon yapılır. Kırık kapalı olarak yerine konulamıyorsa ameliyat gerekir.

Hareketsiz tutma (immobilizasyon): Kırık yerine konulduktan sonra, kaynayıncaya kadar, bu pozisyon alçı ile korunur. Ameliyat ile içerden veya dışardan tespit küçük çocuklarda bazen, büyük çocuklarda ve ergenlik çağına gelenlerde ise sıklıkla gerekli olur.

 

Tedavi Yöntemleri:

Traksiyon ve alçı: Kırıklı çocuk hastaneye yatırılınca, bacağı askıya alınır (traksiyon), kırık kemikler uygun pozosyonda bu şekilde tutulur. Kaynama başlayınca tedaviye alçı ile devam edilir. Alçıda kalma süresi 4-8 hafta arasında değişir.

Erken alçılama: Kırık bebeklerde ve küçük çocuklarda olursa traksiyon yapılmadan hemen alçıya alınabilir. Hastanede kalış süresi 24 saat kadardır.

Dışardan tespit: Bazı özel durumlarda, doktor kırık kemikleri eksternal fiksatör denilen özel bir sistem ile dışardan tespit edebilir. Bunun için, kırık kemiğin üst ve alt parçasına çivi takılır ve bu çiviler dışardan birbirine tespit edilir; böylece kırık da tespit edilmiş olur. Kaynama gerçekleştirilince sistem sökülür.

İçerden tespit: Çocuk ameliyat edilir ve kırık kemikler birbirine çivi, vida, plak gibi materyallerle tespit edilir.

Kırık kaynadıktan ve tespit materyalleri çıkarıldıktan sonra çocuğun rehabilitasyon programına ihtiyacı olabilir. Bu program ile kas güçleri ve eklem hareketleri artırılır. Doktor, kırığın kaynadığından tam olarak emin olmak için çocuğu kontrollere çağırabilir.

 

• ARTİRİTLER

ARTİRİTLER

Çoğumuzun ya kalçası, ya dizi ağrır. Mutfaktan salona gitmek bile bazen işkenceye dönüşür. Parmaklarımız şişebilir, bir kalemi bile tutmakta zorluk çekeriz. Eğilemeyiz, doğrulamayız; hareketlerimiz kıstlanır. Bütün bunlara artiritler sebep olur. Artirit deyip geçmemek lazım, ergeç herkesin başına gelebilir. İlerlerse, hayat kalitesi düşer; hatta çekilmez olur. Bağımsızlık azalır, başkalarına muhtaç hale gelinir.

Bunlar kötü haberler, peki iyi haber yok mu? Var elbette; artiriti yenebiliriz, verdiği ızdırabı azaltabiliriz. Hatta tamamen yok da edebiliriz. Koltuk değnekleri ile yürümek, oturduğu yerden kalkamamak, dişlerini sıkıp ağrı çekmek kimsenin değişmez hayat biçimi değildir. Sizin artirit ile baş edebilmeniz için bu kitapta bazı bilgiler verilecektir. Bu bilgilerden faydalanarak maraton koşacak hale gelemezsiniz ama ağrılardan kurtulabilirsiniz ve daha aktif, daha kaliteli bir hayata kavuşabilirsiniz. Evet doğru, artirit çok yaygın ama bu konuda çok araştırma yapılıyor ve tıp sürekli ileriyor. Konu ile ilgili bilgilerimiz de sürekli artıyor. Bu bilgilerden neden siz de faydalanmayasınız?

 

ARTİRİTLER NASIL OLUR DA EKLEMLERİMİZE ZARAR VERİR

Tam olarak artirit nedir ve eklemleri nasıl etkiler gibi soruların cevabını vermek o kadar da kolay değildir. Çünkü, aririt çok sayıda hastalığın genel adıdır. Her birinin oluş mekanizması ve tedavisi farklıdır. Bununla birlikte şu genel ifadeler tüm artiritler için söylenebilir:

  • Eklemin bazı kısımlarını tutar.

  • Ağrıya neden olur ve eklemleri hareketsiz kılabilir.

  • Beraberinde çeşitli inflamasyonlar da olur.

Artiritler çeşitli olduğu gibi sebepleri de farklı farklıdır. Bu sebepler kötü bir gen de olabiir, fiziki bir travma da; hatta bir böcek sokması bile artiriti başlatabilir.

Artirit kelime olarak eklemin inflamasyonu demektir; en belirgin belirtisi ağrıdır. Halk arasında genellikle romatizma diye isimlendirilir. Bazen de artralji kelimesini duyarsınız. Bu da eklem ağrısı anlamını taşır. Artraljide ağrı dışında bir şey yoktur. Tahminlere göre her üç insandan birisinde artirit vardır.

 

EKLEMLERİ TANIYALIM

Eklemlerinizle ilgili sorunlaarı anlamak için onların ne olduğunu, nasıl çalıştığını bilmenizde fayda var. Vücudun herhangi bir yerinde iki kemik bir araya gelirse, oraya eklem denir. Bazen bu kemikler birbirine kaynamıştır. Fakat artirit ikikemiğin tam olarak birbirleri ile temas etmediği eklemlerde olur. Bu eklemlerde Şekil ??? de göreceğiniz gibi iki kemik arasında küçük bir boşluk vardır. Bu küçük boşluk sayesinde kemikler birbirine sürtünmez, birbirini aşındırmaz.

Kemikler canlı birer dokudur. Yapıları sert ve süngerimsidir. Kan ile beslenirler, sinirleri vardır ve kendilerini sürekli yenilerler. Kemikler olmasaydı bizim dokuların doldurulduğu bir torbadan farkımız olmazdı; tıpkı direği olmayan çadır gibi yığılır kalırdık.

 

Şekil 31. Diz ekleminin şematik görünümü.

Kemikleri bir süpürge sapı gibi de düşünmemek gerekir. Onlar bizi sopa gibi dik ve hareketsiz bırakmazlar. Vücudumuzdaki 200den fazla kemik birbileriyle 150 civarında eklem yapar. Bu eklemler bizi esnek ve hareketli kılar. Bu esnekliği ve hareketi görmek için bir jimnastikçiyi veya bale yapan bir danscıyı izlemek yeter. Elbette herkes bu kadar esnek olmayabilir ama günlük hayatta herkes yürür, eğilir, bükülür, oturur, kalkar. Eklemlerde hareket olmasaydı nasıl davranırdık acaba; düşünün bakalım.

Kas, tendon ve bursa (tendon ve kemiklerin üzerindeki kesecikler) gibi oluşumlar eklemleri destekler ve kemiklerimizi hareket ettirirler. Eklem kılıfı eklemi tamamiyle sarar. Bu kılıfın ekleme bakan yüzünde sinovya denilen bir tabaka vardır. Bu sinovya, eklem içerisine kaygan ve besleyici bir sıvı salar; buna sinovyal sıvı denir. Kemiklerin ucu ise kıkırdak ile kaplıdır. Bu kıkırdakların sürtünmeyi kolaylaştırıcı ve şok absorbe edici özeliği vardır. Bütün bu yapılar eklemi oluşturur.

 

Eklem Kıkırdakları

Eklem kıkırdakaları, özellikle diz eklemi gibi yük taşıyan eklemlerde fonksiyonel açıdan önem taşır. Yürüyüş sırasında sırasıyla sağ ve sol dize vücut ağırlığının çok üzerinde yük biner. Bu yükler eklem kıkırdakları tarafından absorbe edilir. Kıkırdağın kendi özelliğinden dolayı ve eklem sıvısının da yardımıyla sürtünme hareketleri aşınmaya yol açmaz. Bir de düşünün bakalım, iki sert kemik birbirine sürtünse durum ne olurdu?

 

Eklem Tipleri

Gün içerisinde eğiliriz, bükülürüz, doğruluruz ve bütün bu hareketleri farklı büyüklük ve şekildeki kemiklerimizin birleşme yerlerindeki eklemlerin oynaklığı sayesinde yaparız. Bu bakımdan eklemlerimizi hareketlerine göre farklı guruplara ayırırız:

  • Hareketsiz eklemler, hemen hiç bir harekete izin vermezler. Bu tip eklemleri kafatasında görmek mükündür. Kemikler birbirene bağ dokusu ile sıkıca bağlanmıştır. Bu eklemlerde hareket olmadığı için artirit de görülmez.

  • Az hareketli eklemler, omurga ve pelvisdeki sınırlı harekete izin veren eklemlerdir. Genllikle artiritler bu eklemleri diğerleri kadar tutmaz.

  • Sinovyal eklemler, oldukça fazla harekete izin verirler. Eklemlerimizin çoğu bu tiptedir. Sinovyal eklemlerin de farklı şekilleri vardır: Kayıcı, menteşe, eğer biçimi, top-yuva biçimi. Vücudumuz yürüme, koşma, eğilip yerden birşey alma, yüksek bir rafa ulaşma, sağa, sola dönüp bakma gibi işlevleri bu eklemlerin hareketleri sayesinde yapabilir. Ama ne yazık ki bu eklemlerde artirit gelişince harketler kısıtlanır, işlevler zor yapılır hale gelir.

 

Sinovial Eklemlere Bir Bakış

Artiritlerin bu eklemlerde sık görülmesi nedeniyle bu kitapta sinovyal eklemlerden sıkça bahsedilecektir. Çok farklı hareketleri mümkün kılmak için bu eklemlerin şekilleri ve büyüklükleri farklı farklıdır.

 

Kayıcı Eklemler

Kayıcı eklemlerde eklemi yapan kemiklerin yüzeyi nispeten düzdür; hareketler kemiklerin birbiri üzerinde kayması sonucu oluşur. Omurgalar birbirleri ile kayıcı eklemler yapar. Eğilirken ve doğrulurken birbirleri üzerinden kayarlar. (Şekil) ????

 

Menteşe Tipi Eklemler

Bu tip eklemleri dirsekler, dizler ve parmaklarda görürüz. Bu eklemler tıpkı kapı gibi açılır ve kapanır. Kapıya benzediği için, başka yöne hareketi yoktur. (Şekil)???

 

Eğer Tipi Eklemler

Bu eklemler atın sırtına yerleştirilmiş eğere benzer. Kemiğin biri dışbükey, diğeri içbükey biçimindedir. Bu tip eklemler aşağı-yukarı ve sağa-sola doğru hareket eder. El bileği ve baş parmak eklemi böyle bir eklemdir (Şekil).???

 

Top-Yuva Biçimi Eklemler

Çok hareketli eklemlerdir. Yukarı-aşağı, arkaya-öne hareket edebilir; daireler çizebilir. Top-yuva biçimi eklemlerle birbirine bağlanan kemiklerin hareket özgürlüğü fazladır. Bu kemiklerin birisinin ucu top gibi yuvarlaktır, diğerinin ucu ise bu topu kavrayacak şekilde oyuktur. Omuzumuzun ve kalçamızın eklemleri bu biçimdedir. Sırt üstü yüzerken kol ve bacaklarımızın yaptığı hareketler bu eklemler için güzel örneklerdir.

 

Şekil 32. Kalça, tipik bir yuva-top biçimi eklemdir.

 

 

ARTİRİT VE İLİŞKİLİ DURUMLARIN AYIRT EDİLMESİ

Bursitten osteoartirite kadar 100’den daha fazla ağrılı durum artirit olarak tanımlanır. Karışıklığa yol açmamak için bunları aşağıdaki gibi dört farklı gurupta topladık:

  • Gerçek artiritler

  • Hastalıkta önemli rol oynayan ariritler

  • Hastalıkta önemsiz rol oynayan artiritler

  • Eşlik eden artiritler

Kitabın takip eden bölümlerinde farklı tipteki artiritler, artiritlerle ilişkili durumlar ve onların sınıflandırılması ile ilgili bilgiler verilecektir.

 

Gerçek Artiritlerin Tanımı

Aslında gerçek artirit diye tıbbi bir terim yoktur. Bu terimle ariritin primer hastalık olduğu klinik durumlar anlatılmaktadır. Osteoartirit ve romatoid artirit bu gurubun en yaygın şekilde görülen örnekleridir. Basit eklem ağrılarından tutun da çok ciddi şekilde hareket kaybına yol açaçacak kadar sakatlığa neden olabilirler.

Aşağıdaki hastalıklarda artirit çok önemli yer tutar.

  • Ankilozan spondilit: omurganın kronik inflamasyonudur. Hastalık ilerledikçe omurga hareketleri azalır; sonunda tüm omurgalar birbirine kaynar ve tek bir kemik haline gelir. Neden oluştuğu bilinmez ama genetik bir faktör olabilir.

  • Gut: Ürik asit kristallerininn eklem içersinde birikmesi gut artiritine yol açar. İğne şeklindeki bu kristaller eklemde inflamasyon yapar; bu da çok şiddetli ağrılara neden olur. Sıklıkla dizde, el bileğinde ve ayak baş parmağı eklemlerinde görülür. Genetik faktör, beslenme şekli ve bazı ilaçlar gutun nedeni olabilir.

  • İltihaplı artiritler: Bakteri, virus ve mantarlar vücuda girdikten sonra eklem içine yerleşirse ateş, eklemde şişlik ve hareket kaybı ile birlikte giden artirit yapar.

  • Çocukluk artiritleri: Yaşı 16’dan küçük çocuklarda görülen artiritlerdir. En sık görüleni jüvenil romatoid artirittir(JRA). Omuz, dirsek, diz, ayak bileği veya parmaklarında ağrı, şişlik; tekrarlayan ateşlenmeler ve bazen ciltte kırmızı lekeler JRA’in sık görülen belirtileridir. Sebebi bilinmez.

  • Osteoartirit (OA): Halk arasında kireçlenme diye de bilinir. En sık görülen artirit şeklidir. Eklem kıkırdağı aşınıp, harap olur ve kemik uçları açığa çıkar. Bu sırada ağrı, hareket kısıtlılığı ve bazen de şişlikler olur. Sıklıkla kalça, diz, ayak bileği, omurga gibi vücudun yükünü taşıyan eklemlerde görülür ama el parmaklarında da oluşabilir. Kalıtsal bozukluklar, metabolik hastalıklar, kırık ve çıkıklar, aşırı şişmanlık ve diğer bir takım faktörlerin etkisi ile ortaya çıkar.

  • Yalancı Gut: Gerçek gut gibi yalancı gutta da sebep eklem içindeki kristallerdir ama ürik asid yerine kalsiyum vardır. Eklemde şişlik, ağrı ve bazen de kıkırdakta hasar yapar. Toplanan bu kalsiyum kristallerinin beslenme ile alınan kalsiyum ile ilgisi yoktur.

  • Psoriyatik artiritler: Sedef hastalığı ile birlikte olan artiritlerdir. Genelikle el ve ayak parmaklarını tutar. Parmaklarda şişlikler yapar ve sosis görünümü verir.

  • Romatoid Artirit: Osteoartiritten sonra ikinci sıklıkta görülen artirit şeklidir. İnsanın kendi bağışıklık sistemi kendi vücudunu hedef alır. Eklemlerde inflamasyon ve şişlikler yapar. Başlangıçta eklem zarını tutar, daha sonra kıkkrdağı ve kemiği de etkiler. Eklem ağrıları yapar, hareketleri kısıtlandırır. Genellikle vücudun her iki yanındaki aynı eklemleri tutar; mesela iki el bileğini veya iki dizi...

 

Önemli bir oyuncu olarak ariritler

Aşağıdaki durumlarda artirit vardır ve hastalığın önemli bir parçasıdır ama pirimer bozukluk değildir.

  • Lyme hastalığı: Bu hastalığın sebebi, kenelerin ısırması ile insanlara bulaşan özel bir tür bakteridir. Ariritle birlikte ateş, ciltte kızarıklıklar, gözde ve sinir sisteminde bozukluklar vardır. Kalpte de problem yaratabilir. Antibiyotik ile tedavi edilir.

  • Reaktif artiritler: Bunlar, cinsel temas yolu ile bulaşan hastalıklardan veya barsak infeksiyonlarından hemen sonra ortaya çıkan eklem inflamasyonlarıdır. Bu hastalılarda genelikle şu üç durum gözlenir: Aririt, konjiktivit (göz kapağında kızarıklık, şişlik), idrar yollarında itihap.

  • Skleroderma: Sklerodermanın kelime anlamı sertleşmiş cilttir. Kılcal damarlarda ve diğer damarlarda inflamasyon vardır. Vücut buna aşırı kollajen sentez ederek cevap verir. Cilt, eklemler, iç organlar ve kan bu durumdan etkilenir. Ciltteki sertleşmenin yanında eklem harketlerinde de kısıtlanmalar olur. Otoimmün bir hastalık olan skleroderma, çocuklardan çok yetişkinlerde görülür.

  • Sistemik lupus eritematozis (SLE): Bir diğer otoimmün hastalık da budur. Vücut, kendi dokularına karşı savaş açar. İnflamasyonlar, eklem ağrıları ve sertlikleri olur. Doğurganlık çağındaki kadınlarda sık olmasına rağmen erkeklerde ve çocuklarda da olabilir.

 

Önemsiz bir oyuncu olarak artiritler

Bu hastalıklarda da artirit vardır ama daha az önemlidir.

  • Bursitler ve tendinitler: Bursalar kemiklerin çıkıntılı yererinde onları yastık gibi koruyan keselerdir. Bunların inflamasyonuna bursit denir. Yaralanmalar sonucu gelişebilir. Tendonlar kasları kemiklere bağlayan sağlam yapıda oluşumlardır. Tendinit ise tendonların inflamasyonudur.

  • Paget hastalığı: Kemiğin yapım ve yıkım hızı artmıştır. Sonunda kemiğin hacmi artar ama yumuşar ve kolay kırılır hale gelir. Hastalıklı kemiğe komşu eklemlerde artirit gelişir. Bu kemik ve eklemler sıklıkla kalça, kafatası, omuga, diz ve ayak bileğidir. Bu hastalığın sebebi bilinmez.

  • Polimiyalji romatika: Gece boyunca bel, kalça, bacaklar ve boyunda sertlik olur; yataktan kalkmak zorlaşır. Bu durum polimiyalji romatika olarak bilinir. Bu hastalık tek başına da olabilir, hayatı tehdit eden damar hastalığı (dev hücreli arterit) ile birlikte de olabilir. Dev hücreli arteritte baş ağrısı, saçlı deride hassasiyet, işitme problemi, yutkunmada zorluk gibi belirtiler olur. Bu belirtiler varsa hastanın hekim tarafından acil olarak değerlendirilmesi gerekir.

  • Sjögren sendromu: Bir diğer otoimmün hastalık da budur. Göz yaşı ve tükrük bezlerinde inflamasyon yapar; gözlerde kuruma, ağız kenarlarında çatlaklara neden olur. Hasta, çiğnemede ve yutmada zorlanır. Sinirlerde, tiriod, karaciğer ve böbrek ve eklemlerde de inflamasyonlar olur.

 

Eşlik eden artiritler

Aşağıda anlatılan hastalıklara artirit eşlik edebilir ama esas problem başkadır.

  • Karpal tunel sendromu: Ele gelen sinirin bileğin ön yüzündeki tunel içinde sıkşması sonucu ortaya çıkar; parmaklarda ağrı ve hissizlik olur. Bu problem daha çok elin aşırı kullanılması sonucu oluşur. İyi tedavi edilmezse el içi kaslarda güçsüzlük meydana gelir.

  • Fibromiyalji: Bu hastalık fibromyalji sendromu (FMS) olarak da bilinir. Herhangi bir yaralanma olmadan başlar. Kas ve tendonlarda ağrılar olur. Hasta genellikle her tarafım ağrıyor şeklinde şikayet eder. Boyun, sırt ve bel bölgelerinde dokunmakla ağrının artığı tetik noktaları vardır. Fibromyalji ile birlikte uykusuzluk, sürekli yorgunluk ve depresyon görülür. Sebebi bilinmez. Fiziksel veya psikolojik stres, yorgunluk veya iltihaplar tetikleyici olabilir.

  • Miyozit: Kaslarda inflamasyon vardır. İki şekli vardır. Polimiyozitte kaslarda ağrı ile birlikte kuvvetsizlik olur. Dermatomiyozitte ise kaslardaki probleme ilave olarak ciltte de kalınlaşmalar ve renk değişiklikleri meydana gelir.

 

ARTİRİTLERİN BELİRTİ VE BULGULARI

Çok çeşitli artirit olduğunu gördük. Acaba kendinizde artirit olup olmadığını nasıl anlayacaksınız. İki şeyin bilinmesi lazım: Birincisi, artiritin yaşı olmaz, herkesin başına gelebilir. İkincisi, çektiğiniz ağrıların ne kadar ciddi olduğunu anlamakta zorluk çekebilirsiniz. Her insanın artirit olmadan, geçici eklem ağrıları olabilir. Bunları gerçek artiritten ayırt etmek zordur. Tedaviye başlamak ve ağrılardan kurtulmak için iyi bir değerlendirme yapılmalıdır. Artirit için tipik olan noktalar şunlardır:

  • Eklem ağrısı: Eklem ağrısı sürekli olmayabilir; bazen azalır ve kaybolur, bazen artar. Çoğu zaman hareketle artar istirahat ile azalır ama sürekli de olabilir. Bu eklem ağrıları iki haftadan daha uzun sürerse, bir doktora baş vurmakta fayda vardır. Eklemlerinizde hastalık olabilir.

  • Eklem sertliği, hareket etmede zorluk: Sabah yataktan zorlukla kalkıyorsanız, hareket etmede, yürümede zorluk çekiyorsanız bu sizin için kırmızı alarmdır. Bu zorluklar kaslardan da kaynaklanabilir, artirit sonucu da olabilir.

  • Şişlik: Ekleminizin üzerinde şişlik, kızarıklık, ellemekle ısı artımı ve hassasiyet varsa ekleminizde inflamasyon var demektir. Bu durumda eklemi istirahat ettirip bir doktora görünmeniz gerekir.

Üç önemli işaret sizin için uyarı olmalıdır: Ağrı, hareket azalması ve şişlik. Bunlardan biri veya ikisi varsa artirit olma ihtimali yüksektir. Bu belirtilerden önce de bazı işaretler ortaya çıkabilir; bunlardan ileride bahsedilecektir. Şişlik, ağrı ve hareket kısıtlanması iki haftadan uzun sürerse muhakkak bir doktor sizi görmelidir.

Bu kitabı okuyan bazı okurlarımız kendilerinde bazı hastalıklar var sanabilir. Haklı da olabilirler ama unutulmamalıdır ki, yanlış teşhis yanlış tedavi ile sonuçlanır. Bu nedenle teşhisi de tedaviyi de doktora bırakmalısınız.

 

ARTİRİTLERİN SEBEPLERİ

Çok çeşitli artiritler olduğu gibi çok değişik sebepler de vardır. Bunların bir kısmı ise halen bilinmemektedir. Bazı faktörlerin artirit gelişiminde rol oynadığı gösterilmiştir.

  • Kalıtım: Anne babanız size güzel bir çift göz, güçlü kaslar, zeka dolu bir beyin verebilir ama aynı zamanda artirit olmaya yatkınlık da verebilir. Bilim adamları HLA-DR4 genitik markırı taşıyanlarda romatoid artirit gelişme riskinin fazla oduğunu göstermiştir. Dolayısıyla bu gen sizde varsa, artirit gelişme ihtimali, sizin için yüksektir. HLA-B27 genetik markırı taşıyanlarda ise ankilozan spondilit sık görülür.

  • Yaş: Yaşlandıkça artirit olma ihtimali de artar, özelikle osteoartirit için bu gerçek daha da geçerlidir. Tıpkı arbaların lastikleri gibi zmanla eklem kıkırdakları yıpranır, aşınır ve hatta yok olur; kemik kemiğe temas eder duruma gelir. Bu durumda eklemde ağrılar olur ve hareketler kısıtlanır.

  • Ekleme aşırı yüklenilmesi: Balerinler, sporcular aynı hareketleri defalarca tekrar ederler. Bu hareketler ard arda eklemlere yük bindirir. Balerinlerde ayak bileği artiriti, teniscilerde tenisci dirseği gelişebilir. Bu örenkleri artırmak mümkündür.

  • Yaralanmalar: Ev, iş veya trafik kazası sonucu eklemlerin yaralanması, ilerde artirit gelişmesine neden olabilir. Futbolcularda diz yaralanması ve bunun sonucu artirit gelişimi sık görülür. Amerikan futbolu oynayanlarda ise, artirit ile sonuçlanabilecek yaralanmalar daha sık olur.

  • İltihaplar: Bazı tip artiritlere bakteri, virus veya mantarlar neden olabilir. Bu mikroorganizmalar bazen de tetikleyici rol oynar. Lyme hastalığı, kene ısırığı sonucu gelişir. Mikrobik artiritler, ameliyat sonrası veya eklem içi iğne yapılması sonucu ortaya çıkabilir. Bazen de, vücudun başka bir yerindeki bakteriler, kan yolu ile ekleme taşınabiir.

  • Tümör nekrotize edici faktör (TNF): Bu madde vücut tarafından sentez edilir ve inflamasyona yol açabilir. Romatoid artiritin başlamasında ve devam etesinde rol oynar. Bu TNF’ye karşı onun etkilerini yok eden bir ilaç geliştirilmiştir. Romatoid artirite kullanılabilinir.

 

Kimlerde Artirit Gelişir

İstatistiklere göre, yaşları 55-75 arasında olan, şişman bayanlarda osteoartirit sık görülmektedir. Bu demek değidir ki diğer yaşlarda artirit görülmez. Artirit çocukları da, gençleri de, yaşlıları da vurabilir; zengin, fakir de dinlemez. Her yaşayan kimse artirit belasına uğrayabilir.

Bütün bunlara rağmen, gene de çoğu zaman, artiritler kadınlarda görülmektedir. Elli yaşın üzerindeki kadınların çoğunun dizi, kalçası beli ağrılıdır. Bu ağrıların sebebi de artiritdir. Konu ile ilgili bazı gerçekler şunardır:

  • Artiritler kadınların % 37’sinde, erkeklerin ise % 28’inde bulunur.

  • Tahminen 1.5 milyon kadının günlük aktiviteleri artirit nedeniyle azalmıştır.

  • Tahminen, şu anda 5 milyon kadında artirit vardır.

  • Romatoid artiritli hastaların yüzde yetmişi kadındır.

  • Lupus ve fibromiyaljisi olanların yüzde doksanı kadındır.

  • Jüvenil romatoid artirit, kız çocuklarında erkek çocuklara göre iki misli daha fazla görülür.

 

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Artiritlerin çoğunu tedavi etmek mükün olmaktadır. Önemli olan hangi tip artirit olduğunun belirlenmesidir. İlaç kullanmak ve ameliyat olmak tedavinin sadece bir bölümüdür. Beslenmenin düzenlenmesi, egzersiz, eklemi korama yöntemleri, depresyon ve stresi kontrol etmek, yaşama şeklini değiştirmek ağrıları yok etmede etkili olabilir. Fizik tedavi yöntemleri de faydalı olabilir.

 

İlaç tedavisine bir bakış

Ağrınız varsa, eklemleriniz şişmiş ve kızarmışsa, yürümede zorluk çekiyorsanız sizin rahatlamanıza ihtiyaç var demektir. Bir çok metod içerisinde, ağrıyı en hızlı geçirecek yol ilaç kullanımıdır. Artiritte kullanılan ilaçları 5 guruba ayrırmak mümkündür:

  • Ağrı kesiciler: Ağrı kesiciler hastanın ağrı duymasını önleyebilir ama inflamasyon üzerine etkisi yoktur. Mide problemi yaratmazlar. En sık kullanılan ağrı kesici ‘parasatemol’dur.

  • Biyolojik cevap değiştiriciler (BCD): BCD’ler bağışıklık sistemini baskılıyan veya bozan ve inflamasyona yol açan sitokin denilen maddelerin etkisini durdurur. Sitokinler, özellikle romatoid artiritteki inflamasyonları artırır. BCD olarak kullanılan bir çok ilaç vardır.

  • Kortikosteroidler: Bunlar, vücutta doğal olarak bulunan ve inflamasyonları baskılıyan sterodilerin, ilaç olarak sentez edilmiş olanlarıdır. İnflamasyon üzerinde oldukça etkilidirler ama yan etkileri de fazladır. Kan basıncını yükseltmesi, mide rahatsızlıklarına yol açması, kemikleri ve cildi zayıflatması ve iltihaplanma ihtimalini artırması bu yan etkilerden önemli olanlarıdır.

  • Hastalığın gidişini değiştiren romatizma ilaçları (HGDRİ): HGDRİ’ları artiritlerin romatoid artirit ankilozan spondilit, psoryatik artirit gibi inflamatuar artiritler üzerinde etkilidir. Bağışıklık sisteminin vücuda karşı savaşını yavaşlatır veya durdurlar. Sulfasalazin, methotroksat ve sıtma ilaçlarını bu ilaçlar arasında sayabiliriz.

  • Steroid olmayan inflamasyon gidericiler (SOİG): Hem ağrı kesicidirler hem de inflamasyonları giderirler. Hafif şekileri aspirin ve iboprufendir. Daha ağır olanlar da vardır. Mide üzerinde kötü etkileri olabilir.

 

Ameliyat ile tedavi

Ağrılar hayatı sizin için zorlaştırıyorsa, verimli olmaktan uzak tutuyorsa diğer yöntemlerle bu ağrınız geçmiyorsa, ameliyatı düşünme zamanınız gelmiştir. Eklem ameliyatları zordur ama sonuçları insanları çok memnun etmektedir. Çok çeşitli ameliyatlar vardır. Bazen kapalı denilen, artroskop kullanılarak yapılan müdahaleler yeterli olabilir, bazen de ekleminizi tümüyle yeniliyen protez takma ameliyatı gerekebilir. İleriki bölümlerde bu ameliyatlarla ilgili daha geniş bilgi verilecektir.

 

Yaşama Şeklini Değiştirme

Ağrınız olabilir, artirit sizin için zorluklar verebilir, eklem sertlikleriniz olabilir; bütün bu durumlarda hayatı daha yaşanır kılmak için yapacağınız bazı değişiklikler vardır. Aşağıda yazılanları dikkate alarak hayatınızı yeniden düzenleyebilirsiniz:

  • Beslenmenize dikkat: Balık, taze sebze ve meyve, kepekli ekmek, haşlanmış et, bitkisel sıvı yağ yemeyi tercih edin. Akdeniz tipi beslenme, artiritler için de uygundur; kalb-damar hastalıkları ve kanserleri önlemede de rolü vardır.

  • Eklem koruyucu maddeleri kullanın: Artirit ağrılarını gidermede veya azaltmada kullanılan çok değişik maddeler vardır. Beta-keraton, vitamin C ve E, selenium gibi antioksidalar, vitamin B6, niasin, vitamin D, çinko, üzüm çekirdeği, keten tohumu, yeşil çay, glukozamin, kondiritin sülfat ve bir çok diğer madde bu amaçla kullanılmaktadır.

  • Günlük egzersiz: sayısız araştırma gtöstermiştir ki düzenli yaplıan egzersizler eklemlerin hareketlerini artırır, kıkırdakların daha iyi beslenmesini sağlar. Egersiz yapılmazsa kıkırdaklar incelir ve daha kolay yıpranır hale gelir. Yürüyüş yapmak artiritler için en güzel egzersizlerden birisidir. Egzersiz konusuna da ilerde tekrar dönülecektir.

  • Eklemlerinize dikkat edin: Otururken, ve kalkarken, yürürken eklemlerinizin incinmemesine, aşırı yüklenmemesine dikkat edin. Yaralanmalar, zorlanmalar eklemlerdeki problemleri artırır.

  • Öfkeyi, stresi ve depresyonu kontrol altın tutun: Artiritinizi ve ağrılarınızı sürekli düşünürseniz stresiniz artar depresyona girebilirsiniz. Bu durumda ağrılarını da daha da rahatsız edici olur. Neyse ki stresinizi azaltmanın ve daha pozitif düşünmenin yolları vardır.

  • Hayatınızı en üst düzeyde etkili kılın: Hayatınızı öyle organize edin ki, artiritiniz ve ağrılarınız, sizin hayattaki etkinliğinizi azaltmasın. İyi bir gece uykusu, enerjinizi idareli kullanmanız, bir takım yardımcı aletler edinmeniz ve evinizde yapabileceğiniz bazı değişiklikler sizi daha verimli kılabilir.

 

• OSTEORTİRİT

OSTEORTİRİT

Halk arasında kireçlenme olarak bilinen osteoartirit, dejeneratif artirit veya dejeneratif eklem hastalığı olarak da isimlendirilir. Bu artiritte esas hadise eklem kıkırdağındaki aşınmadır. Kıkırdak aşındıkça yük taşıma, hareketi kolaylaştırma gibi özellikler de kaybolur. Eklemi oluşturan kemiklerin uçları açığa çıkar ve kemik kemiğe teas eteye başlar. Hareketler ağrılı hale gelir ve azalır. Bütün bunlar aylar ve hatta yıllar süren bir değişimdir.

Ne oluyor da kıkırdak aşınıp eklem ağrılı hale geliyor. Bunu anlamak için, öncelikle kıkırdağın değerlendirilmesi gerekir.

 

EKLEM KIKIRDAĞI

Eklemlerin ağrısız bir şekilde görevlerini yerine getirebilmesi için, kıkırdağın sağlamlığı büyük önem taşır. Kemiklerin birbirine bakan yüzlerindeki kıkırdaklar çok düzgün ve pürüzsüz yüzeye ve elastiki bir yapıya sahiptir. Bu kıkırdakların şok emme özelliği de vardır. Hareketler sırasında, sert yapıya sahip kemiklerin birbirini yıpratması bu şekilde önlenmiş olur. Kıkırdaklar bu özelliklerini yitirirse, osteoartirit başlamış demektir.

Kıkırdakların bu görevleri görmesinde dört madde büyük rol oynar:

  • Su: Eklemlerin hareketini kolaylaştıran, kemikler için tampon görevi gören ve şok abrorbe edebilen kıkırdak dokusunun % 65-80’i sudan ibarettir.

  • Kollajen: Kıkırdağın elastikiyetini ve şok absorbe etme özelliğini sağlayan yapı kollajenlerdir. Vücudun kemik, kas ve diğer destek dokularını bir arada tutan bağ dokularında kollajen denilen bir madde bulunur. Bunların ağ şeklindeki yapıları arasında proteoglikanlar vardır.

  • Proteoglikanlar: Bu büyük moleküller kolajen lifleri arasına yerleşmiştir. Kollajeni süngere benzetirsek, proteoglikanlar da bu sünger tarafından emilmiş su gibidir. Sünger sıkışınca içindeki suyu bırakır ama kıkrdak sıkışınca, kollajenler arasındaki bu molekül, kıkırdağın yeni şekline göre uyum sağlayacak biçime dönüşür ve sonra eski halini alır.

  • Kondrositler (kıkırdak hücreleri): Bu hücreler, yaşlı hücreler dışarı, genç hücreler içeri prensibini takip eder.Kondirisitler eskimiş proteoglikanları ve kollajenleri yok eder ve onların yerine yenilerini sentez eder.

Su, kollajen, proteoglikan ve kondrositler beraberce eklemlerinizin iyi yağlanmış bir makina gibi çalışmasını sağlar. Eklem üzerinden yük kalkınca, su kıkırdak içerisine doğru hücum eder; onu yıkar, temizler, besler ve biraz da şişirir. Suyu çok seven proteoglikanlar onu kollajenlerin arasındaki boşluğa çeker ve eklem üzerine yeniden yük bininceye kadar onu orada tutar. Ekleme tekrar yük bindiğine, su ve artıklar kıkırdak dışına taşar ama yük kalkar kalkmaz proteoglikanlar suyu adeta bir sünger gibi geri çeker. Elastik kollajen lifler ekleme yük bindiğinde büzülür, boyu kısalır; yük kalktığında gerilir boyu uzar.

Kıkırdak suyu emme ve bırakma yeteneğini yitirirse, kurur, çatlar ve kaygan bir yüzey olma özelliğini yitirir. Elastik özelliği azalır; kemikler için iyi bir yastık olmaktan çıkar; özellikle de yük taşıyan eklemlerde...

Şekil 33. Normal (sol) ve osteoartiritli (sağ) diz eklemi.

 

OSTEOARTİRİTİN BELİRTİ VE BULGULARI

Aşağıdaki belirtilerden birkaçı sizde yoksa, bende oteoartirit var demeniz doğru olmaz. En doğru teşhisi, sizi muayene eden ve değerlendiren doktorunuz koyar. Eklemlerinizde ağrınız ve diğer sıkıntılarınız varsa, bunun osteoartirit nedeniyle olduğunu nasıl anlarsınız? Bu hastalıkta aşağıdaki belirtilerden en az bir tanesinin olması gerekir:

  • Eklem ağrısı: Osteoartiritli insanların çoğunun ağrısı vardır. Bu ağrı kas ağrısından farklıdır, genellikle hava durumuna göre şiddeti değişir (“Ne zaman yağmur yağacak biliyorum”). Eklem kullanıldığında, ağrı artar; dinlendirildiğinde ise azalır. Hastalık ilerleyince ağrılar artar ve gece uykusunda bile hastayı rahatsız eder. Bazı insanların hava tahminini doğru yapmasının sebebi şudur; barometre düşünce eklem zarında inflamasyon olur ve eklem şişer, dolayısıyla ağrı da artar.

  • Sertlik ve hareketlerde azalma: Eklemlerde sertlik ve harketlerde kısıtlanma osteoartiritin geç belirtisidir. Sonunda, eklem bükük durumda donup kalabilir.

  • Eklemde hassasiyet, ısı artımı ve şişlik: Şişlik osteoartitte çok önemli bir problem değildir. Bazı eklemler özellikle çok yüklenildiğinde kıkırdak hasarına ve irritasyona cevap olarak inflamasyon geliştirir ve şişer. En çok da dizlerde ve el parmaklarında görülür.

  • Dizde çatırtılar: Eklemlerinizi oynattığınızda çatırdamalar, sürtünme sesleri duyuyorsanız sizde osteoartirit olma ihtimali çok yüksektir. Bu sesler aşınmış ve düzgünlüğünü kaybetmiş kıkırdakların sürtünme sesidir.

  • Parmaklarda kemik büyümesi: El parmaklarındaki eklemlerin kenarlarında oluşan çıkıntılar kemik büyümesidir. Osteoartiritn belirtisidir ve ailevi özellik gösterir.

 

 

KIKIRDAK YIKIMINA YOL AÇAN SEBEBLER

Kıkırdağın neden aşındığını bazen bilemeyiz. Bu takdirde buna primer osteoartirit deriz. Bazen de, osteoartiriti başlatan bir sebep vardır, buna da sekonder osteoartirit denir.

 

Primer Osteoartiritin Nedenleri

Primer osteoartiritin sebebi halen bir sır olarak durmaktadır. Bilim adamlari neden olduğunu bilmemekle beraber, kollejenlerin ağ yapısı bozulur ve zayıflar. Kolajen lifleri arasında yerleşen poteoglikanlar bir anda kendilerini açıkta bulur. Kendilerini eklem sıvısı içinde bulan proteoglikanlar su tutma ve salma özelliklerini kaybeder. Kıkırdak susuz kalır, sertleşir ve kolaca çatlayabilir. Bu arada serbest hale gelen proteoglikanlar eklem zarında sıvı çeker ve eklemi şişirir. Bu sıvının eklem kıkırdağına faydası yoktur. Kıkırdak okyanus ortasına susuz kalan insanlara benzer.

Hiç kimse primer osteoartiritin sebebini tam olarak bilmemesine rağmen şu iki teoriden söz etmek uygun olur:

  • Kondrositler kollajen ve proteoglikanların yıkımına hız verir: Sağlıklı bir kıkırdakta yıkım enzimleri ile yapım enzimleri dengededir. Bu denge yıkım enzimleri lehine bozulursa, kıkırdak içindeki kollajen ve proteoglikan miktarı azalır.

  • Kondrositler çılgınlaşır ve çok miktarda kollajen ve proteoglikan üretir: Yukardaki durumun aksine, kondrositler aşırı miktarda kollajen ve proteoglikan üretir ve bunlar da eklem içi sıvısını artırır. Artan bu sıvı adeta kıkırdak hücrelerini yıkayıp temizler ve onları kıkırdak oluşturan moleküllerden mahrum bırakır.

 

Sekonder Osteoartiritin Nedenleri

Primer osteoartiritin sebebi tam olarak bilinmez ama sekonder olanında bilinen bir neden vardır. Bu neden genellikle eklemin yaralanması ve aşırı yüklenmesi ile ilgilidir. Eklem kıkırdağının yaralanma veya aşırı yüklenmesi onun yıpranmasına, aşınmasına yani artirite yol açar. Sık görülen sebepler şunlardır:

  • Eklem yaralanmaları: Spor, iş, ev veya trafik kazası sonucu eklem yaralanırsa osteoartirit gelişme riski ve ihtimali artar.

  • Tekrarlayan yüklenmeler: Aynı hareketlerin ard arda, sürekli tekrar edilmesi eklem kıkırdağında yıkıma yol açabilir. Balerinlerde ayak bileği, futbolcularda diz eklemlerinde bu tip osteoartirit gelişebilir.

  • Kemik uçlarındaki hasarlar: Eklemi yapan kemik uçlarında kırığa veya streslere bağlı hasarlar oluşabilir. Bu durumda kemik uşçları normal anatomik yapısını yitirir, düzgünlüğü ve uyumu bozulur. Sonuçta artirit gelişir.

  • Kemik hastalıkları: Paget gibi değişik hastalıklar kemiklerin dayanıklılığını azaltır; onları kolay kırılır hale getirir. Kemik uçlerındeki kırıklar şekil bozukluklarına yol açar.

  • Eklemlerin aşırı yük taşıması: Vücut ne kadar ağırsa diz, kalça, ayak bileğine binen yük de o oranda fazla olur. Özellikle diz osteoartiritlerinde şişmanlık önemli bir etken durumdur. Her adım atışta vücut ağırlığının üç misli yük dizlere biner; koşarken bu yük on misline kadar çıkar. Aşırı yüklenme sonuçta kıkırdaklarda yıpranmaya yol açar.

  • Eklemlerdeki gelişim bozuklukları: Özellikle kalça eklemindeki doğuştan kaynaklanan gelişim bozuklukları ve çıkıklar da osteoartirite neden olabilir.

 

Osteoartiritte Risk Faktörler

 

Ülkemizde tahminen yaklaşık 5 milyon osteoartiritli insan vardır. Osteoartirit çok yaygındır ama herkeste yoktur. Bazı insanlar ağrısız, sızısız gezip dolaşırken, bazıları eklemlerindeki ağrılardan muzdariptir. Nasıl oluyor da bazılarımızda osteoartirit olurken bazılarımız da olmuyor? Acaba kimler risk altındadır? Aşağıda bu soruların cevaplarını vermeye çalıştık:

  • Yaşı kırkbeşi geçkin insanlar: Kıkırdak ve eklemlerin diğer yapıları, tıpkı vücudun diğer parçaları gibi, zamanla dayanıklıklarını kaybeder ve yıpranır. Neyse ki, yaşlanma ile birlikte osteoartiritin gelişmesi kaçınılmaz bir durum değildir.

  • Eklem yaralanması geçirenler: Trafik, iş veya ev kazası geçirenler ve yaptığı spor nedeniyle eklemleri yaralananlar da risk altındadır.

  • Eklemlerinde tekrarlayan yüklenmeler olanlar: Bu risk, daha çok şahsın mesleğinden veya yaptığı spordan kaynaklanır. Aynı hareketlerin sürekli tekrarı eklemlere aşırı yük bindirebilir.

  • Kadınlar: Kadınlarda osteoartirit gelişme ihtimali erkeklere göre üç misli daha fazladır. Bunu sebebi bilinmez, eklemlerinin daha küçük oluşundan veya hormanlardan etkileniyor olabilirler.

  • Anne ve babasında osteoartirit olanlar: Osteoartiritin kalıtsal özelliği vardır. Bir çalışmaya göre osteoartiritlerin oluşmasında genetiğin rolü % 50’dir. Özellikle el parmaklarındaki osteoartiritin genetik özelliği fazladır.

  • Şişman kimseler: Kişinin aşırı kilolu olması onun özellikle diz, kalça ve ayak bileği eklemine fazla yük bindirir. Her 10 kiloluk artış, yapılan aktiviteye göre değişmek kaydıyla, eklemin 30-100 kilo daha fazla stres altında kalmasına neden olur. Özellikle diz ekleminde, şişmanlığın osteoartiritin gelişiminde önemli bir etken olduğu gösterilmiştir.

 

OSTEOARTİRİTİN VARLIĞINI ANLAMAK

Osteoartiritli hastaların çoğu kendisinde ne tip bir artirit olduğunu bilmez ve dolayısıyla tedavisi konusunda sağlıklı kararlar alamaz.

Diziniz ağrıyınca doktora gidersiniz. Doktor önce size ağrınız ile ilgili sorular sorar ve sonra muayene eder ve bazı testler yapar. Muayene esnasında dizinizi elleyerek hassas olan noktaları belirlemeye çalışır. Eklem hareketlerinin ne kadar yapılabildiğine bakar. Şişlik olup olmadığını kontrol eder. Hareketler sırasında dizinizden ses gelip gelmediğini dinleyerek anlamaya çalışır. Artirtinizin inflamatuar (romatizmal) olduğundan şüphelenirse sizi laboratuara yollar ve bazı kan tetkikleri yaptırır.

Son olarak gideceğiniz yer röntgendir. Dizinizin farklı yönlerden filimleri çekilir. Osteoartirit varsa şunlar görülür:

  • Kıkırdak erimesine bağlı olarak eklem aralığında daralama

  • Kemik çıkıntıları

  • Kemik içerisinde küçük kistler

  • Eklemde şekil bozukluğu

 

OSTEOARTİRİTİN TEDAVİSİ

Osteoartirit teşhisi konulunca sıra tedaviye gelir. Doktorunuz size tedaviniz konusunda neler yapılacağını anlatır. Bu tedavi sonucunda ağrılarınız tamamen geçerse çok şanlısınız demektir. Bu tedavi sonucunda en azından ağrılarınız azalabilir, eklem kıkırdağındaki yıpranma en alt düzeye inebilir.

İyi bir tedavi planı aşağıdaki yöntemlerin birini veya birkaçını içerir. Böylece hayat sizin için daha güzel yaşanır hale gelir.

 

İlaç Tedavisi

Osteoartirite bağlı ağrıların giderilmesi için ilaç kullanabilirsiniz. Eklemlerinizde şişlik varsa, doktorunuz size inflamasyon giderici ilaçlar verir. Eğer şişlik yoksa sadece ağrı kesici kullanmanız istenir. Osteoartiritte sıklıkla iki tür ilaç kullanılır:

Parasetamol (asetainofen): Bu ilaç ağrıyı azaltır, ateş düşürür şişi indirmez. Eczanelerde Tylol, Tamol, Parol, Minoset ve Vermidon isimleri ile satılmaktadır.

Steroid olamayan inflamatuar gidericiler (SOİG): Bu ilaçlar ağrıyı dindirir, şiş varsa indirir. Eklemlerinizde ağrı ile birlikte şişlikte varsa bu ilaçlar tercih edilmelidir.

Bu ilaçların yan etkilerinden ve aşırı dozlarından korunmak için, doktor tavsiyesi ile kullanmanız daha doğru olur. İleriki bölümlerde, ilaç tedavisi daha geniş bir şekilde anlatılacaktır.

 

Osteoartiritte Egzersizin Önemi

Ağrınız olduğu zaman muhtemelen hareketlerinizi azaltırsınız. Size ekleminizi istirahat ettirmeniz tavsiye edilir. Ama uzun süre hareketsiz oturursanız zaman geçtikçe durumunuz daha da kötüleşir. Kıkırdaklarınız için egzersiz, “yağlama ve besleme” rolü oynar. Egezersiz yapmazsanız kıkırdak beslenemez, susuz kalır, kurur ve çatlar. Bu haliyle kemikler için yastık görevi görme özelliği azalmış olur.

Ekelmlerinizin sağlıklı olması için üç tip egezersiz önerebiliriz:

  • Esneklik egzersizleri: Eklemlerinizi daha hareketli kılmak için germe, bükme, döndürme gibi egzersizler yapmalısınız. Bu tip egzersizler, eklemlerinizdeki sertlikleri azaltır ve esnekliğini artırır.

  • Güç kazandırma egzersizleri: Ağırlık kaldırma ve izometrik egzersizler her gün yapılırsa kaslar güçlenir ve eklemi koruyan yapılar daha sağlam hale gelir.

  • Dayanıklılık (aerobik) egzersizleri: Bu egzersizler, haftada en az üç gün, 20-30 dakika sürecek şekilde yapılmalıdır. Böylece kalb-damar sistemi daha dayanıklı olur ve vücut ağırlığı kontrol altında tutulur. Yürüyüş, hafif hafif koşmalar, bisiklete binme, ip atlama, dans etme bu amaç için yapılacak egzersizlerdir.Yeni bir egzersiz programına başlamadan önce doktorunuza danışınız. O sizin için uygun olabilecek programı belirler. Egzersiz programındaki yanlışlıklar eklemlerinizi daha kötü hale getirebilir.

 

Eklemlerin Korunması

Osteoartirtte eklemlere binen yük önemlidir. Otururken, kalkarken, yürürken, bir şeyler taşırken bu gerçeği unutmayın. Eklemlerinize yardımcı olması amacıyla dizlik, bileklik gibi elastik koruyucular kullanabilirsiniz. Kalça ve dizlerinizde artirit varsa baston veya koltuk değneği kullanmanız bu eklemlere daha az yük binmesini sağlar. Eklemlerinizin arka arkaya, dinlenmeden yüklenmesine izin vermeyiniz. Gerekirse ve mümkünse işinizi değiştiriniz.

 

Sıcak Ve Soğuk Uygulama

Bazı insanlar sıcağı, bazı insanlarsa soğuğu sever. Sıcak yastıkçıklar, değişik ısıtıcılar, elektirikli battaniyeler ağrılı kasları gevşetip rahatlatır. İnflamasyonun varlığında ise soğuk uygulamalar faydalıdır. Dokularda sıcak ve soğuk nedeniyle hasar oluşmaması için, uygulamaların süresi 20 dakikayı geçmemelidir. Gerekirse, 5 dakika kadar beklenip, tedavi tekrar edilebilinir.

 

Vücut Ağırlığının Azaltılması

Eğer şişmansanız, büyük ihtimalle dizlerinizden, kalçalarınızdan şikayetiniz vardır. Hiç bu eklemlerinize binen yükü düşündünüz mü? Yürürken vücut ağırlığınızın 3 katı ve koşarken 10 katı yük binmektedir. Vücut ağırlığını 10 kg artarsa, bu demektir ki dizlerinize binen yük 30-100 kilo kg artacaktır, hem de her adımda... Bu artan yükler eklem kıkırdağınızın daha erken aşınmasına ve yıpranmasına yol açar; sizin de şikayetleriniz daha da artar. O halde, hemen kilo vermeye başlayınız.

 

Ameliyat Gerekli mi?

Ağrılı bir ekleminiz varsa, tıbbi tedavilere rağmen iyiye gitmiyorsa ve bu ağrı daha güzel bir hayat yaşamanızı önlüyorsa , artık ameliyat olmayı düşünmeniz gerekir. Osteoartiritin tedavisi için artroskopi, kemik düzeltme ve protez takma ameliyatları günümüzde başarılı bir şekilde yapılmaktadır. Bu ameliyatlarla ilgili daha geniş bilgi ilerdeki bölümlerde verilecektir.

 

• ROMATOİD ARTİRİT

ROMATOİD ARTİRİT

Romatoid artirit (RA), insan vücudunun amaçlarından ve niyetlerinden sapma hadisesidir. Vücudumuz, bakterilere ve diğer yabancı cisimlere karşı kendini savunacak mekanizmalara sahiptir. Bu savunma, bağışıklık (immün) sistemi sayesinde olur. Bağışıklık sistemi hücreleri bu yabancıların etrafını sarar, onları felç eder ve ortadan kaldırır. Sağlıklı bir hayat için, bağışıklık sistemeninin varlığı ve iyi çalışması gerektir. Aksi takdirde, kolaylıkla hastalanırız ve ölürüz. Fakat bazen bağışıklık sistemimizin kafası karışır ve kendi vücudumuza saldırmaya başlar. İşte bu durumda romatoid artirit ortaya çıkar. Eğer romatoid artiritiniz varsa, immün sisteminiz, destek dokularınıza ve eklemlerinizin zarlarına zarar vermeye çalışır. Sonunda eklemlerinizin tüm yapıları bozulur. 

KENDİ KENDİNE DÜŞMAN VÜCUT

Sebepleri tam olarak anlaşılmamıştır ama romatoid artiritte bağışıklık sisteminin ak yuvarları, eklemlerin zarlarını (sinovyal membran) yabancı bir cisim olarak algılar ve onlara karşı savaş açar. Sonuçta, ağrı, hareket kaybı ve eklemde harabiyet oluşur. Bağışıklık sistemi çalışmaya başlayınca şunlar olur:

1. Saldırıya uğrayan membranda inflamasyon gelişir ve ağrılı olmaya başlar; eklem kapsülü şişer ve sinovyal hücreler kontrolsüz bir şeklilde çoğalır.

2. Bu anormal şekilde çoğalan hücreler başta kemik ve kıkırdak olmak üzere etraf dokuları işgal eder.

3. Eklem aralığı daralır ve eklemin destek dokuları zayıflar. Bu arada, inflamasyonu tetikleyen hücreler bir takım enzimler salar. Bu enzimler aracılığı ile eklem kıkırdağı ve kemik dokular harap edilir.

4. Bütün bu ataklar karşısında eklem kendini koruyamaz ve şekli bozulur, fonksiyonları kaybolur.

Şekil 34. Normal diz eklemi.

Şekil 35. Romatoid artiritli diz eklemi.

RA sinsi bir hastalıktır, yapacağını yavaş yavaş yapar. Bazı ağır durumlarda tüm eklemleri tutabilir. Aslında hastalık sadece eklemleri ilgilendirmez, sistemik bir hastalıktır, hedefinde vücudumuzun diğer bazı doku ve organları da vardır. Göz, kalp, akciğer ve diğer bazı iç organlarımızın etrafındaki membranlarda da inflamasyona neden olur. Genellikle verdiği zarar tüm vücudu ilgilendirir.

Sjögren sendromu denir. Bu hastalıktan daha sonraki bölümlerde bahsedileceltir.

Bazı insanlarda RA başlar ve kısa bir süre (birkaç ay veya yıl) sonra ortadan kaybolur ve bir daha görünmez. Bazılarında ise, hastalık nöbetler halindedir, alevlenir, kaybolur; bir zaman sonra tekrar ortaya çıkar. Bu nöbetler arasında hasta kendisini iyi hisseder. Ağır durumlarda ise, hastalık uzun sürer, eklemlere önemli hasarlar verir.

 

ROMATİD ARTİRİTİN BELİRTİ VE BULGULARI

Eğer romatoid artiritiniz varsa, karşılıklı iki ekleminizde (sağ ve sol) ağrı, şişlik ve sertlik olur. Tipik olarak yerleştiği eklemler el bileği ve parmak eklemleridir. Ayrıca, dirseklerde, dizlerde, omuzlarda, boyunda, ayak bileklerinde ve ayaklarda da olabilir.

Ağrı ve inflamasyon RA’in erken belirtileri olmakla beraber Still hastalığı denilen romatoid artirite ateş, kırmızı döküntüler ve eklemler hariç tüm vücudu ilgilendiren genel şikayetler görülür. Çocuklarda görülen jüvenil romatoid aritritin (JRA) % 10’u Still hastalığıdır.

RA genelikle önemsiz beirtilerle başlar ve yavaş yavaş ciddi sorunlar ortaya çıkarır. Bazen de çok ciddi biçimde başlayabilir. RA’te çok çeşitli belirtiler görülmesine rağmen genellikle aşağıdakilerin biri veya birkaçı olabilir:

  • Eklemde ağrı, ısı artışı, kızarıklık, şiş ve sertlik

  • En az altı hafta süren, üç veya daha fazla eklemde şişlik

  • Eklemlerin simetrik olarak tutulması (hem sağ hem de sol taraf)

  • Uzun süren bir hareketsizlik döneminden sonra (mesela sabahları) eklemlerde bir saaten fazla süren ağrılar ve tutulmalar.

  • Cilt altında nohut benzeri şişlikler (romatoid nodül), özellikle dirsek ve ayak gibi baskı gören yerlerde

  • Röntgenlerde eklemlerde aşınma

  • Hareket kaybı

  • Genel olarak ağrılar, yanma hissi ve sertlikler

  • Sürekli olarak kendisini hasta hissetme

  • Özellikle sabahlar kendisi yorgun ve bitkin hissetme

  • Uyumada zorluk

  • Kansızlık

  • Kan testlerinde romatoid faktörün bulunması (hastaların yaklaşık % 80’ninde bulunur)

RA ilerledikçe, eklemler büyür ve şekli bozulur. Yarı bükük durumda donup kalabilir ve açmak mümkün olamaz. El parmakları baş parmaktan uzaklaşacak şekilde eğilir ve tendonları yana kayar. RA eklemlerden başka bölgelerde de arızalar yaratır. Aşağıda anlatılan durumlara neden olur:

  • Plörezi: RA akciğerlere de saldırabilir. Bu durumda akciğer zarında inflamasyon başlar; hasta rahat nefes alıp veremez, göğüs ağrısı olur.

  • Episkleritis: RA gözün beyaz tabakasının etrafındaki dokuları da hastalandırabilir. Buna episkleritis denir. Gözde ağrı, sulanma yapar ; göz ışığa karşı aşırı duyarlı olur.

  • Perikardit: Kalbin etrafındaki zara da yerleşebilir; bu duruma da perikardit denir. Perikardit gelişince, kalb normal olarak çalışamaz.

  • Vaskülit: Damarlarıda etkiliyebilir ve vaskülite yol açar. Damarların görevi aksarsa dokular iyi beslenmez, sinir hasarları ve doku ölümleri olur.

Romatoid artirit sonunda çok ciddi sağlık problemleri yaratabilir ama tedavisi de mümkündür. RA’li çoğu hasta uzun ve başarılı bir hayat sürebilir. Fakat unutulmamalıdır ki erken teşhis RA’in gidişatını önemli ölçüde değiştirir. Bende RA olabilir diyorsanız, doktora gitmek için beklemeyiniz.

 

Romatoid Artirit Neden Gelişiyor?

Bazıları romatoid artritin bağışıklık sisteminin bozukluğundan kaynaklandığına inanır ama gene de nedeni tam olarak bilinmez. Romatoid artiritli kimselerin çoğunda

HLA-DR4 isimli genetik marker mevcuttur. Bu nedenle bu genetik marker hastalık oluşturmakla suçlanmaktadır. Buna rağmen RA’li bazı insanlarda bu marker yoktur; bu markeri teşıyan bazı insanlarda ise hastalık yoktur. Bunun için, bazı bilim adamları, HLA-DR4 dışında da bazı genetik faktörlerin de hastalığın gelişmesinde rol oynayabileceğini düşünmektedir. Bazı araştırmacılar, Romatoid artiriti bir virus veya ne olduğu anlaşılmamış olan bir bakterinin başlattığına inanır. Bunların uyumakta olan genetik eksikliği harakete geçirdiğini düşünürler. Bugüne kadar böyle bir ajan belirlenmemiştir ve RA bulaşıcı bir hastalık da değildir.

Hormonların herhangi bir rol oynayıp oynamadığı tam olarak gösterilememiştir. Kadınlarda erkeklere göre daha fazla görülmesi, hastalığın oluşumunda estrojen hormonunu akla getirmektedir. Bu hastalığın oluşumu ile ilgili verilen cevaplar cevaplandırılamamış sorulardan daha azdır.

 

Romatoid Artirit Kimlerde Olabilir?

Romatoid artirit herkesde görülebilir; yaşlı, erişkin, çocuk veya ırk ayırımı yapmaz. Buna rağmen kadınlara karşı, özellikle de 20 ile 50 yaş arasındakilere özel bir ilgi duyar. Hastalık kadınlarda erkeklere göre daha ağır seyreder; bunun da sebebi bilinmez.

 

ROMATOİD ARTİRİTİN TEŞHİSİ

Ne yazık ki RA’in teşhisi için belirlenmiş tek bir test yoktur. Doktorunuz sizde RA’in varlığını araştırmak için önce sizi sorgular; daha sonra muayene eder ve birtakım tetkikler yapar, filmler çektirir. Bazen de şiş olan ekleminizden sıvı çekerek onu inceler. Romatoid nodülünüz varsa biyopsi yapar.

 

Tıbbi Hikaye Ve Fizik Muayene

Doktora ilk defa baş vurduğunuzda, doktorunuz ağrılarınızın ne zaman başladığını, sabahları vücudunuzda sertlik olup olmadığını, eklemlerinizin şişip şişmediğini ve hangi eklemlerinizin tutulduğunu öğrenmeye çalışır. Bu şekilde ağrılarınızın ve diğer şikayetlerinizin RA’te bağlı olup olmadığını belirlemek ister. Fizik muayene esnasında, eklemlerinize bakar; hassasiyet, kızarıklık, şişlik olup olup olmadığını araştırır. Ayrıca eklemlerinizin hareketlerini ölçer ve romatoid nodül arar.

 

Testler

Romatoid artiritin teşhisinde üç test faydalıdır. Bu üç test için sizden kan örneği alınır ve laboratuara yollanır. Testler şunlardır:

  • Fomatod faktör (RF): Romatoid artiriti olanların çoğunda bu test pzitif çıkar. Bu faktör bir “antibadi”dir. RF pozitif çıktığında sizde muhakkak RA vardır denilemez; diğer tıbbi durumların da dikkate alınması gerekir.

  • Eritrosit sedimantasyon hızı: Bu test vücutta inflamasyon olup olmadığını gösterir.

  • Kırmızı hücre sayımı: Bu testle anemi olup olmadığı araştırılır; RA’li hastalarda anemi olabilir.

Bu testlerle ilgili daha geniş bilgi ileriki bölümlerde verilecektir. Doktorunuz bu testlere ilave olarak ayrıca şu testlerin de yapılmasını isteyebilir.

  • Eklem sıvısının incelenmesi: Doktorunuz şiş olan ekleminize bir iğne ile girer ve incelenmek üzere eklemdeki sıvıdan örnek alır. Bu sıvı mikroskop altında incelenir; inflamasyon veya iltihap varlığı araştırılır.

  • Eklem filimleri: Kemik ve kıkırdakların durumu gözden geçirilir. Hastalığın takibi açısından da faydası vardır.

  • Romatoid nodül biyopsisi: Romatoid nodülünüz varsa, doktorunuz bunu çıkarır ve mikroskop altında inceleyerek teşhisi doğrulamaya çalışır. Bu işlemi o bölgenin lokal olarak uyuşturulması ile yapmak mümkündür.

 

ROMATOİD ARTİRİTİN TEDAVİSİ

Romatoid artirit uzun süreli bir hastalık olmasına rağmen bu hastalığa yakalananların çoğu tedaviye iyi cevap verir ve aktif bir hayat sürebilir. Birkaç yıl öncesine kadar RA’e yakalanan kimseler yatak ile tekerlekli iskemle arasında kalıyordu. Ama şimdilerde romatoid artirit daha iyi tedavi edilmekte ve hastaların sonu daha iyi olmaktadır. İyi tedavi edilen hastaların onda biri ciddi anlamda sakat kalmaktadır. Hastaların % 70 inde belirtiler ortadan kalkmakta veya en azından uzun bir süre kontrol altında tutulmaktadır. Hastaların onda biri ise ilk yıl içerisinde tamamen iyi olabilmektedir.

 

Tedavi planlanırken önce basitten başlanır, sonuç alınmazsa, giderek daha ciddi tedavi yöntemlerine başvurulur.

 

İstirahat

 

Alevli dönemde ağrılı eklemin istirahat ettirilmesi gerekir; aksi takdirde inflamasyon daha da artar. Eklemlerin dinlendirilmesi için günlük bir program yapılması faydalı olur. Zaman zaman istirahata son verilip hareket ettirmek de gerekebilir. Günün belirli saatlerinde dizlik veya bileklik de takılabilir.

 

Mental durumlar da RA’i etkiler; stres alevlenmeyi artırır. Pozitif bakış ise, hastalığın yan etkilerini hastadan uzak tutar.

 

Beslenmeye Dikkat!

 

Yedikleriniz veya yemedikleriniz hastalığın gidişini ve hissetiğiniz ağrıyı değiştirebilir. Birçok aritrit şekli ve artirin ile ilişkli inflamatuar hastalıklar beslenmeden etkilenebilir. Mesela balık, balık yağı, ceviz, keten tohumu ve soya fasulyesi inflamasyonları azaltır. Bol miktarda yenen meyva, sebze, kepekli yiyecekler vücudumuza bol miktarda C ve E vitamini, selenyum gibi antioksidanların alınmasını sağlar. Bunlar da artirit sonucu oluşabilecek hücre hasarını önler. Diyet ile birlikte alınacak glukozamin ve kondritin sülfat sadece ağrıyı azlatmakla kalmaz bazı tip artiritlerde hastalığın gidişini de durdurabilir. Bunlarla ilgili geniş bilgi ileriki bölümlerde verilecektir.

 

Egzersiz Ve Fizik Tedavi

 

İyi planlanmış ve uygulanmış bir egzersiz programı eklemleri esnek ve hareketli tutar, etrafındaki destek dokuları sağlamlaştırır ve kasları güçlü kılar. İnflamasyonlu bir ekleme bile egzersiz yaptırılmalıdır; donup hareketsiz kalmasını önlemek için... Fizyoterapist eklemlerin hareketlerini korumak ve geliştirmek için pasif germe egzersizleri de yaptırabilir. Su içinde yapılacak egzersizler de faydalı olur; özellikle inflamsyonlu eklemler su içinde çalıştırıldığında daha az yük taşımış olur. Ayrıca, soğuk suyun inflamasyou azaltıcı etkisi de vardır.

 

İnflamasyona uğramış bir ekleme sıcak veya soğuk uygulama eklemdeki ağrıyı azaltabilir. Kas ağrılarında sıcak uygulanması dolaşımı artırarak faydalı olabilir. İnflamasyonlu bir ekleme ise soğuk uygulamak uygun olur.

 

Eklemlerin Korunması

 

Ayağa kalkarken, otururken, yürürken uygun bir duruş ile eklemlerinize binen yükleri azaltabilirsiniz. Yerden bir eşyayı tutup kaldırırken ve bir ağırlık taşırken dikkat etmeniz gereken hususlar da vardır.

 

İlaç Kullanımı

 

Romatoid artiritte çok sayıda ilaç tedavi amaçlı olarak kullanılmaktadır. Bunları beş gurupta toplamak mümkündür:

 

Steroid olmayan inflamatuar gidericiler (SOİG)

 

Bu ilaçlar şişliği azaltır ve ağrıyı giderir. RA’te en çok reçete edilen ilaçlar bu guruptadır. Aspirin ve ibubrufen en çok bilenenleridir. Bu ilaçlar birçok ülkede eczane dışında da satılmaktadır. Kullanırken doza dikkat etmek gerekir. Doktorunuz reçete etmedikçe bunları kullanmanız doğru olmaz.

 

Bütün ilaçların olduğu gibi SOİG ilaçların da yan etkileri vardır. Bu ilaçlar karın ağrısı, bulantı, ishal ve mide kanaması yapabilir. Bu tip yan etkilerden korunmak için, bu ilaçlar tok karnına alınmalıdır. Dokturunuz bu ilaçlar ile birlikte mide koruycu da verebilir.

 

Ağrı kesiciler

 

Ağrı kesiciler inflamasyonu azaltmaz ama ağrıyı azaltır veya giderirler. Mide üzerine yan etkileri SOİGlere göre daha azdır. En çok kullanılanı parasetamoldur. RA’e bağlı ağrıların dindirilmesinde ilk başlanılacak ilaç olabilir. Eczanelerde farklı isimlerde satılmaktadır. En çok bilinenleri Tylol, Vermidon, Parol, Minoset ve Tamol’dur. Parasetamol dışında da ağrı kesici ilaçlar vardır. Bazı durumlarda SOİGlerle birlikte de kullanılır.

 

Hastalığın gidişini değiştiren ilaçlar (HGDİ)

 

SOİG türü ilaçlar etkisiz kalırsa veya hastalık hızlı ilerliyorsa, doktorunuz HGDİ’a başlar. HGDİ hastalığın gidişatını değiştirecek potansiyele sahiptir; inflamasyonu azaltır ve eklemlerdeki yıkımı durdurur ve onların fonksiyonlarını korur. Bu katagoride methotraksat, hidroksiklorokuin, sulfalzin ve leflunomid gibi sayılı ilaçlar vardır.

 

Bu ilaçlara yavaş etkili ilaçlar da denir. Bunların etkisi haftalar veya aylar sonra ortaya çıkar. Etkilerini bağışıklık sistemi üzerinden gösterirler. RA’in gidişini yavaşlatırlar ve kemiklerdeki oluşabilecek şekil bozukluklarını önlerler. Geçici olarak da olsa iyileşme sağlarlar. Hangi ilaç olursa olsun, belirtiler kayboluncaya veya tolere edilemeyen yan etkiler çıkıncaya veya etkisinin olmadığı anlaşılıncaya kadar kullanılmaya devam edilir.

 

İltihaplanma riskinin artması, iştahsızlık, ishal, kusma, karaciğer problemleri, ciltte kızarıklıklar ve kan tablosunda değişiklik yapması bu ilaçların yan etkileridir.

 

Kortikosteroidler

 

Kortikosteroidler (steroidler), mesala prednizon inflamasyona karşı çok etkilidir. Bu işlevlerlerini bağışıklık sistemini baskılıyarak gerçekleştirirler. Bu ilaçlar, vücuttaki doğal kortizonon güçlendirilmiş şekilleri olduğu için oldukça etkilidir. Son yıllarda, hastalığın gidişini değiştirme özelliğinin de olduğu iddia edilmektedir. Kemik hasarlarını azalttığı gösterilmiştir.

 

Kan basıncını yükseltme, osteoporoz, kan şekerini yükseltme, katarakt, ciltte incelme gibi yan etkileri vardır. Uzun süre kullanılırsa, vücutta su tuttuğu için, yüz, dolunay görünümü alır, hasta şişman bir görünüm kazanır. Yan etkilerinin fazla ve önemli olması nedeniyle ağır hastalarda ve kısa süreli olarak kullanılır. Yavaş etkili ilaçların etkisi başlayıncaya kadar verilebilinir.

 

Bu ilaçlar aniden kesilirse ağrılar şiddetlenir ve hatta adrenal yetmezliği sonucu hasta ölebilir. Bu nedenle yavaş yavaş doz azaltılarak kesilmelidir.

 

Biyolojik cevabı değiştirenler (BCD)

 

Bu ilaçlar RA tedavisinde yeni yer almıştır. İnflamasyonu azaltmakta ve hastalığın gidişini değiştirmektedirler. Bu ilaçlar çok pahalıdır ve ancak injeksiyon şeklinde hastaya verilmektedir. İlaçları ucuzalatmak ve ağızdan verilebilir hale getirmek için bilimsel çalışmalar devam etmektedir.

 

Bu ilaçlar bağışıklık sitemini baskıladığı için kullananlarda infeksiyon gelişme riski artar. Mesela anti-TMF faktör alanlarda tüberküloz daha sık gelişmektedir. Sizin için bu ilaçlar başlandığında yan etkilerini doktorunuz ile konuşmanız faydalı olur.

 

Eklem Cerrahisi

 

Diğer tedavi yöntemleri yetersiz kalırsa ve eklem ileri derecede bozulmuşsa akla ameliyat gelmelidir. Cerrahlar tedavi konusunda değişik yöntemeler uygular. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

 

  • Hastalıklı eklem zarı cerrahi olarak çıkarılır.

  • Ekleme protez takılarak ağrı giderilir ve şekil bozuklukları düzeltilir.

  • Ayak eklemlerinde dondurma işlemi yapılabilir.

  • Boyun omurgaları birbirine kaynatılarak omuriliğin baskı altında kalması önlenir.

  • El baş parmağı dondurularak daha iyi bir tutma ve kavrama fonksiyonu kazandırılır.

 

Artan Kalb Hastalığı Riski

 

Romatoid artiritli hastaların kalb-damar hastalıklarına yakalanma ve bu nedenle ölme ihtimalleri diğer insanlara göre daha yüksektir. RA’de birinci ölüm sebebi de bu hastalıklardır. Bunun nedeni, damarların da inflamasyondan etkilenmesi ve atheroskleroz gelişmesine yol açmasıdır. RA’li hastaların beslenmelerine dikkat etmesi, kolesterol seviyelerini ve kan basınçlarını kontrol altında tutması istenir. Sigara kullanımı da yasaklanmalıdır.

 

Sonucu Belirleyen Faktörler

 

Romatoidli bir hastanın sonunun ne olacağını önceden tahmin etmek zordur; her hasta diğerinden farklıdır. Ama bazı faktörler vardır ki hastalığın hafif veya ağır seyredeciğine işaret edebilir. Aşağıdaki durumlar, hastalığın daha hafif geçeceğinin işareti olabilir:

 

  • Hastanın bayan olması. RA bayanlarda daha sık görülür ama erkelerde olduğundan daha az sıkıntılıdır.

 

  • Hastanın eğitim düzeyi. Eğitimli kimseler daha önce yardım talep eder ve doktorların dediklerine daha çok uyar. Genellikle daha hafif işlerde çalışırlar ve kendilerine daha iyi bakarlar.

 

  • Hastalığa orta veya yaşlı dönemde yakalanma.

 

  • Kıkırdaklar aşınmamışsa, kemik uçları korunmuşsa ve eklemlerde deformite oluşmamışsa.

 

  • Romatoid nodüller yoksa.

 

  • Romatoid faktör düşük düzeyde ise. RF düzeyi düşükse hastalık daha hafif seyrereder ama RF negatif olsa bile bazen hastalık çok kötü sonuçlanabilir.

 

  • Hamilelik. Dokuz aylık hamilelik dönemi rahat geçebilir.

 

 

Romatoid Ve Osteoartiritin Farkı

 

 

Romatoid artirit

  • Eklem inflamasyonu ve şişlik Eklem inflamasyonu ve şişlik

esas belirtidir.

  • Genellikle 25-50 yaşlarında görülür, 40 yaşından sonra ortaya çıkar,

Çocukları da tutatabilir. 

  • Özellikle el parmaklarında, el bileğinde,Özellikle el parmaklarında, el bileğinde,    
  • Eklemleri simetrik olarak tutar.

  • Sabah sertliği bir saatten fazla sürer.  

  • Sıklıkla yorgunluk, ateş, kilo kaybı gibi sistemik belirtiler vardır.

Osteoartirit

  • Eklem inflamasyonu ve şişlik çok fazla değildir.
  • 40 yaşından sonra ortaya çıkar, çocuklarda nadiren olur.

  •  Diz, kalça, ayak bileği gibi vücut ağırlığını taşıyan eklemlerde görülür.

  • Genellikle tek bir eklemi tutar.

  •  Sabah sertliği kısa sürer.

  • Sistemik belirtiler yapmaz.

 

 

ARTİRİTLERDE REHABİLİTASYON VE EGZERSİZLER

Rehabilitasyon ve egzersizden amaç hastayı daha fonksiyonel ve verimli kılmaktır. Bunun için çok sayıda sağlık görevlisinin gayreti gerekir. Bu görevliler ekip halinde ve belirli bir koordinasyon içinde çalışmalıdır. Bu ekipte hemşireler, fizyoterapistler, sosyal çalışmacılar, psikologlar, beslenme uzmanları ve eğiticiler olmalıdır. Bunların herbirinin artiritli hastaya ayrı ayrı önerileri ve faydaları olur.

 

Egzersiz

Artiritli hastaların daha sağlıklı olmaları için düzenli yapılan fizik aktivite ve egzersiz büyük önem taşır. Hemen bütün artiritlilerin yapabileceği bir egzersiz vardır. Bazı günlük aktiviteler de egzersiz kadar faydalı olabilir. Daha bağımsız olmanın yolu fizik aktiveteden ve egzersizden geçer. Hastalar kendileri için uygun olan egzersizleri bilmelidir. Bunları kabul edip uygulamalıdır. Egzersizlerin psikolojik faydası da vardır; iç sıkıntısını azaltır, mutluluğu artırır.

 

Güç Egzersizleri

Artiritli kişiler güç kaybeder. Kaslarındaki incelme kuvvet kaybı ile birlikte gider. Artan ağırlıklarla çalışmak kasların güçlenmesi için gereklidir. Bu kas gücünü artırıcı egzersizlerden sonra adalelerde hafif sızlamalar ve yorgunluklar olabilir; bunlar normaldir. Bitkinlik, eklemlerde ağrı, kaslarda aşırı yorgunluk hiss ise normal kabul edilmez. Egzersizlerin eklem ağrılarını artırmaması gerekir. Bu tip egzersizler denege duyusunu da geliştirir, düşmeler azalır. Tek başına yapılan germe egzersizleri dayanıklılık ve güç artırmaz, sadece vücuda esneklik sağlar. Yapılan egzersizlerin eklem haraketlerini artırması, kasları güçlendirmesi ve dayanıklılığı artırması beklenir. Güçlü kaslar eklemleri bir korse gibi korur.

Egzersiz yapılmazsa eklemler sertleşir ve kaslar zayıflar. Eklemler genellikle bükük durumda rahat olur ama sürekli böyle tutulursa tam olarak açılamaz hale gelir. Eklemler bükük durumda sertleşip kalırsa, hareketleri tam olan eklemlere göre daha güçsüz olur. El bileği düz durumda bükük haline göre daha kuvvetlidir. Ağrılı bir dizin altına yastık koyup hareketsiz tutulursa, yarı bükük durumda sertleşir kalır. Dizler yarı bükük durumda kalırsa yürüme zorlaşır, hasta daha fazla enerji harcamaya başlar. Omuz için de eklem hareketlerini artırıcı egzersizler önemlidir. Omuz eklemi en çabuk sertleşen eklemlerden birisidir.

Artiritli hastalarin düzenli olarak eklem hareketlerini artırıcı, kasları kuvvetlendirici ve dayanıklılığı artırıcı egzersizler yapması gerekir. Fizyoterapistler ev egzersizleri programları yapar. Bu programlar belirli aralıklarla gözden geçirilip yenilenmelidir. Egzersizler yapıldıkça günlük aktvitelerin daha kolay, güvenli ve eğlenceli olmasını sağlar. Egzersizler aynı zamanda genel sağlığı da iyi yönde etkiler. Hasta daha enerjik olur, uykusu düzene girer, kendine güveni artar ve kendini daha iyi hisseder. Güçlenen kaslar ve hareketleri artan eklemlar kişiyi yaralanmalardan korur.

 

İzometrik Egzersizler

İzometrik egzersizlerde kas kasılır ama eklemlerde hareket olmaz. Bu tip egzersiz özellikle eklemlerde ağrı varsa faydalıdır. İzometrik egzersizler kasları güçlendirirken ağrı oluşturmaz ve daha sonraki egzersizler için hastaya cesaret verir. Kasların kuvvetlenmesi eklemleri daha sonra oluşabilecek yaralanmalardan korur. Bu egzersizlerin setler halinde yapılması uygun olur. Öncelikle uyluğun ön kısmındaki kuadriseps adı verilen kas bu egzersizlerle güçlendirilir. Bu egzersizler otururken veya yatarken yapılabilir. Hasta sandalyeye oturur ve bacağını 3-5 saniye süre ile yere parelel durumda tutar; sonra dizini büker.

 

Şekil 36. Diz altındaki havluyu ezmeye çalışılarak yapılan izmetrik egzersiz.

 

İzotonik Egzersizler

Bu tip egzersizler eklemler hareket ettirilerek yapılır. İzometrik egzersizlere en iyi örnek ağırlık çalışmalarıdır. Uygun ağırlıktaki cisimler ard arda kaldırılıp indirilir. Egzersiz tekrarlayan setler halinde yapılır. Havuz tedavisinde de izometrik egzersizler yapılmış olur. Sıcak su kasları rahatlatır ve gevşetir; eklemler daha iyi hareket eder. Sığ bir havuzda yüzmeden çeşitli hareketler yapılır.

 

Dayanıklılık Egzersizleri

Dayanıklılık egzersizleri artiriti olmayan kimseler için de faydalıdır. Aktif egzersizler enerjiyi artırır, kilo kontolünü sağlar ve ruhsal iyilik sağlar. Kişilerin yürüme kapasitesini ve günlük aktivitelerini artırmak gibi özel hedefler seçilmelidir. Kaslar kullanılmadığında kuvvetlerini yitirirler. Bunun için birkaç gün yeterlidir. Güçlerini yeniden kazanması ise daha uzun bir süre alır. Onun için, eklemin ağrısı ve şişliği azalır azalmaz dayanıklılık egzersizlerine başlanılmalıdır.

 

Aerobik Egzersizler

Aerobik egzersizler büyük kas guruplarının tekrarlayan, ritmik kasılmalarını sağlayacak şekilde yapılır. Kalb-damar sistemine iyi gelir. Kasların dayanıklılığını artırır. Artiritli hastalar eklemlerinin durumunu abartmadan bu tip egzersizleri yapmalıdır. Giderek yürüme mesafeleri artar ve günlük hayatta daha aktif ve fonksiyonel hale gelirler. Her hastaya farklı bir program vermek gerekir. Egzersizin yoğunluğu ve süresi giderek artırılır. Yürüme, yüzme ve sabit bisiklete binme en sık yapılan aerobik egzersizlerdir. Alt taraf eklemlerinde ağrısı olanlar için havuz içinde yapılacak egzersizler faydalı olur.

 

Egzersizlerin Önemi

Egzersiz programlarında riski en alt düzeye indimek gerekir. Yaşla birlikte fizksel yetenekler azalır. Bu kişilerde artirit varsa bu azalma daha da belirgin olur. Fizksel aktiviteler ve egzersizler bu azalmayı durdurabilir hatta geri çevirebilir. Kaslara yüklenme tarzıdaki egzersizlerde adaleler bir dirence karşı (ağırlık çalışmaları) kasılır. Bu metod spor merkezlerinde en sık kullanılan yöntemdir. Bu yöntemle kaslar güçlenir, dayanıklılığı artar ve yaralanmalara karşı hastayı korur. Egzersizlerin bunun dışında da faydası vardır; vücut yağ oranı azalır, kalb-damar sistemine iyi gelir, kan basıncını düşürür, kolestrol miktarını azaltır ve düşmeleri önler. Bütün bunların sonucu olarak artiritli hastanın hayat kalitesi yükselir.

 

Egzersizle Kilo Kontrolü

Toplumda şişman insanların artmasının bir sebebi de düzenli egzersiz yapanların az olmasıdır. Tahminen insanların yarıdan fazlası yapması gereken günlük egzersizlerin yapmamaktadır. Bu durum, egzersizlerin kalb hastalığı riskini azatlığı, kan basıncını düşürdüğü, depresyona iyi geldiği ve artirtliler için faydalı olduğu gerçeğinin bilinmemesinden veya dikkate alınmamasından kaynaklanmaktadır. Özellikle de kadınlar yeterli egzersiz yapmamaktadır ve şişmanlamalarının bir sebebi de budur. Programlı egzersiz hayatın bir parçası olmalıdır.

 

Diğer Yöntemler Ve Uygulamalar

 

Soğuk Ve Sıcak

Terapistler farklı sıcaklıklar uyguluyarak şiş ve ağrılı eklemleri iyi etmeye çalışır. Sıcak eklemlerde bir rahatlama sağlıyabilir ama dikkatli kullanılmalıdır. Sıcak dolaşmı artırır ve kasları gevşetir. Soğuk uygulamaları ağrının azalmasını sağlar. Bu birbirine zıt bu iki yöntem artiritin bazı tiplerininde ağrı ve şişliği giderebilir. Hangi metodun kimde daha iyi olacağını bilmek zordur. Bazı hastalar sıcağı, bazıları ise soğuğu tercih eder; bazısı ise hiçbirini. En iyi yöntemi belirlemek için deneme yapmak gerekir.

Birbirleriyle kıyaslandığında, bir yöntemin diğerine göre farklı avantajları vardır. Her iki yöntemi da evde uygulamak mümkündür; pahalıya da mal olmaz. Soğuk için buz parçacıkları kullanılabilir. Evde sıcak uygulamak için üretilmiş setler de vardır. Sıcak uygularken uyuyup kalmak tehlikeli olabilir. Sıcak dolaşımı hızlandırır, soğuk ise inflamasyonu azaltır. İnflamasyonun azalması ağrıların da azalmasını sağlar. Sabahları yapılacak sıcak duş sertleşmiş eklemlerin açılmasına yardım edebilir. Sıcak ve soğuk 15-20 dakikalık sürelerle uygulanmalıdır. Sıcak yastıkçıklar, sıcak duş ve banyo, parafin banyosu sıcağı yüzeyel olarak uygular. Sıcak ve soğuk uygulamak için cildin sağlıklı, temiz ve kuru olması gerekir. Diatermi ve ultrason derinlemesine sıcak verir.

 

Cild Uzerinden Sinir Uyarımı

Cild üzerinden sinir uyarımı (TENS) ağızdan herhangi bir ilaç vermeden ağrıyı kontrol etmeyi sağlar. 1960’lı yıllardan beri kullanılmaktadır. Çok küçük elektirksel uyarılar verilir. Elektrodlar ağrıyan bölgeye yerleştirilir. Bu işlem için gerekli olan alet küçüktür ve kolaylıkla taşınabilir. Alet tatlı bir ürperti verir ve ağrının beyin tarafından algılanmasını önler. Bazıları da bu uygulamlarla beynin ağrı duyma hissini yok eden kimyasallar saldığına inanır.

TENS’e verilen cevap kişiden kişiye değişebilir. Bazıları bu yöntemden hiç fayda bulamazken bazıları bunsuz iş görmez duruma düşerler. Bu yöntemde başarı hastaya bağlıdır. Hastanın elektrodun yerini, verilen akımın şeklini ve yoğunluğunu iyi bilmesi gerekir. Bu konuda tecrübeli bir fizik tedaviciye de ihtiyaç vardır.

 

Koltuk Değneği

Yürürken ağırlığa destek olsun diye hastaya koltuk değneği kullanması önerilir. Kullanılan değnekler uygun uzunlukta olmalıdır. Bu uzunluğu belirlemek için hasta ayakta durur ve elle tutulacak kısmın nereye geldiğine bakar. Eğer bu tutulacak kısım el bileği hizasındaysa boy uzunluğu iyi demektir. Tek değnek kullanılcaksa, az ağrıyan tarafta olmalıdır. Ellerinde aktif ve ağrılı artiritleri olanların koltuk değneği kullanması zordur.

 

Ayakkabı Seçimi

Artirit olmasa bile ayak ağrıları sıkça olur. Ayağa tam uymayan ayakkabı rahatsızlıklara ve yaralanmalara yol açar. Ayak büyüklüğü artiritli ayaklarda zamanla değişebilir. Ayak büyüklüğünün sık sık ölçülmesi gerekir. Ayağın ön kısmı parmakları sıkmayacak kadar büyük olmalıdır. Ayakkabının tabanı ise esnek, dayanıklı ve hafif olmalıdır. Gerekiyorsa içerisine ortopedik ekler yapılabilir. Ayakkabının bol olması tercih edilir.

 

Meşguliyet Tedavisi

Artiritli hastalarda meşguliyet tedavisi de önemlidir. Amaç, kasları kuvvetli, eklemleri hareketli kılmak ve dolayısıyla vücut fonksiyonlarını atırmaktır. Bu yöntemle eklemler koruma altına alınır. Bu korunma ile eğrılar azalır, şekil bozuklukları önlenir. Günlük hayat içerisinde yapılan bazı işler vardır ki eklemlerde yüklenmelere ve deformitelere yol açar. Bunlarda kaçınmak içi eklemleri uygun durumda hareketsiz durumda tutan ateller kullanılır. Eklemler istirahate alınıp korunmuş olur.

 

nlük Aktiviteler

Meşguliyet tedavisi ile hastaya günlük aktivitelerini daha kolay ve rahat nasıl yapacağı öğretilir. Bu tedaviyi gören artiritli hastalar daha fonsiyonel hale gelir. Evde bazı düzenlemeler yapmak gerekir. Mutfak rafları hastanın kolayca uzanabileceği yükseklikte olmalıdır. Tuvalete rahatça oturup kalkmak için barlar yapılmalıdır. Hastalar ağır yük taşımaktan kaçınmalı ve sık sık dinlenmelidir. Hayatı kolaylaştırıcı bir takım aletler de kullanılabilir. Eklemlere binen aşırı yükler ağrıyı artırabilir ve şekil bozukluklarına neden olabilir. Bu bakımdan eklemlerin korunması gerekir.

 

• DİĞER ARTİRİTLER

DİĞER ARTİRİTLER

Değişik şekillerdeki artiritlerin hepsinde şu vardır: Ağrı, şişlik ve eklemde veya ekleme yakın yerlerde farklı problemler. Belirtiler aniden de başlayabilir, yavaş yavaş da ortaya çıkabilir; hatta hasta ne zaman başladığını bile hatırlayamaz. Bazen teşhis kolayca konulur, bazen de aylarca teşhis edilemeden kalabilir. Tedaviden kolayca sonuç alınabilir veya uygulalan tedavilerin hiç faydası olmaz.

Osteoartirit ve romatoid artirit iyi bilinen artirit şekilleridir. Bu bölümde daha az bilinen ve daha seyrek karşılaşılan artirit şekillerinden söz edilecektir. Bunlar gut, yalancı gut, çocukluk romatoid artiriti, iltihablı artirit, psöryatik artirit ve ankilozanspondilit gibi problemlerdir.

 

GUT

Genellikle gut için zengin ve çok yeyip içenlerin hastalığı hastalığı derler ama bu hastalık zayıflarda veya ağzına hiç alkol koymamışlarda da görülebilir.

 

Belirtiler

Gut hastalığı daha çok erkeklerde görülür. Genellikle ani ve şiddetli bir ağrı ile başlar. Gece uyurken bile aniden ortaya çıkabilir. Ayak baş parmaklarında sıkca yerleşir. Eklem çok hassastır, el bile deyince çok ağrı olur. Isı artışı ve şişlik vardır. Bazen hassasiyet o kadar fazladır ki yatak çarşafı bile değse şiddetli ağrı ortaya çıkar. Üşüme, titreme ve genel olarak bir can sıkıntısı hali de yapabilir.

Gut hastalığı kandaki ürik asid seviyesi yükselince ortaya çıkar. Kandaki ürik asid miktarı artınca, kan onları kristallere dönüştürür. Kan içerisinde oluşan bu kristaller eklem içinde depolanmaya başlar.

Ayak baş parmağı guttan en çok etkilenen eklemdir. Diz, dirsek, ayakbileği, topuk ve ayak sırtında da sıkça görülür. Omuz, omurgalar ve kalçada ise nadiren görülür.

İlk gut atağı bazen son atak da olabilir. Hastalık tedavi edilmese bile kendiliğinden geçer ve iz bırakmaz. Bazen de ataklar arka arkaya aynı veya farklı eklemlere gelir ve eklemlerde kalıcı ve ilerleyici hasarlar oluşturur. Neyse ki tıbbi tedavi ile ataklar önlenebilir veya en alt düzeye indirgenir; eklem hasarları da durdurulur. Gut hastalığına yakalanmamanın en iyi yolu kadın olarak dünyaya gelmektir. Kadınlarda ürik asid seviyesi kanda yükselmez. Menapozdan sonra yikselebilir ama bu da uzun süre alır.

Birçok durum ürik asid seviyesinin yükselmesine neden olabilir:

  • Gutlu hastaların %18’inde aile hikayesi pozitiftir.

  • Et, et suyu, bezelye, ançüez, yaş ve kuru fasulye gibi purinden zengin yiyecek yiyenlerde daha çok görülür. Purin, ürik asit yapımını artırarak etki eder.

  • Kan kanseri ve kan hücrelerini hızla artıran ve parçalayan diğer hastalıklarda kan purin ve ürik asid seviyasi yükselir.

  • Böbrekten ürik asid atılımını azaltan hastalıklar.

  • Çok alkol tüketenler.

  • Ürik asid yapımını artıran ilaç kullananlar.

Gut aynı zamanda kan basıncı ve kolesterol seviyesi yüksek olanlarla şişmanlarda da fazla görülür.

Gut, kandaki artmış ürik asidlerin kristalleşmesi ve eklemlere yerleşmesi sonucu oluşmasına rağmen bazen kan ürik asid seviyasi artmadan da hastalık gelişebilir veya kan ürik seviyesi artmasına rağmen hastanın ağrıları olmayabilir.

 

Gutun Teşhis Ve Tedavisi

Gut bazen gürültülü bir şekilde başlar ve teşhisi kolaydır, bazen de sessiz başlar, zor tanınır. Ağrılı eklemden alınan sıvının incelenmesi teşhis için önemli bir adımdır. Bu sıvıda, iğne ucu gibi kristaller görülürse, hastalık büyük ihtimalle guttur.

Sıvı içinde beyaz kan hücrelerinin görülmesi inflamasyonun varlığına işarettir. Doktorunuz teşhis için, kan ürik asid seviyesine bakar ve cilt altında tofis şeklinde adlandırılan ve içinde ürat kristalleri olan şişliklerin varlığını araştırır. Ayrıca sizden ağrıyan ekleminizin filimini çektirmenizi ister.

Gutun ömür boyu sürecek bir tedavisi yoktur, tekrarlayabilir. İlaç kullanarak ve yaşama şeklini değiştirerek tekrarlaması önlenebilir. Tedaviye steroid olamayn inflamatuar giderici ilaçlar (SOİG) ile başlanır. Bu ilaçlar inflamasyonu azaltır ve ağrıyı giderir. Ayrıca, kan ürik asid seviyesini düşürmek için kolşisin adı verilen bir ilaç da verilir. Bu tedaviye, yan etkilerden kaçınmak için, en fazla 12 hafta devam edilmelidir. Daha sonraki takiplerde tekarlamalar görülürse, kan ürik asid seviyesi yükselirse, çekilen grafilerde eklemlerde hasar oluştuğu anlaşılırsa, kan ürat seviyesini düşürücü ilaç olarak allopurinol kullanılır. İnflamasyonun ve ağrının fazla olduğu durumlarda eklem içine kortizon da yapılabilir.

İlaç tedavisine ek olarak, doktorunuz ekleminize bir iğne ile girerek içindeki artmış sıvıyı boşaltabilir. Bu işlem eklem içi basıncı düşürür ve sizi rahatlatır.

 

Kendinize Yardım Edebilirsiniz

Hastalığın tedavisinde ve tekrarlamamasına sizin de katkılarınız olabilir:

  • Şişmansanız kilo veriniz.

  • Özellikle içinde bol miktarda purin bulunan bira başta olmak özere alkol içimine son verin.

  • Kırmızı et, et suyu, sardunya, uskumru, ançoez gibi içerisinde bol miktarda purine bulunan gıdaları yemekten vaz geçin. Balık, tavuk, kuru ve yaş fasulye tüketimini azaltın.

  • Kan basıncınız yüksekse, kontrol altına almak için doktorunuz ile işbirliği yapın.

  • Kullandığınız ilaç varsa, bunların kan ürik asid seviyesini yükseltip yükseltmediği konusunda doktorunuzla konuşunuz.

  • Düzenli egzersiz yapın.

 

 

YALANCI GUT

Gut hastalığı tarihin çok eski dönemleirnden beri bilinir ama yalancı gut yeni anlaşılan bir hastalıktır. Aslında daha önceleri de yalancı gut insan sağlığını etkilemiştir fakat farklı bir problem olduğu 50 yıl kadar önce anlaşılmıştır.

 

Belirtiler

Yalancı gutun belirtileri gutunkine çok benzer fakat eklem sıvısında iğne ucuna benzer kristaller görülmez. Yalancı guttaki kristaller kalsiyum profosfattır ve şekilleri farklıdır. Gut kendisine hedef olar daha çok ayak baş parmağını seçerken yalancı gutun esas hedefi dizlerdir.

Hastalık akut veya kronik olabilir. Akut ataklarda eklemde aniden ağrı başlar ve günlerce devam eder. Bu ağrı guttaki kadar şiddetli olmaz. Kronik olarak birkaç eklemi birden tutabilir ve eklemlerde zamanla harabiyet yapar.

Bu hastalığın sebebi tam olarak bilinmez. Cerrahi müdahaleler, hormon dengesinde ve metabolizmadaki bozukluklar suçlanmaktadır. Erkekler ve kadınlarda eşit oranda görülür; yaşlılarda daha sıktır.

 

Teşhis Ve tedavi

Yalancı gut, gutu, romatoid artiriti ve diğer bazı hastalıkları taklit ettiği için teşhis ancak eklem sıvısında kalsiyum kristallerinin görülmesi ile konulur. Bu kristalleri röntgen filmlerinde görmek mümkündür.

Eklemlere yerleşmiş bu kristalleri tam olarak temizlemek ve hastalığı tam olarak tedavi etmek zordur. Bu nedenle tedavi daha çok belirtileri ortadan kaldırmak için uygulanır. SOİG ilaçlar kullanılarak ağrılar ve inflamasyon azaltılmaya çalışılır. Bazen de eklem içindeki artmış sıvı boşaltılır. Ağrılar azalsa bile eklemlerde harabiyet ilerleyebilir.

 

ÇOCUKLUK ROMATOİD ARTİRİTİ

Artirit herkes için kötüdür ama çocuklarda olduğu zaman daha da kötü sonuçlar doğurur. Yetişkinlerde görülen artiritlerin bir çoğu çocuklarda da olabilir. Yetişkindeki romatoid artiritin benzeri çocukluk çağında görülür. Yetişkinlerden farklı olarak çocukların büyümesini de etkiler.

Otoimün bir hastalık olan çocukluk romatoid artiritinde (ÇRA) (Jüvenil Romatoid Artirit, JRA) bağışıklık sisteminin insanın kendi vücuduna karşı savaş açması ile hastalık başlar. Hiç kimse bağışıklık sisteminin neden böyle davrandığını tam olarak bilmemektedir. Bu konuda iki teori vardır: Çocuğun genlerinde bu hastalık vardır; ikinci düşünceye göre, virus gibi çevresel bir faktör hastalığı başlatmaktadır.

 

Belirtiler

Üç tip ÇRA’ti vardır; bunlar belirtileri yönünden birbirinden ayrılır:

  • Az eklem tutulumlu ÇRA: ÇRA’in en sık görülen şekli budur. En fazla 4 eklem tutulmuştur. Yaklaşık % 50 ÇRA’ti bu şekildedir. En fazla diz eklemi tutulur. Sekiz yaşın altındaki kız çocuklarında daha fazla görülür. Hastaların % 20-30’u göz inflamasyonu ile birlikte başlar, tedavi edilmezse ciddi sonuçlar doğurur. Bu inflamasyona üveit denir, belirti vermeyebilir. Bu bakımdan her ÇRA’li çocuk bir göz hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Neyse ki, çocukların çoğu tedavi edilebilir.

  • Çok eklem tutulumlu ÇRA: Beş veya daha fazla eklem rahatsızlanmıştır. Romatoid artiritli çocukların takriben % 40’ı bu şekildedir. Daha çok el parmaklarını tutar ama büyük eklemler de hastalanabilir. Genellikle eklemleri simetrik olarak tutar yani her iki elde birden artirit gelişir. Ateş ve romatoid nodüller de olabilir. Kız çocuklarında biraz daha fazla görülür.

  • Sistemik ÇRA: ÇRA’in sistemik formunda hastalık tüm vücudu dolaşır. Yerleştiği yerlerde problem yaratır. Vücudun farklı yerlerinde ateş, kırmızi lekeler görülür. Anemi ve lenf bezlerinde şişmeler olur. Kalb ve akciğer zarlarında da inflamasyon olabilir ve önemli sorunlar yaratır.

Hangi formda olduğuna bakmaksızın eklemlerde sertlik, şişlikler oluşur. Genellikle sabah kalktığında bu belirtiler daha çok rahatsız edici olur. Bu belirtiler artar, azalır; hatta yok olabilir. Bazen de yetişkin hayata kadar devam eder.

 

Teşhis Ve Tedavi:

ÇRA’i var diyebilmek için en az 6 hafta süreli eklem ağrısı ve sertliğinin olması gerekir. Hasta 17 yaşın altındadır. Özellikleri yetişkinlerdeki RA’te benzer ama bazı farklılıklar vardır:

  • ÇRA’i olan çocukların çoğu bu hastalığı yener, yetişkinlerin çoğu ise bunu başaramaz.

  • ÇRA’i kemik gelişimini etkiler, büyümeyi yavaşlatır veya hızlandırır.

  • Romatoid faktör, ÇRA’li hastaların % 50’sinde pozitiftir, yetişkinlerde ise bu oran % 70-80 dir.

Doktor, ÇRA’ni yetişkinlerdeki RA gibi teşhis ve tedavi eder. Çocuklarda ek olarak psikolojik yardım da gerekebilir.

 

BULAŞICI ARTİRİTLER

Virüs, bakteri ve mantarlar vücuda girip ekleme yerleşince bulaşıcı tipte artirit yapar. Hastalığı yapan mikroorganizma, yerleştiği eklem, hastanın bağışıklık sistemi ve uygulanan tedavinin etkinliğine bağlı olarak bu artirtiritler çok ağrılı ve gürültülü de seyredebilir, sessiz ve az ağrılı da olabilir.

Bulaşıcı artirit, teknik olarak, eklem dokularının ve sıvısının iltihabıdır. Stafilokoklardan tuberküloz basiline kadar birçok mikrop bu artirite yol açabilir. Bu mikroorganizmalar eklemlere özel değildir, vücudun herhangi bir yerinde de iltihap oluşturabilir.

 

Belirtiler

Ağrı vardır ve bu ağrının derecesi hastalığı yapan mikroorganizmanın kimliğine bağlıdır. Hareketle ve dokunmakla ağrı artar. Aynı zamanda eklem şişliği ve hareket kısıtlanması da vardır. Eklem etrafındaki ciltte de kızarıklık olur. Lokal belirtilere ilave olarak hastada ateş ve halsizlik gibi sistemik belirtiler de görülür. Bazı bulaşıcı artiritler çok hızlı ilerler ve eklemi harap eder; bu bakımdan hemen tedaviye başlamak gerekir.

 

Teşhis Ve Tedavi

Doktorunuz bulaşıcı artiritten şüphelenirse, gecikmeden bazı testler yaparak teşhisi doğrulamak ister. Kan ve idrar tahilleri yapılır. Eklem içinden sıvı alınarak incelenir. Alınan sıvıda mikrop aranır; bulunan organizmaya göre ilaç verilir. Bu tetkikler gecikecekse, doktorunuz bunların sonucunu beklemeden antibiyotik (mikrop öldürücü) başlayabilir. Verilen bu antibiyotikler bakterileri ödürebilir ama virüslere etkisi olmaz. Ama bu durum çok önemli değildir çünkü birçok virütik ilthap kendiliğinden iyileşir.

İlaç tedavisine ilave olarak, doktorunuz, artirtli eklemi ameliyat ederek onu mikroplardan temizler. Daha sonra eklem bir atel aracılığı ile dinlendirilir. İltihap kurutulduktan sonra fizik tedavi gerekebilir.

PSÖRYATİK ARTİRİT

Psöryatik artirit sedef hastalığı olanlarda görülür. Ciddi rahatsızlıklara yol açar, neyse ki sedef hastalığı olanların sadece % 5’inde artirit meydana gelir.

 

Belirtiler

Psöryatik artiritte el ve ayaklardaki eklemler inflamasyona uğrar ve şişer. Hastalık ağırlaştığında şekilleri de bozulur. Omurgalar, kalçalar da hastalanır.

 

Teşhis Ve Tedavisi

Psöryatik artirit için teşhis ettirici özel bir test yoktur. Teşhis, tıbbi hikayenizin öğrenilmesi ve muyene ile konulur. Ailenizde de sedef hastalığı varsa, artirit olma ihtimaliniz artar.

Tedavi edilmesi şarttır çünkü ilerlerse eklemleri harab eder. Tam bir tedavisi yoktur. Doktorunuz SOİG ilaçlar vererek inflamasyonu azaltmaya çalışır. Eğer bu ilaçlar faydalı olmazsa, methotrakset ve sulfasaziline başlanır. Biyolojik cevabı değiştiren ilaçlar da kullanılır.

 

ANKİLOZAN SPONDİLİT

Ankiloza spondilit omurganın eklem kıkırdaklarını, bağlarını ve tendonlarını atake eder. Bel ve sırt ağrılı hale gelir, hareketleri kısıtlanır. Hastalık ilerledikçe omurları birbirine bağlayan ligamentler ve tendonlar adeta kemik gibi sertleşir. Daha da ilerleyince, omurgalar birbiri ile bu şekilde birleşerek tek kemik halini alır ve sırt ve belde hiç hareket kalmaz.

Ülkemizde tahminen 100 000 AS’li hasta vardır. AS’nin en büyük hedefi 20-40 yaşlarındaki erkeklerdir. Genetik bir geçiş özelliği vardır. Ailede AS’li varsa hastalanma ihtimali yüksektir ama ailede olmaması hasta olunmayacağı anlamına gelmez. Kesin değil ama hastalığı bir infeksiyonun tetiklediği düşünülmektedir.

 

Belirtiler

Genel olarak yavaş yavaş gelişir. Ağrı ve sertlik belden başlar. Gece yatarken ağrılar artar; kalkıp dolaştıkça azalır. Zamanla omuzlar, kalçalar, dizler ve diğer eklemler de tutulur. Hasta, nefes alıp vermede zorlanır. İştah kaybı, zayıflama ve ateş olabilir. Kalb kapakçıkları da bozulabilir. Sinirler üzerine baskılar oluşabilir.

 

Teşhis Ve Tedavi

Hastalığı teşhis ettirecek tek bir test yoktur. Dolayısıyla, doktor teşhisi hastayı dinleyerek ve muayene ederek koyar. Omurga hareketlerinizin azalıp azalmadığını testler yaparak anlamaya çalışır.. Hastalık ilerleyince röntgen grafilerinde tipik görüntüler ortaya çıkar. Diğer hastalıkları ekarte etmek için kan testleri de yapılır.

Tedaviden amaç inflamasyonu ve ağrıyı azaltmak, hareket kısıtlılığını önlemek ve deformiteleri düzeltmektir. Doktorunuz öncelikle steroid olmayan inflamatuar giderici (SOİG) ilaçlar verir. Egzersiz yapamanızı tavsiye eder. Fizik tedavi de sizin için faydalı olur. İlerlemiş durumlarda eklem değişimleri yapılır.

Son yıllarda tedavi için biyolojik cevabı değiştirici ilaçlar kullanılmaya başlanmıştır ve iyi sonuçlar alınmaktadır.

 

• ARTİRİT İLE BİRLİKTE OLAN HASTALIKLAR

ARTİRİT İLE BİRLİKTE OLAN HASTALIKLAR

Binlerce insan eklem ağrısı, şişliği ve hareket kısıtlılığından muzdariptir. Bunların teşhisi bazen kolay ve hızlı konulur; bazen de hastayı doktor dotor gezmeye mecbur bırakır. Artirit ile birlikte ek problemleri olan bu insanlarda artirit, hastalıkta büyük bir rol oynayabilir veya küçük bir rolü vardır. Bazen de tamamen farklı bir hastalığa eşlik eder.

Artirit ile ilişkili olan bu hastalıkları 3 katagoriye ayırmak mümkündür:

  • Hastalıkta büyük bir rol oynayan artiritler.

  • Hastalıkta küçük bir rol oynayan artiritler.

  • Farklı bir hastalıkla birlikte olan artiritler.

HASTALIKTA BÜYÜK ROL OYNAYAN ARTİRİTLER

Sistemik lupus eritematozis (SLE) ve skleroderma hastalığında artirit vardır ama primer hastalık artirit değildir. Hastalığın bir parçası halindedir.

 

Sistemik Lupus Eritematozis

Sistemik lupus eritematozis (SLE) tüm vücudu tutan bir hastalıktır. Kısaca lupus olarak da adlandırılır. Hastaların yüzündeki kızarıklık onlara tipik bir görünüm verir.

Lupus, eklemleri, kalbi, sinir ve damar sistemini, cildi ve akciğerleri ve vücudun diğer kısımlarını tutar. Vücut kendi dokularına karşı antibadiler üretir. Bu antibadiler dokulara karşı savaş açar. Bu duruma neyin yol açtığı bilinmez. Bu hastalığa yakalanlarda kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği gelişme ihtimali hasta olmayanlara göre daha fazladır. Hastaların % 90’ı kadındır ve bunların da büyük kısmı doğurganlık çağındadır (15-45).

 

Belirtiler

Belirtiler hafif de olabilir, hayatı tehdit edecek kadar ciddi de olabilir. Problemler eklemlerde, ciltte, iç organlarda ve her yerde olabilir. Tipik belirtiler, ateş, can sıkıntısı, eklem ağrısı ve şişliği, kırmızı döküntüler, saç dökülmesi, güneş ışığına karşı duyarlılık, kansızlık, böbrek yetmezliği, sinir sistemi bozuklukları ve depresyon şeklindedir.

Lupus uzun süreli bir hastalıktır. Zaman zaman alevlenir, zaman zaman da sesiz hale gelir. Bu iyi dönem haftalar, aylar ve hatta yıllar sürebilir.

 

Teşhis Ve Tedavi

Lupus çok değişik belirtiler verir; başka hastalıkları taklit edebilir. Teşhis edebilmek için bazı testler yapmak gerekir. Bu testlerle antibadi anormalliklerine, kan biyokimyasına, bağışıklık sisteminin durumuna ve iç organların fonksiyonlarına bakılır. Röntgen, MR ve elektrokardiyogram (EKG) çekilir. Akciğerlerden, böbreklerden biyopsi yapmak gerekebilir.

Tedavi de hastalığın genel görünümü gibi değişiklikler içerir. Hastalığın hafif seyrettiği durumlarda ağrıyı gidermek için steroid olmayan inflamatuar giderici (SOİG) ilaçlar kullanılır. Kan pıhtılaşmasını önlemek için kan sulandırıcılar verilir. Daha ağır hastalar prednizon veya diğer kortikosteroidler verilir. Kortizon inflamasyonu ve bağışıklık sistemini kontrol altına alabilir. Ayrıca cilt ve eklem problemleri için sıtma ilaçları da kullanılır.

Belirtiler ilaçlarla kontrol altına alınsa bile daha kaliteli bir hayat sürmek için yapmanız gerekenler olabilir:

  • Eğer kolayca yoruluyorsanız, evde veya iş yerinde dinlenin.

  • Stresinizi azaltmanın yollarını arayın.

  • Güneş ışığından kendinizi sakının. Güneş cilt rahatsızlığınızı artırır, hastalığı alevlendirir.

  • Doktorunuzun beslenme ile ilgili tavsiyalerine uyun.

 

Skleroderma

Skleroderma vücudun birçok yerini tutar ama daha çok ciltteki belirtileri ile bilinir. Kelime anlamı da sertleşmiş cilttir. Teknik olarak denilebilir ki skleroderma damarları ilgilendiren ve kollajen birikimi ile karekterize bir hastalıktır. Kan damarlarında anormal miktarda kollajen birikir. Kollajen ciltte, kemikte ve kıkırdak ta bulunan bir destek maddesidir. Nasıl oluyor da damarlarda birikiyor, bilinmemektedir.

Ciltte anormal miktarda kollajen birikince cilt sert ve sıkı bir hal alır. Organlarda birikince onların çalışmasını bozar. Kan damarlarında birikince kan akımı bozulabilir.

Skerodermanın niçin geliştiğini bilmiyoruz. Muhtemelen bağışıklık sistemi sorumludur. Hormonal bozukluklar da olabilir.

 

Belirtiler

Sklerodermanın belirtileri şahıstan şahsa değişir. Genellikle eklem ağrısı ile başlar, bazen de ilk belirti yutkunmadaki güçlüktür. Çok hızlı ilerleyip öldürücü olabilir ya da uzun süre cilt problemleri ile kalır, diğer organlara uzun süre sonra etki eder. Sklerodermanın belirtileri şöyle özetlenebilir:

  • Cilt problemleri: El parmakları, kol ve yüz derisinde kalınlaşma, sertleşme ve kuruluk oluşur. Aynı zamanda ciltte örümcek görünümlü morumsu lekeler olur. Yüz, göğüs ve ellerde kalsiyum depolanmasına bağlı şişlikler de vardır.

  • Eklemlerde ağrı, şişlik ve kilitlenme: Eklemlerdeki ağrılı şişlikler sklerodermayı romatoid artirite benzetir. Hastalık ilerleyince, elller, parmaklar ve dirsekler sertleşir ve hareketsiz kalır.

  • Yutma zorluğu: Kolajen yemek borusunda birikince yutma zorluğu başlar.

  • Nefes darlığı: Skleroderma akciğer fonksiyonlarını bozar ve nefes darlığı yapar. Aynı zamanda, bu önemli organın damarlarında da bozukluklar yapabilir.

  • Hazımsızlık: Kollajenlerin barsaklarda birikmesi sonucu gıdaların hazmedilmesi zorlaşır.

  • Raynaud fenomeni: Sklerodermalı hastalarda soğuğa karşı hassasiyet gelişir ve parmaklar soğukta renksiz hale gelir.

Sklerodermalı hastalarda hangi organları kollajen depolamışsa o organa ait belirtiler de meydana gelir. Kalbde sorun olursa, kalp atım ritmi bozulur.

 

Teşhis Ve Tedavi

Erken dönemde, özellikle de sadece eklem ağrısı ve şişliği varsa, sklerodermanın teşhisi zordur. Ciltte sertlikler ve yutkunmada zorluklar başlayınca teşhis kolaylaşır.

Tıbbi hikaye öğrenildikten sonra yemek borusu grafisi çekilir ve bir takım kan testleri yapılır. Akciğer fonkisyonları ölçülür. Ciltten parça alınarak mikroskop altında incelenir.

Tam şifa sağlayacak bir tedavisi yoktur. Ağrı ve inflamasyon için SOİG ilaçlar verilir. Tansiyon yüksekliği varsa antihipertansifler kullanılır. Egzersiz ve fizik tedavisinin de eklemleri hareketli ve kasları kuvvetli tutmak açısından faydası vardır. Yutma zorluğu artarsa, besleme tüpleri takmak gerekebilir.

Her ne kadar tam bir tedavisi yoksa da hayatı daha yaşanır kılmak için, bir takım tedbirler alınabilir:

  • Cildinizi korumak için uzun süreli banyolardan kaçınınız. Cildinizi nemlendirici losyonlarla yumaşatınız.

  • Ev içinde havayı nemlendirecek aletler kullanınız.

  • Doktorunuzun veya fizyoterapistinizin tavsiye ettiği egzersizleri düzenli olarak yapınız. Egzersizler zor olabilir ama eklem hareketlerinizi korumanıza yardım eder.

  • Gece göğüs yanması ile uyanabilirsiniz. Bunu önlemek için akşam yemeğini erken yiyin ve yatağınızın baş ucunu yükseltin.

Sklerodermanın verdiği sıkıntılar yıldırıcı olsa bile yıllarca bu hastalıkla yaşanabilir. Bazen de özellikle sadece eklemlerin ve cildin tutulduğu fakat iç organların sağlam kaldığı durumlarda kendiliğinden iyileşmeler olabilir.

 

Reaktif Artiritler

Reaktiv artiritler cinsel yolla bulaşan infeksiyonlardan veya barsak hastalıklarından sonra başlayabilir. Bazen de geçmişde herhengi bir iltihabi hastalık yoktur.

 

Semptomlar

Reaktiv artiritin belirtilerini üç gurupta toplamak mümkündür:

  • Artirit: Genellikle ayak, ayak bileği ve dizlerde ağrı ve inflamasyon vardır. El bileği ve parmakları da tutabilir. Artiritler kaybolup tekrar çıkabilir ve bu durum yıllarca devam edebilir.

  • Konjektivit: Göz kapağının inflamasyonu vadır. Kızarıklık, şişlik ve yaşlanma vardır.

  • Üretrit: İdrar yollarının inflamsyonudur.

Bu hastaların topuklarında el ayalarında kırmızılıklar olur. Dilde, vajinada ve penisde acı hissedilir. Ayak ve el tırnak diplerinde sarı birikintiler görülür. Kalbde de problemler olabilir. 20-50 yaşlarındaki erkeklerde sık görülür.

Reaktiv artiritin en büyük sorumlusu klamdia trakomatis denilen bir bakteridir. Bu mikrop cinsel temas ile bulaşır. Mide-barsak sistemi infeksiyonları sonucu oluşan reaktif artiritlerde ise sorumulular kamfilobakter, şigella, salmonella ve yersiniadır.

 

Teşhis Ve Tedavi

Reaktif artiritin teşhisi zordur; çünkü kendine özel bir bulgusu ve testi yoktur. Yukarıda sıralanan üç belirti her zaman bir arada olmayabilir. Teşhis için, eklem sıvısından ve idarar yollarından örnek alınıp incelemek gerekebilir.

Teşhis için romatoid artirit ve lupus gibi benzer hastalıkların da elimine edilmesi gerekir. Bu hastalıklar elimine edilirse hastalığı reaktif artirit olarak kabul etmek gerekir. HLA-B27 testi pozitif çıkarsa veya hastada klamdia mikrobu varsa, reaktif artirit olam ihtimali artar. Röntgen filmlerinde kemik ve kırdaklarda hasar, tendonların kemikle birletiği yerlerde kalsiyum depolanması ve yumuşak dokularda şişlik görülür.

Tedavide mikropları öldürmek için antibiyotik ve ağrı ve inflamasyonu azaltmak için SOİG ilaçlar kullanılır. Bazen kortizon ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar da verilebilir. Konjiktivit varsa ona uygun tedavinin de yapılması gerekir. Çok ağrılı durumlarda istirahat ve sonrasında egzersiz faydalı olur.

Reaktif artiritte sonuç genellikle iyidir. Hastaların çoğu 5-6 ay içerisinde iyileşir fakat hafif düzeyde eklem şikayetleri devam edebilir. Çok az bir kısmında ilerleyici eklem harabiyetleri oluşur.

 

Lyme Hastalığı

Bu artirit şekli ilk defa ABD’nin Lyme kentindeki insanlarda görüldüğü için bu ismi almıştır. Bu kentin bulunduğu bölgede çok sayıda geyik varmış. Bu geyikleri ısıran keneler, onlardan aldığı borrelia burgdorferi isimli mikropları insanlara taşırlar ve hastalık oluştururlar. Ülkemizde ise, daha çok sığırlar, koyunlar ve diğer ehil hayvanlardan insanlara kene yolu ile taşınmaktadır.

 

Belirtiler

Bu hastalığın ilk belirtisi, ciltte görülen, ortasında siyah leke bulunan kızarıklıklardır. Bu görünüşü ile öküz gözüne benzetilir. Bu kızarıklıklar sırtta, gövdede, kollarda ve bacaklarda olabilir. Kaşıntılı ve ağrılıdır.

Tedavi edilmezse, artirit gelişir. Eklemlerde ağrı ve şişlikler olur. Daha çok dizlerde, omuzlarda, dirseklerde ve el bileğinde görülür. Bu artiritler ataklar halinde aylarca sürebilir. Bunların % 20’si kronik ve ilerleyici artirite dönüşür.

Bu hastalıkta ateş, halsizlik, zayıflama, kas ağrıları, baş ağrıları ve boyun tutulmaları da olabilir. Sinir sistemini de tutabilir ve konsantrasyon eksikliği, hafıza azalması yapabilir. Kalb ve karaciğer problemleri de oluşturabilir.

 

Teşhis Ve Tedavi

Teşhis, hastanın anlatıkları ve klasik kızarıklığın görülmesi ile konulur. Gerekirse kan testleri de yapılabilir. Hastanın hikayesi önemlidir, kırlarda gezmiş olabilir. Problem genellikle yaz aylarında başlar.

Kanda borrelia burgdorferi mikobuna karşı oluşmuş antibadiler aranır. Eğer sinir sistemi belirtileri de varsa, omur ilik sıvında da antibadi bakılabilir. Bu testler her zaman pozitif çıkmayabilir.

Bu hastalığı tedavi etmek kadar oluşmasını önlemek de önemlidir. İlaç olarak antibiyotik verilir. Ağır hastalarda antibiyotiğin damar yolu ile ve uzun süre verilmesi gerekir. Antibiyotik tedavisi artiritik şikayetleri de ortadan kaldırır. Hastalık iyileşinceye kadar SOİG ilaçlar verilerek hastanın ağrılarının azalmasına çalışılır.

 

HASTALIKTA KÜÇÜK ROL OYNAYAN ARTİRİTLER

Bursit, tendinit ve polimyalji romatika gibi hastalıklarda, artirit, hastalığın önemli bir parçası değildir ama değişik oranlarda eklem şikayetleri olabilir. Eklem ağrıları hastalığın kendisinden kaynaklanmaz.

 

Bursitler

Bursalar içi sıvı ile dolu küçük keseciklerdir. Eklemlere yakın yerlerde bulunur ve sürtünmeleri kolaylaştırır. Bazen inflamasyona uğrayabilir ve ağrılı hale gelir. İltihaplanabilir ve gut gibi bazı hastalıklar da bursaları tutabilir.

 

Belirtiler

Bir veya daha fazla bursa inflamasyona uğrarsa bursit gelişmiş olur. Bursa içindeki sıvı artar, ağrı olur ve hareketler kısıtlanır. Bursitlerin en sık görüldüğü yer omuz eklemidir. Dirsek, ayak ve diğer eklemlerin civarında da olabilir.

 

Şekil 37. Dirsekte, tam olekranon üzerindeki şişlik bursite işarettir.

 

Teşhis Ve Tedavi

Ultrason ve MRG bursitleri göstermede iki iyi yöntemdir. Doktorunuz teşhise gitmek için önce sizi dinler ve sonra muayene eder. Bursanın içindeki sıvıyı da incelemek gerekir; bu durumda doktorunuz sıvıyı injektör ile boşaltır.

Çoğu hastada,, tedavi için SOİG ilaçlar, soğuk uygulama ve istirahat yeterli olur. Bu yöntemler fayda vermezse, bursa içine kortizon injekte edilir. Bursa iltihaplanmışsa, iltihaplı sıvı boşaltılır ve antibiyotik verilir. Nadiren prednison veya başka bir kortizon da kullanmak gerekli olur. Egzersizlerle eklem hareketleri korunur ve kaslar güçlendirilir.

 

Tendinitler tenosinovitler

Kaslar, tendon denilen sağlam dokular aracılığı ile kemiklere tutunurlar. Kaslar kasıldıkça kemikleri hareket ettirir. Bu bağlantılar olmasaydı, kasların kasılması harekete dönüşemezdi. Bazen bu tendonlar ve onların kılıfları da inflamasyona uğruyabilir.

 

Belirtiler

Tendonlar üzerine anormal yükler binerse veya arka arkaya yüklenmelere maruz kalırsa, tendinit veya tenosinovit gelişebilir. İnflamasyonun başlaması ile birlikte ağrılar da başlar, dokunmakla tendonların hassas olduğu görülür. Romatoid artirit, skleroderma, gut gibi inflamatuar hastalıklarda, tendon kılflarında inflamasyonlar gelişebilir; bunlara tenosinovit denir.

 

Teşhis Ve Tedavi

 

Teşhis tıbbi hikaye ve fizik muayene ile konulur. İnflamasyonu gidermek için SOİG ilaçlar verilir. Tendon kılıfı içeisine kortizon ve lokal uyuşturucular injekte etmek gerekebilir. Kronikleşmiş durumlarda kalsiyum depolanmasını temizlemek ve kontrakte olmuş tendonları gevşetmek için ameliyat yapılabilir.

Tendinit ve tenosinovitlerde sonuç genellikle iyidir. Sorun tedavi ile ortadan kalar.

Bu sorunla karşılaştığınızda yapabileceğiniz basit işlemler vardır:

  • İnflamasyona yol açan, tendonunuzu zorlayan aktiviteleri bırakın.

  • İstirahat edin.

  • Duruma göre soğuk veya sıcak uygulayın.

  • O ekleminizi hareketsiz tutun.

 

 

Raynaud Fenomeni Ve Hastalığı

Soğuğa maruz kalınca el ve ayak parmaklarındaki damarlarda büzülmeler ve buna bağlı renk değişiklikleri olur; bu duruma Raynaud fenomeni denir. Daha az da burun, dudak ve kulak memelerinde görülür.

 

Belirtiler

Raynaud fenomenindeki en belirgin olay parmakların soluklaşmasıdır. Bu soluklaşan yerlerde yanma, acıma ve hissizlik de olur. Aslında birçok insanın el ve ayak parmakları soğuktur; Raynaud diyebilmek için, renklerinin beyaz ve mavi daha sonra da kırmızı olması gerekir.

Esas hadise, küçük damarların büzüşmesi ve bu bölgelere kanın gelememesidir. Soğukta kalmak veya psikolojik stres bu olaya neden olabilir. Bu durum birkaç dakika veya saat sürebilir. Kronikleşirse, parmak uçlarında hissizlik de oluşur.

Raynaud iki şekilde olur.

  • Raynaud hastalığı: Primer Raynaud olarak da bilinir. Sıklıkla bu şekilde olur. Çok problem yaratmaz. Atak olur ve geçer.

  • Raynaud fenomeni: Sekonder Raynaud olarak da bilinir. Daha az görülür. Olduğunda ciddiye almak gerekir. Lupus, RA, veya sklerodermanın bir işareti ve belirtisi olabilir.

Bazı mesleklerde daha sık görülmektedir. Vinil klorid ile uğraşanlarda, vibrasyon yapan alet kullananlarda, piyano çalanlarda ve parmaklarını sürekli kullananlarda Raynaud hastalığının olma ihtimali daha yüksektir.

 

Teşhis Ve Tedavi

Raynaud’un teşhisi kolaydır ama hastalık ile fenomeni ayırd etmek zor olabilir. Teşhis hastanın anlatıkları ve muayene ile konulur. Antinükleer antibadi (ANA) ve sedimantasyon hızı bakılarak hangi tipte olduğu araştırılır. Laboratuar testlerinin çoğu Raynaud yapan sebebleri aramak için yapılır. Tedavi için hastanın ne yapıp yapmayacağı öğretilir. Bazen bu yeterli olmaz, ilaç tedavisi gerekir. Nadiren de olsa, çok şiddetli durumlarda bu bölgenin sinirini kesmek icap edebilir.

Raynaud’unuz varsa, kendi kendinize şu şekilde yardım edebilirsiniz:

  • Vücudunuzu ve ellerinizi sıcak tutun, giyiminize dikkat edin.

  • Ellerinizi ve ayaklarınızı ılık suda tutunuz.

  • Eğer içiyorsanız sigara içmeyi bırakınız. (Nikotin damarların büzülmesine yol açar.)

  • Aldığınız ilaçları doktorunuza söyleğiniz, sorumlu bunlar olabilir.

  • Strese karşı kendinizi koruyunuz.

  • Düzenli egzersiz yapınız.

 

Sjögren Sendromu

Hastalığa neyin yol açtığı bilinmemektedir ama bağışıklık sistemi etkilenmiştir. Sjögren sendromu tek başına da olabilir, RA gibi diğer otoimmün hastalıklarla birlikte de olabilir. Roamtoid artiritli hastaların % 15’inde Sjögren gelişmektedir. Lupus, dermatomyosit ve scleroderma ile birlikte olabilir.

 

Belirtiler

Bu hastalığın temel özelliği ağız ve gözlerdeki kuruluktur. Akyuvarlar tükrük ve göz yaşı bazlerini işgal ve harap eder. Buna benzer kuruluklar, nefes borusunda, mide-barsak sisteminde ve vajinada da görülebilir. Hastaların yarısında eklem şikayetleri vardır ama romatoid artiritteki kadar şiddetli değildir.

Sjögren sendromlu kimselerde lenfoma gelişme ihtimali olmayanlara gore 40 misli daha fazladır.

 

Teşhis Ve Tedavi

Ağızda, gözlerde kuruluk ve eklem şikayetleri beraber olunca teşhis koymak kolaydır. Testler, göz yaşı ve tükrük bezi salgılarının azaldığını gösterir. Anemi ve eritrosit sedimantasyon hızında artış gözlenir.

Sjögren sendromu tedavi edilemez ama şekersiz sakız çiğneyerek, sıvı yudumlayarak ve yapay göz yaşı kullanarak gözler ve ağız ıslak tutulabilir. Tükrük miktarını artırmak için ilaç alınırsa faydası olabilir. Dişlerin de sık sık kontrol edilmesi gerekir. Bazı ağır ve ağrılı hastaların SOİG ilaçlar, sıtma ilaçları ve kortizon türü ilaçlar kullanması istenebilir.

Hastalığın ne olacağı tuttuğu organlara bağlıdır. Çoğu insan bu şekilde hayatını sürdürebilir ama böbrek gibi hayati organlar da tutlursa problem büyüyebilir.

 

Polimyalji Romatika

Polimyalj romatika çok sayıda kasın ağrıması anlamını taşır. Sebebi tam olarak bilinmez. Tipik olarak 50 yaşın üzerindeki kimselerde özelikle de bayanlarda görülür. Yaş ne kadar fazla ise, sabah erkenden ağrı ve tutulmalarla ile uyanma ihtimali de o kadar fazladır.

 

Belirtiler

Tipik olarak, bir bayan gece iyi bir halde yatar, uyur ama sabah her tarafı ağrıyor ve boynu, sırtı, beli tutulmuş olarak kalkar. “Kendimi bütün gece çok çalışmışım gibi hissediyorum” der. Her zaman bu şekilde olmayabilir, bazen de hastalık tedricen gelişir. Ağrı ve eklem tutulmalarına ilave olarak ateş, kilo kaybı ve genel bir can sıkıntısı olur.

Ağrılar romatoid artiriteki kadar şiddetli olabilir ama eklemlerde inflamasyon yoktur ve artirit belirtileri nadiren görülür.

 

Teşhis Ve Tedavi

Karekteristik eklem harabiyeti, antibadi, ciltte kızarıklıklar ve diğer belirgin ve teşhis ettirici belirtiler olmadığı için, teşhis, ağrı ve tutukluk yapan diğer hastalıkların elimine edilmesi ile konulur. Yaş genellikle 50’nin üzerindedir. Aniden başlaması tipiktir. Bu hastalığa spesifik olmamakla beraber, anemi ve sedimantayon hızında artma vardır.

Teşhis, bazen tedaviye verdiği cevaba bakılarak konulur. Düşük doz kortizonlara iyi cevap verir. Tedavi ile ağrılar dramatik olarak yok olur. Bazı hastalarda, ilacı kestikten yıllar sonra, ağrılar tekrar ortaya çıkabilir.

Polimyalji romatikalı hastaların % 15’inde hayatı tehdit eden dammar problemleri olabilir. Bu duruma dev hücreli arterit(DHA) denir. DHA’in belirtileri, baş ağrısı, kafa derisinde hassasiyet, işitme problemleri, yutma ve öksürmede zorluktur. Bu belirtiler varsa hızlı bir tedavi gerekir.

 

Paget Hastalığı

Kemik dokusu sürekli yapım ve yıkım halindedir. Bu durum ölünceye kadar devam eder. Paget hastalığında bu yapım ve yıkım olayı anormallik kazanır. Bir yandan yıkım hızlanırken bir yandan da yeni kemik dokusu hızlı bir şeklilde yapılır. Bu yapılan yeni kemik dukusunun kalitesi iyi değildir. Bu nedenle hacmi artar ama dayanıklılığı azalır ve kolay kırılabilir hale gelir.

 

Belirtiler

Paget hastalığı olan bir çok insan durumun farkında olmayabilir. Bazılarında ise yavaş yavaş eklem sertliği gelişir ve hastada yorgunluk olur. Bazen de kemik genişler, şekli bozulur ve ağrılı hale gelir. Sekonder olarak osteoartirit oluşabilir.

 

Teşhis Ve Tedavi

Paget hastalığının teşhisi kolaydır: Röntgen filmlerinde kemikte büyüme ve deformite görülür. Kanda alkalen fosfataz seviyesi yükselir. Bu enzim kemik yapımının arttığını gösterir.

Tedavi, belirtilere göre düzenlenir. Hastanın şikayeti yoksa herhangi bir tedavi uygulanmaz. Sinirlerde sıkışma olursa veya eklemlerde osteoartirit gelişmişse ameliyat gerekebilir. Çok ağırlaşmış durumlarda doktorunuz kemikleri sağlamlaştırmak için kalsitonin veya alendronat başlayabilir.

 

Fibromyalji Sendromu

Fibromiyalji sendromlu bir kimsenin, adaleleri ve yumuşak dokuları sürekli ağrır. Ağrı bütün vücuda yayıldığı ve diğer bazı belirtilerle birlikte olduğu için, teşhis edilmesi zordur. Bu sendrom (FMS) toplum içerisinde çok yaygındır. En çok da 20-60 yaşlarındaki bayanlarda görülür. Sebebi tam olarak bilinmez ama uyku bozuklukları, psikolojik stresler, kas metabolizmasındaki değişiklikler, şahsın immün, endokrin ve sinir sistemindeki anormalliklerin hastalığa katkıda bulunduğu bilinmektedir. FMS’nin belirtileri şahıstan şahısa az da olsa farklılıklar gösterir.

 

Belirti ve Bulgular

  • Ağrı en sık görülen belirtidir. Ağrı, yanma, sızlama, zonklama şeklinde olabilir. Özellikle sabahları kötüdür. Ağrı sürekli ve kroniktir. Vücutta “tetik noktalar” vardır.

  • Yorgunluk ve uyku düzensizliği sık görülür.

  • Kısa süreli hafıza kayıpları, huy değişiklikleri, depresyon, anksiete ve özellikle ağrılı dönemlerde konsantrasyon kusuru olabilir.

  • Migren ve diğer tarz baş ağrıları, göğüs ağrısı, el ve ayaklarda hissizlik, karın ağrıları, karında şişkinlikler, ishal ve daire sık görülür.

 

Şekil 38. Tetik noktaları.

Teşhis Kriterleri

FMS’nin varlığını gösterecek özel bir test olmadığı için, teşhis edilmesi zordur. Röntgen filimlerinde ve laboratuar sonuçlarında bir anormallik bulunmaz.Bu testler, benzer belirtiler veren diğer hastalıkları ekarte etmek için yapılır. Aşağıdaki kriterler FMS’nin teşhisinde belirleyicidir:

En az üç aydan beri devam eden yaygın ağrı:

  • Vücudun hem sağ hem de sol tarafında ağrı

  • Belin hem altında hem üstünde ağrı

  • Boyun, sırt, bel ve göğüste ağrı

Tetik nokta sayısı 11 ile 18 arasında değişir. Bu noktalara bastırıldığında ağrı artar.

  • Tetik noktalar vücudun sağ ve solunda aynı yerlerdedir (simetrik).

  • Tetik noktalar boynun üst kısımlarında, boyunda, omuzlarda, göğüste belde, kalçalarda, dirseklerde ve dizlerde olur.

 

Tedavi

FMS’i tedavi eden kesin bir yöntem yoktur. Ağrılar kontrol altına alınmaya ve fonksiyonlar artırılmaya çalışılır. İlerleyici bir hastalık değildir ve hayatı tehdit etmez; çoğu zaman da tedaviden sonuç almak mümkün olabilir. Tedavi şahsa göre planlanır ve çoğu kez yaşama biçiminin değiştirlmesi istenir.

İlaç olarak, ağrı kesiciler ve antidepresanlar kullanılır. Şahsın aerobik kapasitesini , vücut dayanıklılığını ve esnekliğini artırıcı egzersizler yaptırılır. Soğuk sıcak uygulamalar, masajlar ve psikolojik destekler de faydalı olabilir.

 

Miyozit

Nadir görülen bir hastalıktır. Bağışıklık sitemi vücudun kendi kaslarında sürekli inflamasyon yapar ve onların sağlığını bozar. Kasların devamlı inflamasyona uğraması onların kuvvetini azaltır ve zayıflatır.

Bağışıklık sisteminin bu davranışının nedeni bilinmemektedir. Miyozitin bir çok şekli vardır. Yavaş ilerler. Hafif veya aşırı sakatlıklara yol açabilir. Çocuklarda da, erişkinlerde de olabilir.

 

Beliritler

Miyozitin ilk belirtileri kalça ve omuz kaslarındaki ağrı ve güçsüzlüktür. Hasta, sandalyede otururken ayağa kalkmakta, saçını taramakta, merdiven çıkmakta zorlanmaya başlar. Ayakta durunca veya yürüyünce çabucak yorulur.

Miyozit boyun ve boğaz kaslarını da tutabilir. Bu kaslar tutulunca konuşma ve yutkunma zorlaşır. Akciğer ve göğüs kasları hastalandığında ise soluk almada problem başlar.

Miyozitlerin bazı tipinde yüzde, el parmaklarının boğumlarında ve vücudun diğer kısımlarında kırmızılıklar olur. Ayrıca ateş, eklem ağrıları, ve şişliklerde olabilir.

 

Teşhis

Miyozitleri teşhis etmek zor olabilir. Belirtiler kişiden kişiye değişebilir. Doktor, teşhise varmak için, kasları tutan hipotiroidizm, zehirlenmeler, ilaç reaksiyonları ve genetik bozukluklar gibi diğer hastalıkları ekarte eder.

 

Testler

Doktor, öncelikle hastanın sağlık durumu ile ilgili bilgiler edinir. Hastadaki belirtileri ve bu belirtilerin ne zaman başladığını sorar. Teşhis için muayene de önemlidir. Muayeneden sonra bir takım testlere baş vurulur. Kanda kreatin kinaz gibi bazı enzimlere bakılır ve kasların elektriksel özelliklerini öğrenmek için elektromyogram (EMG) yapılır.

Bu testlere ek olarak kas biyopsisi de gerekebilir. Bu durumda, küçük bir kas dokusu alınarak mikroskop altında incelenir. Hangi kaslarda inflamasyon olduğunu anlamak için manyetik rezonans görüntülemeden de (MRG) faydalanılır.

 

Miyozit Şekilleri

Polimiyozit

Polimiyozit (PM) çok sayıda kası tutabilir ama özellikle gövde kaslarını inflamasyona uğratır ve zayıflatır. Yutma güçlüğü sık görülür. Kaslarda ve eklemlerde ağrılar ve güçsüzlükler olur.

Dermatomiyozit

Dermatomiyozit sonucu oluşan inflamasyon kasları ve cildi etkiler. PM gibi kaslarda ağrı ve güçsüzlük olur. Ek olarak göz kapaklarında, yanaklarda, burunun özerinde, sırtta, göğüste dirseklerde, dizlerde ve parmaklarda kırmızı döküntüler ve benekler görülür. Bazı durumlarda cilt kalınlaşır ve sertleşir.

İnklizyon Cisim Miyoziti

İnklizyon cisim miyoziti (İCM) tipik olarak 50 yaşından sonra başlar. Vücudun tüm kaslarında yavaş yavaş kuvvet azalması olur. Yutma zorlaşır. Parmak ve el bileği gücünü kaybeder. Kol incelir. Diğer miyozitlerin aksine erkeklerde kadınlara göre daha fazla görülür. Yazık ki bilinen etkili bir tedavisi yoktur.

 

Tedavi

Tam anlamıyla iyileştirici bir tedavisi yoktur. Kaslardaki inflamasyonu durdurmaya yönelik etkili bir tedavi hastalığın gidişini yavaşlatarak kasların güç kaybetmesini önleyebilir. Bu tedavi ile kaslar bazen güç kazanabilir.

İlaç Tedavisi: Kortikosteroidler ve diğer bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar hastalığın etkisini azaltabilir ve ciltteki kızarıkları yok edebilir. Belirli aralıklarla kan tahlilleri yapılarak hastalığın gidişi kontrol altında tutulur. Kortikosteroide ilave olarak diğer antiinflamatuar ilaçlar da (aspirin, brufen gibi…) faydalı olabilir.

Egzersiz: İlaç tedavisi ile ağrılar dindirilince hasta bir egzersiz programına alınır ve eklemlerinin sertleşmesi ve kaslarının zayıflaması önlenmeye çalışılır. Egzersizlere diğer fizik tedavi yöntemleri de eklenebilir.

İstirahat: Hastaların yeterli şekilde dinlenmesi miyozitin tedavisinde öenmli bir yer tutar. Günlük aktivitelere zaman zaman ara verip dinlenmek gerekir.

• OMURGA SORUNLARI

BEL AĞRILARI

Hemen herkesin hayatının bir döneminde beli ağrımıştır. Bu ağrı hafif de olabilir, şiddetli de olabilir. Bazen uzun sürer bazen de kısa sürede geçer. Olduğunda, günlük işlerin yapılmasını önleyebilir.

 

Anatomi

Bel ağrılarını anlamak için belin anatomik yapısını ve nasıl hareket ettiğini bilmek gerekir. Bel, omurga denilen küçük kemiklerden oluşur. Bu kemikler birbirine bağlarla bağlanmıştır. Kaslar, bağlar, sinirler ve omurgalar arasındaki diskler belin diğer oluşumlarıdır.

 

Omurga

 

Şekil 39. Belin ağrıyan kısmı:

Omurgalar birleşerek omuriliği içine alan ve onu koruyan bir kanal oluşturur. Omurga üç bölgeye ayrılır: Boyun, sırt ve bel. Omurganın en alt kısmında kuyruk sokumu bulunur. Beş bel omuru leğen kemiği ile omurgamızı birleştirir.

 

Omurilik ve Sinirler

Omurilik sinir sistemimizin bir parçasıdır. Beyin ile kaslar arasındaki mesaj iletimi bu oluşum aracılığı ile olur. Omurilikten çıkan sinirler omurgadaki deliklerden dışarı çıkıp vücuda dağılır.

 

Kas ve Bağlar

Kaslar ve bağlar gövdemizi destekler ve dik durmamızı sağlar. Omurgalar birbirleri ile bu bağlar aracı ile tutunmuştur; böylece omurganın belli durumda kalması sağlanır.

 

Faset Eklemleri

Omurgalar arasındaki küçük eklemlerdir. Omurganın hareketliliğini sağlar.

 

Omurgalar Arası Disk

İki omurun cismi arasında yastıkçıklar bulunur, bunlara disk denir. Faset eklemleri ile birlikte omurganın hareketli olmasını sağlarlar. Yürürken ve koşarken yükü absorbe ederler. Bir çeşit tampon görevi üstlenmişlerdir. Bunlar, yaklaşık 1 cm kalınlığında, yuvarlak disk biçimindedir. İki kısmı vardır:

Annulus fibrozis: Diskin dış kısmında bulunan, esnek ama sağlam bir dokudur. Omurgaları birbirine kenetler.

Nukleus pulpozis: Annulus fibrozisin çevrelediği, yumuşak, jel kıvamında bir oluşumdur. Diske şok absorbe etme yeteneğini bu oluşum verir.

 

Şekil 40. Sağlıklı bir omurganın kesiti.

 

Sebepler

Bel ağrısının özellikleri kişiden kişiye değişir. Ağrı bazen aniden başlar, bazen yavaş yavaş gelişir. Aralıklı da olabilir, sürekli de olabilir. Çoğu ağrılar birkaç hafta içinde kendiliğinden yok olur.

Şekil 41. Ani gerilme ve kasılmaya nedeniyle bağlar yırtılabilir.

Bel ağrılarının çok sayıda sebebi vardır. Bazen gerilme veya ani bir eğilme sonucu başlayabilir. Bazen de hiç ters bir hareket olmadan ortaya çıkabilir. Biz yaşlandıkça omurgalarımız da yaşlanır. Yaşlanma eklemlerde dejenerasyona yol açar. Bu durum otuzlu yaşlarda, hatta daha da erken dönemlerde başlar. Özellikle ağır yük iş yapanlarda erken başlayıp, hızlı gelişebilir. Bu yaşlanmanın erken dönemlerinde ağrı hissedilmeyebilir. Yaşlanma artıncaya kadar, kişi hayatını ağrısız sürdürür.

 

Aşırı yüklenme

Bel ağrılarının sık görülen sebeplerinden birisi kaslardaki incinmeler, gerilmelerdir. Bu durumlara aşırı yüklenmeler yol açar.

 

Disk Yaralanmaları

Bazı kimselerindeki bel ağrısı günlerce geçmez; bu kimselerde disk yaralanmalarını düşünmek gerekir.

Disk yırtıkları. Diskin dış kısmındaki sert doku (annulus) özellikle yaşlılarda yırtılabilir. Bu yırtıklar her zaman ağrıya yol açmaz. Bazen de haftalar, hatta aylar süren ağrıların kaynağı olur. Neden bazı insanlarda ağrılı olmaktadır de bazı insanlarda ağrı oluşmamaktadır hususu açıklık kazanmamıştır.

Disk Fıtığı. Bel fıtığı olarak da bilinir.

Bel fıtığında jel kıvamındaki nukleus çeperi (annulus) yırtarak dışarı taşar. Yırtık büyükse tamamı dışarı çıkabilir. Bu durumda omurga kanalı içindeki iliği ve diğer sinirleri sıkıştırabilir; bu da ağrıya yol açar. Bu sinirler bacak ve ayağa kadar gittikleri için bu bölgelerde de ağrı hissedilir. Ağrı, genellikle kalça, uyluk, bacak ve ayakta olur. Bu durum siyatik olarak da isimlendirilir.

Bel fıtığı, genellikle ağır bir cismin kaldırılması, itilmesi veya belin ani bükülme ve eğilmeleri sonucu oluşur.

 

Disk Dejenerasyonu.

Yaşlanınca disk normal özelliklerini kaybeder ve kolay yırtılır hale gelir. Bunun sonucu tam anlamıyla çöker, iki omur birbirine yakınlaşır. Bunun sonucu faset eklemleri birbirini sıkıştırır. Ağrı ve hareket kısıtlılığı olur. Faset eklemlerde artirit gelişir. Bu durum daha sonraki yıllarda kanal daralmasına yol açar.

 

Dejeneratif Bel kayması

Yaşlanınca yırtılmalar ve aşınmalar sonucu bağlar omurgaları yerinde ve uygun durumda tutmada zorlanır. Omurga normalden daha fazla hareket eder ve birbiri üzerinden kayabilir. Bu kayma fazla olursa, kemikler omurgadan çıkan sinirleri sıkıştırır

 

Kanal Daralması.

Omur iliğin içindeki kanal bazen daralır ve sinir dokularını baskı altında bırakabilir.

Omurgalar arası disk çökerse ve osteoartirit (kireçlenme) gelişirse vücudumuz buna cevap olarak eklemlerin etrafında yeni kemik oluşturur. Yeni oluşan bu kemiklere şekillerinden dolayı mahmuz denir. Bu mahmuzlar sinirlerin geçtiği kanalları daraltabilir. Omurgaları birbirine bağlayan bağların kalınlaşması da kanal daralmasına yol açabilir.

 

Skolyoz

Omurgaların anormal şekilde yana doğru eğilmesine skolyoz denir. Genellikle çocukluk çağında oluşur. On yaşından sonra daha sık görülür. Yaşlılarda ise artiritler sonucu meydana gelir. Skolyoz, yaşlanınca osteoartirite neden olabilir. Sırt ve bel ağrısı yapar; ağrı bazen bacaklara kadar iner.

 

Diğer Sebepler

Bel ağrısı yapan başka sebepler de vardır, bunlardan bazıları çok ciddi olabilir. Ağrı ile birlikte damar hastalığı veya kanser hikayesi varsa; ağrı hareketleri ileri düzeyde kısıtlıyorsa ve günlük hayatı çok etkiliyorsa, muhakkak doktora başvurulmalıdır.

 

Belirtiler

Ağrının karakteri farklılık gösterir. Künt veya keskin olabilir. Bazen şiddetli, bazen hafif olur. Ağrının sebebi ağrının özelliğini belirler. Altta yatan sebep ne olursa olsun, yatıp dinlenince çoğu zaman ağrı azalır.

Ağrılı hastalar şunları anlatabilir.

  • Ağrı eğilip doğrulunca artıyor.

  • Oturmak ağrımı artırıyor.

  • Ayakta durmak ve yürümek ağrımı artırıyor.

  • Ağrı bazı günler artıyor, bazı günler azalıyor.

  • Ağrı kalçalarıma kadar iniyor ama bacaklarıma kadar gelmiyor.

  • Ağrı belimden çok kalça, uyluk ve bacaklarımda oluyor, hatta ayaklarıma kadar iniyor. Bu durum genellikle bel fıtıklarında görülür.

Yaşla ilgisi olmaksızın, ağrı birkaç hafta devam ediyorsa veya ateş, halsizlik ve kilo kaybı ile birlikte ise, Muhakkak doktora gidilmelidir.

 

Teşhis

Tıbbi Hikaye ve Muayene

Doktor, önce ağrının özellikleri ile ilgili bilgi alır. Hastanın tıbbi durumunu sorular sorarak öğrenmeye çalışır. Daha sonra hastayı muayene eder. Muayene esnasında bazı testler yapar. Omurga hareketlerini kontrol eder. Hangi durumlarda ağrının arttığına bakar.

Bacağa gelen sinirlerin muayenesi de önemlidir. Bunun için, kuvvet kaybı olup olmadığı, reflekslerin durumu, bacak ve ayağın his durumu test edilir.

 

Görüntüleme Yöntemleri

Hikaye ve muayeneden sonra görüntüle yöntemlerine başvurularak ağrının sebebi bulunmaya çalışılır.

Röntgen. Bu yöntem ile kemiklerin durumuna bakılır. Kemiklerdeki kırıklar, omurgadaki eğilmeler, yaşlılığa bağlı değişiklikler röntgen de görülebilir.

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG). Kaslar, bağlar, sinirler ve diskler ile ilgili bilgiler bu yöntemle daha iyi elde edilir. Bel fıtıklarını, iltihapları belirlemek içim iyi bir yöntemdir.

Bilgisayarlı Tomografi (BT). Doktor kemiklerde bir hadise düşünüyorsa, BT ister. Bu yöntemle kemikler üç boyutlu olarak görünebilir.

Kemik Taraması. Bu yönteme hastada kanser veya iltihap olduğu düşünülüyorsa başvurulur. Bu şekilde tüm kemikler taranmış olur.

Kemik Dansite Testi. Osteoporoz düşünülen hastalarda uygulanır. Osteoporoz kemiğin dayanıklılığını azaltır ve kolaylıkla kırılmasına neden olur. Osteoporozun kendisi ağrı yapmaz ama kırıkla oluşmaya başlamışsa ağrı ortaya çıkar.

 

Tedavi

Bel ağrısının tedavisi genellikle üç şekilde olur: Tıbbi tedavi, fizik tedavi ve ameliyat.

 

Ameliyatsız tedavi

İlaç ile tedavi. Ağrıyı azaltmak ve sebebi ortadan kaldırmak için farklı ilaçlar kullanılır.

  • Aspirin ve parasetemol çok az yan etki ile ağrıyı azaltabilir.

  • Steroid olmayan inflamasyon giderici ajanlar, mesela iboprofen ve naproksen ağrı ve şişliği giderebilir.

  • Bazı durumlarda kodein ve morfin gibi narkotik ağrı kesiciler de kullanılır.

  • Steroidler ise omurga ya injekte edilir. İnflamasyon giderici etkisi fazladır.

 

Fizik tedavi. Sıcak, buz, masaj, ultrason ve elektriksel uyarı gibi fizik tedavi yöntemleri kullanılır. Ayrıca germe, güçlendirme ve kalp-damar sistemini güçlendirici egzersizler gibi aktif yöntemler de faydalı olabilir. Özellikle bel kaslarını güçlendirilmesi ve bel hareketlerinin artırılmasına yönelik egzersizler ağrıyı azaltmada etkili olabilir.

Korseler. Beli ve karnı saran korselerin de tedavide yeri olabilir. Her zaman faydalı olmasa bile bazı hastalar korse takınca kendilerini daha rahat hissederler.

Diğer egzersizler. Pilates ve yoga gibi bazı egzersizler de faydalı olabilir.

 

Cerrahi Tedavi

Ameliyat dışı yöntemler başarılı olmazsa tedavi için sıra ameliyata gelir. Hastanın, ameliyat kararı vermeden önce diğer yöntemlerle 6 ay veya bir sene tedavi edildiği olabilir. Bu sürenin sonunda ağrı geçmemişse ameliyat gerekir. Bazen süre bu kadar uzatılmaz. Ameliyat kararı vermede ağrıya neden olan hastalık da önemlidir. Bazı durumlarda ağrı aylarca da sürse ameliyat gerekli ve faydalı olmayabilir.

Omurgaları Dondurma. Omurgaların birbirine kaynatılması ameliyatıdır. Ağrılı vertebralar birbirleri ile birleştirilir ve tek kemik haline dönüştürülür. Ağrılı omurgaların hareketi iptal edilmesi rahatlık sağlayabilir. Bu ameliyata omurgalarda instabilite, skolyoz veya birkaç diskte ileri düzeyde dejenerasyon varsa gerek duyulur. “Ağrılı segment hareket etmezse ağrı da olmaz” düşüncesinin sonucudur.

Dondurma ameliyatı için çok sayıda yöntem tarif edilmiştir. Çoğu ameliyatta omurgaları birbirine kaynatmak için kemik greftleri kullanılır. Hastanın kemiklerine vida, çubuk veya kafes yerleştirilebilir. Omurgalara karından, yandan veya arkadan ulaşılır. Bunların kombinasyonu da olabilir. Hangi yöntemin uygulanacağına doktor karar verir.

Ameliyatın sonuçları değişiktir. Bazen ağrı tamamen yok olur, bazen hiç değişiklik olmayabilir. Tam iyileşme bir yıl kadar sürebilir.

 

Korunma

Bel ağrısından korunmak mümkündür. Yaşlanma birlikte gelen normal değişikliklerden kaçınmamız imkansızdır. Fakat bazı önlemler alarak bu değişikliklerin belimiz üzerindeki kötü etkilerine mani olabiliriz. Sağlıklı yaşam biçimi önemlidir.

 

Egzersiz

Yürüme ve yüzme gibi aerobik egzersizler ve bel ve karın kaslarını güçlendirici egzersizler faydalıdır.

 

Ağır Kaldırma

Ağır bir cisim kaldırırken yükün belinize değil de bacaklarınıza binmesine dikkat edin. Çok ağır cisimleri kaldırmaktan kaçının. Bir şey kaldırmak için öne doğru eğilmeyin; belinizi dik tutup çömelerek kaldırın.

 

Vücut Ağırlığı

Kilo almamaya dikkat edin. Aldığınız her kilo bele binen yükü artırır.

 

Tütün

Tütün içmekten sakının. Tütün içenlerin omurgaları içmeyenlere göre daha erken yaşlanır.

 

Duruş

Otururken, ayakta dururken ve eşya taşırken duruşunuza dikkat edin. Omurgalarınıza anormal yüklenmelerin olmaması gerekir.

Evde ve iş yerinde yerden bir cisim kaldırırken şunlara dikkat edin:

  • Ne yapmak veya yapmamak istediğinizi önceden planlayın.

  • Kaldırmak istediğiniz cisme yakın durun.

  • Bacaklarınızı açık tutun, öne doğru eğilmeyin.

  • Dizlerinizi bükerek çömelin.

  • Karın kaslarınızı kasın.

  • Bacaklarınızın gücü ile cismi kaldırın.

  • Cisim çok ağırsa kendinizi zorlamayın

  • Gerekirse yardım isteyin.

 

BEL FITIĞI

Bel fıtığı iki omur arasındaki diskin bulunduğu yerden fıtıklaşmasıdır. En sık görülen bel ağrısı sebebidir. Ağrı belden bacağa doğru yayılır (siyatik).

İnsanların % 60-80’i hayatlarının bir döneminde bel ağrısı çeker. Bu ağrıların çoğunun sebebi bu bel fıtığıdır. Bazen çok şiddetli ağrı yapar bazen de aylarca cerrahi tedavi uygulanmasa bile, kişinin idare edebileceği kadar hafif bir ağrıya neden olur.

 

Tarif

Ani bir hareket veya yüklenme sonucu oluşan yırtıktan jel kıvamındaki nukleus pulpozus etrafındaki dokudan dışarı doğru taşarak fıtıklaşır. Bu fıtıklaşan doku sinirlere baskı yaparak ağrı meydana getirir. Yırtık büyükse fıtık da büyük olur. Bacağa giden sinirlerin köklerine bası olursa, ağrı bacağa doğru yayılır. Bacakta kuvvet azlığı ve duyusunda azalma oluşabilir. Bu durum bir bacakta veya her iki bacakta birden olabilir.

 

Sebep

Bel fıtığı çoğu zaman omurgaların doğal yaşlanması ile ilgilidir. Çocuklarda ve gençlerde diskin içindeki su miktarı fazladır. Yaşlandıkça su miktarı azalır ve daha kolay yırtılır hale gelir. Bu doğal yaşlanma olayına dejenerasyon denir.

 

Risk Faktörleri

Yaşlanma sonucu oluşan dejenerasyona ek olarak bel fıtığını kolaylaştıran başka sebepler de vardır. Bunlar bilinirse bel fıtığı oluşmaması için gerekli önlemler alınabilir.

Cinsiyet. 30-40 yaş arası erkelerde bel fıtığı daha sık görülmektedir.

Uygun olmayan biçimde yük taşıma. Yükün bacaklardan çok bel kasları kullanılarak taşınması fıtığa yol açabilir. Aynı şekilde yük taşınırken belden dönme hareketinin yapılması da fıtık olma ihtimalini artırır. Ağırlığın bele fazla yük bindirmemesi için, bacaklar kullanılarak eşya taşınmalıdır.

Vücut ağırlığı. Vücut ağırlığı arttıkça bele binen yük de artar. Bu durum bel fıtığı riskini de artırır.

Bele yük bindiren hareketlerin tekrarı. Bazı meslekler ve işler yük taşımayı, belin bükülmesini, eğilmesini gerektirir. Bu gibi işte çalışanlarda da risk fazladır.

Sürekli araba kullanmak. Sürekli araba kullananlarda motorun titreşimleri omurgalara ve disklere yük bindirebilir.

Hareketsiz yaşam. Düzenli egzersiz birçok sağlık sorununun oluşmasını önlediği gibi disk fıtıklarına da mani olabilir.

Tütün. Sigara içenlerde disk yeteri kadar oksijen alamaz, bunun sonucu dejenerasyon hızlanır.

 

Belirtiler

Bel fıtığı çoğu zaman bel ağrısı ile kendisini belli eder. Bu ağrı birkaç gün sürüp kendiliğinden geçebilir. Bel ağrısını bacak ağrısı, hissizlik, uyuşma ve kuvvetsizlik gibi belirtiler takip eder. Hasta ağrıyı bacağında, dizinde ve ayağında hissedebilir. Genellikle kalçadan bacağa ve oradan da ayak parmaklarına kadar inen bir ağrıdan şikayet edilir.

Aşağıdaki belirtilerden biri veya birkaçı bir arada olabilir.

  • Bel ağrısı

  • Bacak ve ayak ağrısı

  • Bacakta ve ayakta hissizlik

  • Bacakta ve ayakta kuvvetsizlik

  • İdrar ve büyük abdesti kontrol edememek. Bu durum hastalığın ciddi olduğunu gösterir. Acil ameliyat gerektirir.

Testler ve Teşhis

Bel ağrısı şikayeti ile doktora gidilirse, doktor ağrı ile ilgili olarak geniş bir bilgi toplar ve daha sonra da muayene yapar. Teşhisi doğrulamak için MRG isteyebilir.

 

Tıbbi Hikaye ve Fizik Muayene

Doktor hastanın tıbbi hikayesini aldıktan sonra fizik muayene yapar. Muayene esnasında aşağıdaki testleri uygulayarak ağrının nedenini bulmaya çalışır.

Nörolojik muayene. Fizik muayene muhakkak nörolojik incelemeyi de içerir. Bacaklarda ve ayaklarda his azalması ve kuvvet kaybının olup olmadığı araştırılır. Bunun için, doktor hastasını topuklar ve parmak uçları üzerinde yürütebilir. His azalması olup olmadığını anlamak için, dokunma ve acı hissi değerlendirilir.

Bacak germe testi. Bu test özellikler 35 yaşın altındaki hastalarda bel fıtığının varlığının anlaşılmasında çok belirleyicidir. Hasta sırt üstü yatar ve doktor hastanın bacağı düz durumda iken havaya doğru kaldırır. Eğer bacak bu durumda havaya kaldırıldığında bacakta ve ayakta ağrı artıyorsa, test pozitiftir ve bel fıtığının varlığına işaret eder.

Şekil 42. Bacak germe testinin yapılışı.

Görüntüleme yöntemleri. Bel fıtığının varlığının anlaşılması için MRG’den faydalanılır. Bu yöntemlerle diskin durumu gözden geçirilir.

 

Tedavi

Bel fıtıklarının büyük bir kısmı 6-8 hafta içinde yavaş yavaş iyileşir. Genellikle 3-4 ay içinde hiç şikayet kalmaz.

 

Ameliyatsız Tedavi

Kaslarda kuvvet azalması, bacakların duyusunda azalama ve idrar ve gaita tutamama (kauda ekino sendromu) olmadıkça ameliyat düşünülmez. Hastanın ayakta kalması istenilmez ama uzun süre oturması da doğru değildir. Ağrıyı artırıcı yük taşıma, eğilme gibi hareketlerden kaçınmak gerekir.

Ağrı kesici ilaçlar. Hastayı rahatlatmak için ağrı kesici ilaçlar verilir.

Fizik tedavi. Bel ve karın kaslarını güçlendirici egzersizlerin faydası vardır.

Epidural steroid enjeksiyonu. Bele steroid enjekte edilebilir.

Yukardaki yöntemlerden epidural steroid enjeksiyonu en etkili olanıdır. Bele yapılan iğne sonucu hastaların yaklaşık yarısında ağrılar azalır ve kaybolur.

 

Cerrahi Tedavi

Bel fıtığı olan hastaların az bir kısmına ameliyat gerekir. Kauda ekino sendromu veya diğer nörolojik bozukluklar varsa acil ameliyat gerekir.

Bel fıtıklarında ameliyat tartışmalıdır. Araştırmalar ameliyat olan ve olmayan hastaların 2 yıl sonra durumlarının aynı olduğunu göstermiştir. Buna rağmen şiddetli siyatik ağrısı olanlarda ameliyat ile daha hızlı sonuç almak mümkündür. Ameliyat, kuvvet kaybı ve uyuşma gibi belirtileri olan hastalarda iyileşmeyi hızlandırmaktadır.

İşlem. En sık yapılan cerrahi işlem mikrodiskektomidir. Bu işlemle çok küçük bir yara açılarak fıtıklaşmış disk dışarı çıkarılır, böylece sinir kökleri üzerindeki basa kaldırılmış olur.

Rehabilitasyon. Hastaların çoğunda ameliyattan sonra fizik tedavi gerekmez. Günde yarım saat yürüme ve bel kaslarını güçlendirme ve esnekliğini artırma egzersizleri önerilir.

Değerlendirme. Nasıl tedavi olduğuna bakılmaksızın bel fıtıklarının % 5’inde tekrarlama görülür. Ameliyatsız tedavi edilenlerde belirtiler daha uzun sürede yok olur. Şikayetler başladıktan 6 ay sonra ameliyat olanlarda alınan sonuç erken ameliyat olanlara göre daha kötüdür.

Ameliyattan sonra komplikasyon çok az görülür. Bunlardan bazıları şunlardır:

  • Enfeksiyon

  • Sinirlerde hasar oluşumu

  • Omur ilik kılıfının yırtılması sonucu beyin-omurilik sıvısının dışarı kaçması. Ameliyat esnasında tamir yapılır. Bazen şiddetli baş ağrılarına yol açar ama zamanla bu ağrı kaybolur.

  • Omur ilik kanalına kanama sinir köklerine baskıya neden olabilir.

Sonuç. Ameliyatsız tedavi olanlar ağrıları azalır azalmaz normal aktivitelerini yapabilirler ama bu zaman alabilir. Ameliyat ile tedavi olanlarda belirtiler hızla yok olur. Ameliyattan 1-2 hafta sonra günlük normal hayatlarına dönebilirler.

KANAL DARALMASI

İnsanların büyük çoğunluğu hayatlarının bir döneminde bel ağrısı çekerler. Bu ağrının sık görülen sebeplerinden birisi de kanal daralmasıdır. Yaşlandıkça omurgalarımızda bazı değişiklikler olur. Bu değişikliklerin sonucunda sinirlerin geçtiği kanallar daralır. Buna bağlı olarak ağrılar ortaya çıkar.

 

Tarif

Kanal daralması sıklıkla bel omurlarında görülür. Bu durum yaşlanmanın normal sonucudur. Yaşlandıkça omurgaların yumuşak dokuları sertleşir ve kalınlaşır. Kemiklerde çıkıntılar oluşur. Bu değişiklikler omur ilik kanalını daraltır. Bu duruma kanal daralması denir.

Şekil 43. Normal ve daralmış kanal.

Omurgalardaki bu dejeneratif değişiklikler 50 yaşını geçmiş insanların % 95’inde görülür. 60 yaşın üzerinde ise hemen herkes de vardır. Kanal daralması kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda görülür ama tedavi gerektiren durumlar kadınlarda daha sıktır.

Bazı insanlar doğuştan bu probleme sahiptir. Doğuştan kanalları dardır. Bu insanlarda belirtiler 30 yaşından sonra ortaya çıkabilir.

 

Sebepler

Kanal daralmasının en sık görülen sebebi artiritlerdir. Bu dejeneratif artiritler omurgaların herhangi bir ekleminde olabilir. Disklerin su kaybetmesi ve dejenerasyona uğraması sonucu artiritler gelişir. Yaşlanma ile birlikte diskin su içeriği azalır ve kolay yırtılır hale gelir. Bu durumda disk çöker ve omurlar arsındaki aralık daralır. Omurların arkasındaki eklemlere binen yük artar ve bu eklemlerin komşuluğundaki kanallar da darlır. Bu kanallardan geçen sinirler sıkışır ve baskıya uğrar.

Şekil 44. Disk aralığı ile birlikte sinir kanalı daralmış.

Omurgalardaki eklemlerin artiriti diz ve kalçada görülenlere çok benzer. Eklemleri koruyan kıkırdak aşınır ve kemik kemiğe değer hale gelir. Kıkırdakların aşınıp yok olmasına vücudumuz yeni kemik yaparak cevap verir. Bu yeni oluşan kemiklere diken adı verilir. Bu dikenler, sinirlerin içinden geçtiği kanalları daraltır.

Artiritler bir cevap da yumuşak dokulardan gelir. Omurgalar etrafındaki yumuşak dokular sertleşir ve kalınlaşır. Böylece sinirlere bası yaparlar ve belirtiler başlar.

 

Belirtiler

Gelişen artiritin derecesine bağlı olarak kanal daralması ağrılı veya ağrısız olabilir. Genellikle şu belirtiler görülür:

 

Şekil 45. Ağrının dağıldığı bölgeler.

Kalça ve bacakta ağrı (siyatik). Sinir kökleri kanallar içerisinde sıkışınca bu sinirlerin dağıldığı alanlarda ağrı hissedilir. Bu ağrı yanıcı tarzda olabilir. Tipik olarak kalçanın arka kısımlarından başlar ve bacağa doğru yayılır. Bu tip ağrıya siyatik denir. İlerlerse ayağa kadar inebilir.

Hissizlik ve karıncalanma. Sinir sıkışmalarında yanıcı tarzdaki ağrıya hissizlik ve karıncalanma duygusu da iştirak edebilir. Bu durum her hastada olmayabilir.

Kuvvet azalması (düşük ayak). Sıkışma kritik bir düzeye ulaşırsa, bacak ve ayakta kuvvet azlığı başlar. Bazı hastalar bu kuvvet azlığı nedeniyle ayaklarının uç kısmını yukarı kaldıramazlar; bu durum düşük ayak olarak isimlendirilir.

Oturunca ve öne doğru eğilince azalan ağrı. Öne doğru eğilince omur ilik kanalının genişlediğini bazı araştırmalar göstermiştir. Bu genişleme ağrıyı azaltır. Hastalarının çoğu bu durumu kavradıkları için öne doğru eğilerek yürürler. Oturunca da ağrı azalabilir. Ayağa kalkınca ise ağrı artar.

 

Teşhis

Doktor, öncelikle tıbbi hikayeyi hastadan sorarak öğrenir. Daha sonra fizik muayene yapar. Hangi bölgelerin hassas olduğunu anlamaya çalışır. Bunun için hastadan öne, yana eğilmesini ister. Kuvvet azlığı ve his azalması olup olmadığını araştırır.

 

Görüntüleme Tetkikleri.

Teşhis için aşağıdaki görüntüleme yöntemlerine başvurulur.

Röntgen. Röntgen filmlerinde sadece kemikler net görünür ama kanal daralmasının teşhisinde yardımcı olur. Yaşlanma ile birlikte meydana gelen disk aralığında daralma, kemik dikenleri bu yöntemle belirlenir. Hastanın ileri ve geri eğilmesi istenerek film çekilir. Böylece belde instabilite olup olmadığı anlaşılır. Bel omurlarında kayma varsa, bu şekilde anlaşılmış olur.

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG). Bu yöntemle kaslar, diskler, sinirler ve omur ilik gibi yumuşak dokular hakkında bilgi edinilir.

Diğer Yöntemler. Bilgisayarlı tomografi (BT). İle omurgalar kesitler halinde görüntülenir. Kemik yapıların durumu belirlenir. Ayrıca, myelogram da yapılabilir. Bu yöntemde kanal içine ilaç verilir ve kanalın durumu daha iyi görünür hale getirilir. Bu şekilde sinirler üzerine baskı olup olmadığı belirlenir.

 

Tedavi

Cerrahi Olmayan Tedavi

Ameliyatsız tedavi ile fonksiyonlarının düzeltilmesine ve ağrının yok edilmesine çalışılır. Bu yöntemlerle tedavi her ne kadar kanal genişlemesi sağlamasa da şikayetlerde azalma yapabilir.

Fizik Tedavi. Germe egzersizleri, karın ve bel kaslarının kuvvetlendirilmesi şikayetlerde azalma sağlayabilir.

İnflamatuar giderici ilaçlar. Kanal daralması sinirlere baskıya neden olduğu için, inflamatuar giderici ilaçlarla kanal içindeki dokuların şişliği azaltılırsa ağrılar da azalabilir. Bu ilaçların ağrı kesici etkileri de vardır. Yan etki olarak mide ülserlerine ve kanamalarına yol açabilirler. Hastaların bu konuda uyanık olmaları lazımdır.

Steroid İnjeksiyonu. Kortizon çok kuvvetli bir inaflamasyon gidericidir. Sinirlerin etrafına ve kanal içerisine ilaç verilir ve bası nedeni olan şişlikler azaltılır. Bu yöntemin uygulanması yılda üç kereden fazla tavsiye edilmez. Ağrılar bu enjeksiyon ile azalır ama bacaklarda kuvvet azlığında bir değişiklik olmaz.

 

Cerrahi Tedavi

Kanal daralmasında ameliyat, ağrı ve kuvvet azlığı nedeniyle hayat kalitesi çok kötüleşmiş hastalarda uygulanır. Hastanın ağrısız yürüme mesafesi çok kısalmıştır. Biraz yürüdükten sonra ağrı nedeniyle oturma ihtiyacı hisseder.

Bu durumda esas olarak iki ameliyattan birisi veya ikisi birden yapılır: Laminektomi ve spinal füzyon. Birincide kanal genişletilmiş olur. Böylece sinirler üzerindeki baskı kalkar. İkincide ise omurgalar birbirine kaynatılır. İki ameliyatın avantaj ve dezavantajları vardır. Bu konuda hasta doktor tarafından bilgilendirilir ve ameliyat kararı beraber verilir.

Rehabilitasyon. Ameliyattan sonra kısa bir süre hastanede kalınır. Genellikle korse giydirilir. Mümkün olduğunca erken yürütülmeye çalışılır. Çoğu hastaya fizik tedavi gerekemez. Gerektiğinde, kasları güçlendirici ve esnekliği artırıcı egzersizler yaptırılır. Çoğu hasta kısa bir süre sonra aktif hale gelebilir. Normal yaşantıya dönüş ise 2-3 ayı alır.

Ameliyatın riskleri. Ameliyat esnasında veya daha sonra bazı olumsuzluklar yaşanabilir. Kanama, enfeksiyon, kan pıhtılaşması ve anesteziye karşı reaksiyon olabilir. Bu riskler çok düşük oranda gerçekleşir.

Yaşlılarda, şeker hastalarında, sigara içenlerde ve başka tıbbi sorunları olanlarda istenmeyen durumlar daha sık oluşur.

Bu ameliyatlara özel komplikasyonlar şunlardır:

  • Sinirlerin içinde bulunduğu kese yırtılabilir

  • Kemiklerin kaynamasında sorun olabilir

  • Kemiklere takılan vida ve çubuklar sorun yaratabilir

  • Sinir dokularında yaralanmalar olabilir

  • Şikayetler geçmeyebilir

SKOLYOZ

Tarif

Skolyoz omurgaların yana doğru eğilmesidir. Bu eğilme sonucunda omurgalar “S” veya “C” biçiminde görünür. Yana eğilme ile birlikte omurların kendi etrafında dönmesi sonucu, kürek kemiklerinden birisi ve bir kalça diğerine göre daha çıkıntılı görünür.

Toplam nüfusun yaklaşık % 1.5-3’ünde en az 10 derecelik skolyoz bulunur. 20 derceden daha fazla eğiklik nüfusun % 0.2-0.3’ünde vardır. Düşük değerlerdeki skolyoz kız ve oğlan çocuklarda eşit oranda görünür ama yüksek derecelerdeki eğiklikler kızlarda daha sık oluşur.

 

Sebep

Skolyozların çoğunda sebep bilinmemektedir. Bazı kimselerin ailesinde de skolyoz olabilir. Bu durum genetik bir eğilimi göstermektedir.

 

Sınıflandırma

Skolyoz herhangi bir yaşta görülebilir. Adolesan skolyoz 10 yaştan sonra ortaya çıkar. En yaygın olanı bu tiptir. Skolyoz bebeklik çağında da başlayabilir. Genellikle 3 yaşın altına oluşmaya başlar. Omurgaların şekillenmesindeki hatalar veya nörolojik bozukluklar nedeniyle oluşabilir. Herhengi bir sebep bulunamazsa idiyoptik ismini alır. 3-10 yaş arasındaki çocuklarda da skolyoz ortaya çıkabilir.

 

Belirtiler ve Teşhis

Skolyoz genellikle ağrıya, nörolojik bozukluğa veya solunun sıkıntısına neden olmaz. Aile ve çocuklar için kozmetik düşünceler daha önemlidir.

Şekil 46. Skolyozlu bir kişi ve onun filmi.

Muayene için doktor hastanın öne doğru eğilmesini ister. Bu şekilde arkadan bakarak şekil bozukluğunun derecesini anlamaya çalışır. Ayrıca, bacak uzunlukları arasındaki farkı da ölçer. Nörolojik bozukluk olup olmadığını anlamaya çalışır.

Erken teşhis için okullarda skolyoz taraması yapmakta fayda vardır. Erken tedaviyi kolaylaştırır.

Skoyozun varlığını kesinleştirmek ve eğikliğin derecesini ölçmek için röntgen filmi çekilir.

 

Tedavi

Eğikliğin 50 dereceyi aştığı durumlarda solunun sıkıntısı başlayabilir. Eğiklik ve dönüklük sebebiyle akciğer kapasitesi azalır. Kozmetik düşünceler bazı hastalar için önelidir. Sırt ve bel ağrısı ise skolyozu olmayanlardaki kadardır.

Skolyozu olan çocuklar büyümesini tamamlayıncaya kadar doktor tarafından izlenmelidir. Eğiklik 20 derecenin altında ise sadece gözlem yapılır. Skolyoz ilerleyici olabildiği için 3-6 aylık aralarla kontrol edilmelidir.

Eğiklik 25-45 derceler arasında ise hastanın korse giymesi istenir. Çok çeşitli korseler vardır. Doktor bunlardan birisini önerebilir ve hangi süreyle giymesi gerektiğini hastasına söyler. Korse giymek çocuğun spor yapmasına engel değildir. Çocuk korsesini çıkararak spor yapabilir.

 

Cerrahi Tedavi

Büyümesi devam eden bir çocukta eğiklik 45 dereceden fazla ise ameliyat gerekir. Erişkin hayat ulaşmış ise 55 derecenin üzerinde ameliyat düşünülür.

Ameliyat. Ameliyat ile eğiklik düzeltilir ve bu durumda kalması için çubuk ve vidalarla omurgalar tespit edilir. Omurgaların birbirine kaynaması için kemik greftleri de kullanılabilir. Omurgalar birbirine kaynayınca eğiklik oluşmaz. Ameliyattan birkaç gün sonra hasta ayağa kalkabilir ve yürüyebilir. Kaynama sağlanıncaya kadar hastanın korse giymesi istenir. Sportif aktivitelere 6-9 ay sonra dönebilir. Omurga hareketleri azalacağı için futbol ve basketbol gibi temas sporları yapması doğru olmayabilir.

Şekil 47. Skolyoz ameliyat ile düzeltilmiş.

Omurgaların birbirine kaynaması kızların ileriki yıllarda gebe kalmasına mani değildir.

OMUZ EKLEMİ

Omuz eklemi vücudun en hareketli eklemlerinden birisidir fakat stabilitesi azdır. Bu hareketlilik sayesinde eller istenilen konuma kolayca getirilir. Sıklıkla yaralanmalara maruz kalır. Ayrıca, aşırı yüklenmeye bağlı problemler de sık görülür. Omuzun karmaşık bir yapısı vardır. Omuz anatomisi içerisinde üç kemik (Köprücük, kol ve kürek kemiği), dört eklem ve 26 kas vardır. Yaralanmalarını ve hastalıklarını anlamak için bu anatominin iyi anlaşılması gerekir.

 

Kemikler

Köprücük kemiği (klavikula): ‘S’ şeklinde olan bu kemik, dış tarafta kürek kemiğinin akromion denilen çıkıntısı ile, iç tarafta göğüs kemiği ile eklem yapar. Çok sayıda kas bu kemiğe yapışır. Omuz ve el üzerine düşmelerde kırık ve çıkıkları sıklıkla oluşur.

Kürek kemiği (skapula): Göğüs kafesinin arka tarafına yerleşmiş, üçgen biçiminde bir kemiktir. Omuz kemiğinin başının üst kısmında bulunan döndürücü manşeti oluşturan kaslar bu kemiğe yapışır. Arka yüzünde spina, yan tarafında akromion ve ön tarafında korokoid denilen üç çıkıntısı vardır. Bu çıkıntılara önemli kaslar yapışır. Akromion, sıkışma sendromu denilen rahatsızlığın oluşmasında rol oynar. Skapulanın glenoid denilen yüzeyi ile kol kemiği eklem yapar. Kol hareketlerinin çok önemli kısmı bu eklemden yapılır.

Kol kemiği (humerus): Omuz ve dirsek arasındaki uzun kemiktir. Yukarda kürek, aşağıda ulna kemiği ile eklem yapar. Omuz tarafındaki ucunda kemiğin başı ve anatomik ve cerrahi olarak isimlendirilen iki boyun vardır. Baş üzerinde birisi büyük, diğeri küçük olmak üzere, tuberositas denilen iki çıkıntı bulunur. Döndürücü manşet bu çıkıntılara yapışır.

 

Şekil 61. Omuz eklemini oluşturan kemik ve eklemler.

 

Eklemler

 

Köprücük kemiği ve akromion arasındaki (akromioklavikular) eklem: Köprücük kemiğinin akromion ile yaptığı eklemdir; az da olsa hareketlidir. İki kemiğin arsasında, eklem uymunu sağlamak üzere, kıkırdak yapıda bir disk vardır. Eklemin stabilitesini onun kapsülü ve korakoid çıkıntı ve akromion arasındaki bağ sağlar.

Köprücük kemiği ile göğüs kemiği arasındaki (sternoklavikular) eklem: Köprücük kemiği ve sternum arasınadır. Göğüs kafesi ve omuz kopleksi arasındaki tek gerçek eklem budur. Stabilitesini etrafındaki çok sağlam bağlar sağlar. Bu ligamentler köprücük kemiğinin rotasyonunu da önler. Eklemin hemen arkasında büyük damarlar vardır. Çıkıklarında önemli sağlık sorunları ortaya çıkabilir.

Kol kemiği ile kürek kemiği arasındaki (glenohumeral) eklem: Baş ve yuva biçiminde, olukça hareketli bir eklemdir. Skapulanın glenoid denilen yüzü ile humerusun başı arasındadır. Başın yuvası çok sığdır. Eklemin stabilitesini bağlar ve etraf kasların tonusu sağlar. Kolun çok hareketli olması bu eklemin temel özelliğidir.

Kürek kemiği ve göğüs kafesi arasındaki (skapulotorasik) eklem: Kürek kemiği kaburgaların üzerine yerleşmiştir. Göğüs kafesi üzerinde kayarak hareket eder ve kolun hareketli olmasında rol oynar. Skapulanın yerinde kalması kasların gücü sayesinde olur.

 

• KALÇA SORUNLARI

KALÇA SORUNLARI

Kalça eklemi vücudun vücut ağırlığını taşıyan büyük eklemlerinden birisidir. Biçimi “top-yuva” şeklindedir. Bu şekil, eklem çok hareketli olmasına rağmen çıkığı imkansız kılar. Sağlıklı bir kalça eklemi, ağrısız şekilde yürümemizi, çömelip kalkmamızı ve sağa sola dönmemizi sağlar. Ama eklem hasar görürse hareketler ağrılı hale gelir. Bazen ayakta dururken bile ağrı olur.

Kalça eklemi, uyluk kemiğinin top şeklindeki ucu (femur başı) ile onu uyumlu şekilde içine alan leğen kemiğinin yuvası (asetebulum) arasındadır. Her iki kemiğin eklem yüzü kıkırdak ile kaplanmıştır. Sağlıklı kıkırdak dokusu ekleme binen yükleri absorbe eder ve hareketlerin ağrısız şekilde yapılmasını mümkün kılar. Eklemin etrafından çok büyük kaslar geçer. Bu kaslar kalça ve gövde hareketlerinin yapılmasını sağlar.

Kalça ekleminin fonksiyonlarını bozan ve onu ağrılı hale getiren dört önemli sorun vardır:

  • Kalça osteoartiriti (kireçlenme)

  • Kalçanın inflamatuar artiritleri (romatoid artirit, ankilozan spondilit)

  • Kalça kırıkları

  • Femur başı nekrozu (kemik ölümü)

 

KALÇA OSTEOARTİRİTİ

Vücut ağırlığını taşıyan diğer eklemlerde olduğu gibi kalça ekleminde de osteoartirit (kireçlenme) gelişme riski vardır. Kalça eklemini oluşturan iki kemiğin yüzeyi çok düzgün bir kıkırdak dokusu ile kaplıdır. Bu kıkırdağın özelliğinden dolayı, kalça  hareketleri ağrısız, sızısız ve düzenli olarak yapılır. Kıkırdak aşınırsa, osteoartirit başlamış olur. Osteoaririt başlayınca ile belirti, kasık ve kalça bölgesindeki ağrılardır. Ağrı bazen uyluğa doğru da yayılır. Bu ağrı aktivite ile artar, istirahat ile azalır.

Osteoartirit tedavi edilmezse ağrılar artar ve artık istirahat ile geçmez . Eklem sertliği başlar. Kıkırdaklar tamamen aşınırsa, kemik kemiğe temas eder hale gelir. Bu durumda hareketler daha da ağrılı olur. Kalça hareketleri de iyice kısıtlanır. Ağrı nedeniyle aktivite azalır ve buna bağlı olarak kaslar da gücünü yitirir.

Türkiye’de yaklaşık 8 milyon osteoartiritli insan vardır. Ailesinde osteoartiritli olanlar varsa bunlarda osteoartirit gelişme ihtimali daha fazladır. Şişmanlarda ve yaşlılarda osteoartirit daha sık görülür. Kendisinde kireçlenme olduğuna dair şüphesi olanların bir ortopedi doktoruna görünmesi gerekir.

Değerlendirme

Osteoartiritin ilerleyişini durdurmak cerrahi olmayan yöntemlerle mümkün değildir. Erken olarak yapılacak bazı ameliyatlar hastalığı kontrol altına alabilir.Eğer hastalık çok ilerlemişse de yapılacak cerrahi bir müdahale faydalı olabilir. Doktora müracaat edildiğinde hastalığın ne kadar ilerlediği belirlenir ve ona göre tedavi planlanır. Bunun için doktor önce sizi dinler, ağrınız ve günlük iş yapma kapasiteniz hakkında bilgiler alır. Sonra, sizi muayene eder. Kalça hareketlerinizi ölçer. Muayeneyi röntgen grafilerinin çekilmesi ve değerlendirilmesi takip eder. Bütün bunlar göz önüne alınarak sizin için en uygun tedavi yöntemi belirlenmeye çalışılır.

Cerrahi Olmayan Tedaviler

Kalça osteoariritin erken dönemlerinde şu tedavi yöntemleri uygulanır:

  • Kalça eklemine fazla yük binmemesi sağlanır. Özellikle hastanın kilo vermesi istenir.

  • Bisiklet, yüzme ve su içinde yapılacak diğer egzersizlerle eklemin hareketleri ve adale gücü korunmaya çalışılır.

  • İbuprofen gibi steroid olmayan inflamatur giderici ilaçlar verilir.

  • Her gece hastanın yeterli sürede uyuması ve istirahat etmesi istenir.

  • Hastalık ilerlerse baston kullanmak faydalı olur.

 Cerahi Tedavi

Hastalık çok ilerlerse, ağrılar istirahat esnasında da artar. Eklem hareketleri çok azalır. Bu durumda doktorunuz size eklem protezi takılmasını önerebilir. Bu ameliyat ile ağrılar geçer ve eklem hareketleri artar. Ameliyattan sonra iyi bir rehabilitasyon programı gerekebilir.

Şekil 48. Normal bir kalçanın şematik görünümü.

                     

Şekil 49. Osteoartiritli kalçanın şematik görünümü.

Artirit kelime anlamı olarak “eklem inflamasyonu” demektir. Artiritlerin osteoartirit (kireçlenme) gibi bazı şekillerinde, inflamasyon, eklem kıkırdağının aşınması sonucu başlar. Romatoid artirit (romatizma) gibi bazı artirit şekillerinde ise, sistemik bir hastalığın bir parçası olarak, eklem içini döşeyen zar inflamasyona uğrar ve böylece artirit gelişmiş olur. Bu ikinci tip artiritlere inflamatuar artiritler denir.

İnflamatuar artiritlerin başlıca üç tipi vardır:

  • Romatoid artirit (RA): RA immün (bağışıklık) sistemin çok sayıda eklemi tutabilen, sistemik bir hastalığıdır. Genellikle vücudun sağ ve solundaki eklemleri beraberce tutar.

  • Ankilozan Spondilit (AS): AS omurgayı ve sakroiliak eklemi (leğen kemiği ve omurgalar arasındaki eklem) tutan inflamatuar bir hastalıktır, diğer eklemleri de tutabilir.

  • Sistemik Lupus Eritematozis (SLE): SLE otoimmün bir hastalıktır. Vücut kendi sağlıklı hücre ce dokularına kendisi zarar verir. Eklemlerle beraber iç organlar da tutulabilir.

 

Belirti ve Bulgular

Artiritlerin klasik belirtisi ağrıdır. İnflamatuar artiritlerde hasta ağrıyı kasıklarında, uyluğun dış kısmında ve kaba etlerinde hisseder. Ağrı genellikle sabahları daha fazladır ve aktivite ile azalır ama çok yorulunca daha da artar. Ağrı arttıkça hareketler kısıtlanır ve yürüme zorlaşır.

 

Teşhis

Fizik muayene yaparken doktor kalçalarınızı her yöne hareket ettirmenizi ister ve kısıtlılık ve ağrı var mı araştırır. Doktor yürüyüşünüzü de inceler, topallama olup olmadığına bakar. İncelemeye röntgen çektirilerek ve bazı kan testleri yapılarak devam edilir. Filmlerde eklem kıkırdağında incelme, kemiklerde aşınma ve eklem sıvısında artış olup olmadığına bakılır. Laboratuar tahlillerinde romatoid faktör aranır ve inflamasyon kriterleri araştırılır.

 

Tedavi

Tedavi teşhise bağlıdır. İnflamasyonun infeksiyondan (mikrobik iltihap) ayırt edilmesi gerekir. İnfeksiyon ayrı bir hastalıktır ve tedavisi de farklıdır. İnflamatuar artiritler ise çok çeşitli yöntemler ile tedavi edilmeye çalışılır:

  • Aspirin, ibobrufen, naprosin, diklomek gibi inflamasyon giderici ilaçlar verilir.

  • Kortizon kuvvetli bir anti inflamatuar ilaçtır; hastanın şikayetlerinin giderilmesi için kullanılır. Enjeksiyon, tablet ve krem formları vardır.

  • Metotrakset ve sulfasazalin hastalığın ilerleyişini durdurmak için kullanılır. Bu ilaçların tedavi edici etkisi vardır. Bunlarla hastalık kontrol altına alınabilir.

  • Fizik tedavi ile eklem hareketleri artırılır, kas güçleri geliştirilir. Yüzme inflamatuar artiritliler için iyi bir egzersizdir.

  • Hastaya günlük aktivitelerde faydalı olması için baston, yürüteç, koltuk değneği gibi yardımcılar verilir.

Bu tedaviler ile sonuç alınamazsa ameliyat önerilir. Ameliyatın ne olacağını hastanın yaşı, kalçanın durumu, inflamatuar artiritin tipi ve hastalığın ilerleme derecesi belirler. Doktorunuz farklı seçenekleri sizin ile tartışır. Doktorunuza beklentilerinizi söylemekte ve nasıl bir ameliyat gerektiğini sormakta tereddüt etmeyin. Her ameliyatın riski vardır ama doktorunuz bunları en aza indirmek için gerekli tedbirleri alır.

Kalça inflamatuar artiritlerinde sıklıkla yapılan ameliyatlar şunlardır:

  • Total kalça protezi Romatoid artirit ve ankilozan spondilitli hastalar sıklıkla tavsiye edilir çünkü ağrıyı giderir ve hareketleri artırır.

  • Sistemik Lupus eritematozisli hastalarda lokal kemik ölümleri olduğu takdirde kemik grefti ile yeni kemik yapımına çalışılır. SLE’li hastalarda sıklıkla görülen bu durumlarda yapılan bir diğer ameliyat ise kemiğe delik açarak kemik içi basıncın düşürülmesidir.

  • Hastalık henüz daha kıkırdakları aşındırmamışsa hastalıklı eklem zarının ameliyat ile temizlenmesi de hasta için faydalı olur.

 

FEMUR BAŞI NEKROZU

Femur başı nekrozu (ölümü) kalçada sakatlık yapabilen bir durumdur. Femur başı içerisindeki kan dolaşımının yeterli olmaması onun iyi beslenememesine yol açar ve sonuçta kemiğin o kısımları ölür. Zamanla femur başı küresel olan şeklini kaybeder ve yassılmaya başlar. Eklemdeki uyum bozulur; eklem kıkırdağında aşınmalar olur ve osteoartirit (kireçlenme) gelişir. Hastalık kendisini ağrı ile belli eder. Ağrı başlangıçta hafif olur ama giderek şiddetini artırır. Eklem hareketleri kısıtlanır. Zaman içerisnde diğer kalça ekleminde de aynı durum meydana gelebilir.

 

Teşhis Ve Tedavi

Her yıl binlerce insanda bu durum gelişebilmektedir. Sebebi tam olarak bilinmez. Femur başı nekrozu aşağıdaki durumlarda daha sık görülmektedir:

  • Yaşı 20-50 arasında olanlar

  • Kalça çıkığı veya kırığı geçirmiş olanlar

  • Alkoloikler

  • Kortikosteroid kullananlar

  • Hormanal bozukluk, romatid artirit, orak hücreli anemi, kronik pankreatit, sistemik lupus eritamatozisliler, dalgıçlardaki vurgun durumu…

Doktora kalça ağrısı şikayeti ile gittiğinizde, doktor sizi muayene eder; kalça hareketlerini ölçer. Kalçanın önce röntgen grafilerini alır, şüpheli bir durum varsa MR da çektirilir. Kemik ölümü varsa femur başının ne kadarını ilgilendirdiğine ölçülerek karar verilir.

  • Femur başı ölümü varsa ve başta henüz çökmeler, yassılmalar oluşmamışsa, cerrahi müdahalelerle başın dolaşımın düzeltilmesine çalışılır.

  • Kemik ölümü ile birlikte eklemde osteoartirit gelişmişse hastaya total kalça protezi takılır. Bunun için, femur başı kesilerek çıkarılır ve kemik içerisinde protez yerleştirilir. Bu protezin başına uygun biçimde asetebulum içerisine yuva takılır.

 

TOTAL KALÇA ARTROPLASTİSİ

Kalçalarınızdaki ağrı şikayeti ile doktora müracaat ettiğinizde doktorunuz öncelikle sizi ilaçlarla, fizik tedavi yöntemleri ile tedavi etmeye çalışır. Bu metotlar başarılı olmazsa, ağrılarınızı geçirmek ve hareketlerinizi artırmak için kalçanıza protez takmayı teklif edebilir. Bu ameliyatın yapılması için durumunuzun iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerekir.

 

Teşhis Ve Değerlendirme

Doktorunuz geçmişte yaşadığınız tıbbi problemleri ve geçirdiğiniz ameliyatları sorar. Bunlar anestezi ve kanamalar açısından önemlidir. Ağrınızın ne zaman başladığı, hangi durumlarda arttığının bilinmesi de önemlidir.

Doktorunuz tıbbi hikayenizi öğrendikten sonra kalçanızı dikkatli şekilde muayene eder. Kalça hareketlerinizin ne kadar olduğuna bakar, yürümenizi gözler. Başka tıbbi problemlerinizin olup olmadığına da bakar.

Kalçanızın durumunu tam olarak belirlemek için röntgen filmleri çekilir. Eklemin şekline ve büyüklüğüne bakır. Filmler ameliyatın planlanması ve takılacak protezin seçimi açısından da önemlidir.

Total kalça protezi (TKP) ameliyatı sıklıkla osteoartiritli kalçalara yapılmaktadır. Osteoartirit eklem kıkırdağının aşınması ile başlar. Kemik doku da bu aşınmaya uyum gösterir ve eklem normal anatomisini kaybeder. Bu durumda ağrılar başlar ve giderek artar; hareketler kısıtlanır. Osteoartirt dışında TKP uygulamasını gerekli kılan tıbbi durumlar şunlardır:

  • Femur başının osteonekrozu (kemik ölümü)

  • Romatid artirit

  • Daha önce geçirilmiş yaralanmalar

  • İnfeksiyonlar

  • Kalçanın gelişimsel bozuklukları

 

Tedavinin Planlanması

Doktorunuz, muayene ve röntgen sonuçlarını, sizin için en uygun tedavi planını yapmak için değerlendirir. Kalçanızdaki hasarın miktarı ve yaşınız önemlidir. Bir total kalça protezi yıllarca dayanabilir ve gerektiğinde yenilenebilir. Eğer gençseniz ve ameliyatsız yöntemlerle ağrınız azalıyorsa, doktorunuz ameliyatı ertelemek isteyebilir.

 

Ameliyata Hazırlık

Ameliyat için hastaneye yatmadan önce, ev içinde bir takım tedbirler almanız gerekir. Ayrıca 2-3 hafta süre ile size yardımcı olacak birisini de bulmalısınız.

Evde yapılacak hazırlıklar: Hayatı kolaylaştırıcı bazı önlemler almalısınız. Sizin için sıklıkla gerekecek şeyleri omuz ve kalçalarınızın arasındaki yükseklikteki raflar ve çekmecelere yerleştirin. Evinizi mümkün olduğu kadar az merdiven çıkmaya mecbur kalacak şekilde düzenleyin; gerekirse yatak odanızı değiştirin. Yürürken ayağınızın takılmaması için halıları kaldırın; elektrik kordonlarını duvar diplerine taşıyın. Banyonuzu ve tuvaletinizde düzenlemeler yapınız. Tuvalete oturacak kısmı yükseltiniz.

Kişisel hazırlıklar: Ameliyat öncesi beslenmenize dikkat edin. Alkollü içeceklerden sakının. Eğer sigara içiyorsanız içmeği bırakın. Böylece iyileşme daha hızlı olur ve ameliyat sonrası olabilecek komplikasyonlar azalır.

 

Hastanede yapılacak hazırlıklar: Ameliyat öncesi kan tetkiklerinin yapılması, EKG’nizin ve akciğer filminizin çekilmesi gerekir. Yüksek tansiyonunuz ve şeker hastalığınız varsa bunlar önceden kontrol altına alınmalıdır. Dişlerinizde, boğazınızda, idrar yollarınızda ve cildinizde iltihap varsa öncelikle bunların tedavisi gerekir. Daha önceden kullanmaya başladığınız ilaçlarla ilgili bilgileri doktorunuza verin. Bunlardan bazılarının ameliyat öncesi kesilmesi gerekir.

Ameliyattan önceki son 24 saate yapılması gereken bazı şeyler vardır. Bunların listesi şöyledir:

 

  • Ameliyattan önceki gece banyo yapıp yıkanın. Yıkanma ameliyat sonrası iltihaplanma riskini azaltır.

  • Ameliyat bölgenizi tıraş etmeyin, gerekirse ameliyattan hemen önce, hastanede bu işlem yapılacaktır.

  • Makyaj yapmayın, ruj ve oje sürmeyin.

  • Gece yarısından sonra herhangi bir şey yemeyin ve içmeyin, böylece ameliyat sonrası kusma ihtimaliniz azalır.

  • Hastaneye aşağıda yazılan eşyaları içeren bir çanta ile gidiniz.

 

Rahatça giyebileceğiniz bir ev terliği,

Diz hizasına kadar inen bir sabahlık veya entari,

Hastanenin vereceği kıyafetin altına giyilecek pamuklu bir tişört,

Okunacak dergi ve kitaplar,

Sağlık karneniz ve kimliğiniz,

Sürekli aldığınız ilaçlar,

Saç fırçası ve diş fırçası, gözlük ve kabı, bir miktar para, kredi kartları gibi kişisel bazı eşyalar

            Eve dönerken giyeceğiniz rahat kıyafetler ve ayakkabı

 

Total Kalça Protezi Ameliyatı

Ameliyat öncesi anestezi doktoru sizi muayene eder ve yapılan tetkikleri inceler. Ameliyata gitmeden önce vücut hararetiniz, kan basıncınız ve nabız sayınız ölçülür. Sıvı ve gerekli ilaçları vermek üzer damarınıza bir kanül takılır.

Ameliyatın Riskleri: Diğer ameliyatlar gibi TKP ameliyatı da bir takım riskler taşır. Önemlileri şunlardır:

  • Anesteziye karşı reaksiyon

  • Kan pıhtılaşması

  • İltihap

  • Eklemin çıkması, kemiğin kırılması ve protezin gevşemesi

  • Eklem civarındaki damar ve sinirlerin hasar görmesi

  • Uyluk ağrısı

 

Cerrahi İşlem

Cerrahi ekip hazır olunca sizi ameliyat odasına alırlar ve anestezi verirler. Anestezi uyumanızı veya belden aşağınızda herhangi bir ağrı duymamanızı sağlar. Cerrah kalça eklemine ulaşmak için ciltte bir kesi yapar. Ekleme ulaştıktan sonra önce hastalıklı femur başı kesilerek çıkarılır. Daha sonra yuva hazırlanır ve buraya yapay asetebulum takılır. Uyluk kemiğinin içi oyularak protezin sapı buraya yerleştirilir ve ucuna metal bir baş takılır ve baş asetebulum içerisine konulur. Kesiler dikilerek kapatılır. Protezinizin kemiğe tespit olması için bazen kemik çimentosu kullanılır.

 

Ameliyat sonrası

Ameliyattan sonra ayılma odasına alınırsınız. Burada durumunuz yakından takip edilir ve ağrınız için bazı ilaçlar verilir. Ameliyat esnasında yara yerinize takılan kateterden kan gelip gelmediği kontrol edilir. İdrar yolunuza da bir kateter takılmıştır; idrarınız bu kataterden gelir. Takılan protezin yerinde kalması için bacaklarınızın arasına bir yastık konur. Ayılıp kendinize geldikten sonra odanıza taşınırsınız.

 

Hastanedeki İşlemler

Total kalça protezi büyük bir ameliyat gerektirir. Bu işlemi takip eden günleri ağrısız, rahat ve kolay geçirmek istersiniz ama ameliyatı takiben bir takım egzersizler yapmanız gerekir. Bu egzersizler anestezinin etkisinden sizi kurtarır; iyileşmenizi hızlandırır ve bacaklarınızda kanın pıhtılaşmasını önler. Bu egzersizleri yapabilmeniz için doktorunuz sizin ağrınızı yok etmeye çalışır.

Düzelmenin erkence olması için ağrının kontrolü çok önemlidir. Kişiden kişiye şiddeti değişmekle birlikte herkesin ağrısı olabilir. İlaçlarla bu ağrı kontrol edilir. Hazırlanan bir sistem ile damarınıza takılan bir kanülden, ağrınız oldukça, kendi kendinize ilaç verebilirsiniz. Birkaç gün sonra damardan verilen ağrı kesicilerin yerini tabletler alabilir.

Ağrı kesici ilaçların yanında, iltihap oluşmasını önlemek için antibiyotik ve kan pıhtılaşmasını önlemek için kan sulandırıcı ilaçlar da verilir.

Ameliyattan hemen sonraki birkaç gün iştahınız azalabilir ve kabızlığınız olabilir. Bunlar normal reaksiyonlardır. Bunları önlemek için doktorunuz size ağrı kesiciler ile birlikte diğer ilaçlardan da verir. Akciğer fonksiyonlarını artırmak için egzersizler yaptırır.

Genellikle ameliyattan bir gün sonra bir fizyoterapist sizi ziyaret eder ve yeni kalçanızla nasıl hareket edeceğinizi size göstermeye başlar. Mümkün olduğunca erken olarak hareketlere başlamak faydalı olur. Yatakta yatarken bile ayağınıza pedala basma hareketleri yaptırmalısınız; bu hareketler, kanı bacağınızdan kalbe doğru pompalar. İlk günden itibaren size varis çorapları giydirilir. Bu çoraplar kanın bacağınızda göllenmesini önler.

 

Taburcu İşlemi

Hastanede kalma süreniz 5-10 gün arasında değişir. Eve gidince birkaç hafta yardıma ihtiyacınız olur. Aşağıdaki önlemler daha önceden alınırsa evde rahat edersiniz.

  • Özellikle mutfakta ve diğer odalarda eşyaları öyle yerleştiriniz ki ihtiyacınız olan şeyler kolayca ulaşabilesiniz.

  • Koltuk değnekleri ve yürüteçle rahatça yürüyebilmeniz için mobilyaların yerlerini gerekiyorsa değiştirin.

  • Merdiven çıkmaktan kaçınmak için oturma odasını yatak odası yapın.

  • Oturmak için normalden biraz daha yüksek bir sandalye alın; böylece güvenli ve rahat bir şekilde oturup kalkabilirsiniz.

  • Ayağınıza takılabilecek elektrik kordonu gibi şeyleri kaldırın.

  • Banyonuzu yeniden düzenleyin, üzerine oturup yıkanabileceğiniz bir sandalye edinin.

  • Büyük abdestinizi yapmak için yükseltilmiş klozet kullanınız. Otururken ameliyatlı bacağınızı ileri doğru uzatınız.

  • Oturma odanızda telefonunuzu, televizyonunuzu, radyonuzu, kitaplarınızı, ilaçlarınızı hazır edin.

 

Evdeki Aktiviteler

  • Evde alanları temiz ve kuru tutun. Hastane kıyafetlerinizi değiştirin. Elbiselerinizi nasıl giyip çıkaracağınızı taburcu olmadan öğrenin.

  • Dikişleriniz 2-3 hafta içerisinde alınır. Bundan sonra banyo yapabilirsiniz.

  • Eğer yaranız akmaya başlarsa veya kızarırsa doktorunuzu haberdar edin.

  • Ateşinizi günde iki kere ölçün; yükselirse doktorunuza bildirin.

  • Bacağınız 3-6 ay şiş kalabilir, bu normaldir. Fırsat buldukça bacağınızı yukarda tutun; böylece şişin azalmasına yardım etmiş olursunuz.

  • Baldırınızda, göğsünüzde ağrı olursa, nefes almada zorlanırsanız hemen doktora haber veriniz. Bacak damarlarınızda kan pıhtılaşmış olabilir. Bu durum hayati önem taşır.

 

İlaçlar

İlaçlarınızı düzenli olarak alınız. Size muhtemelen kan sulandırıcı bir ilaç verilecektir. Bu ilaç, bacaktaki kanların pıhtılaşarak sağlığınızı bozmasını önler. Eğer pıhtı oluşursa bu pıhtı damar yolu ile akciğerlerinize gelir ve hayatınızı tehdit eder.

Kalçanızda yapay bir protez olması bu bölgenin iltihaplanmasını kolaylaştırır. Vücudunuzun herhangi bir yerinde iltihap olduğunda mikroplar kan yolu ile kalçanıza ulaşabilir. Bu hususa dikkat etmek gerekir. Dişinize çekim, dolgu, protez takma veya peridontal bir girişim yapılacaksa, antibiyotik kullanmanız uygun olur.

 

Beslenme

Eve geldikten sonra her zamanki yediklerinizden yiyebilirsiniz. Doktorunuz demir ve C vitamini içeren ilaçlar tavsiye edebilir. Bol sıvı almaya dikkat edin. Kan sulandırıcı ilaç aldığınız sürece, Brokoli, Brüksel lahanası, yeşil fasulye, karaciğer, soya fasulyesi, ıspanak, marul, lahana, salatalık ve soğan gibi K vitamininden zengin yiyeceklerden sakının. Kilo fazlanız varsa, bunları vermek için, diyet yapmanız gerekebilir. Protezin ömrünü uzatmak için kilo almamanız gerekir.

 

Normal Aktivitelere Dönüş

Eve döndükten sonra aktif olmaya devam etmelisiniz. Bazı günleriniz kötü, bazı günleriniz güzel geçebilir ama giderek daha iyiye gittiğinizi fark edersiniz. Genellikle aşağıda yazılanlar tavsiye edilir:

  • Yük verme: Ameliyatlı bacağınıza ne zaman yük bindireceğinizi doktorunuz size bildirir. Bacağınıza ne zaman yük vereceğiniz size takılan protezin tipine ve sizin özel durumunuza bağlıdır. Revizyon kalça cerrahisinden sonra ( daha önce konulmuş protezin yenilenmesi) bacağınıza yük verme zamanını geciktirebilir.

Çimentosuz kalça protezi: Altı hafta süre ile koltuk değneği kullanılır; ameliyatlı

bacağa yük verilmez. Bu sürenin sonunda koltuk değneği kullanmaya devam edilir ve bacağa yük verilmez. Bu sürenin sonunda yük verlimeye başlanılır.

.Çimentolu protez: Bacağınıza hemen yük vermeye başlayabilirsiniz ama koltuk

değneği de kullanmalısınız. 4-6 Hafta sonra bu yardımcılara ihtiyacınız kalmaz.

  • Otomobil kullanma: Ameliyat tarihinden yaklaşık 4-6 hafta sonra otomatik vitesli arabaları kullanmaya başlarsınız. Otomobiliniz düz vites ise ve sağ kalçanız ameliyatlı ise 12 hafta araba sürmeyin.

  • Cinsel ilişki: Ameliyattan 4-6 hafta sonra yapabilirsiniz.

  • Uyuma pozisyonu: Bacaklarınız hafifçe birbirinden ayrı durumda sırt üstü veya bacaklarınızın arasına yastık koyarak yan yatabilirsiniz. Bacak arası yastık kullanma süresi en az 6 haftadır.

  • Oturma: En az 3 ay süre ile kolçaklı sandalyelerde oturun. Alçak yerlere oturmayın. Bacak bacak üstüne atmayın. Sürekli oturmayın, zaman zaman ayağa kalkıp dolaşın.

  • Merdiven Çıkma: Yüzünüzü merdivene dönün. Bir elinizle tırabzanı tutarken diğer elinize iki değneği koltuk altınızda tutacak şekilde alın. Sağlam ayağınızı üst basamağa atarak kendinizi yukarı doğru itin. Aşağıya inerken, ameliyatlı ayağı hafif önde tutarak, koltuk değneklerine dayanıp sağlam ayağınızı bir basamak aşağı koyun ve ameliyatlı ayağınızı onun yanına getirin. Başlangıçta bir yardımcıya ihtiyacınız olabilir.

  • İşe Dönüş: İşe dönüş zamanınız yaptığınız işe bağlıdır; 3-6 ay kadar uzayabilir.

  • Diğer Aktiviteler: Doktor müsaade ettikten sonra dilediğiniz kadar yürüyebilirsiniz.Dikişleriniz alındıktan sonra yüzmeye başlayabilirisiniz; sizin için iyi bir egzersiz olur. Dans etmenize, golf oynamanıza ve sabit bisiklet kullanmanıza izin vardır. Ekleme aşırı yük bindirecek futbol, basketbol, tenis gibi oyunlarda sakının. Koşmayın ve 20 kg dan daha fazla ağırlık kaldırmayın.

 

Yapılacak Ve Yapılmayacak İşler

Yapabileceğiniz ve yapmamanız gereken aktiviteleri şöyle sıralamak mümkün:

  • En az 8 hafta süreyle bacak bacak üstüne atmayın.

  • Otururken diziniz kalçanızdan daha yukarda olmasın.

  • Otururken öne doğru fazla eğilmeyin.

  • Oturur durumda iken yerden bir şey almaya kalkmayın.

  • Ayağınızı içe veya dışa doğru çok miktarda çevirmeyin.

  • Otururken veya ayakta dururken ameliyatlı bacağınız önünüzde olsun.

  • Gövdenizi 90 dereceden fazla eğmeyin.

  • Mutfakta yüksek tabure kullanın.

  • Ne yapıp yapmayacağınız konusunda, ağrı sizin için bir kılavuz olmalı.

  • Ağrıyı ve şişliği azaltmak için buz uygulayabilirsiniz. Bu işlemi yaparken, cildinizi yakmaması için buz torbasını bir havluya sararak uygulayın.

  • Egzersizlere başlamadan önce 15-20 dakika sıcak uygulaması yapabilirsiniz. Sıcak eklemlerinizi daha iyi hareket ettirmenizi sağlar.

  • Kaslarınız ağrımaya başlarsa egzersizlere ara verin ama tamamen de bırakmayın.

Şekil 50. Ameliyattan hemen donra ayak bileği hareket ettirilerek kan yukarı doğru pompalanır.

Şekil 51. Uyluk önü kas ziometrik yöntem ile güçlendilir.

Şekil 52. Ameliyattan sonra bacak kaldırma egzersizlerine başlanılır.

Şekil 53. Koltuk değneği kullanılarak merdiven inip çıkılabilir.

 

KALÇA PROTEZLERİ

Total kalça protezi uygulamaları binlerce insana ağrısız ve daha aktif bir hayat yaşamalarını sağladı. Metal alaşımlar, yüksek dansiteli plastikler ve polimerik materyalle kullanılarak yapılan bu protezleri ortopedistler hastalarına takmakta ve onların ağrılarını dindirmekte ve daha hareketli olmalarını sağlamaktadır. Son elli sene içerisinde protezlerin biçimleri ve yapıları geliştirilerek önemli avantajlar sağlanmıştır. Her geçen yıl başarı oranları daha da yükselmektedir.

 

Protez Biçimleri

Uyluk kemiğinin (femur) kalça eklemini oluşturan başı küre şeklindedir. Bu küre şeklindeki baş, leğen kemiğinin aynı biçimdeki oyuğuna yerleşmiştir; bu nedenle kalça eklemi top ve yuva şeklinde adlandırılır. Total kalça protezleri de normal kalça eklemini taklit edecek şekilde üretilir. Protez üç kısımdan ibarettir: Yuva, femur içine yerleştirilen sap ve bu sapın üstünde baş. Bu üç parça farklı büyüklükte olur. Hangi büyüklükte protezin kullanılacağı hastanın kemik yapısına bağlıdır. Çok farklı özelliklerde protezler çeşitli firmalar tarafından üretilmektedir. Bunlarda hangisinin kullanılacağı hastanın yaşına, ağılığına, aktivite derecesine, kemik kalitesine ve yapısına bağlıdır. Doktor bu faktörleri göz önüne alarak ve kendi alışkanlıklarını da gözeterek bir seçim yapar.

 

Protez Üretimi

İlk modern kalça protezini kullanan ortopedist Sir John Charnley’dir. Bu İngiliz cerrah, metaldan ve plastikten yapılmış protezler kullanmıştır. Bu protezler kemiğe, diş hekimlerinin de kullandığı maddenin bir benzeri olan kemik çimentosu ile tespit edilmiştir.

Günümüzde protezin sapı titanyum veya kobalt-kromdan farklı biçimlerde yapılmaktadır. Baş ise aynı şekilde metal olabileceği gibi seramik yapısında da olmaktadır. Başın içine yerleştirildiği yuva ise metal, seramik veya polietilen yapıdadır; bunlar kombine olarak da (içi polietilen, dışı metal) kullanılmaktadır.

Total kalça protezi olarak kullanılan materyallerin dört özelliği vardır:

  • Vücut ile uyumludur. Takıldığında, lokal veya sistemik olarak, vücutta ret cevabı oluşturmazlar.

  • Korozyona, aşınmaya ve yıpranmaya karşı dayanıklıdırlar. Özellikle aşınmama özelliği önemlidir. Çünkü aşınırken ortaya çıkan parçacıklar kemik erimesine yol açabilmektedir.

  • Mekanik olarak yerini aldığı doğal yapıdan iki misli daha iyi olmalıdır. Yani, yük binmesine karşı eğilmemeli, kırılmamalıdır.

  • Üretimi çok dikkatli yapılmalı ve her biri ayrı ayrı kalite kontrolünden geçirilmelidir.

 

Protezlerin Yerleştirilmesi

Uygun protezi seçmek için cerrah bazı ölçümler yapar ve ameliyatta kullanacağı protezi önceden belirlemeye çalışır. Ameliyata cilt kesisi ile başlanır. Büyük kasların arasından geçilerek kalça eklemine ulaşılır. Femur başı oyuk içerisinden çıkarılır. Önce baş kesilir, daha sonra yarım küre şeklindeki oyucular ile yuva genişletilir. Hazırlanan oyuğa protezin yuva kısmı yerleştirilir. Önce metal, daha sonra da metalin içerisine plastik parça takılır. Femur kemiğinin ilik boşluğu oyularak genişletilir ve içine protezin sapı yerleştirilir. Sapın üzerine de baş takılır. Daha sonra protezin başı hazırlanan yuvaya konulur. Yara kapatılarak ameliyata son verilir.

Kalça protezleri kemiğe nasıl tespit edildiğine göre üç türlü olur: “Çimentolu”, “çimentosuz” ve “melez”. Doktor hastasının genel durumunu ve kemik yapısını değerlendirir ve bu üç tipten birisini seçer.

 

Çimentolu Protezler

Son 40 yılda, protezlerin hem materyallerinde, hem de ameliyat yöntemlerinde çok büyük gelişmeler oldu. Bugünlerde kullanılan kemik çimentosu akrilik bir polimer olan ‘polymethylmethacrylat’tır (PMMA). Protez çimentolu ise, hasta bacağına hemen yük verebilir. Hastanın rehabilitasyonu daha hızlı olur. Bu avantajlarına rağmen her hasta için ideal değildir.

Çimento kemik ve metali birbirine çok iyi bir şekilde tespit eder. Bu metal protezler nadiren kırılmakta fakat daha sıklıkla gevşemektedir. Bu gevşemenin biyolojik ve mekanik sebepleri vardır.

  1. Eğer protez gevşerse, üzerine binen yükler nedeniyle sap çimento içinde kırılabilir. Bu durum özellikle genç, aktif ve ağır kimselerde görülmektedir. Protezin metal başı polietilen yuva içinde hareket ettikçe onu aşındırır ve parçacıklar oluşturur. Bu çimento ve polietilen parçacıklar protez etrafındaki kemik dokusunda biyolojik bir yıkıma yol açar; böylece protez gevşer.

  1. Bu mikro parçacıklar bölgedeki hücreler tarafından absorbe edilir ve bunları eklem civarından uzaklaştırmak için iltihabi bir olay başlar. Bu iltihabi olay başlayınca o bölgedeki hücreler kemik dokusunu da harap eder. Kemik zayıflayınca protez gevşer. Bu hadise hem yuva etrafında hem de sap etrafında olabilir.

Bilinen bu mekanizmaya rağmen çimento ve kemik arasındaki bağ oldukça kuvvetli ve dayanıklıdır. Çimentolu protezler genellikle 60 yaşın üzerindeki veya romatoid artirit nedeniyle kemik sağlamlığı azalmış hastalara uygulanır.

 

Çimentosuz Protezler

Son yirmi yılda yeni protez şekilleri üretilmeye başlandı. Bunlar çimento gerektirmeden, direkt olarak kemiğe tutunabilmektedir. Çimentolu olanlara göre daha büyük ve uzundurlar. Bunların yüzeyleri özeldir; kemik dokusu ile bağ oluşturur. Protez etrafında yeni yapılan kemik dokusu metale bu yüzey sayesinde yapışır. Bu yeni kemik dokusunun oluşumu zaman alacağı için iyileşme süresi de çimentolu olanlara göre daha uzundur. 6-12 Hafta hastanın bacağına tam yük vermesi istenmez. Bu zaman içerisinde kemik metal birleşmesi sağlanmış olur.

Bu protezler iri yapıdadır, bazen hastada uyluk ağrısı yapabilir. Aşınma ve buna bağlı oluşan parçacıkların yaptığı kemik erimesi bunlarda da problem olmaya devam etmektedir. Bu problemi azaltmak için, polietilen kalitesi yükseltilmekte veya polietilen yerine metal veya seramik yuvalar kullanılmaktadır. Bir çok cerrah bu protezleri hemen her hastaya kullanmaktadır ama genellikle genç, aktif ve kemik kalitesi iyi hastalara takılmaktadır.

Şekil 54. Totak kalça protezi konulmuş kalçanın filmi.

 

Melez Protezler

Melez protezlerde bir komponent çimentolu, diğeri ise çimentosuzdur. Genellikle yuva çimentosuz kullanılır, protezin sapı ise çimentoludur. Bu tip protezlerde de hastanın erken olarak bacağına yük bindirmesine izin verilir. Genellikle 60 yaşın üzerindeki hastalarda kullanılır.

 

Protezin Ömrü

Kalça protezi ameliyatları hastanın ağrısını gidermede ve hareketlilik sağlamada çok iyi sonuçlar vermektedir. Fakat gevşemeler sorun olmaya devam etmektedir. Gevşeyen protezlerin yerine yenisini takmak mümkündür. İyi seçilmiş ve iyi bir teknikle takılmış bir protezin 20 yıl dayanma oranı % 80 dir.

 

• DİZ SORUNLARI

DİZ ANATOMİSİ

Diz eklemi çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Yaralanmaların ve eklem rahatsızlıkların sık görüldüğü bir eklemdir. Yaralanmalarını ve hastalıklarını tam olarak anlamak için anatomisinin bilinmesi gerekir.

 

Kemik Anatomisi

Diz eklemini üç kemik oluşturur. Bu üç kemik (femur, tibia ve patella) iki eklem şeklinde birbirleri ile temas halindedir. Femur ile tibia arasıdaki eklem iki kompartmandan oluşmuştur: İç (medial) ve dış (lateral). İkinci eklem patella (diz kapağı) ve femur arasındadır. Patella femurdaki oluk içerisinde hareket eder.

 

Yumuşak Doku Anatomisi

Diz kapağının üst kısmında ve uyluğun önünde, kalçadan dize kadar uzanan büyük bir kas vardır. Bu kasa kuadriseps denir; dört kısımdan oluşmuştur. Patellanın altında büyük bir tendon vardır. Kuadriseps kasının bir uzantısı şeklinde tibia kemiğine yapışır. Kuadriseps kası, patella ve patellar tendon dizin bükülmeden dik durmasını sağlar; ekstansör mekanizma diye bilinir.

Diz ekleminin stabilitesini dört bağ (ligament) sağlar. Bunlar iç yan bağ, dış yan bağ, ön çapraz bağ ve arka çapraz bağdır. İlk ikisi eklem dışındadır; son ikisi ise eklem içindedir. İç yan bağ bacağın dışa doğru açılanmasını; dış yan bağ ise bacağın içe doğru açılanmasını önler. Ön çapraz bağ tibianın femura göre öne doğru kaymasını; arka çapraz bağ ise arkaya doğru kaymasını önler.

Şekil 55. Normal bir dizin şematik görünüşü.

Diz içerisinde, birisi medial, diğeri ise lateral kompartmanda olma üzere, kıkırdak yapıda, yarım ay biçiminde oluşumlar vardır. Bunlardan medial kompartmanda olana iç, lateral kopartmanda olana ise dış menisküs denir. Diz eklemini oluşturan kemiklerin bir birlerine bakan yüzleri kıkırdakla kaplıdır. Böylece kemik kemiğe temas etmez, teması eklem kıkırdağı sağlar.

 

DİZ ARTİRİTLERİ

Dizi üç tip artirit tutabilir:

  1. Osteoartirit (kireçlenme) (OA), dizde en sık görülen artirit şeklidir. OA eklem kıkırdağını aşınmasına ve zaman içerisinde yok olmasına sebep olan, yavaş ilerleyen bir hastalıktır. Daha çok orta yaşlılarda ve yaşlılarda görülür.

  2. Romatoid artirit (RA), iltihabımsı bir hastalıktır, diz kıkırdağını harap eder. Herhangi bir yaşta görülebilir.

  3. Diz yaralanmaları sonucu da artirit gelişebilir. Daha çok eklem içi kırıkları, menisküs ve bağ yırtıkları sonucu gelişir. Yıllar sonra osteoartirite dönüşür.

 

Artiritlerin belirtileri

Artiritlerde en sık görülen belirti ağrıdır. Bazen, aniden şiddetli bir şeklide de başlıyabilir ama çoğu zaman hafif olarak başlar ve zaman içersinde artar. Diz şişebilir ve hareketleri azılır. Ağrı daha çok sabahları ve hareketsiz bir dönemden fazladır. Yürüme, koşma, merdiven çıkıp inme ve çömelme gibi aktivitelerden sonra da artabilir. Birçok kimse hava durumunun değişmesinin ağrıları etkilediğini söyler.

Şekil 56. İleri düzeyde osteoartiritli bir dizin şematik görünüşü.

 

Teşhis Koyma

Doktorunuz yürümenize, diz hareketlerinize, eklem şişliklerine ve hassasiyetlerine dikkat ederek dizinizi muayene eder. Röntgen filmlerinde eklem aralığı daralmış olarak görülür.Teşhis için kan tetkikleri ve MR da istenebilir.

 

Tedavi Yöntemleri

Erken dönemlerde cerrahi olmayan, konservatif yöntemlerle tedavi edilir:

  • Hastadan yaşayış biçimini değiştirmesi istenir. Dize binen yüklerin azaltılması gerekir. Bunun için hastanın kilo vermesi, yürüyüş, koşma, merdiven inip çıkma gibi aktivitelerden uzak durması ve bunların yerine yüzme, bisiklete binme gibi dize daha az yük bindiren aktiviteleri yapması uygun olur.

  • Diz hareketlerini ve kasların gücünü artıran egzersizler önerilir.

  • Baston kullanması, ayakkabı seçerken şok absorbe edici tabanlı olanları tercih etmesi, dizlik kullanması faydalı olabilir.

  • Sıcak veya soğuk uygulamalar, su içerisinde yapılacak egzersizler de önerilir.

Diz artiritlerinde çeşitli ilaçlar kullanılır. Her hasta diğerlerinden farklıdır ve ilaçlara verdiği cevap da değişebilir. Onun için doktor hastasının özelliklerine göre ilaç seçimi yapar.

  • Aspirin, parasatamol, iburufen gibi ağrı kesici ve inflamatuar giderici ilaçlar verilir.

  • Glukozamin ve kondritin sülfat gibi kıkırdağın öz maddeleri ağızdan verilince ağrıyı ve şişliği azaltabilir.

  • Eklem içerisinde kortizon enjekte edilebilir.

  • Eklem içerisine seri halde hyaloronat injeksiyonları yapılabilir.

  • Romatoid artirite has ilaçlar verilebilir.

 

Cerrahi Tedavi

Eğer tıbbi tedavi ile sonuç alınamazsa cerrahi tedavi yöntemleri gerekebilir.

  • Artroskopik ameliyatlarla eklem içi temizlenir, kıkırdak onarımları yapılır.

  • Uyluk veya bacak kemikleri kesilerek açıları dolayısıyla dize bine yüklerin dağılımı değiştirilir.

  • Dize total veya parsiyel protez takılabilir.

  • Bazı özel durumlarda diz içerisine kıkırdak nakli yapılır.

Ortopedik cerrahlar diz artiritlerinin daha iyi tedavi edilmesi için araştırmalarına devam etmektedir. Çalışmalar hastalığın ilerlemesini durduracak yöntemlere ve kıkırdak nakillerine odaklanmıştır.

 

TOTAL DİZ ARTROPLASTİSİ

Diz ekleminin kıkırdaklarında hasar oluşursa hareketleri etkilenir ve eklem ağrılı hale gelir. Hasar gören kıkırdağın kendini yenileme özelliği yoktur. Var olan hasar gittikçe büyür ve hareketler giderek daha da kısıtlanır ve ağrı artar.

Bu duruma sıklıkla yol açan üç sebep vardır: Osteoartirit (kireçlenme), inflamatuar artirit (romatoid artirit) ve yaralanmalar.

 

Karar Verme

Doktorunuz öncelikle ağrınızı ameliyatsız yöntemlerle gidermeye çalışır. Bazen de, daha basit bir ameliyat ( artroskopi) ile probleminize çare bulunur. Eğer bu yöntemler faydalı olmazsa total diz protezi (TDP) sizin için gündeme gelir. Kararı vermek için doktorunuz dizinizi muayene eder; filmlerini inceler ve sizin için ömür boyu faydalı olacak ameliyat şeklini belirler.

Tıbbi hikaye: Doktorunuz daha önce geçirdiğiniz hastalıkları sorar. Dizinizin neresinin ağrıdığını ve hangi durumlarda bu ağrının artığını öğrenmeye çalışır. Anestezi ve kanama ile ilgili tıbbi sorunların bilinmesi gerekir.

Fizik muayene: Doktorunuz dizinizin tamamını muyene eder. Hareketlerinde kısıtlanma eklemde şişlik olup olmadığına bakar. Kas gücünüzü ve eklemin stabilitesini ölçer. Bacağınızın kan dolaşımını değerlendirir.

Röntgen filmi: Dizinizin görüntüsünü elde etmek için film çekilir. Filmde diz ekleminin büyüklüğü ve şekli görülür. Eklemdeki değişiklikler ve hasar miktarı not edilir. Bu filmlerin incelenmesi takılacak protezin tipinin belirlenmesinde de yararlı olur.

Tedavi planı: Doktorunuz muayene, test ve röntgen filmlerinizin sonucunu değerlendirir ve sizin için en uygun tedavi yöntemini belirlemeye çalışır. Yaşınıza ve dizinizdeki hastalığın ilerleme durumuna göre ameliyat sizin için en iyi çözüm olabilir. Total diz protezi takılınca yıllarca sorunsuz olarak size hizmet edebilir ama sonunda yıpranır. Eğer yaşınız genç ise, doktorunuz bu nedenle ameliyatınızı geciktirebilir. Bu durumda, artroskopi veya tıbbi tedavi ameliyat gününe kadar sizin şikayetlerinizi azaltır.

 

Ameliyat İçin Hazırlık

Ameliyattan önce evinizde bir takım değişiklikler yapmanız uygun olur. Bu değişiklikler iyileşme süresince daha rahat etmenizi sağlar. Ameliyattan önce diğer sağlık problemlerinizin halledilmesi ve diş sağlığınızın iyi olması gerekir. Sigara içiyorsanız bırakınız, iyileşmeniz daha kolay olur.

Evde hazırlık: Ameliyattan sonra ev hayatı kolay ve güvenli olmalıdır. Gerekli eşyalara ve yerlere ulaşmak için çok dolaşmak ve merdiven inip çıkmak gerekmemelidir. Oturma odanızı aynı zamanda yatak odanız olacak şekilde düzenleyin.Yürürken ayağınıza takılabilecek eşyaları, elektrik kordonlarını kaldırın. Ev içi ulaşımı güvenli ve rahat hale getirin.

Yardım İçin Önlemler: Ameliyat olup eve geldikten sonra birkaç hafta çarşıya çıkamayacaksınız, araba kullanamayacaksınız; alışveriş için birilerine ihtiyacınız olacak. Eğer yalnız yaşıyorsanız birilerinin size bakmak üzere eve yarleşmesi gerekir. Ameliyat olmadan bunu da ayarlamalısınız.

Doktor ile son görüşme: Ameliyat kararı alındıktan sonra doktorunuz son defa sizi görür ve anestezi alacağınız için EKG, akciğer filmi çektirir ve kan ve idrar tetkikleri yaptırır. Böylece hangi tip anestezi almanız daha uygun olur belirlenmeye çalışılır. Şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve geçirmiş olduğunuz ameliyatlar varsa bunları doktorunuz bilmek ister.

Doktorunuza kullandığınız ilaçları da söylemelisiniz. Bunlardan bazısını ameliyattan önce kesmek gerekir. Diş sağlığınızın da iyi olması sağlanır. Unutmayın ki dişinizdeki bir iltihap ameliyat sonrası protezli dizinize atlayabilir. Ameliyat esnasında ve sonrasında kanama olacağı için önceden kendi gurubunuzdan kanlar temin olmalıdır.

 

Total Diz Protezi Ameliyatı

 

Ameliyattan birkaç gün önceden hastaneye yatmalısınız. Bu süre içerisinde tıbbi olarak ameliyata hazırlanırsınız. Anestezi doktoru da sizi görür ve muayene eder. Sizin için uygun olan anestezi şeklini belirler. Ameliyat öncesi rahat olmaya çalışın. Endişe etmekte haklı olabilirsiniz; büyük bir ameliyat olacaksınız ama unutmayın ki bu ameliyatın sonunda çok şey elde edeceksiniz.

Ameliyat hazırlığı: Ameliyattan önce yemeği ve içmeği kesmelisiniz. Bunun saati size söylenecektir. Ameliyat sabahı nabzınız, kan basıncınız ateşiniz ölçülür. Ameliyat esnasında gerekli ilaçları ve sıvıları vermek için damarınıza kanül takılır.

Risk ve komplikasyonlar: Diğer ameliyatlarda olduğu gibi total diz protezi ameliyatının da bazı riskleri ve komplikasyonları vardır. Bunlar şunlardır: Anestezi reaksiyonları, damar içi pıhtı oluşumu, iltihaplanma, dize yakın bölgelerde damar ve sinir yaralanmaları, diz kapağı çıkıkları.

Ameliyatın Yapılması: Ameliyat ekibi hazır olunca hasta ameliyat odasına alınır ve anestezi verilir. Anestezi hastayı tam uyutur ve ağrı duymamasını sağlar. Belden iğne yapılıp bacaklar hissiz hale de getirilebilir. Ameliyat, dizin ön kısmına yapılacak bir kesi ile başlar. Diz eklemi açıldıktan sonra uyluk ve bacak kemiğinin bir birlerine bakan uçları proteze uyum sağlayacak şekilde kesilir. Bu uçlara protez takılır. Protez takıldıktan sonra kesi dikilerek yara kapatılır.

Ayılma Odası: Ameliyat bitince ayılma hasta ayılma odasına alınır. Burada yakın olrak takip edilir. Ameliyat bölgesinde biriken kanın dışarı alınması için dizine bir boşaltıcı kanül; ayrıca, mesanesine de bir tüp takılmıştır. Anestezinin etkisi geçmeden ağrı kesici ilaçlar başlanır.

Şekil 57. Osteoartiritli dize (sol) protez konulmuş (sağ).

 

Hastane Bakımı

Hasta ayıldıktan sonra odasına taşınır. Artık hastanın yakınları ile hasta görüşebilir. Bu sırada bir miktar ağrı olabilir. Ağrının giderilmesi için bir takım önlemler alınır. Ameliyattan hemen sonra diz hareketlerine ve egzersizlerine başlanır.

Ameliyat günü hasta yakından izlenir. Ertesi günden itibaren hastanın dizi CPM adı verilen makineye bağlanır ve dizin bükülmesi bu makine ile sağlanır. Kan pıhtılaşmasını önlemek için verilen ilaçlara ek olarak hastaya özel çoraplar giydirilir.

Ameliyat ağrısının giderilmesi için damardan ve ağızdan ilaçlar verilir. Bazen de bele takılan bir kanül aracılığı ile ilaç omurilik boşluğuna gönderilir. Hasta kontrollü aneljezi yönteminden de faydalanılır. Bu yöntemde, hasta ağrı hissedince düğmeye basarak ilacını damardan kendisi verebilir. Bu yöntemlerle iyileşme süresinin ağrısız geçirilmesi sağlanır.

Hastanede kaldığınız süre içerisinde normal yaşantınıza nasıl döneceğiniz size öğretilir. Diz kaslarınızı nasıl kuvvetlendireceğiniz, nasıl yürüyeceğiniz, dizinizi nasıl kullanacağınız size gösterilir. Fizyoterapist eşliğinde egzersizlere başlarsınız.

Kasları güçlendirme: Fizik tedavi programınız basit egzersizlerle başlar. Bacağınızın kan akımını nasıl hızlandıracağınız ve şişliği nasıl azaltacağınız size gösterilir. Uyluğun ön kısmındaki kasın (kuadrisps) güçlendirilmesi gerekir. Bu kas güçlü olursa ekleminizi stabil kılar ve yeni dizinizle ağrısız yürümenizi sağlar.

Yeniden yürüme: Ameliyatı takip eden gün hasta yürümeye başlayabilir. İlk günler yürüteç yardımı ile yürütülür. Hastaya bir fizyoterapist veya bir yardımcı eşlik eder. Ameliyatlı bacağa ne kadar yük bindireceği hastaya öğretilir. Daha sonraki günlerde hasta yürüyeç yardımı ile tek başına yürüyebilir.

 

İyileşme Dönemi

Evde veya hastanede iyileşme süresi içerisinde yeni dizin korunması gerekir. Bunun için, kasları güçlendirecek ve diz hareketlerinin artıracak egzersizlere devam edilir. İlk günler riskli hareketlerden kaçınılmalıdır. Norma aktivitelere yavaş yavaş dönülmelidir. İlk günlerde diz hareketleri bir miktar kısıtlı olabilir, zamanla bu kısıtlılık azalır.

Kas gücünün artırılması: Güçlü kaslar dize binen yükleri azaltır, böylece protez daha uzun süre dayanır.

 

ARTROSKOPİ

Artroskopi eklem içindeki problemleri gösteren, ortopedi uzmanlarınca teşhis ve tedavi amacıyla kullanılan cerrahi bir yöntemdir. Kelime anlamı eklem içine bakmaktır.

Artroskopi yapacak doktor önce ciltte küçük bir delik açar; kurşun kalem kalınlığında ve içinde mercek ve ışık sistemi bulunan aleti bu delikten eklem içrisine yerleştirir. Bu aletten işık çıkar ve eklem içinin görüntüsü bu alet aracılığı ile TV ekranına yansıtılır. Böylece eklem içini görmek için büyük bir yara açmaya gerek kalmaz.

Eklem içinin durumu kamera aracılığı ile incelenir. Kıkırdak, bağ, menisküs gibi oluşumların durumu hakkında bilgi edinilir. Doktor bu görüntülere bakarak ilave bir işlem gerekip gerekmediğine karar verir. Gerekiyorsa ameliyatlar bu kamera aracılığı ile yapılır.

 

Artroskopi Niçin Gereklidir?

Eklem ağrılarında teşhis iyi bir tıbbi hikaye, fizik muayene ve röntgen ile konulur. Bunlara ilave olarak MR ve tomografiye de ihtiyaç olabilir. Artroskopi son teşhis için gereklidir. En doğru teşhis artroskopi ile konur.

Hastalıklar ve yaralanmalar kemiklerde, kıkırdakta, eklem bağlarında, kas ve tendonlarda hasarlara neden olabilir. Artroskopi ile bu hasarlar tespit edilir. Artroskopi ile teşhis edilen durumlar şunlardır:

* İnflamasyon

 Sinovit: Diz, omuz, dirsek, el bileği ve ayak bileğindeki eklem zarlarının iltihabı

      * Yaralanma

 Diz: Menisküs yırtıkları, kıkırdak hasarları, bağ yırtıkları

Omuz: Tendon kopmaları, sıkışma sendromu, tekrarlayan çıkıklar

* Artiritler ve Kıkırdak Aşınmaları

* Serbest Cisimler

Bütün eklemlerin içini artroskop ile incelemek mümkündür ama artroskop en sık diz eklemi ve daha sonra da omuz, dirsek, ayak bileği ve el bileği için kullanılır.

 

Artroskopi Nasıl Yapılır?

Artroskopi açık ameliyatlara göre çok daha kolaylıkla yapılan bir işlemdir. Ama bu işlem için de ameliyathane, özel aletler ve anestezi gerekir. İşlem, genel, spinal (belden yapılan iğne) veya lokal uyuşturucu ile ağrısız bir şekilde yapılır.

Bir santimetre uzunluğunda bir kaç cilt kesisi yapılır. Bu deliklerden artroskop ve diğer ameliyat aletleri eklem içerisine yerleştirilir.

Artroskopi özellikle teşhis için çok faydalıdır. Teşhis konulduktan sonra aynı anda tedavi de yapılır. Mesela, menisküs yırtıkları artroskopi ile kolaylıkla teşhis ve tedavi edilir.

Bazı eklem hastalıları (artritler) bu yöntemle tedavi edilir. Özellikle kıkırdak aşınması ile birlikte ve halk arasında “kireçlenme” olarak bilinen hastalığın tedavisinde bu yöntem faydalı olabilir.

Artroskopiden sonra ameliyat bölgesi bir bandaj ile sarılır. Ameliyat sonrası, o gün veya ertesi gün hasta eve gidebilir. Çoğunun ağrı kesiciye ihtiyacı olmaz.

Hekim, eve giderken hastaya hangi aktivitelerin yapılmaması gerektiğini söyler ve yapılması gerekli egzersizleri tarif eder. Kontrol muayenesinde ise dikişler alınır. Rehabilitasyon programına devam edilir.

Ameliyattan sonra tam olarak düzelinceye kadar geçecek süre problemin ve yapılan işlemin ne olduğuna bağlıdır. Artroskopi esnasında, hekim hastalığın veya yaralanmanın sadece artroskopi ile tedavi edilemeyeceğine karar verip açık ameliyata geçebilir veya daha sonra hasta ile durumu tartışarak bir başka zaman bu açık ameliyatı yapabilir.

 

Şekil 58. Diz eklemi ve artroskopi.

 

Artroskopi Sonrası

Ameliyat sargıları ertesi gün çıkarılır. Küçük yaralara pansuman yapılır. Artroskopi yapmak için açılan delikler birkaç gün içerisinde iyileşir.

Açılan deliklerin küçük olmasına ve artroskopi sonrası pek fazla ağrı olmamasına rağmen tam düzelme birkaç hafta alır. Düzelmenin erken olması ve bazı fonksiyonların yeniden kazandırılması için bazı egzersizlerin yapılması gerekir.

Problem çok ciddi değilse, hasta öğrenci ise, okuluna veya çalışan biri ise, iş yerine birkaç gün sonra gidebilir. Sporcular eğer fizik kondisyonları yeterli hale gelirse 4-6 hafta sonra spora dönebilir.

Yalnız şunun bilinmesi gerekir ki, artroskopi yapılan insanların problemleri ve artroskopi öncesi durumları birbirlerinden farklı olabilir. Dolayısıyla, hastaların düzelme süreleri de birbirinin aynısı olamaz.

 

• AYAK SORUNLARI

AYAK BİLEĞİ VE AYAĞIN ARTİRİTLERİ

Ayaktaki eklemlerde çeşitli nedenlerle artirit gelişebilir. Bu artiritlerin tam bir tedavisi olmamakla beraber uygulanacak bazı işlem ve yöntemlerle hastanın ağrılarının giderilmesi ve daha rahat bir hayat yaşaması sağlanabilir.

 

Tarif

 

Ayakta üç tip artirit görülür.

  • Osteoartirit

  • Romatoid Artirit

  • Yaralanma Sonrası Aririt

 

Osteoartirit

 

Osteoartirit, dejeneratif artririt olarak da bilinir. Halk arasında kireçlenme diye isimlendirilir. Orta yaşı geçmiş çok sayıda insanda bulunabilir. Yıllar geçtikçe kemiklerin birbirine bakan yüzlerindeki kıkırdak yıpranır ve aşınır. Sonuçta şişlik, ağrı ve hareket azlığı oluşur. Çok yavaş olarak ilerler ve belirtiler giderek şiddetlenir.

 

Romatoid Artirit

Romatoid artiritin osteoartiritten farkı sistemik bir hastalık oluşudur. İnflamasyon ile birlikte gider. Hastanın bağışıklık sistemi hastaya zarar verir hale gelmiştir. Hastalığın etkisi tüm vücutta görülür.

 

Yaralanma Sonrası Aririt

Ayak veya ayak bileğinin kırık ve çıkık gibi yaralanmaları sonucu gelişir. Osteoaririte çok benzer. Yaralanmadan bir süre sonra başlar ve ilerleyebilir.

 

Anatomi

Ayakta 28 kemik ve 30’dan fazla eklem vardır. Bu kemikler birbirlerine ligament (bağ) denilen dokularla bağlanır. Bu eklemlerden bir veya birkaçında artirit oluşursa ayağın dengesi bozulur ve yürüme bozulur.

Artiritin sık görüldüğü eklemler şunlardır:

 

  • Ayak bileği eklemi: Bacak kemikleri ile ayağın talus adı verilen kemiği arasındaki eklemdir.

  • Ayağın arka kısmındaki dört kemiğin birbirleri ile yaptığı üç eklem.

  • Tarak kemiklerinin ayağın orta kısmındaki kemiklerle yaptığı eklemler.

  • Başparmak tarak kemiğinin ayağın ucundaki küçük kemikle yaptığı eklem.

Belirtiler

Ayağın hangi eklminin tutulduğuna bağlı olarak belirti ve bulgular farklı olabilir. Sık görülen belirtiler şunlardır:

  • Ağrı ve hassasiyet

  • Sertlik ve eklem hareketlerinde kısıtlanma

  • Şişlik

  • Yukardaki durumlardan dolayı yürümede zorluk

Teşhis

Doktor teşhise gitmek için önce hastanın tıbbi hikâyesini öğrenir. Belirtilerin neler olduğunu sorar. Hastasını muayene eder ve bazı testler yapar.

 

Tıbbi Hikaye ve Muayene

Ne olduğunu anlamak için tıbbi hikâyenin bilinmesinin önemi vardır. Doktor, ağrının ne zaman başladığını, ne zaman artığını öğrenmek ister. Şikâyetlerin günün hangi saatlerinde daha fazla olduğu önemlidir. Ayrıca, yürümekle artıp artmadığı da teşhis için bilinmelidir.

Doktor hastasının bir yaralanma geçirip geçirmediğini de öğrenir. Eğer yaralanma geçirilmişse, onun zamanı ve nasıl bir yaralanma olduğu bilinmelidir.

Bir önemli husus da ağrını tek veya iki taraflı olup olmadığıdır. Ayrıca, vücudun diğer

 

Testler

Yapılacak testlerin başında yürüme analizi gelir. Hasta yalın ayak yürütülerek değerlendirme yapılır. Eklem hareketlerinin miktarı ve kasların gücü ölçülür.

Muayeneden sonra ayağın röntgenleri çekilir. Filmlerde ayak kemiklerinin durumu ve eklem aralıkları gözden geçirilir. Film çekilirken hastanın ayağını yere basması istenebilir.

Teşhise gitmek için bilgisayarlı tomografi, MRG, ve sintigrafiden de faydalanılır.

eklemlerinde de benzer şikâyetler varsa bunun doktor tarafından bilinmesi gerekir.

 

Tedavi

Artiritin tipine, tutulan ekleme ve hastalığın şiddetine göre farklı tedavi yöntemleri uygulanır.

 

Ameliyatsız Tedavi

Artiritli hastalarda uygulanabilecek tedavi yöntemleri şunlardır:

  • İnflamasyon giderici ve ağrı kesici ilaçlar

  • Bazı tabanlıklar

  • Hastanın ayağına uygun olarak yapılmış özel ayakkabılar

  • Ayak bileği cihazları

  • Baston veya koltuk değneği

  • Fizik tedavi ve egzersiz

  • Kilo azaltılması

  • Eklem içine iğne yapılması

Cerrahi Tedavi

Tıbbi tedavinin yetersiz kaldığı durumlarda ameliyat gerekebilir. Ameliyatın nasıl olacağı artiritin tipine, yerine ve eklemi ne kadar etkilediğine bağlıdır. Bazen birden fazla ameliyat gerekebilir.

Ayak bileğine ve diğer eklemlere artroskopik debridman (temizlik), dondurma ve artroplasti yapılabilir. Artroskopi ile eklemdeki tutulumun derecesi de belirlenebilir.

Ayak bileği artiritlerinde sık kullanılan bir yöntem eklemin dondurulmasıdır. Son yıllarda eklem artroplastisi (protez takılması) sık yapılır olmuştur. Eklemim dondurulmasının dezavantajı olan hareket kaybı bu ameliyat yönteminde yoktur. Hastanın ayak bileği hareketleri kaybolmaz.

 

YETİŞKİNLERDE DÜZTABANLIK

Düztabanlığın olup olmadığı kolay anlaşılır. Ayak tabanı ıslatıldıktan sonra yere basıldığında yerde ayak tabanının tamamının izi çıkarsa düztabanlık vardır. Çocukların çoğunda esnek düztabanlık vardır. Çocuk büyüdükçe ayağın arkı da belirgin olmaya başlar. Kasların güçlenmesi sonucu kemiklere yapışan tendonlar bunları yukarı doğru çekerek arkın oluşmasını sağlar. Daha sonraki yıllarda bu tendonlar yaralanırsa veya hastalık sonucu hasara uğrarsa düztabanlık oluşur.

Birçok yetişkinde ark yüksekliği azalmıştır ama ağrı ve başka bir problem yoktur. Doğuştan düztabanlık varsa veya tendonların hasarına bağlı olarak oluşmuşsa ağrı olabilir. Düztabanlık sadece ayak ve bacakta değil, belde de ağrı yapabilir. Yürürken, koşarken problem yaratıyorsa doktor tarafında muayene görülmesi gerekir. Şu durumlarda doktora gidilmelidir:

 

  • Uzun süre ayakta kalınca ayakta yorgunluk başlıyorsa

  • Ayağın arkının bulunduğu iç tarafta ağrı ve şişlik varsa

  • Ağrı nedeniyle spor yapılması zorlanmışsa

  • Romatoid artirit varsa ( Romatoid artriritli hastaların yaklaşık yarısında düztabanlık olur)

Teşhis

Evde yapılacak su testi ile düztabanlık olup olmadığı kolaylıkla anlaşılmasına rağmen doktorun hastayı görüp değerlendirmesinde fayda vardır. Doktor hastadaki bu düztabanlığın sebebini bulmaya çalışır. Sebepler, geçirilmiş kırık, çıkık, kopmuş tendon, artirit veya nörolojik bozukluk olabilir. Doktor sebebi bulmak için bazı testler yapar.

Düztabanlığın değerlendirilmesinde ayakkabının kullanılma biçimi de değer taşır. Tabandaki düzensiz aşınmalar da düztabanlığa işaret edebilir. Muayenede kasların gücü de kontrol edilir. Muayeneden sonra röntgen filimi çekilerek kemiklerin durumu gözden geçirilir.

 

Tedavi

Düztabanlık bir şikayet vermiyorsa tedavi gerektirmez. Eğer ağrı veya başka bir sıkıntı yaratıyorsa öncelikle konservatif yöntemlerle tedavi edilmeye çalışılır. Şu yöntemler faydalı olabilir:

  • Ayakkabıda bazı değişiklikler yapmak

  • Tabanlık gibi bazı destekleyici şeyler kullanmak

  • İnaflamasyon giderici ve ağrı kesici ilaçlar kullanmak

  • Yürüme cihazları

  • Eklem içine steroid enjekte etmek

  • İstirahat ve buz uygulanması

  • Fizik tedavi

Bazı durumlarda sorunun giderilmesi için ameliyat gerekebilir. Ameliyat ile kemikler istenilen duruma getirilir ve ağrı giderilir. Aşağıdaki yöntemlerden birisi hasta için uygun olabilir:

 

  • Kemikleri kaynatıp eklemi oynamaz hale getirmek

  • Kemikleri keserek yeni biçim kazandırmak

  • Kemik çıkıntılarını kesip, çıkarmak

  • Eklem içindeki ve tendon etrafındaki şiş dokuları temizlemek.

  • Tendonların yapışma yerini değiştirmek

Düztabanlık ciddi bir problemdir. Ağrı gibi şikâyetlere yol açıyorsa doktora başvurmak uygun olur.

 

DİYABETİK AYAK

Kan şeker düzeyi sürekli yüksek olan bir kimsede şeker hastalığı vardır. Nüfusun yaklaşık % 15’i şeker hastasıdır. Şeker hastası olanlarda diyabetik ayak denilen sorun gelişebilir. Bu durumda en sık karşılaşılan problem nörolojik bozukluğa bağlı ayaktaki duyuların kaybolmasıdır. Duyu olmayınca insan kendisini kolaylıkla yaralayabilir. Bu problem şeker hastalarının % 60-70’inde vardır.

Şeker hastalarında diyabetik ayak önemli bir risktir. Ayak sürekli kontrol altında tutulmalıdır. İhmalin sonucu ampütasyona kadar gidebilir.

Küçük yaralanmalar büyük sorunların başlangıcı olabilir. Ayaktaki ufak bir yara daha sonra çok önemli sorunlara yol açabilir. Ayakkabı seçimine, tırnak kesimine, ayaktaki çizilmelere ve kesikler çok dikkat etmek gerekir. Açılan yara iyileşmez ise iltihap büyüyebilir. Ayaktaki en ufak yara bile doktora gösterilmelidir. Hasta yarasını kendisi tedavi etmeye kalkmamalıdır.

 

Ayak için alınabilecek önlemler:

 

  • Ayağınızı her gün yıkayın. Yıkama suyunun sıcaklığını elinizle kontrol edin. Havlu ile yumuşakça kurulayın.

  • Ayağınızın cildini yumuşak ve nemli tutmak için kaliteli losyonlar kullanınız. Parmak aralarına losyon sürmeyiniz.

  • Tırnakları düz olarak kesin. Kenarlarını derin kesip yuvarlamayın.

  • Antiseptik ve diğer ilaçları ayağınıza sürmeyin. Radyatör veya elektrikli ısıtıcılardan ayağınız uzak tutun.

  • Kesici cisimlere çok dikkat edin.

  • Ayağınız ıslak tutmayın. Yumuşak ve sıkmayan çoraplar giyin. Kışın ayağınızı ılık tutun.

  • Sigara içmeyin ve bacak bacak üstüne atarak oturmayın. Her ikisi de ayağınızın dolaşımını bozabilir.

  • Yalınayak veya parmak arası terlik ile yürümeyiniz.

  • Ayakkabı seçimine dikkat edilmeli. Ayakkabı almak için, ayakların hafifçe şiştiği akşam saatleri tercih edilmeli. Ayakkabının ayağa uyumuna, sıkmamasına, topuğu ve ayak uçlarını vurmamasına dikkat edilmeli. Ayakkabının burnu geniş olmalı, parmakları sıkmamalı. Ayakkabı yeni alındığında en fazla 2 saat süre ile giyilmeli. Giymeden önce ayakkabıların içi kontrol edilmeli. Çok sıkı veya gevşek bağlanmamalı.

  • Çoraplar dikkatli seçilmeli. Temiz ve kuru olmalı. Delik olmamalı ve katlanmamalı. Yaz aylarında teri iyi emdiği için pamuklu çoraplar tercih edilmeli. Çorabın bacağa gelen kısmı çok sıkı olmamalı. 

Ayakta Şekil Bozuklukları

Ayakta duyu kaybolunca şekil bozukluğu riski başlar. Bu şekil bozuklukları ayakta yaralar açılmasına neden olabilir. Açılan yaralar zamanla iltihaplanır. Böyle şekli bozulmuş ayaklara Charcot (“şarko” okunur) ayak denir. Charcot ayak çok önemli bir sağlık problemidir. Bu durumda ayağa tam oturan ve yükü tüm ayağa yayan alçılar yapılır. Her hafta alçılar değiştirilir. Yaralar iyileşince alçı tedavisine son verilir. Ayağa uygun ayakkabılar giyilmesi önerilir. Şekil bozukluğu çok fazla ise ameliyat yapılır.

 

 

BAŞPARMAKTA ÇIKINTI

Başparmağı ayağa bağlayan eklemin iç tarafında çıkıntı oluşabilir. Bu çıkıntı zamanla büyüyüp bazı sıkıntılara neden olur. Özellikle kadınlarda bu şekil bozukluğu sık görülür. Ailevi özelliği vardır. Ucu dar ve sivri ayakkabı giyenlerde daha sık oluşur. Dar ayakkabı giyenlerde bu çıkıntıdan başka nasır, çekiç parmak gibi ek problemler de görülür.

Başparmakların birbirine bakan taraflarındaki bu çıkıntılar giderek büyür. Eklem hareketleri de kısıtlanır. Çıkıntının üzerindeki cilt kızarır ve hassas hale gelir. Dar ayakkabı giyince ağrılar daha da artar. Çıkıntının üzerinde bursa denilen yastıkçık gelişir. Başparmak zamanla yanındaki ikinci parmağa doğru eğilir. Hatta bu parmağın altına girer ve ikinci parmak başparmağın üstüne çıkmış olur. Çıkıntı ve şekil bozuklukları ilerlerse yürüme çok zor hale gelir. Eklemde artirit gelişir.

 

Tedavi

Bu çıkıntıların tedavisi çoğu zaman ameliyatsız yapılır. Olmaması için önlem almak en iyisidir. Alınacak en önemli tedbir, uygun ayakkabı giymektir. Uygun olmayan, özelliklede ucu sivri ve dar ayakkabılardan kaçınmak gerekir. Çok yüksek topuklu ayakkabı giymek de doğru değildir. Topuk yüksekliği 6 cm’yi geçmemelidir. Eğer çıkıntı oluşmuş ise, ayakkabının tarak kısmının sıkı olmamasına dikkat edilmelidir. Bu kısmı geniş olan ayakkabı seçilirse, ayak rahat eder.

Başparmaktaki bu çıkıntı büyümeye devam ederse veya diğer yöntemlerle ağrı giderilemezse ameliyat gerekebilir. Ameliyat ile kemik çıkıntısı alınır ve üzerindeki bursa da çıkarılır. Kemiğe yeni şekil verilir. Ameliyat sonrası iyileşme dönemi biraz uzun sürebilir.

 

TOPUK DİKENİ

Yataktan kalktıktan sonraki ik adımlarda topuğunuzda ağrı oluyorsa çok muhtemelen ayakta topuk dikeni (plantar fasiit) vardır. Bu durum genellikle ayak tabanındaki fasianın aşırı yüklenmesinden olur. Ayak tabanındaki bu bant şeklindeki sert doku (fasia) topuk kemiğinin alt kısmına yapışır. Bu yapışma yerinin inflamasyonu ağrılı olur.

 

 

Belirtiler

 

Plantar fasiit, kilosu fazla olanlarda, işi gereği sürekli ayakta duranlarda daha sık görülür. Uzun yürüyüş yapanlarda ve koşanlarda da bu ağrılı durum oluşabilir. Bacak arkası kasları gergin olanlar da risk altındadır.

Çoğu zaman ağrılar hafif olarak başlar ama zamanla artar. Topuğun tam altında hissedilir. Egzersizlerden sonra artabilir. Sabah kalkınca ilk adımlarda fazla olan ağrı daha sonra azalabilir ama günün ilerleyen saatlerinde tekrar şiddetlenebilir.

Tedavi edilmezse kronik hale gelir. Ağrılar yürüme biçimini değiştireceği için diz, kalça ve bel sorunlarına da neden olur.

 

Tedavi

 

İstirahat ve İlaç

Tedavini ilk ayağı istirahat etmektir.. Vücut ağırlığı inflamasyon geçinceye kadar ayağa binmemelidir. Günde 3-4 kere 20 dakika süre ile ağrılı yere buz uygulanmasının da faydası vardır. Doktor hastasına inflamasyon giderici ilaç verebilir. Bu ilaçların da hem inflmasyon gidermesi hem de ağrıyı dindirmesi açısından faydası vardır.

 

Egzersiz

Aşil tendonunu ve plantar fasiayı gerici egzersizler tedavide önemli bir yer tutar. Bu egzersizler hastalığı tedavi ettiği gibi tekrarlamasını da önler.

Şekil 59. Aşil ve fasiayı gerici brinci egzersiz.

Egzersizlerden ilkinde yalın ayak iken duvara karşı durulur ve bir ayak önde, diğeri geride iken öndeki ayağa doğru eğilinir. Bu sırada arkadaki ayağın topuğunun yerden kesilmemesi gerekir. Bu durumda 10 saniye kadar durulur. Bu hareket arka arkaya en az 20 kere tekrar edilir.

Şekil 60. Aşil ve fasiayı gerici ikinci egzersiz.

İkinci egzersizde, bacaklar birbirinden açık ve yalınayak durumunda bir masanın karşısında durulur. Masadan destek alınarak çömelinir. Bu çömelme sırasında topukların yerden kesilmemesi gerekir. Bu durumda 10 saniye kadar durulur ve sonra dik duruma geçilir. Bu hareket arka arkaya 20 kere tekrar edilir.

 

Rehabilitasyon

Plantar fasiiti olan hastaların yaklaşık % 90’ı tedaviye başladıktan sonra iyileşir. Bu hastaların tabanı şok emme özelliği olan ayakkabılar giymesi ve ayakkabının içine ark takviyeli tabanlık yerleştirmesi önerilir.

Tedavi uygulanmasına rağmen hastanın ağrıları geçmezse, topuğa kortizon iğnesi yapılır. Ayak alçıya alınarak 2 hafta kadar dinlendirilir ve daha sonra da gece atelleri verilerek ayak bileği 90 derece dik durumda tutulur. Seyrek olarak ameliyat da gerekebilir.

 

AŞİL TENDİNİTİ

Aşil tendiniti bacağın arka kısmının topuğa yakın kısmında ağrı yapan ve sık görülen bir durumdur.

 

 

Aşil tendonu vücudun en kalın tendonudur. Bacağın arkasındaki büyük kası topuk kemiğine bağlar. Bu kas ve tendon yürürken, koşarken ve zıplarken kullanılır. Bu aktiviteler sırasında tendona çok yük biner. Sonuçta dejenerasyon ve tendinit oluşabilir.

 

Tarif

Aşil tendiniti tendona tekrarlayan yüklenmeler sonucu oluşur. Bacak arkası kasları sert olanlarda bu durum daha sık görülür. Bazen tendonun topuk kemiğine yapıştığı yerde kemik çıkıntısı meydana gelir bu da ağrıyı artırır.

Aşil tendininitinin sık görülen belirtileri şunlardır:

 

  • Sabahları tendon boyunca sertlik ve ağrı

  • Günlük aktivite ile tendon üzerinde artan ağrı

  • Egzersizlerden sonra artan ağrı

  • Tendonda kalınlaşma

  • Kemik çıkıntısının oluşması

  • Tendonda özellikle aktivite ile artan şişlik

Bu belirtilerle doktora gidilince, doktor ayağı ve bileği muayene eder. Aşağıdaki bulguların olup olmadığını araştırır:

  • Aşil tendonu boyunca şişlik.

  • Tendonda kalınlaşma

  • Tendonun topuk kemiğine yapıştığı yerde kemik çıkıntısı

  • En fazla hassas olan yeri neresidir

  • Ayak bileğinde sertlik olup olmadığı

Muayene bittikten sonra, doktor röntgen ve MRG gibi testleri isteyebilir. Böylece tanıyı kesinleştirmek ister.

 

Tedavi

Ameliyatsız Tedavi

Aşil tendinitinde uygulanacak ameliyat dışı tedavilerle ağrı büyük ihtimalle azalır ve yok olur ama bu uzun bir süre gerektirebilir. Bazen birkaç ay sürebilir. Ameliyat dışı tedavi olarak şunlar yapılabilir: İstirahat, buz uygulaması, steroid olmayan inflamasyon giderici ilaçlar, egzersiz, fizik tedavi, kortizon enjeksiyonu, uygun ayakkabı,

 

Ameliyat

Gergin olan tendon kas uzatılarak rahatlatılır. Tendonun hastalıklı kısımları temizlenir. Kemik çıkıntısı varsa çıkarılır. Ameliyattan sonra ameliyatsız tedavi yöntemlerinin bazıları tekrar uygulanbilir.

 

AYAKKABI SEÇİMİ

Toplumun büyük çoğunluğunda ayak bileği burkulması olabilir veya diğer ayak sorunları görülebilir. Bunların görülme ihtimalini iyi ve uygun ayakkabı seçerek önleyebiliriz. İyi ve uygun ayakkabı seçiminde şu husus akılda tutulmalıdır: Ayaklar, hiçbir zaman bir çift ayakkabının şekline zorla uydurulmamalıdır. Ayakkabı ayın şekline uymalıdır. Ayağa uymayan ayakkabılar ayakta çıkıntılara, nasırlara, çekiç parmak oluşumuna ve diğer ayak problemlerine neden olurlar.

Ayakkabı alırken şunlara dikkat edilir:

 

  • Ayakkabı alırken her seferinde hem sağ hem de sol tek denenmelidir. Yaşlandıkça ayakkabı ölçüsü büyüyebilir.

  • Kadınlar topuğu 6 cm’den daha yüksek ayakkabı giymemelidir.

  • Denemeyi akşamüzeri, ayak hafif şiş iken yapılmalıdır.

  • Ayakkabının hem topuk kısmı hem de tarak kısmı ayağa uyum göstermelidir.

  • En uzun parmakla ayakkabının ön kısmı arasında 1 cm kadar boşluk olmalıdır.

  • İki ayak arasında büyüklük farkı varsa, büyük olan ayağın ölçüsüne göre ayakkabı seçilmelidir.

  • Yeni ayakkabılar yürüyerek denenmelidir.

  • Ayakkabı giyilince bütün parmaklar ayakkabının içinde bükülebilmelidir.

  • Uzun ve dar topuklar parmakların ayakkabının burun kısmında sıkışmasına ve üçgen biçimini almasına sebep olurlar. Bu durumda parmaklar ve ayağın ön kısmı basınç altında kalır


 

• OMUZ SORUNLARI

OMUZ EKLEMİ

Omuz eklemi vücudun en hareketli eklemlerinden birisidir fakat stabilitesi azdır. Bu hareketlilik sayesinde eller istenilen konuma kolayca getirilir. Sıklıkla yaralanmalara maruz kalır. Ayrıca, aşırı yüklenmeye bağlı problemler de sık görülür. Omuzun karmaşık bir yapısı vardır. Omuz anatomisi içerisinde üç kemik (Köprücük, kol ve kürek kemiği), dört eklem ve 26 kas vardır. Yaralanmalarını ve hastalıklarını anlamak için bu anatominin iyi anlaşılması gerekir.

 

Kemikler

Köprücük kemiği (klavikula): ‘S’ şeklinde olan bu kemik, dış tarafta kürek kemiğinin akromion denilen çıkıntısı ile, iç tarafta göğüs kemiği ile eklem yapar. Çok sayıda kas bu kemiğe yapışır. Omuz ve el üzerine düşmelerde kırık ve çıkıkları sıklıkla oluşur.

 

Kürek kemiği (skapula): Göğüs kafesinin arka tarafına yerleşmiş, üçgen biçiminde bir kemiktir. Omuz kemiğinin başının üst kısmında bulunan döndürücü manşeti oluşturan kaslar bu kemiğe yapışır. Arka yüzünde spina, yan tarafında akromion ve ön tarafında korokoid denilen üç çıkıntısı vardır. Bu çıkıntılara önemli kaslar yapışır. Akromion, sıkışma sendromu denilen rahatsızlığın oluşmasında rol oynar. Skapulanın glenoid denilen yüzeyi ile kol kemiği eklem yapar. Kol hareketlerinin çok önemli kısmı bu eklemden yapılır.

Kol kemiği (humerus): Omuz ve dirsek arasındaki uzun kemiktir. Yukarda kürek, aşağıda ulna kemiği ile eklem yapar. Omuz tarafındaki ucunda kemiğin başı ve anatomik ve cerrahi olarak isimlendirilen iki boyun vardır. Baş üzerinde birisi büyük, diğeri küçük olmak üzere, tuberositas denilen iki çıkıntı bulunur. Döndürücü manşet bu çıkıntılara yapışır.

 

Şekil 61. Omuz eklemini oluşturan kemik ve eklemler.

 

Eklemler

 

Köprücük kemiği ve akromion arasındaki (akromioklavikular) eklem: Köprücük kemiğinin akromion ile yaptığı eklemdir; az da olsa hareketlidir. İki kemiğin arsasında, eklem uymunu sağlamak üzere, kıkırdak yapıda bir disk vardır. Eklemin stabilitesini onun kapsülü ve korakoid çıkıntı ve akromion arasındaki bağ sağlar.

Köprücük kemiği ile göğüs kemiği arasındaki (sternoklavikular) eklem: Köprücük kemiği ve sternum arasınadır. Göğüs kafesi ve omuz kopleksi arasındaki tek gerçek eklem budur. Stabilitesini etrafındaki çok sağlam bağlar sağlar. Bu ligamentler köprücük kemiğinin rotasyonunu da önler. Eklemin hemen arkasında büyük damarlar vardır. Çıkıklarında önemli sağlık sorunları ortaya çıkabilir.

Kol kemiği ile kürek kemiği arasındaki (glenohumeral) eklem: Baş ve yuva biçiminde, olukça hareketli bir eklemdir. Skapulanın glenoid denilen yüzü ile humerusun başı arasındadır. Başın yuvası çok sığdır. Eklemin stabilitesini bağlar ve etraf kasların tonusu sağlar. Kolun çok hareketli olması bu eklemin temel özelliğidir.

Kürek kemiği ve göğüs kafesi arasındaki (skapulotorasik) eklem: Kürek kemiği kaburgaların üzerine yerleşmiştir. Göğüs kafesi üzerinde kayarak hareket eder ve kolun hareketli olmasında rol oynar. Skapulanın yerinde kalması kasların gücü sayesinde olur.

 

OMUZ AĞRISI

Omuz ağrısı yapan sebeplerin çoğu kemiklerden ziyade kas, tendon ve bağ gibi yumuşak dokulardan kaynaklanır. Bu sebepleri üç gurupta toplamak mümkündür:

  • Tendinitler, bursitler

  • Yaralanmalar, stabilite bozuklukları

  • Artiritler

Bu yazılanlardan daha seyrek görülen sebepler ise iltihaplar, tümörler ve sinirlerle ilgili problemlerdir.

 

Tendinitler

Tendonlar kasları kemiklere veya diğer dokulara bağlayan yapılardır. Tendinitlerin çoğu sebebi yıllarca süren yüklenmeler ve buna bağl oluşan yıpranmalardır. Bu durum ayakkabı tabanının uzun süre giyildikten sonraki eskimesine benzer. Genellikle tendinitler şu tiplerde olur:

  • Ani başlayan tendinitler: Genelikle kol yukarda yapılan egzersizlerin sonunda aşırı yüklenmeye bağlı olarak ortaya çıkar.

  • Uzun süreli tendinitler yaşlanmayla birlikte yıpranmaya bağlı olarak gelişir.

  • Yaralanmalar veya dejeneratif hadiseler sonucu tendonlarda yarılmalar ve yırtılmalar olabilir. Döndürücü manşet tendinitleri bu duruma güzel örnek teşkil eder.

 

Bursitler

Omuzun aşırı kullanılması bursalarda inflamasyona yol açabilir. Bu durumda bursalar şişer ve ağrılı hale gelir. Bursitler sıklıkla omuzun döndürücü kılıfının tendiniti ile birlikte olur. Ağrı ve şişlik nedeniyle omuz hareketleri kısıtlanır. Hareket kısıtlılığı uzun süre devam ederse donmuş omuz denilen klinik durum gelişir. Eklem iyice sertleşir, hareketler çok azalır. Bu durum zaman içinde kendiliğinden düzelebilir.

 

Yaralanmalar ve instabiliteler

Omuzdaki kemiklerin birisi yaralanma veya zorlanma sonucu yerinden oynuyabilir. Bu duruma instabilite denir. Bu instabilite bazen de tam çıkık şeklinde olabilir. Bazı kimselerde tam veya kısmi çıkıklar tekrarlayabilir. Bu kimselerde kol yukarı kalktığında rahatsızlık hissi ve ağrı oluşur. Tekrarlayan çıkıklar ameliyat gerektirebilir.

 

OMUZ ARTİRİTLERİ

Omuz bölgesindeki kol kemiği ile kürek kemiği arasındaki (glenohumeral) ve köprücük kemiği ile akromion arasındaki (akromioklavikular) eklemlerde artirit sık görülür. Omuzda ağrı olduğu zaman bunun hangi eklemden kaynaklandığının bilinmesi grekir ki tedavi mümkün olsun.

Omuzda üç tip artirit görülür:

  • Osteoartirit (kireçlenme): Eklem yüzlerini kaplayan kıkırdağın aşınması ile karekterizedir. Daha çok 50 yaşın üzerindeki kimselerde oluşur. Akromioklavikular eklemde daha sıktır.

  • Romatoid artirit (romatizma): Bu hastalık eklem zarlarının tutan sistemik bir hastalıktır. Her hangi bir yaşta ortaya çıkabilir. Genellikle iki omuz birden hastalanır.

  • Travmatik artirit: Omuzdaki kırık ve çıkık gibi yaralanmalardan sonra gelişir. Omuzun döndürücü manşetinin (rotatör kaf) yırtıkları da bu tip artiritlere yol açabilir.

 

Belirti Ve Bulgular

Omuz artiritlerinin en sık görülen belirtisi ağrıdır. Bu ağrı hareketlerle artar ve giderek şiddetlenir. Glenohomeral eklem artiritlerinde ağrı omuzun arka kısımlarında hissedilir ve hava durumundan etkilenebilir. Akromioklavikular eklem artiritlerinde ise ağrı omuzun ön kısmına lokalizedir. Romatoid artiritlerde ağrı, tüm omuzu kapsayacak kadar geniş bir alanda olabilir.

Diğer bir belirti de hareket kısıtlılığıdır. Eli saçlara götürmek veya yüksek bir rafa uzanmak zorlaşır. Omuz hareketleri sırasında tıkırtılar işitilebilir (krepitus).

 

Teşhis

Omuz artiritlerini teşhisi için iyi bir fizik muayene ve röntgen çekimi gerekir. Muayene esnasında şunlara bakılır:

  • Kaslarda zayıflama (atrofi)

  • Dokunmakla hassasiyet

  • Omuzun aktif ve pasif hareketleri

  • Omuz etrafındaki kas, tendon ve bağlara ait daha önce geçirilmiş yaralanmalara ait işaretler.

  • Diğer eklemlerde hastalık olup olmaması (romatoit artirite işaret eder)

  • Hareketlerde tıkırtı (krepitus)

Röntgenlerde artiritik eklemim eklem aralığı daralmış olarak görülür. Kemiklerde dikenimsi uzantılar olabilir. Eklem içerisine lokal uyuşturucu injekte edilince ağrının geçmesi teşhisi doğrular.

 

Tedavi

Diğer artiritlerde olduğu gibi omuz artiritlerinde de ilk tedavi konservatiftir:

  • İstirahat veya ağrıyı aktive eden hareketlerden vaz geçme faydalı olur. Kolu kullanırken dikkatli olmak gerekir

  • İnflamasyon giderici ve ağrı kesici ilaçlar kullanılır

  • Ağrının artığı dönemlerde 20-30 dakikalık buz uygulamaları inflamasyonu azaltır

  • Romatoid artirit varsa ona özel ilaçlar verilir

  • Osteoartiritte glukozamin ve kodiritin sülfat kullanımı faydalı olur

Konservatif yöntemler ağrıyı gidermede başarılı olmazsa cerrahi metodlara baş vurulur. Her ameliyatta olduğu gibi omuz cerrahisinde de komplikasyonlar olabilir ve bazı riskler vardır. Ortopedi doktoru bu riskleri ve komplikasyonları asgariye indirmeye çalışır.

Glenohumeral artiritlerinde total omuz protezleri veya sadece humerusun başının değiştiği parsiyel omuz protezleri takılabilir. Akromioklavikular eklem artiritlerinde ise, klavikulanın akromion ile eklem yapan ucundan bir parça kemik kesilerek çıkarılır. Oluşan boşluk daha sonra iyileşme dokusu ile dolar. Bu yöntemler, ağrının giderilmesinde genellikle etkili olur.

 

DONMUŞ OMUZ

Eğer elinizi başınızın üzerine, karşı omuzunuza ve sırtınıza götürmede zorluk çekiyorsanız omuz hareketleriniz kısıtlanmış demektir. Hareketlerin kıstlanması donmuş omuzun erken belirtisidir. Sebebi ne olursa olsun hareket kısıtlılığının genel ismi donmuş omuzdur.

 

Risk Altındakiler

  • Kadınlar erkekelere göre daha fazla risk altındadır.

  • Genellikle 40-65 yaşlarında başlar

  • Donmuş omuzluların % 10-20’sinde şeker hastalığı vardır.

  • Diğer kolaylaştırıcı faktörler şunlardır: Kolun yaralanma ve ameliyat gibi sebeplerle hareketsiz kalması; hipertiroidi; kalp-damar hastalıkları; klinik depresyon ve parkinson hastalığı.

 

Donmuş Omuzun Sebepleri

Donmuş omuzun sebebi tam olarak bilinmemektedir. Muhtemelen altta yatan inflamatuar bir hadise olabilir. Omuz ekleminin (glenohumeral) kapsülü sertleşir ve kontrakte olur (büzüşür). Bu durum da kol hareketlerini kısıtlar. Eklem yaralanması veya ameliyatı sonucu kolun uzun süre hareketsiz tutulması donmuş omuz ile sonuçlanabilir. Genellikle tek bir omuz tutulur ama hastaların üçde birinde her iki tarafta da hareketler kısıtlanmıştır.

 

Donmuş Omuzun Gelişimi

Donmuş omuz uzun süre içerisinde ve 3 devre halinde gelişir:

  • Birinci devre: Hareketle artan omuz ağrısı vardır ve geceleri şiddetlenir. Ağrı giderek artar ve hareketler kısıtlanmaya başlar. Bu devre yaklaşık 2-9 ay kadar sürer.

  • İkinci devre: Ağrı azalmaya başlar ama hareketler de ileri derecede kısıtlanmıştır. Karşı kolla kıyaslandığında hareketler % 50 oranında azalmıştır. Bu dönem 4-12 ayda sonlanır.

  • Üçüncü devre: Durum düzelmeye başlar. Çoğu hastada 12-24 ay içerisinde durum normala döner. Bazı hastalarda omuza hareket sağlamak için ameliyat gerekebilir.

 

Teşhis ve Tedavi

Teşhise gitmek için doktor hastayı öncelikle muayene eder ve altta yatan sebebi anlamak için röntgen çektirir. Tedavi ağrının giderilmesi ve hareketlerin yeniden kazandırılması esasına dayanır. Şunlar yapılır:

  • İnflamasyon giderici ve ağrı dindirici ilaçlar verilir.

  • Kaslar gevşetilir.

  • Ev egzersizleri ile kombine olarak uygulanan fizik tedavi yapılır. Germe egzersizleri ile eklem hareketleri artırılır.

  • Sıcak ve buz tedavisi uygulanır.

  • Kortizon injeksiyonu yapılır.

  • Aşağıda tarif edilen egzersizler yapılır.

Aylar süren bir tedavi programına rağmen düzelme sağlanamazsa ameliyat gerekebilir. Artroskopik cerrahi omuzun sertliğini alabilir ama bir egzersiz pogramı ile birlikte düşünülmekidir.

 

Önerilen Egzersizler

Baş üstü germe: Kolunuz yan tarafınızda duracak şekilde sırt üstü uzanınız. Sağlam tarafınızdaki elinizle diğer kolunuzu dirsekten tutup başınıza doğru kaldırın. Nazik bir şekilde omuzunuzu geriniz.

 

Şekil 62. Sırt üstü yatılır ve kol diğer el yardımı ile yukarı doğru kaldırılır.

 

Göğüs önünde germe: Ayakta durunuz, kolunuzu göğüs hizasına kadar kaldırınız; diğer elinizle dirseğinizden yakalayıp omuzunuzu nazikçe geriniz.

 

Şekil 63. Göğüs önüne doğru germe.

 

Havlu ile germe: Bir havluyu karşı omuzunuzun arkasından sarkıtınız. Elinizle havlunun alt ucundan tutunuz ve diğer elinizle havluyu yukarı doğru çekerek omuzunuzu nazikçe geriniz.

 

OMUZDA SIKIŞMA

Omuzdaki sıkışma yetişkinlerdeki omuz ağrılarının en sık görülen sebebidir. Omuzun döndürücü kılıfıının kol ile kürek kemiğinin omuz üzerindeki uzantısı arasında sıkışması sonucu meydana gelir. Döndürücü kılıf omuzun dört ayrı kasına ait tendonların birleşmesi ile oluşur. Bu kaslar kol kemiğini döndüren kaslardır. Bunlar aynı zmanda kolu askıda tutar.

Akromion kürek kemiğinin omuz üserindeki kısmına verilen isimdir. Humerus başının üst kısmındadır. Kol yukarı kaldırıldığında döndürücü kılıf humerusun başı ile akromion arasında sıkışır. Bu durum ağrıya ve hareket azalmasına yol açar.

Bu sıkışma döndürücü kılıf üzerine yerleşmiş olan bursanın inflamasyonuna veya tendonlarda tendinitlere (tendonların inflamasyonu) sebep olur. Bu sıkışmalar tekrarlarsa dödürücü kılıf yırtılabilir.

 

Risk Faktörleri

Skışma sendromu genç sporcularda görülebildiği gibi orta yaşlı kimselerde de görülebilir. Kol yukarda aktivitelerin sıklıkla yapıldığı yüzme, basketbol, tenis ve voleybol oynayan sporcularda daha sık oluşur. Sporcular dışında mesleği gereği kolları sürekli yukarda çalışanlar da bu klinik duruma adaydır. Basit bir yaralanma sonucu ağrılar başlayabilir ya da kendiliğinden de ortaya çıkabilir.

 

Belirtiler

Başlangıçta belirtiler hafiftir. Bu erken dönemde hastalar pek doktora gitmezler. Şu belirtiler görülür:

  • Dinlenirken veya hareket ettirirken omuzda hafif ağrılar

  • Ağrı omuzun ön kısmından kola doğru yayılır

  • Kol yukarı kaldırılınca ağrıda aniden artma olur

  • Kol yukarda aktiviteler yapan sporcularda ağrı artar

Şekil 64. Sıkışmaya bağlı olarak yırtılan tendon.

Sıkışma genellikle omuzun ön kısmında hafif bir şişlik ve hassasiyet meydana getirir. Kol yukarı kaldırıldığında ağrı artar ve hareket kısıtlılığı gelişebilir. Sorun devam ederse, geceleri de ağrılar olmaya başlar. Kolun kuvveti ve hareketleri azalır. Özellikle kolu arkaya, sırta gitmesi zorlaşır. Sorun sürekli hale gelirse, sonuçta donmuş omuz gelişebilir. Bu durumda kolun her yöne olan hareketi kısıtlanır.

 

Teşhis

Doktor teşhis için hastayı dinler ve belirtileri gözden geçirir. Daha sonra hastayı muayene eder ve omuzun filimini ister. Filmde özellikle sıkışmaya yol açan bir kemik yapının olup olmadığı araştırılır. Bazen film teşhis için yeterli olmayabilir. Bu durumda MR çekilebilir. MR’da bursa içinde sıvı ve tendonlarda inflamasyon hali görülür. Bazen de omuzun döndürücü tendonlarında yırtık görülebilir.

Teşhis amaçlı olarak bursa içine yerel uyuşturucu ilaç verilebilir. Bu injeksiyon sonucu ağrı geçerse teşhis doğrulanmış olur.

 

Ameliyatsız Tedavi

Başlangıçta ameliyat dışı tedavi uygulanır. Dinlenme ve kol yukarda aktivitelerden kaçınma faydalı olabilir. Ayrıca steroid olmayan inflamasyon giderici ilaçlar da kullanılır. Hareketlerin kısıtlanmaması için aktif egzersizler yapılır. Omuzun donması engellenir. Çok ağrılı dönemlerde bursa omuz içine kortizon da injekte edilebilir. Ayrıca fizik tedavi de uygulanabilir. Düzelme haftalar boyu sürebilir ve ağrılar geçip hareketler normale döner.

 

Cerrahi Tedavi

Cerrahi olmayan yöntemlerle ağrı geçmezse, doktor ameliyat önerebilir. Ameliyattan amaç sıkışıklığı önlemek ve döndürücü tendonlar için daha geniş bir alan oluşturmaktır. Böylece kol yukarı doğru daha rahat hareket eder ve bu hareketlerde ağrı oluşmaz. Ameliyat artroskop yardımı ile kapalı veya açık yapılabilir. Her iki yöntemde de sıkışılığa neden olan kemik çıkıntısı traşlanır ve sıkışma önlenir. Ameliyattan sonra kol bir askı içinde dinlendirilir. Ağrılar azalınca hareketler artırılır. Fizik tedavi ve rahabilitasyon program da uygulanabilir. Bü şekilde 2-4 hafta içinde ağrılar tamamen yok olabilir.

 

OMUZ ÇIKIĞI

Omuz, vücudun en hareketli eklemidir. Hemen her yöne hareket eder. Bu avantaj onun kolaylıkla çıkmasına yol açabilir. Omuz,vücuttaki en kolay çıkan eklemdir. Kısmi çıkıkta kol kemiği (humerus) başının bir kısmı yuvadan uzaklaşmıştır. Tam çıkıkta ise başın tamamı yuvanın dışındadır. Her iki durumda da kol hareketleri ağrılıdır.

 

Şekil 65. Humerus başı yuvanın önünde duruyor.

 

Belirtiler

Çıkık olunca kendisini şu belirtilerle belli eder:

  • Şişlik

  • Kol hareketlerinde kısıtlanma

  • Kol kuvvetinde azalma

  • Ağrı

Omuz çıkığında bazen tendon bağ yırtıkları da oluşur. Omuz eklemi öne, arkaya veya aşağı doğru çıkar. Sık görüleni öne doğru olan çıkıklardır. Kolun fırlatma pozisyonunda çıkık öne doğru olur.

 

Teşhis

Çıkık olunca omuz etrafındaki kaslar kasılıp kalır ve bu d a ağrıyı daha da artırır. Daha önce de birkaç kere çıkık olmuşsa, omuz insatabilitesinden söz edilir. Doktor hastayı muayene ettikten sonra film çekilmesini ister. Çıkığın nasıl oluştuğunun ve daha once de olup olmadığının doktor tarafından bilinmesi gerekir.

 

Tedavi

Doktor kemiğin başını yuvaya bir manevra yaparak yerleştirir. Buna kapalı redüksiyon denir. Baş yerine oturunca ağrı aniden azalır hatta yok olur.

 

Rehabilitasyon

Çıkık yerine konulunca kol bir omuz-kol askısında dinlenmeye alınır. Bu şekilde kol birkaç hafta dinlendirilir. Omuz üzerine günde 3-4 kere buz uygulanır. Ağrılar yok olunca omuza hareket kazandırlmak için egzersizlere başlanılır. Bu şekilde kaslar da güçlenmiş olur. Kol kaslarının güçlenmesi kolun daha sonra tekrar çıkmasını önler. Önceleri basit izometrik egzersizler yaptırılır daha sonra ağırlık çalışmalarına başlanır. Çıkıklar tekrarlarsa, ameliyat gerekebilir. Bu durum özellikle gençlerde sık görülür.

 

• DİRSEK SORUNLARI

DİRSEK (OLEKRANON) BURSİTİ

Bursalar kemik ile deri arasına yerleşmiş, içi kaygan bir sıvı ile dolu keselerdir. Genellikle kemik çıkıntıların üzerinde bulunur ve cildi koruduğu gibi onun daha rahat etmesini de sağlar. Olekranon bursası, dirseğin tam arkasında önkol kemiğinin ucunun üzerinde bulunur. Bu çıkıntıya olekranon denildiği için bursa da bu isimle anılır.

Normal olarak bursa şiş değildir ama baskılara maruz kalırsa inflamasyon gelişir ve içindeki sıvı artar. Bu duruma bursit denir.

Şekil 66. Olekranonun üzerinde şişmiş bursa.

 

Sebepler

Bursit birçok nedenle oluşabilir.

  • Yaralanma: Dirseğin arkasındaki çıkıntıya (olekranon) gelen sert bir darbe bursa içinde sıvı birikimine yol açabilir ve şişlik oluşur.

  • Uzun sureli baskı: Olekranonun tepesinin masa gibi bir sert bir cisme uzun sureli olarak bastırılması bursada şişmeye sebep olabilir. Bu durum dahaçok meslek ile ilgilidir.Bazı işlerde dirseğin uzun sure sert bir zemine dayanması gerekebilir.

  • İltihap: Böcek ısırması, delici bir yaralanma sonucu mikroplar bursa içine girebilir ve iltihabı başlatır. İltihaplanmış bursa şişer kızarır ve aşırı hassas hale gelir. Tedavi edilmezse bursa içindeki sıvı cerahata dönüşür.

  • Bazı hastalıklar: Romatoid artirit ve gut gibi bazı hastalıklarda bursit gelişebilir.

 

Belirtiler

 

Genellikle ilk belirti şişliktir. Bu şişlik ağrılı olur ve kişiyi rahatsız eder. Bursa üzerine bastırmakla ağrı artar. Bazen şişlik o kadar çok büyür ki eklem hareketleri kısıtlanır. Bursa iltihaplanırsa şişliğe ek olarak kızarıklık da görülür. O bölgede local olarak ısı artışı olur. İltihap kola yayılırsa durum daha ciddi bir hal alır. Bazen de iltihap kendiliğinden dışarı sızmaya başlar.

 

Doktor Muayenesi Ve Testler

 

Doktor once hastasından şikayetleri ile ilgili olarak bilgi alır. Daha sonra dirseği ve kolu muayene eder. Dirsekdeki bu şişliğin nedenini araştırmak için film ister. Dirsekde yabacı cisim, kemik çıkıntıs olabilir. Tekrarlayan bursiti olanlarda kemikte bir çıkıntı oluşabilir. Teşhis amacı ile bir enjektor ile bursanın içinden sıvı çekilebilir. Bu sıvı incelenerek hadisenin infeksiyon veya gut olup olmadığı anlaşılır. Kan testleri çok yarayışlı değildir.

 

Tedavi

Doktor bursanın iltihaplanmış olduğundan şüphe ederse, bursanın içinden sıvıyı çekip alır. Bu işlem ağrıyı da hafifletir. Alınan sıvı laboratuarda incelenerek iltihabın hangi mikrop tafafından oluşturulduğu anlamaya çalışılır. Bu baktiriye gore antibiyotik seçimi yapılır.

Eğer bursada iltihap yoksa, şu işlemler yapılabilir:

  • Dirsek yastıkçığı. Dirseğin çıkıntılı kısmı bir yastıkçık ile koruma altına alınır.

  • Aktivite değişikliği. Dirsek üzerine direk olacak yük bindirecek hareketlerden kaçınılır.

  • İlaç tedavisi. İnflamasyon giderici ilaçlar şişliği ve ağrıyı azaltabilir.

Bu yöntemler 3-4 hafta içinde sonuç vermezse doktor bir enjektör ile bursa içindeki sıvıyı çekip içeriye kortizon verebilir. Kortizon kuvvetli bir inflamasyon giderici ilaçtır. Bu ilaç ile genellikle iyi sonuç alınır ama şikayteler tekrarlayabilir.

Bursa iltihaplanmışsa, antibiyotik tedavisi tek başına sonuç vermez. İltihaplanmış bursanın ameliyat ile çıkarılması gerekir. Ameliyattan sonra dirsek birkaç gün dinlendirilir. Cilt 10-14 gün içerisinde iyileşir. 3-4 hafta sonra dirsek tam olarak fonksiyon kazanır.

 

DİRSEK OSTEOARTİRİTİ

Sebepler

Eklem kıkırdağı aşındığında veya yıprandığında dirsek ekleminde osteoartirit gelişir. Bu durum daha çok dirseği ilgilendiren kırık ve çıkıkları izler. Yaşın ilerlemesi ve kıkırdağın dejenere olması ile de gelişebilir. Osteoartirit daha çok diz ve kalça gibi vücut ağırlığını taşıyan eklemlerde görülür. Dirsek eklemine binen yük az olduğu ve sıkı bağların desteği ile eklemde instabilite olmadığı için dirseğin osteoartiritine çok az rastlanır.

 

Teşhis

Doktor osteoartirit teşhisini hastanın şikayetlerini dinleyerek ve dirsek filmini inceleyerek koyar. Filmde osteoartiritik bulgular vardır. MRG ve BT gibi ileri tanı yöntemlerine genellikle ihtiyaç duyulmaz. Dirsek osteoartiriti çoğu zaman daha once geçirilmiş bir dirsek yaralanmasını takip eder. Hastalık tipik olarak 50 yaşın geçmiş kimselerde görülür. Bazen de daha erken yaşlarda ortaya çıkabilir.

 

Risk Faktörleri ve Önleme

Dirsek osteoartiriti teşhis edilmiş hastaların çoğunda eklem yüzeyini ilgilendiren bir kırık veya çıkık hikayesi vardır. Aşağıdaki durumlarda osteoartirit riski artar:

  • Eklemin ameliyatını gerektiren geçirilmiş kırıklar

  • Eklem kıkırdağının kaybı

  • Kırık sonrası eklem yüzlerinin tam olarak onarılamaması

 

• EL SORUNLARI

KARPAL TÜNEL SENDROMU

Eldeki ağrıların ve uyuşmaların sık görülen sebeplerinden birisi de karpal tünel sendromudur (KTS). Median sinir ele ulaşan üç önemli sinirden biridir. El bileği seviyesinde karpal tünel denen bir boşlukta ilerler. Bu tünelin içinde ele gelen tendonlar da vardır. Bu tendonlar şişerse median sünire baskı yapar ve ağrıya neden olur. Kadınlarda daha çok görülür. Genel nüfus içinde görülme sıklığı ise % 10’dur.

 

Anatomi

Karpal Tünel, el bileğinin el ayası tarafında tünel şeklinde bir yapıdır. Tünelin alt tarafında el bileği kemikleri, üst kısmında ise kalın bir bağ (transvers ligament) vardır. Median sinir bu tünel içerisinde ilerleyerek ele ulaşır. Parmaklara giden tendonlar da bu tünelden geçer.

Şekil 67. El bileği anatomisi.

 

Sebepler

Karpal tünel içerisindeki basıncı yükselterek bu sendroma neden olan çok sayıda sebep vardır:

  • Heredite en önemli faktördür.

  • Elin aşırı kullanımı.

  • Elin uzun süre aynı hareketi tekrar tekrar yapması.

  • Gebelik ve menapozda görülen hormonal değişiklikler.

  • Şeker hastalığı, romatoid artirit ve tiroid bezi hastalıkları gibi tıbbi durumlar.

Bazen de herhangi bir sebep bulunmayabilir.

 

Belirtiler

Şikayetler herhangi bir yaralanma olmadan ve yavaş yavaş başlar. Elde ağrı, uyuşukluk ve hissizlik olabilir. Zaman zaman elde elektrik çarpması gibi bir duyu hissedilebilir. Genellikle elin baş parmak tarafındaki yarısı tutulur.

Şikayetler her hangi bir zamanda olabilir ama genellikle geceleri artar. Geceleri ağrı daha sık olur hastayı uykudan uyandırabilir. Gündüz saatlerinde elle bir şeyler tutulduğunda veya bir iş yapıldığında ağrı artabilir. Eli sallayarak veya silkeliyerek ağrıyı azaltmak mümkün olabilir.

Bazen değişik bir ağrı kola ve omuza doğru çıkar. Belirtiler önceleri gelir ve gider. Daha sonra kalıcı hale gelir. Kuvetsizlik ve hissizlik elle yapılan aktivitelerde zorluk yaratır. Hastalar ellerindekini düşürebilir. Hastalık ilerlerse el ayasındaki kaslardaki atrofi belirgin hale gelir.

 

Teşhis

 

Doktor teşhis koyabilmek için hastanın şikayetlerini dinler ve muayene ederek aşağıdaki testleri yapar:

  • Başparmakta kuvvet kaybı olup olmadığına bakılır.

  • Dirsekten kol uzatılır ve el bileği aşağı doğru bükülür. KTS varsa elde uyuşma ve ağrı olur.

  • El bileği seviyesinde median sinir üzerine basılınca belirtiler başlar veya artar.

  • Median sinire refleks çekici ile vurulunca el parmaklarında elektirik çarpmasına benzer bir duygu oluşur.

  • Baş parmak, işaret parmağı ve orta parmağın duyusu kontrol edilir.

Bu muayenelerden sonra el bileğinin röntgenleri çekilir. Eğer belirtiler sürekli ise ele gelen sinirlerin elektriksel olarak ölçümü (EMG) yapılır.

 

Tedavi

KTS erken teşhis edilip erken tedavi edilirse, ameliyata gerek kalmaz.

Ameliyatsız tedavi: Tedaviye el bileğini normal pozisyonda tutan bir gece ateli kullanılarak başlanılır. Eğer beliritler şiddetli ise, atel gündüz de kullanılır. Ayrıca, hastanın inflamatuar giderici ilaçları kullanması da istenir. Belirtileri artıran el harketlerinden ve pozisyonlarından kaçınmak gerekir. El bileği seviyasinde tunel içerisine kortizon injeksiyonu da yapılabilinir.

Ameliyatla Tedavi: Şikayetler ameliyatsız yöntemlerle geçmiyorsa gündeme ameliyat gelir. Özellikle ağrıların çok olduğu durumlarda ameliyat kararı daha kolay verilir.

Ameliyat ile karpal tunelin üst duvarı kesilir ve tunel genişletilmiş olur. Böylece medan sinir üzerindeki baskı azalır. Bazı cerrahlar bu ameliyatı bir küçük kamera aracılığı ile yani endoskopik olarak yaparlar.

Ameliyatın kanama, ilthap kapma, sinir yaralanması gibi komplikasyonları olabilir. Çok büyük problem olmaz. Ameliyattan sonra el yukarda tutulur ve parmaklar bol bol hareket ettirilir. Böylece şişliğin az olması sağlanır.

Hastaların çoğunda belirtiler ameliyattan sonra yok olur ama düzelme tedricidir. Elin kavrama ve sıkma kuvveti iki ay içerisinde geri döner. Ameliyat yapmada geç kalınmışsa, düzeleme de daha yavaş olur.

 

EL BİLEĞİ ARTİRİTLERİ

Artiritler vücudun diğer bölgelerinde olduğu gibi elde de gelişebilirler. El bileğinde ağrılara neden olur ve bu nedenle insanlar günlük aktivitelerini yapamaz hale gelir. Genellikle iki türü görülür: Osteoartirit ve romatoid artirit.

Osteoartirit (OA) (kireçlenme) kemiklerin yüzeyini kaplayan eklem kıkırdaklarını harap eden ve yavaş yavaş gelişen bir hastalıktır. Kıkırdaklar harap oldukça eklemde ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı artar. Özelikle başparmakta görülür. Yaralanmalar sonucu el bileğinde de gelişebilir.

Romatoid artirit (RA) eklem zarlarını tutan ve kemikleri, dokuları ve eklemleri harap eden sistemik bir hastalıktır. Genellikle eldeki küçük eklemlerden başlar. Eklemleri simetrik olarak tutar, yani hem sağ hem de sol tarafta aynı eklemlerde görülür.

 

Belirtiler

El bileğindeki OA kendisini ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı ile belli eder. Bu belirtiler sıklıkla sadece el bileğinde görülür. Romatoid artirit de kendisini ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı belirtileri ile kendini gösterir. Elin yakalayıp sıkma güzü azalır. Eldeki diğer küçük eklemleri de tutabilir. Bu durumda el fonksiyonları daha da azalır. El bileğindeki şişlikler sinirlerin sıkışmasına neden olabilir. Bu durumda karpal tünel sendromu denilen klinik tablo ortaya çıkar.

 

Teşhis

Doktor hastanın şikayetlerini dinler ve daha sonra muayene eder. Teşhise gitmek için röntgen çektirir ve bazı tahliller yaptırır. Kan bulguları her zaman değil ama bazen romatoid artirit teşhisini koydurtur. Kan testlerinin pozitif çıkmaması RA’i ekarte ettirmez.

 

Tedavi

Ameliyatsız tedavi: Erken dönemde ameliyat düşünülmez, ağrı ve şişliğin giderilmesine çalışılır. Bu amaçla şunlar yapılabilir:

  • Günlük aktivitelerde değişiklik yapılır.

  • El bileği kısa bir süre atel içinde dinlendirilir.

  • İnflamasyon giderici ilaçlar verilir.

  • Egzersiz programı verilir

  • Gerekirse eklem içine steroid enjekte edilir.

Artiritin tipine göre inflamasyon giderici ilaçlar ile birlikte farklı bazı ilaçlar da verilebilir.

Cerrahi tedavi: Ameliyatsız tedavi yöntemleri ile sonuç alınamazsa veya el fonksiyonları ileri derecede kaybolmuşsa ameliyat yapılabilir. Amaç ağrıyı yok etmektir. Ameliyatın tipine göre fonksiyonlar da kaybolabilir. Cerrahi tedavi olarak şunlar yapılabilir:

  • Artiritli kemikler çıkarılır.

  • Eklem dondurulur, el bileği oynamaz olur.

  • Eklem protezi uygulanır.

Bunlardan hangisinin hasta için uygun olduğuna doktor ile hasta birlikte karar verir.

 

TETİK PARMAK

Tetik parmak, parmak uçlarına gelen tendonların hareketinde kısıtlanma şeklinde olur. Parmak açılmak veya kapanmak istendiğinde önce bir zorlukla karşılaşılır daha sonra aniden parmak açılır veya kapanır. Bu nedenle tetik parmak adını alır.

 

Şekil 68. Tetik parmağın görüntüsü.

Tendonlar, parmak ucundaki yapışma yerlerine gelinceye kadar birkaç tane tünel biçiminde yapıların içinden geçerler. Bu tüneller tendonları yerinde tutar. Tendonlar kalınlaşırsa, bu tünellerde sıkışır ve hareket etmeleri zorlaşır. Parmak zorlukla açılıp kapanır. Bazen ağrılı olabilir.

Nedeni tam olarak bilinmez ama tetik parmak kadınlarda daha sık görülür. Hastalar sıklıkla 40-60 yaşlarındadır. Şeker hastalığı, romatoid artirit gibi sağlık problemleri olanlarda daha sık gelişir.

 

Belirtiler

Genellikle herhangi bir yaralanma olmadan başlar. El ayasında, tendonların geçtiği yerlerde küçük bir şişlik ve hassasiyet olabilir. Parmaklar uzun süre hareketsiz kalırsa şikayetler daha da artar. Bu nedenle, belirtiler sabahları daha belirgin olur. Hareket ettirildikçe belirtiler azalabilir.

 

Teşhis

Teşhis hastanın dinlenmesi ve muayene edilmesi ile konur. Eşliğinde başka sağlık problemleri olup olmadığı araştırılabilinir. Bunun için röntgen çekilebilir ve kan tetkikleri yapılabilir.

 

Tedavi

Belirtiler hafif ise, istirahat tedavi için yeterli olabilir. Parmak bir atel ile dinlenmeye alınır. İnflamasyon giderici ilaçlar da verilebilir. Erken durumlarda ve hastada şeker hastalığı yoksa, kortizon enjeksiyonu da uygulanabilir.

Tetik parmak tehlikeli bir durum değildir. Onun için ameliyat kararını kişiseleştirmek gerekir. Belirtiler çok ciddi ise ve diğer yöntemlerle geçmiyorsa ameliyat akla gelir. Eğer parmak bükük durumda kalmışsa kalıcı sertlik oluşmaması için cerrahi tedavi şart olur. Ameliyat ile tünel serbestleştirilir. El ayasında yapılacak küçük bir kesi ile bu işlem yapılabilir. Bazen de bu işlem bir enjektör iğnesi ile yapılır. Ameliyattan sonra parmak hareketlerine hemen başlanır. Elin şişmemesi ve ameliyat sonrası devrenin rahat geçmesi için bir müddet elin yukarda tutulması istenebilir.

 

GANGLİON KİSTLERİ

 

Şekil 69. Ganglionların sıklıkla bulunduğu yerler.

Ganglion kistleri el bileği ekleminden veya tendon kılıflarından kaynaklanır. El bileğinin farklı yerlerinde ortaya çıkabilir. El bileğinin sırtında da olabilir, el ayası tarafında da bulanabilir. Bazen de parmaklarda olur.

 

Sebepleri

Ganglion kistinin içinde yumurtanın beyazına benzeyen bir sıvı bulunur. Neden oluştuğuna dair tam bir bilgi yoktur. Kadınlarda daha sık görülür. El bileğine fazlaca yük bindiği için jimnastik yapanlarda görülme sıklığı genel nüfusa göre daha fazladır.



Belirtiler

İçi sıvı ile dolu bu kistler el bileğinde seyreden sinirlere baskı yaparsa ağrıya neden olur. Bazen çok büyür ve bileğin görünüşünü bozabilirler. Ganglionlar eklemden kaynaklanır ve bir sap ile eklemle bağlantılarını devam ettirir. Kemik ve kasların arasından cilt altına kadar gelirler. El bileği aktifleştikçe kist de büyür. İstirahat ise kisti küçültür.

 

Teşhis

Doktor hastasına ganglionun ne zamandan beri var olduğunu, büyüklüğünün değişip değişmediğini ve ağrı yapıp yapmadığını sorar. Ganglion üzerine basarak hassas olup olmadığına bakar. Röntgen çektirerek değerlendirir. Bazen MR ve ultrason yaptırmak de gerekebilir.

 

Tedavi

Başlangıçta tedavi ameliyatsız yapılır. Ganglion kansere dönüşmediği ve zamanla kendiliğinden kaybolabileceği için herhangi bir işlem yapılmaz. Beklenmeyen gelişmeler açısından hasta belirli aralıklarla kontrola çağrılır. Aktivite kisti büyüttüğü için el bileği istirahate alınır. Bunun için el bileği bir atel ile hareketsiz kılınabilir. Kist küçüldükten sonra hastaya egzersiz yapması tavsiye edilir. Kist çok büyürse ve ağrıya neden olursa bir enjektör yardımı ile boşaltılabilir. Bunun için önce lokal olarak uyuşturma gerekebilir.

Bu yöntemler başarılı olmazsa ve kist büyürse, ameliyatla çıkarılabilir ama tekrarlamayacağına dair bir garanti yoktur. Tekrarlamaması için eklem kapsülü veya tendon kılıfına da müdahale gerekebilir. Ameliyattan 2-6 hafta sonra el bileği normal hale kavuşur.

 

BAŞPARMAĞIN ARTİRİTİ

Artirit eklemde hasar yaratan ve onu harap eden bir durumdur. Çok çeşitli artiritler vardır ama başparmağı tutan artirit osteoartirittir (kireçlenme).

 

Eklemi yapan kemiklerin ekleme bakan yüzleri düzgün bir kıkırdak ile kaplıdır. Bu kıkırdak hareketlerin sorunsuzca yapılmasını sağlar. Kıkırdak dokusu kemik gibi sert olmadığı için birbiri ile sürtününce kolaylıkla aşınmaz ama bazı durumlarda kıkırdak doku yıpranır ve osteoartirit başlamış olur. Başparmağın kaidesindeki eklem başparmağın farklı yönlerde hareket etmesini sağlar. Böylece, el birçok fonksiyonu başarı ile tamamlar.

Başparmağın kaidesindeki bu eklemin artiritleri erkeklerden çok kadınlarda görülür. Hastalar genellikle 40 yaşın üzerindedir. Daha önce geçirilmiş kırık veya diğer yaralanmalar eklemde artirit gelişme riskini artırır.

 

Belirtiler

  • Elin başparmak kullanılarak yapılan anahtar çevirme, kapıyı açma gibi tutma, sıkma ve döndürme hareketlerinde ağrı.

  • Başparmak kaidesinde şişlik ve ağrı.

  • Elin uzun süreli kullanımlarında rahatsızlık hissi.

  • Elin sıkıştırma ve çimdikleme hareketlerinde güç kaybı.

  • Eklem üzerinde sert kabartı.

  • Başparmak hareketlerinde kısıtlanma.

Teşhis

Doktor, hastasına şikayetleri hakkında sorular sorar. Daha önce bir yaralanma geçirip geçirmediği, hangi hareketlerle ağrısının arttığı hakkında bilgi edinir. Muayenede, başparmak kaidesinde hassasiyet ve şişlik tespit edilir. Başparmak kaidesine doğru bastırılarak yaptırılan hareketlerde tıkırtı şeklinde sürtünme sesi duyulabilir. Teşhisi doğrulamak için röntgen çekilir. Filmde, eklemdeki bozuklukları görmek mümkün olur. Başparmak artiriti ile birlikte karpal tünel sendromu da olabilir. Hasta bu yönden ayrıca değerlendirilir.

 

Tedavi

Bu artirit hastalığın erken dönemlerinde ameliyatsız tedavi yöntemlerine iyi cevap verebilir. Bu amaçla, her gün beş ile on beş dakika arasında defalarca buz uygulaması yapılır. İnflamasyon giderici ilaçların da faydası olur. El bileğini ve başparmağı dinlendirici ateller kullanılır. Bu ateller geceleri veya gün aşırı gündüzleri takılır.

Ameliyatsız tedavi ile sonuç alınamadığında ameliyat akla gelebilir. Bu hastalıkta çok farklı ameliyatlar yapılmaktadır. Ağrının yok edilmesi için başparmak dondurulur. Bu takdirde başparmak artık kaide seviyesinde hareket edemez. Bazen de eklemi kurtarıcı ameliyatlar yapılır. Bunun için iki kemik arasına tendon veya yapay maddeler konur. Doktor ameliyattan önce hastasına gerekli bilgileri verir.

Ameliyattan sonra başparmağa alçı sarılabilir. Bu alçı birkaç hafta kalır. Alçı çıktıktan sonra rehabilitasyon programına başlanılır. Bu program ile başparmak eski gücüne kavuşur. Bu programın başında bazı rahatsızlıklar olabilir ama sonuçta hasta normal aktivitesine döner.

 

• ATLETİK PERFORMANS

ATLETİK PERFORMANS

Son yıllarda en çok kullanılan terimlerden birisi de performansdır. Performans sporda başarılı olma halidir. Sporcu ne kadar başarılı ise, performansı o derece iyidir. Atletik performansın kalitesini üç faktör belirler: Fizik özellikler ve kabiliyet; atletik maharet ve mental davranışlar. Fizik özellikleri ve kabiliyetleri kişinin genetiği belirler. İdmanlarla gelişme sağlanabilir ama belirli oranda. Büyük sporcular genetik olarak yüksek özelliklere sahiptir. Bunlar aynı zamanda yaptıları sporun gerektirdiği hareketleri mahirane bir şekilde yaparlar. Yani, teknik kapasiteleri de yüksektir. Sporun gerektirdiği biçimde davrandıkları takdirde başarıyı yakalarlar.

FİZİK ÖZELLİKLE VE KABİLİYETLER

Fizk özellikler şunlardır:

  • Vücut büyüklüğü,

  • Vücut yapısı ve kompozisyonu

Fiziki kabiliyetler şunlardır:

  • Kas gücü,

  • kas kuvveti,

  • kas dayanıklılığı,

  • hız,

  • esneklik,

  • çeviklik ve

  • kalp-akciğer dayanıklılığı

 

Fizik Özellikler

Fizik özellikleri vücut büyüklüğü ve vücut kompozisyonu şeklinde iki ayrı faktör olarak değerlendirmek mümkündür.

Vücut Büyüklüğü

Farklı sporlar farklı fizik ölçüler gerektirir. Basketbolcular uzun boylu olurlar ama jimnastikçiler genellikle kısa boyludur ve ince yapılıdırlar. Her boydaki insanın yapabileceği ve başarılı olabileceği sporlar vardır. Tenis, futbol ve güreş bu tüp sporlardır.

Çocuklarda, ileriye doğru tahmin yapılarak, yetişkin hayatta ulaşacağı boy uzunluğu hesap edilebilir. (tablo) Çocuk iki yaşına geldiğinde, erişkin hayattaki boyunun yaklaşık yarısı kadardır. Kızlar 7, oğlanlar 9 yaşına gelince, erişkin boylarının %75’ine erişmiş olur. Boy uzunluklarının % 99’una kızlar 15, erkekler 17 yaşında ulaşır.

Vücut ağırlığı bir büyüme eğrisi takip eder. Çocuklar, adolesan dönemlerindeki hızlı büyüme süresine kadar, yılda ortalama 2.5 kg ağırlık kazanır. Bu hızlı büyüme devresinde ise, kızlar 14-16, oğlanlar ise 18-20 kg daha kazanır. Erişkin hayatttaki ağırlığın ne olacağını tahmin etmek zordur. Çünkü bu ağırlığı belirleyen çok sayıda faktör vardır. Beslenme, yapılan egzersizin miktarı ve ne olduğu bu faktölerden önemli olanlardır. Gene de vücut tipi büyük oranda genetikle ilgili olduğu için, anne ve babaya bakarak bir tahmin yapmak mümkündür.

Vücut Kompozisyonu

Vücut kompozisyonu, kas, su, yağ ve kuru ağırlıktan ibarettir. Spor terminolojisinde, vücuttaki ağırlıklar yağ ve yağ dışı ağırlıklar olarak iki gurup olarak anılır. Bu ağırlıkların sportif faaliyetlerdeki rolü farklıdır. Yağ dokusu fizik aktivitelerin çoğunu metabolik ve mekanik olarak menfi yonda etkiler. Vücudun ileri ve yukarı doğru hareketlerini mekanik olarak zorlaştırır. Hareketleri kolaylaştırıcı değil, engelleyici rol oynar. Hız, kuvvet ile doğru, kütle ile ters orantılıdır. Vücut yağ dokusu kütleyi artırır fakat hızı düşürür. Bir çarpışma esnasında, kuvvetin absorbe edilmesi ve momentin yüksek olması gereken durumlarda bir miktar yağ ağırlığının faydası da vardır. Yüzücülerde ise bir miktar yağ dokusunun olması sporcunun su üstünde kalmasını kolaylaştırır. Yağ ağırlığının fazla olması sportif faaliyetler için gerekli enerji miktarını da artırır. Şampiyon sporcuların ağırlıkları, boyları ve yağ oranları ölçülerek ideal sayılar bulunmaya çalışılmıştır.

Fizik Kabiliyetler

Vücudun fizik kabiliyetleri kas kuvveti, kas gücü, kas dayanıklılığı, hızlılık, çeviklik, esneklik ve kalp-akciğer dayanıklılığı olarak değerlendirilir.

Kas Gücü, Kuvveti, Dayanıklılığı

Kas gücünü, o kasın karşı koyabildiği direnç belirler. Kas ne kadar fazla bir dirence karşı durabiliyorsa o kadar güçlüdür. Bu güç, kasın büyüklüğüne, biyokimyasal özelliklerine ve kasa gelen sinir liflerinin durumuna bağlıdır. Erkeklerin kol kasları kadınlarınkinden % 30-50 oranında daha güçlüdür. Fakat bacak kaslarındaki güç farkı bu orandan daha azdır.

Kas kuvveti, güç ve hızın bileşimidir. Kütle ile hızın çarpımı kuvveti belirler. Kısa mesafe koşucuları kuvvetli olmak zorundadır. Kuvvet her sporda önemlidir. Sporcunun harekete hızlı başlamasını, hızlı hareket etmesini ve daha yükseğe zıplamasını sağlar. Kuvvetli sporcular topu veya herhangi bir cismi daha uzağa ve daha hızlı biçimde atabilir.

Lokal kas dayanıklılığı, kasın yorulmadan tekrar tekrar kasılabilme kapasitesidir. Bu özellik de bütün sporlarda önemlidir. Kas dayanıklılığını esas olarak genetik yapıya bağlıdır. Özel idmanlarla belirli oranda dayanıklılık artırılabilir.

Hız

Hız, vücudu veya onun bir kısmını hızlı bir şekilde hareket ettirme yeteneğidir. Hız, kas kuvveti ile ilgilidir. Koşma, atlama ve fırlatma gibi aktiviteler için önemlidir. Sporcunun ne hızda koşacağı çeşitli faktörlere bağlıdır. Özellikle genetik yapı önemlidir. Kasların yapısı ve sinir kas ilişkisi hızın belirlenmesinde önemli rol oynar. Kaslar iki tip liflerden oluşmuştur. Bunlar, hızlı kasılabilen ve daha yavaş kasılabilen liflerdir. Kas içerisinde hızlı kasılabilen liflerin oranı yüksek ise o kas sorcunun hızlı olmasını; yavaş kasılabilen liflerin oranı yüksek ise, bu tip kaslar da sporcunun dayanıklı olmasını sağlar. Birinci gurupta olanlar kuvvetlidir ama aerobik kapasiteleri düşüktür; ikinci guruptakilerin aerobik kapasiteleri yüksektir, geç yorulurlar. Meydana getirdikleri kuvvet ise daha azdır.

 

Esneklik

Esnekliği bir eklemin veya bir gurup eklemin (omurga) yapabildiği hareketlerin miktarı belirler. Bütün sporcuların hareketlerini akıcı bir şekilde yapmaları ve yumuşak doku yaralanmalarından kaçınmaları için esnek olması gerekir. Esneklik kemiklerin yapısına, birbirleri ile olan ilişkilerine, eklemlerin yapısına ve eklem civarındaki kas ve yağ dokularının miktarına bağlıdır. Bunlar içerinde önemli olan eklemleri birbirine bağlayan bağların, eklem civarındaki kasların ve tendonların yapısıdır. Genetik özellikler önemli olmakla beraber özel bir takım egzersizlerle esnekliği artırmak mümkündür. Kazanılan esnekliğin korunması için bu egzersizlere devam edilmelidir. Esneklik bir eklem için artırılırsa bu diğer eklemleri ilgilendirmez. Bu nedenle vücuttaki tüm eklemler çalıştırılmalıdır.

Çeviklik

Çevikliğin tarifini yapmak zordur. Esas olarak kişinin manevra yeteneğini bildirir. Çeviklik, pozisyon hissini ve dengeyi kaybetmeden vücut hareketlerinin şeklini ve yönünü hızlı bir biçimde değiştirme kabiliyetidir diyebiliriz. Heredite ile ilgilidir ama egzersizlerle çeviklik artabilir. Yarışma sırasında yapılan hareketler idmanlarda sık sık tekrar edilerek bu özellik geliştirilir.

Kalp-Akciğer Dayanıklılığı

Kalp-akciğer dayanıklılığı, vücudun tamamı ile yapılan egzersizleri sporcunun uzun süre yapabilmesidir. Lokal kas dayanıklılığı kasın gücü ve yapısı ile; kalp-akciğer dayanıklılığı ise oksijenin dokulara taşınması, kalp, damar ve solunum sistemlerinin yapısı ile ilgilidir. Sporcunun bir dakikada kullanabildiği oksijen miktarı (VO2 Maks) ile ölçülür. Sporcunun VO2 Maks’ı ne kadar büyükse o kadar uzun süreli egzersizleri yorulmadan yapabilir.

VO2 yaş, cinsiyet, sağlık durumu, heredite ve idmandan etkilenir. Her iki cisiyette, 8 pdaha fazla olmaya başlar. En üst değere 20 yaşında ulaşır ve 30 yaşına kadar sabit seyreder. Daha sonra yaşla birlikte azalır.

VO2 dayanıklılık gerektiren, uzun mesafe koşuları, mukavemet kayağı gibi sporlarda çok önemlidir; muhakkak yüksek olmalıdır. VO2 değerini büyük ölçüde hhhhheredite belirler. İdmanlarla artırılır. Ama belirli bir noktadan sonra artış olmaz. Bu değeri artırmak için büyük kas guruplarını uzun süreli ve ritmik olarak çalıştırmak gerekir.

 

ATLETİK MAHARET

Maharet, özel bir işi ve görevi etkili bir biçimde yapabilme yeteneğidir. Atletik maharetin düzeyi biraz herediteye, daha fazla ise yıllarca süren tekrarlara bağlıdır. Sporcu belirli bir hareketi öğrenince, adeta bir sinir-kas bilgisayarı gibi hareket eder. Dolayısıyla erken yapılmaya başlanılan ve çok tekrar edilen hareketler daha mükemmel yapılır. Sporcu bir hareketi yapmayı yanlış öğrenmişse, bunu düzeltmek çok zordur. Hareket bir kere doğru olarak öğrenilince, onun nasıl yapıldığı beyin tarafından muhafaza edilir. Yıllar sonra bile hareket doğru biçimde yapılır.

İdmanlarda hareketler devamlı tekrar edilmelidir. Bu şekilde hareket daha seri ve doğru biçime yapılır. Maçda hangi hareketler yapılıyorsa onların tekrarı önemlidir.

 

MENTAL DAVRANIŞLAR

Her sporcu için mental davranışlar hayati önem taşır. İyi bir mentalite için şunlar gereklidir:

  • Verilen talimatlara uyma düşüncesi,

  • Şiddetli kazanma arzusu,

  • Çok çalışma arzusu,

  • İlgi duyduğu diğer şeylerden uzak durma yeteneği

  • Daha iyisini yapabilmek için kendini kontrol edebilme isteği.

  • Özgüven

Bazı sporcular verilen talimatlara iyi bir şekilde uyar. Antrenörünün talimatlarını kişisel eleştiriye baş vurmadan uygular. Bazıları ise söz dinlemez, hatta kendisinin daha iyi bildiğini iddia eder; talimatları uygulamaz. Bütün sporcular, hatta şampiyonlar bile antrenörün isteklerini yerine getirmelidir.

Maç esnasında iyi mücadele vermesi için, sporcunun gayretli ve hevesli olması (motivasyon) gerekir. Bu heves ile daha çok ve verimli idman yapar. Heves öğretilemez, sporcunun içinde olmalıdır. Hırslandırmak faydalı olabilir.

Sporcunun müsabaka esnasında kendini kontrol edebilmesi, onun başarısı için önemlidir. Bazı sporcularda bu kontrol doğal olarak vardır. Bazı sporcularda ise geliştirmek gerekir. Antrenör ve sporcunun yakınları bu konuda kendisine yardımcı olmalıdır.

Sporcunun kendisine ve arkadaşlarına güvenmesi gerekir. Bu güven duygusu, kibirlenme ve diğer sporculara yukardan bakma anlamı taşımamalıdır. Özellikle iki kişinin karşılıklı micadele ettiği sporlarda ( boks, güreş) kendine güven daha da önemlidir. Kendisini rakibinden daha aşağı bulan bir sporcunun kazanma şansı daha azdır.

 

ATLETİK POTANSİYELİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Kas dayanıklılığını, kuvvetini, gücünü, sporcunun hız ve çeviklik yeteneğini, esnekliğini ve kalp-akciğer dayanıklılığını ölçmek için 7 ayrı test vardır. Bu testleri sahada yapmak mümkündür. 14 yaşın üzerindeki herkeste bu testler yapılabilir.

Test sonuçlarına göre özellikler 5 derceye ayrılır. Bu derecelendirmeye göre ‘0’ sporcu seviyesinin altı, ‘1’ orta, ‘2’iyi, ‘3’ pekiyi, ‘4’ mükemmel olarak değerlendirilir.

Testler

Kas gücünün ölçümü: Yüksek bir bar ellerle tutularak asılınır. Bu asılma pozizyonunda vücut çene barın üzerine çıkacak kadar yukarı doğru çekilir ve tekrar başlangıç pozisyonuna dönülür. Yoruluncaya kadar bu hareket tekrar edilir ve tekrar sayısı kaydedilir.

Kas kuvvetinin ölçümü: İki ayak aynı hizada tutularak ileri doğru, mümkün olduğu kadar uzağa atlanılır. Topukların yere değdiği nokta işaretlenir. Başlangıç çizgisi ve bu nokta arasındaki mesafe ölçülürç Kısaca, durarak uzun atlanılır.

Kas dayanıklılığının ölçümü: Yere sırt üstü yatılır. Eller ensende bağlanır. Dirsekler dizlere dğecek şekilde oturulur ve tekrar yatılır. Bu hareket bir dakika süre ile hareket tekrar edilir ve tekrar sayısı kaydedilir.

Hız ölçümü: 50 metre mesafe süratle koşulur ve süre kaydedilir.

Çevikliğin ölçümü: 6 pozisyonlu hareket serisi 20 saniye süre ile yapılır ve bu süre içinde bitirilen seri sayısı ve pozisyonun numarası belirlenir.

Esnekliğin ölçümü: Ayaklar ileri doğru uzatılarak yere oturulur. Ayaklar arasına, topuk hizasına 8. cm gelecek şekilde yerleştirilir. Dizler kıvrılmadan, ileri doğru eğilerek her iki elin parmak uçları ile cetvelin ulaşılabilinen en uzak yeri ölçülür.

Kalp-akciğer dayanıklılığı: 400 metrelik bir pistte, 12 dakika süre ile koşulan mesafe ölçülür (Cooper).

 

Kronolojik Yaş

Boy Uzunluğunun Yüzdesi

 

Erkek

Kız

1

42,4

44,7

2

49,5

52,8

3

53,8

57,0

4

58,0

61,8

5

61,8

66,2

6

65,2

70,3

7

69,0

74,0

8

72,0

77,5

9

75,0

80,8

10

78,0

84,8

11

84,2

92,9

12

85,7

94,7

13

87,3

96,5

14

91,5

98,3

15

96,1

99,1

16

98,3

99,6

17

98,8

100,0

18

99,8

100,0

Tablo1 : Erişkin hayattaki boy uzunluğunun farklı yaşlardaki yüzdesi

 

 

 

 

ERKEKLER

 

BAYANLAR

Spor Dalı

Boy (cm)

Ağırlık (kg)

Yağ (%)

Boy (cm)

Ağırlık (kg)

Yağ (%)

Basketbol

197

88

8-10

169

61

18-24

Beyzbol

183

85

10-14

 

 

 

Bisiklet

179

65

8-10

 

 

 

Futbol

177

73

8-12

 

 

 

Jimnastik

178

67

4-8

159

48

12-14

Kayak

179

69

6-10

164

55

14-17

Koşu (uzun mesafe)

177

60

4-8

170

55

12-16

Koşu (sprint)

180

68

4-8

165

51

8-10

Tenis

180

70

13-15

167

54

21-27

Yüzme

183

76

6-10

166

61

17-21

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tablo 2 : Şampiyon sporcuların fizik özellikleri ve yağ oranları

 

Spor Dalı

Kas Gücü

Kas Kuvveti

Hız

Çeviklik

Esneklik

Kas Dayanıklılığı

Kalp Akciğer Dayanıklılığı

 

 

 

 

 

 

 

 

Atletizm:

 

 

 

 

 

 

 

Sprint

3

3

4

2

3

1

2

Uzun Mesafe

1

1

1

1

1

4

4

Atmalar

4

4

3

3

3

3

1

Atlamalar

2

4

3

2

3

2

2

Basketbol

2

3

2

3

2

2

3

Beyzbol

2

3

3

2

2

1

1

Bisiklet Kısa Mesafe

3

3

4

2

1

2

2

Bisiklet Uzun Mesafe

2

1

1

1

1

4

4

Futbol

2

2

2

3

2

3

3

Jimnastik

4

4

3

4

4

3

2

Kayak İniş

2

2

2

2

1

4

4

Kayak Mukavemet

1

1

1

1

1

4

4

Tenis

1

2

2

3

2

2

2

 

 

 

Tablo 3 : Değişik spor dallarının gerektirdiği fiziksel özellikler

 

 

TEST

0

1

2

3

4

Güç (Barfiks), sayı

7'den az

7-10

10-12

13-14

15 ve fazlası

Kuvvet (uzun atlama), cm

215'den az

216-225

226-230

231-239

240 ve fazlası

Hız (50 m koşu), saniye

7.3'den yavaş

7.4-7.0

6.9-6.6

6.5-6.1

6.0 ve daha hızlı

Çeviklik (seri hareket), sayı

5.5'den az

5.5-6.3

6.4-7.2

7.3-8.1

8.2 ve fazlası

Kas dayanıklılığı (mekik), sayı

38'den az

38-45

46-52

53-59

60 ve fazlası

Kalp-akciğer dayanıklılığı (12 dakika koşu), metre

2400'den az

2400-2800

2800-3200

3200-3600

3600 ve fazlası

Esneklik, cm

cetvele ulaşamama

1.0-5.0

6.0-12.0

13.0-20.0

21 ve fazlası

 

Tablo 4 : Erkek çocuklar için değerlendirme kriterleri

 

 

 

0

1

2

3

4

Güç (barfiks), sayı

2'den az

2-3

4-5

6-7

8 ve fazlası

Kuvvet( Uzun atlama), cm

160'dan az

160-165

166-173

174-180

181 ve fazlası

Hız (50 m koşu), saniye

9'dan az

9.8-8.7

8.6-7.7

7.6-6.6

6.5 ve fazlası

Çeviklik (seri hareket), sayı

5.5'den az

5.5-6.3

6.4-7.2

7.3-8.1

8.2 ve fazlası

Kas dayanıklılığı (mekik), sayı

26'dan az

26-31

32-38

39-45

46 ve fazlası

Kalp-akciğer dayanıklılığı (12 dakika koşu), metre

2000'den az

2000

2400

2800

3200 ve fazlası

Esneklik, cm

8'den az

8-13

14-20

21-27

28 ve fazlası

 

 

Tablo 5 : Kız çocukları için değerlendirme kriterleri

SPORDA BESLENME

Sporda başarılı olmak isteyen bir sporcunun dengeli ve yeterli beslenmesi gerekir. Yeteri kadar su içildiğinde ve iyi beslenildiğinde performans artar. İyi beslenmey ile beraber, iyi idman yapılırsa sporcunun gücü, kuvveti, dayanıklılığı artar. Beslenme programı, kişinin yaşına, vücut büyüklüğüne, fizik kondisyonuna ve hangi sporu yaptığına göre planlanır.

 

Hidratasyon

Sporcu beslenmesinde en önemli faktör sudur. İnsan vücudunun % 60’ı sudur. Vücut su depolayamaz, ter ve idrarla kaybedilen suyun yerine konulması gerekir. Herkesin günde en az 8 bardak su içmesi lazım, sporcuların daha da fazla… Spora başlamadan, spor yaparken ve sonrasında su içiniz ki vücudunuz hidrate kalsın ve vücut ısınız yükselmesin. Özellkle sıcak havalarda susamayı beklemeden suyunuzu için.

Spor esnasında ve hemen sonrasında en iyi içecek soğuk sudur. Sporcu içeceklerinde % 6-10 oranında karbonhidrat vardır. Bunların yarı yarıya su ile seyreltilip içilmesi daha iyi olur. Su içerisindeki şeker miktarı artınca mideden emilim gecikir. Su içmek için susamayı beklemeyin. Susama vücudun su ihtiyacı olduğunu anlatan bir işarettir. Vücut su miktarının % 2’sini kaybetmeden susuzluk ortaya çıkmaz. Bu orandaki bir su kaybı da performansınızı düşürür. Susadıktan sonra su içerseniz ihtiyacınızı tam karşılayamamış olusunuz.

 

Konu ile ilgili bazı öneriler:

  • Suyu azar azar ama sık olarak için.

  • Vücut ısınızı düşürmek ve terlemeyi azaltmak için soğuk içecekleri tercih edin.

  • Çalışmanız bittikten sonra tartılın ve kaybettiğiniz her kilo için 4-5 bardak su içiniz.

  • İdrar rengine dikkat edin. İdrar rengini açık olması ve miktarının fazla olması gerekir. İdrar miktarınız azaldıysa ve rengi koyulaşmışsa dehidrate durumdasınız demektir.

Enejinin kullanımı için sporcunun elektrolit ve sıvı yönünden iyi durumda olması gerekir. Enerji metabolizması yeterli hidratasyon gerektirir. İyi hidratasyon dolaşım sisteminin iyi çalışmasını sağlar, böylece kasların ihtiyaç duyduğu oksijen ve diğer maddeler hücrelere daha iyi taşınır. Ayrıca, toksik maddeler vücuttan daha iyi bir şekilde atılır.

 

Enerji İhtiyacı

Sporcuların beslenmesinde önemli bir nokta da dengeli beslenmektir. Karbonhidrat, protein ve yağların doğru oranlarda tüketilmesi performansın yüksek olmasını sağlar.

 

Karbonhidratlar

Enerji ihtiyacının karşılanmasında en önemli yakıt karbonhidratlardır. Karbonhidratları meyvelerden, sebzelerden, tahıllardan alırız. Enerji ihtiyacının % 60-70’ı karbonhidratlardan sağlanır. Vücudumuz yiyeceklerle aldığı karbonhidratları (şeker, nişasta) enerji sağlamak için glukoza dönüştürür. Karbonhidratlar karaciğerde ve kas hücrelerinde glikojen şeklinde depo edilirler. Glukoz ve glikojen yüksek yoğunluklu ve kısa süreli aktiviteler için kullanılır. Aktivite uzun sürdüğünde, glikojen depoları tükenir ve vücut yağ ve protein yakmaya başlar. Bu şekilde performansın devamı sağlanır. Bir spor aktivitesinden önce hücre içerisindeki depolanan glikojen miktarının fazla olması istenir. Bunun için şu stratejiler uygulanır:

  • Maç gününden birkaç gün önceden başlanarak bol karbonhidrat alınır, böylece glikojen depoları yüksek düzeyde iken müsabakaya başlanır.

  • Müsabaka esnasında ve hemen sonrasında bol karbonhidrat tüketilir. Bu davranış, yorgunluğu geciktirir ve enerji depolarını tekrar doldurur.

 

Proteinler

Proteinler günlük enerji ihtiyacının % 12-15’ini karşılamalıdır. Et, kümes hayvanları, balık, yumurta, bakliyat türleri süt ve süt ürünleri protein kaynaklarıdır. Proteinler vücuda kuvvet kazandırır, yeni dokuların yapısını oluşturur. Vücut protein depolayamaz; fazla alınan protein yakılır veya yağa dönüştürülür. Bir sporcunun ne kadar proteine ihtiyacı olduğu yaptığı spora, yapılan sporun yoğunluğuna ve süresine, alması gereken kalori miktarına bağlıdır. Şu faktörler önemlidir:

  • Kondisyon durumu: Fizik olarak aktif insanların, egzersiz yapmayan insanlara göre protein ihtiyacı daha fazladır. Yeni bir egzersiz programına başlayanların protein ihtiyacı artar.

  • Egzersizin tipi, süresi ve yoğunluğu: Dayanıklılık sporları yapanlar genellikle proteini yakıt olarak kullanır. Güç kazandırıcı idmanlar yapanlar ise proteine yapı taşı olarak ihtiyaç duyarlar.

  • Toplam kalori: Vücut kendi ağırlığını koruyacak kadar kalori alamazsa proteinleri yakıt olarak kullanır. Bu durum çok egzersiz yapılıp az yenildiğinde ortaya çıkar.

  • Karbonhidrat alımı: Yeterli karbonhidrat alınırsa glikojen depoları zenginleşir. Glikojen depoları yetersiz kaldığında proteinler yakılır. Egzersiz yapılırken, kas hücreleri içerisindeki glikojen depoları yeterli ise, enerji ihtiyacının % 5’i; yeterli değilse, % 10’u proteinlerden karşılanır.

 

Yağlar

Doymuş yağlar hayvansal ( et, yumurta, süt, peynir v.b); doymamış yağlar ise bitkisel kaynaklıdır (mısır özü, ayçiçeği v.b.). Yağlar, günlük kalori ihtiyacının % 20-30’undan daha fazlasını karşılamamalıdır. Vücudun enerji sağlamak için yağa olan ihtiyacı azdır. Fazla yağ tüketildiğinde kalp-damar hastalıkları ve kanser olma riski artar. Ne kadar yağa ihtiyaç duyduğunuz, yaptığınız egzersizin süresine ve yoğunluğuna bağlıdır.

  • İstirahat esnasında ve çok yorucu olmayan egzersizler esnasında, vücut enerji sağlamak için yağları yakar.

  • Egzersizin yoğunluğu artar ve enerjiyi hızlı bir şekilde sağlama ihtiyacı ortaya çıkarsa karbonhidratlar kullanılır.

  • Glikojen depoları tükenmesine rağmen egzersiz devam ederse, yağlar yakılmaya başlar ve egzersizin yoğunluğu azalır.

 

Maç Öncesi Yemek

Müsabaka öncesi ne yediğiniz performansınızı etkiler. Maç günü yapacağınız kahvaltı açlığı, susuzluğu önlemeli ve yeterli kan şeker seviyesi oluşturmalıdır. Müsabakadan önce, aşırı proteinli ve yağlı yiyeceklerden sakınılmalıdır. Bu tip yiyeceklerin hazmı zordur ve böbreğe ilave yük bindirirler. Maç esnasında midenin boş olması lazımdır. Genel öneriler şunlardır:

  • Karbonhidrattan zengin yiyecekler yiyin.

  • Maçın başlama zamanına 3-4 saat kaldıktan sonra katı yiyecekler yemeyin.

  • Kolay sindirilebilir yiyecekler seçin (yağda kızarmışları değil).

  • Maça bir saat kaldıktan sonra şekerli içecekleri içmeyin.

  • Egzersizden 1-2 saat önce 2-3 bardak su için. Egzersiz esnasında, her 15-20 dakikada bir 1 bardak su daha için.

 

Karbonhidrat Yükleme

Uzun süreli aktiviteler sonucunda glikojen depolarının hemen boşalmasını istemeyen sporcular karbonhidrat yüklemesi yaparlar. Amaç, kas hücrelerinde bol miktarda glikojen depolamaktır. Önemli müsabakalardan önce 7-8 günlük bir program uygulanır.

  • Önce idman dozu artırılır ve karbonhidrattan az diyet verilir. Bu şekilde 3-4 gün devam edilir.

  • Daha sonra idman dozu azaltılır ve diyete 1000-1500 kalorilik, karbonhidrattan zengin diyet ilave edilir. Müsabaka gününe kadar bu şekilde devam edilir.

  • Bu yöntemle kas hücrelerindeki glikojen depolarını % 100 oranında artırmak mümkündür.

 

• EGZERSİZ SPOR VE SAĞLIK

EGZERSİZ SPOR VE SAĞLIK

Düzenli egzersiz yapmanın kas iskelet sistemi üzerinde çok faydalı etkileri vardır. Yaşlandıkça vücudumuz değişir. Kaslar gücünü yitirir ve küçülür. Kemiklerin dansitesi azalır ve kolay kırılır hale gelir. Tendonların ve bağların esnekliği azalır, aşırı yüklenmeye karşı hassas hale gelir. Artiritlere bağlı olarak inflamasyon ve eklem kıkırdaklarında dejenerasyon gelişir.

Sağlıklı bir beslenme alışkanlığı, düzenli olarak yapılan egzersizler ve kötü alışkanlıklardan uzak durma yaşın ilerlemesi ile ortaya çıkacak problemleri azaltır. Egzersizler kendimizi daha sağlıklı ve mutlu hissetmemizi sağlar. Yaşlılığımızda da aktif olmak istiyorsak, hareketsizlikten kaçınmamız gerekir. Düzenli egzersizlerin faydaları şunlardır:

  • Uzun ve sağlıklı hayat

  • Güçlü ve dayanıklı kemikler

  • Kas ve eklem ağrılarında azalma

  • Hareketliliğin ve dengenin artması

  • Düşme ve kalça kırığı gibi ciddi risklerden kaçınma

  • Yaşlanma ile birlikte beklenen kas gücündeki azalma hızında yavaşlama

Düzenli egzersiz stresi azaltır, hayata daha pozitif bakmamızı sağlar. Bu nedenle düzenli egzersiz yapanlar kendilerini daha iyi ve mutlu hisseder. Sağlık için çok yoğun spor yapmak şart değildir. Kasların, kalbin ve akciğerlerin sıkı bir şekilde, ama çok yorucu tarzda değil, çalıştırılması yeterlidir. Günde en az 30 dakika, orta derecede fizik aktivite yapılmalıdır. Bu süre uzatılabilir. Önemli olan aktivitedir. Bu aktivite yürüme, yüzme, bisiklete binme, koşma, bahçede çalışma, ev işi yapma, dans etme, futbol, basketbol gibi sporları yapma şeklinde olabilir. Yapılacak aktiviteyi yaşa ve zevke göre seçmek uygun olur.

 

YAŞLANMANIN ETKİLERİ

Yaşlandıkça vücudumuzda değişiklikler olduğu herkesin bildiği bir gerçektir. Bazı değişiklikler belirgindir, bazıları ise o kadar belirgin değildir. Bazı insanlar yaşlanmalarına rağmen aktivitelerini korur. Bunların fizyolojik yaşları kronolojik yaşlarına göre daha gençtir. Bazıları ise osteoartiritli, osteoporozlu olabilir; bunlar aktivitelerini önemli ölçüde yitirmiştir. İnsanlar yüzyıllardır gençlik iksirini aramaktadır. Gençlik iksiri sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve kötü alışkanlıklardan uzak durmadır.

 

Kasların Yaşlanması

  • Kaslar yaşlandıkça incelir ve kuvvetleri azalır. Beklenen bu gelişme egzersizle yavaşlatılır.

  • Kas liflerinin sayısı da azalır. Yirmi yaşlarında verdiği cevabı, kaslarımız, ellisinde veremez olur.

  • Yaşlandıkça tendonların, bağların su içerikleri de azalır. Böylece bu dokular stresi daha az tolere eder hale gelir.

  • Elin gücü azalır. Anahtar çevirme, kavanoz kapağı açma gibi aktiviteler zorlukla yapılır.

  • Kalp kası vücut için gerekli kanı eskisi gibi bol miktarda pompalayamaz. İnsanlar daha çabuk yorulur ve dinleme süreleri uzar.

  • Vücut metabolizması yavaşlar; vücut yiyecekleri daha geç olarak enerjiye dönüştürür. Şişmanlık artar, serum kolesterol seviyesi yükselir.

 

Kemiklerin Yaşlanması

  • Bütün bir hayat boyunca, kemikler sürekli yapım ve yıkım halindedir. Yaşlandıkça, denge yıkım lehine artar. Kemik kitlesinde azalma olur.

  • Kemik içindeki mineraller, başta kalsiyum olmak üzere azalır; böylece kemiğin sertliği azalır ve daha kolay kırılır hale gelir.

  • Kemik erimesi sonucu osteoporoz gelişir. Osteoporoza bağlı olarak omurgalarda çökme kırıkları oluşur ve bu da kamburlaşmaya yol açar. Kalça kemiğinin osteoporotik hale gelmesi, bu bölgedeki kırıkları artırır.

  • Kemiklerin eklemlerdeki bir birine bakan yüzündeki kıkırdak dokusunun yapısı da yaşla birlikte değişir. Kıkırdak dejenere olur ve aşınır; böylece artirit gelişmiş olur.

  • Tendonlar, bağlar ve diğer yumuşak destek dokuları esnekliğini kaybeder ve kolay kopabilecek hale gelir.

 

Eklemlerin Yaşlanması

  • Tendon ve bağlardaki değişikliklere bağlı olarak eklem hareketleri kısıtlanır ve eklemlerdeki esneklik azalır.

  • Eklem kıkırdağı dejenere olup aşındığı için inflamasyon ve artirit gelişir.

 

YAŞLANMAYA KARŞI DURMA

Kas iskelet sistemimizdeki değişikliklerin çoğu, basit bir yaşlanmadan çok, hareketsizlik ve kullanmama sonucu oluşur. Günümüzde egzersiz ve spor yapanların sayısı artmakla beraber 50 yaşın üzerindeki çoğu insan vaktini oturarak geçirmektedir.

Germe egzersizleri eklem esnekliğini korumak için çok faydalı bir yöntemdir. Ağırlık çalışmaları kasları güçlü kılar; böylece günlük aktiviteler aşırı bir çaba gösterilmeden yapılır. Orta yoğunlukta yapılacak egzersizler, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları ve bazı kanser türlerinin oluşma riskini azaltır.

Düzenli bir şekilde yapılacak uzun süreli egzersizler kas kütlelerindeki azalmanın önüne geçer ve metabolizmayı hızlandırarak vücudun yağlanmasını önler. Egzersizler, aynı zamanda vücudun oksijen kullanma kapasitesini artırır ve kişiyi çevik kılar. Günlük olarak yapılacak 30 dakikalık egzersizlerin insan sağlığına faydası çok büyüktür.

Egzersizlerin çok yorucu olması gerekmez. Yürüme, dans etme, yüzme ve bisiklete binme her yaşta yapılabilecek aktivitelerdir. Evde veya bahçede çalışarak da fizik aktivite yapmak mümkündür. Zevk alınacak aktiviteyi seçmek daha uygun olur.

Daha önce hiç egzersiz programı uygulamamışsanız, bir doktor kontrolünden geçtikten sonra başlamanız daha iyi olur.

 

Bir Egzersiz Programına Başlama

Düzenli egzersiz yapmanın en önemli adımı başlamaktır. Birçok insan çok ağır egzersizler yapması gerektiğini sanır. Oysa, egzersizlere yavaş başlamalı ve tedricen artırmalıyız. Vaktinizi oturarak geçiriyorsanız, aktif hayata geçerken bir plan yapmalısınız. Sizi hastalıklardan, sakatlıklardan koruyacak ve sağlıklı, verimli ve bağımsız bir hayat yaşamanızı kolaylaştıracak önerilerimiz var:

 

Başarı için hazırlık

  • Yıl boyunca rahatlıkla yapabileceğiniz, sizi eğlendiren bir egzersiz aktivitesini seçin. Birçok insan yürümeyi, koşmayı, yüzmeyi kürek çekmeyi veya müzik eşliğinde ritmik hareketleri seçmektedir.

  • Eğer bir sağlık probleminiz varsa, egzersiz programına başlamadan önce sağlık kontrolünden geçiniz ve doktorunuza danışınız. Doktorunuz bazı aktiviteleri szin için sınırlayabilir.

 

Yavaş Başlayın

  • Sizi eğlendiren, hoşunuza giden bir egzersizi amaçlayın. Seçtiğiniz programın sizi sıkmayacağından ve bıktırmayacağından emin olun.

  • Yürüyerek, germe egzersizleri yaparak ısındıktan sonra esas aktivitelerinizi yapın ve sonra gene yürüyerek ve germe egzersizleri yaparak soğuyun. Esneklik kazandırıcı idmanlar sakatlanmanızı önleyebilir.

 

Akla Yakın Bir Program Yapın

  • Bazı günleri boş bırakarak, haftalık bir program yapın. Mesela, gün aşırı egzersiz yapıp bir haftada üç gününüzü boş geçirebilirsiniz.

  • Hafif bir fizik aktivite programı ile başlayın, günde 30 dakika gibi… Yürüme, koşma, yüzme ve bisiklete binme gibi farklı aktiviteleri dengeleyecek tarzda bir program yapın.

  • Eğer 30 dakikalık süre size ağır geliyorsa veya zaman bulamıyorsanız, bu süreyi günün farklı saatlerinde, iki kerede, 15 dakikalık egzersizlerle tamamlayabilirsiniz.

  • Başlangıçta kaslarınızda ağrılar olursa, programınızı durdurmayın; bu ağrılar zamanla geçecektir. Herhangi bir yerinizde şiddetli ağrı ve şişlik olursa egzersileri durdurunuz.

  • Gün içerisinde uygun bir zamanı seçin. Tok karnına ve aşırı sıcak havalarda egzersiz yapmaktan kaçının.

  • Ayağınızı destekleyecek fakat sıkmayacak, nasır oluşturmayacak ve su toplatmayacak ayakkabılar giyinin. Ayakkabınızın içinde ark takviyesi bulunsun ve topuk kısmı ön kısmından1-2 cm daha yüksek olsun. Ayakkabının üst kısmının, ayağınızın havalanmasını sağlayacak, deri veya naylon ağ şeklindeki malzemeden yapılmış olmasına dikkat edin.

 

Programınıza Sadık Kalın

  • Yaptığınız egzersizlerle ilgili bir kart hazırlayın ve bu kartı düzenli doldurun. Bu karta bakarak egzersiz programınızın süresini uzatabilir veya aktivitlerin yoğunluğunu artırabilirsiniz.

  • Programınızı durdurmayın; gördüğünüz faydalar birkaç hafta içinde azalmaya başlar, birkaç ay içerisinde de ortadan kalkar.

  • Başarılarınızdan dolayı kendi kendinizi kutlayın ve daha başarılı olmak için çabalarınızı giderek artırın.

 

AEROBİK EGZERSİZLER

Özellikle bacaklardaki büyük kas guruplarını sürekli ve ritmik olarak çalıştıran aktivitelere aerobik egzersiz denir. Yürüme, koşma, bisiklete binme, yüzme, mukavemet kayağı, kürek çekme, aerobik dans bu tip egzersizlere verilecek örneklerdir. Daha uzun ve sağlıklı yaşamak isteyenlerin bu tip egzersizleri yapması gerekir. Düzenli olarak yapılan aerobik egzersizler, kalp hastalığı, yüksek tansiyon, inme, şeker hastalığı ve kanser gibi bazı kronik hastalıkları önleyebilir. Ayrıca, kan basıncını düşürür, vücudu güçlü kılar, kasları kuvvetlendirir, kemikleri güçlendirir, eklemlerin hareketlerini artırır, depresyonu azaltır, kilo almayı önler.

Aerobik egzersizler kalp-damar sistemini güçlendirir. Bu egzersizlerle vücudun oksijen kullanma kapasitesi artar. Egzersiz yaptıkça, kaslara, oksijenden zengin kan gelir ve karbondioksit ve diğer artıklar kaslardan daha kolay uzaklaştırılır. Bu da kalbin işini kolaylaştırır.

 

Nasıl Bir Aerobik Egzersiz

Kalbinizi güçlendirmek istiyorsanız, hedef kalp hızına ulaşacak yoğunlukta egzersiz yapmanız gerekir. Bu hız, maksimum kalp hızınızın % 60-80 i kadardır. Maksimum kalp hızınızı bulmak için, 220 rakamından yaşınızı çıkarınız. Mesela, yaşınız elli ise, maksimum kalp hızınız 170 dir (220-50). Bunun %60-80 i olan 102-136 da dakikadaki hedef kalp atım sayınızdır. Aerobik egzersiz yaparken bu sayıya ulaşmanız gerekir.

 

Öneriler:

  • Sıklık: Haftada en az üç kere

  • Yoğunluk: Kalp hızınızın, hedef kalp hızı sayısına ulaşacağı yoğunlukta

  • Süre. Her seferinde en az 20 dakika

 

Aerobik Egzersizlere Başlama

Eğer bir aerobik egzersiz programına yeni başlıyorsanız, şöyle davranın:

  • Beş dakika ısınma

  • Beş dakika aerobik egzersiz

  • Beş dakika soğuma

 

Bu şekilde haftada 3-4 gün çalışın. Beş dakikalık aerobik egzersiz süresini giderek artırın.

 

Yürüyüş

İnsanlar bir günde yaklaşık 2.500-5.000 adım atar. İnsana ilk bakışta bu rakam büyük gibi gelebilir ama aktif bir hayat için yetersizdir. Daha fazla yürümenin fiziksel ve ruhsal faydaları çoktur:

  • Canlı bir şekilde yürümeniz oksijen kullanma kapasitenizi artırır, kalbinizi güçlendirerek daha fazla kan pompalamasını sağlar, kan dolaşımınızı düzenler ve kan basıncınızı düşürür.

  • Yürüyüşler, aynı zamanda dejeneratif eklem hastalıklarının (kireçlenme) gelişmesini yavaşlatır, kemik kitlesinde azalmayı (osteoporoz) önler ve kasları güçlü tutar.

  • Yürüyüş stresinizi azaltır, hayata daha pozitif bakmanızı, kendinizi iyi ve genç hissetmenizi sağlar, daha derin ve dinlendirici bir şekilde uyumanıza yardımcı olur.

Yalnız veya bir arkadaş gurubu ile birlikte yürüyebilirsiniz. Yer ve yürüyüş saati çok önemli değildir. Size en uygun zamanı ve yeri siz seçin. Spor malzemesi olarak sadece iyi bir ayakkabıya ihtiyacınız olabilir. Ayağınıza güzel oturan, ark takviyesi olan ve topuğu biraz yüksekçe olanları tercih edin. Topuğunuzun etrafındaki deri biraz sert olsun ki topuğunuzun içe veya dışa dönmesini önleyebilsin. Ayakkabının tarak kısmının ayağınızı sıkmamasına dikkat edin.

 

Programa Başlama

Egzersiz programının başında, beş dakika süre ile normal bir hızla yürüyerek ısınınız. Daha sonra, hızlanınız; kalbiniz hızlı hızlı atsın ve solumanız derinleşsin. Bu hızda en az 15 dakika yürüyünüz. Yürürken şunları yapabilirsiniz:

  • Kollarınızı sallayın

  • Başınızı ve gövdenizi dik tutun

  • Ayak parmaklarınız karşıya baksın

  • Kendinizi çok zorlamadan, uzun adımlar atarak yürüyün

Yürüyüşün sonlarında yavaşlayın ve kendinize beş dakikalık bir soğuma süresi verin. Bu yürüyüş programını haftada 3-4 kere tekrarlayın. Dayanıklılığınız arttıkça, yürüme sürenizi ve hızınızı yavaş yavaş artırın.

 

Koşu

Sağlığınız ve fizik kondisyonunuz uygunsa, yürüme yerine koşmayı tercih edebilirsiniz. Koşular sağlık için yapılır ama bazı noktalara dikkat edilmezs ise, sağlık sorunları yaratabilir. Koşarken şunlara dikkat etmek gerekir:

  • Koşu sürenizi yavaş yavaş artırın. Beş dakika süre ile ısınma hareketleri ve germe egzersizleri yapın. Koşu bittikten sonra da benzer hareketleri yaparak soğumaya çalışın. Soğuma süresinde yapılan germe egzersizleri koşu esnasında oluşan, kas ve diğer yumuşak dokulardaki mikro yırtıkların iyileşmesini kolaylaştırır.

  • Havalar çok sıcak ise, güneş çarpmasını önlemek için, egzersizinizi günün erken saatlerinde veya ikindi zamanı yapın. Koştukça vücut ısısının artacağını unutmayın. Hava kirliliği varsa koşmayın

  • Koşarken, 20 dakikalık bir sürede 150-300 ml su kaybedilir. Koşuya başlamadan 10-15 dakika önce, hava sıcaklığını dikkate alarak 1-2 bardak su için. Koşu süreniz uzarsa, 20 dakikada bir 1-2 bardak su daha için.

  • Mümkünse gölgede koşun. Güneş altında ve asfalt üzerinde koşmaktan sakının. Mecbur kalırsanız, güneş yağı sürün, yüzünüze gölge yapacak şapka giyinin ve ultraviyole filtreli gözlük takın.

  • Yüksek rakımlarda oksijen basıncı düşüktür. Bu nedenle, yüksek rakımda koşuyorsanız, başlangıç günlerinde düşük hızda koşun ve mesafeyi az tutun. Vücut bu yüksekliğe alıştıkça, hızınızı ve mesafenizi artırın.

  • Koşu ayakkabınızı iyi seçin. Tabanı şok absorbe edecek özellikte olsun. En uzun parmak ile ayakkabının iç ucu arasında aralık bulunsun. Ayağınızı bir yastık gibi sarsın ve desteklesin. Ayakkabınızı ayağın en büyük olduğu zaman olan günün geç saatlerinde satın alın.

  • Ayakkabının şok absorbe etme özelliğinin % 60 ı 400-800 kilometre koşunca kaybolur. Bunu göz önüne alın ve zamanı gelince ayakkabınızı değiştirin.

  • Aşırı giyinmek vücut ısısının kaybolmasını önler ve sıcak çarpmalarına neden olabilir. Üç kat halinde giyinilebilir. En içteki materyalin teri ciltten uzaklaştırıcı (poliproplen, termaks), ortadaki katın nem emici ve dıştaki materyalin ise rüzgar ve nemin etkisinden vücudu koruyucu özellikte olması gerekir.

  • Soğuk havalarda, donmaları önlemek için çıplak cilt ile ceket ve eldiven arasında boşluk bırakmayın. Şapka takın, boynunuzu sarın ve çıplak kalan yerlerinizi mesela burnunuzu vazelin jel ile kaplayın.

  • Gece koşmayın ama alacakaranlıkta koşarsanız yansıtıcı kıyafetler giyin.

  • Bir arkadaş ile birlikte koşun. Eğer yalnız koşacaksanız, kimliğinizi, telefon numaranızı, kan gurubunuzu ayakkabınızın topuk kısmının içine yazın.

  • Nerede koştuğunuzu bazı insanlar bilsinler. Trafikten uzak, bildik yerlerde koşun. Acil durumlarda kullanmak üzere yanınızda bir düdük bulundurun.

  • Mümkünse, düzgün, tozsuz ve çok sert olmayan zeminlerde koşunuz. Yokuş yukarı ve aşağı yolarda koşmaktan kaçının; ayağınıza ve bileğinize çok yük biner.

 

AĞIRLIK ÇALIŞMASI

Ağırlık çalışmaları, kasların, vücudun normal hareketleri sırasında karşılaştığı dirençten daha fazla bir dirence karşı kasılmasını sağlayan egzersizlerdir. Bu egzersizlerle kaslar daha güçlü kılınır. Bu çalışmalarla şunlar elde edilir:

  • Kasların gücü ve dayanıklılığı artar

  • Kalp-damar sistemi gelişir

  • Esneklik artar

  • Vücuttaki yağ miktarı azaltılır

Her yaşta ve cinste bu tip egzersizleri yapmak mümkündür.

 

Kullanılan Malzemeler

Ağırlık çalışmaları, serbest ağırlıklarla veya makineler yardımı ile yapılır. Serbest ağırlıklar daha ucuzdur ve bunlarla küçük ve büyük kaslara göre uyum sağlamak daha kolaydır. Makineler ise daha güvenlidir çünkü ağırlıklar daha kolay kontrol edilir.

Çok amaçlı makinelerde çok sayıda insan aynı anda ve dar bir alanda çalışma imkanı bulabilir. Serbest ağırlıklar kullanılacaksa, el ve kollar için farklı ağırlıklarda dambıl ve bacaklar için de halter alınmalıdır. Ayrıca bir banka da ihtiyaç vardır.

Ağırlık kaldırırken kemer takılmalıdır. Bazı insanlar daha iyi kavramak için eldiven takarlarsa da çok gerekli değildir. Zemine iyi tutunan spor ayakkabıları giyilmelidir.

 

Ağırlık Çalışmasına Başlama

Önce amaç belirlenmelidir ki buna uygun program yapılsın. Ağırlık çalışmaları ile kalp-damar performansı ve kas tonusu veya kas gücü artırılır. Bir yaralanma sonrası rehabilitasyon amacıyla da bu egzersizler yapılır.

Eğer kas tonusunu ve kalp-damar performansunı artırmak istiyorsanız şöyle bir program yapabilirsiniz: Hafta en az dört kere çalışınız. Çalışma süreniz yaklaşık 20-30 dakika sürsün. Her hareketten sonra 30 saniye kadar istirahat etmeniz yeterlidir. Çalıştırmak istediğiniz her bir kas veya kas gurubu için 15-20 tekrar yapın. Bu hareketleri setler halinde tekrarlayınz.

Kas gücünüzü artırmak istiyorsanız bir sette yaptığınız hareket sayısı 8-10 olmalıdır. Öyle bir ağırlık seçmelisiniz ki, onuncu tekrarda kasınız yorulmalı ve on birinci hareketi yapamaz hale gelmelidir. Her set arasında 60-90 saniye kadar istirahat edin. Bu çalışmaları bir gün ara ile yapın.

Bu programları yaparken, sertifikalı bir çalıştırıcı, kondisyon antrenörü, fizyoterapist veya bir spor hekimi size yardımcı olabilir. Ağırlık çalışmalarına başlamadan önce bir sağlık kontrolünden geçmeniz gerekir. Kas iskelet sistemi ile ilgili bir probleminiz varsa bir ortopedist sizi değerlendirmelidir.

 

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Yaralanmalardan uzak durmak için şunlara dikkat edin:

  • Uygun kıyafet giyinin.

  • Ağırlık çalışması yapılan alan temiz olmalı ve iyi havalandırılmalıdır.

  • Çalışmaya başlamadan önce yeterli miktarda su için.

  • İstirahat aralıklarına uyun.

  • Tok karnına çalışmayın.

  • Çalışmadan önce ısınınız ve germe egzersizleri yapın.

  • Benç pres ve sukuat yaparken yanınızda bir yardımcı bulunsun

 

 

ESNEKLİK İDMANLARI

Hangi yaşta ve ne ölçüde fizik kondisyonu olursa olsun insanların egzersizlere hazırlanması önemlidir. Egzersizler sırasında sakatlanmanın önüne geçmenin en iyi yolu ısınmaktır. Isınma periyodunun sonunda esneklik kazandırıcı hareketler yapılmalıdır.

Esneklik idmanlarının özü germe egzersizleridir. Vücudun belli bölgeleri gerildiğinde ağrı hissetmemeniz gerekir. İdmanlar esnasında kendinizi sıkmayınız, vücudunuzu gevşek tutunuz.

Aşağıdaki hareketlerin yapılması tavsiye edilir:

 

Bel

 

 

Sırt üstü yatın, kalça karın kaslarını sertleştirerek belinizi düz vaziyette yere yapıştırın.

 

Sağ bacağınızı göğsünüze doğru çekin, başınızı yere dayayın. Belinizi düz tutmaya çalışın. Otuz saniye bu durumda bekledikten sonra aynı hareketi sol bacağınızla tekrarlayın.

 

Kalça Ve Kasıklar

 

 

Bağdaş kurar gibi yere oturduktan sonra, kollarınızla dizlerinizi aşağı doğru bastırın. Bu durumda 8-10 saniye tutun.

 

Bir diziniz yerde iken, diğer bacağınızı öne doğru uzatın. Dizinizin durumunu değiştirmeden, kalçanızı aşağı doğru indirmeye çalışın ve bu durumda 30 saniye tutun.

 

Diz Ve Baldırlar

 

 

 

Ayakta durun, bir elinizle bir yere tutunduktan sonra, diğer elinizle ayağınızı yakalayın ve kalçanıza değdirmeye çalışın. Otuz saniye böylece tutun. Aynı hareketi diğer tarafınızla tekrarlayın

 

 

Duvarın karşısında ayakta durun, elinizle duvara yaslanın ve bir ayağınızı önde diğerini arkada tutun. Belinizi düz durumda tutarken, kalçanızı öne doğru ilerletin. Bu durumda 15-30 saniye bekleyin, sallanmayın.

 

Hemstringler

 

Uyluğun arka tarafındaki kasları (hemstringler) germek için yere oturun bir ayağınızın topuğu germe yapacağınız bacağın yanında dursun. Germe yapacağınız bacağı ileri doğru uzatın ve eğilerek, ellerinizle ayaklarınıza dokunmaya çalışın. Bu durumda 30 saniye bekleyin

 

Omuzlar

 

 

 

 

Ayakta veya otururken parmaklarınızı el ayaları birbirine bakacak şekilde kenetleyin. Kollarınızı yukarı ve arkaya doğru kaldırın.

 

 

 

 

Dirseğinizi bükerek başınızın arkasına götürün. Diğer elinizle dirseğinizi arkaya doğru çekin.

Kolunuzu göğsünüzün karşısına getirin. Diğer elinizle dirseğinizden tutup kolunuzu göğsünüze doğru itin ve bu durumda 10 saniye bekleyin.

 

ÇAPRAZ ÇALIŞMA

Çapraz çalışma ile, insanlar farklı sportif aktiviteleri, haftanın belirli günlerine yayarak yaparlar. Mesela, hafta içinde dönüşümlü olarak koşulur ve yüzülür, hafta sonu ise tenis oynanır. Bu üç aktivite de aerobik egzersizlerdendir, ama aynı kasları farklı şekilde çalıştırır.

Çapraz çalışmaya en iyi örnek trialtondur. Trialton vücudun kondisyonunu dengeli şekilde geliştirir. Çok iyi bir sporcu için de, spora yeni başlamak isteyen birsi için de çok faydalıdır:

  • Çapraz çalışma vücudunuzun tümünü dengeli bir şekilde geliştirir. Tek tip egzersizlerle böyle olmayabilir.

  • Farklı aktiviteler egzersizlerin sıkıcı olmasını önler bu da sizi egzersizlerden soğumanıza mani olur.

  • Farklı kas gruplarının çalıştırılması ile kaslarınız yeni egzersizlere daha kolay adapte olur.

  • Egzersizlerde hep aynı kasları kullanmadığınız için aşırı yüklenmeye bağlı sorunların ortaya çıkma ihtimalini azaltır.

  • Sakatlandıysanız doktor tavsiyesi ile başka tip egzersizleri yapmanız sizin için daha kolay olur.

 

Çapraz Çalışma Nasıl Yapılır

Kondisyon artırıcı idmanların üç kısmı vardır:

  1. Aerobik egzersizler (yürüme, koşma) kalp-damar sistemimizi geliştirir.

  2. Güç geliştirime idmanları (ağırlık çalışmaları) kaslarımızı geliştirir.

  3. Esneklik idmanları (germeler, yoga) vücudu daha hareketli kılar.

Çapraz çalışma ile yukarda sıralanan egzersiz şekillerini kendi programınızda birleştirebilirsiniz. Bazı kimseler için bazı çalışmalar sakıncalı olabilir; bu nedenle öncelikle doktorunuza danışın, sonra egzersizlere başlayın.

Kendinize uygun egzersizleri belirlerken hangilerinden hoşlandığınızı da dikkate alın. Başlangıçta 30 dakikalık hafif egzersizler yapın, sonra yoğunluğu ve süreyi uzatırsınız. Fizik aktivitenin spor ile sınırlı olmadığını unutmayın; dans etme, halk oyunları oynama, bahçede çalışma ve hatta ev işleri de fizik aktivitedir.

 

Örnek Bir Program

Dengeli bir çapraz çalışma şöyle olabilir:

  1. Haftada 3 gün: 30 Dakika aerobik egzersiz (yüzme, koşma, yürüme).

  2. Haftada 2 gün ( birbirini takip etmeyen): 30 Dakika süre ile farklı kas guruplarını geliştiren ağırlık idmanları.

  3. Her gün: 5-10 Dakika germe egzersizleri. Her gün yürüyüş yapmak da güvenlidir.

Egzersizlere başladıktan sonra haftada % 10 kuralı ile egzersizlerinizin süresini ve yoğunluğunu artırabilirsiniz. Bu çalışmaların faydasını birkaç gün içerisinde görmeyebilirsiniz ama bu tip egzersizlerin daha uzun, bağımsız ve kaliteli bir hayat sürmenizi sağlayacağından emin olabilirsiniz.

 

İLERİ YAŞLARDA EGZERSİZ

Ülkemizde 65 yaş ve üzerinde olanların oranı giderek artmaktadır. Bu insanların çok azı düzenli egzersiz yapmaktadır. Oysa her yaşta egzersiz yapılabilir ve sağlığa müspet etkisi her yaşta vardır. Bu yaşlarda yapılacak düzenli ve etkili bir egzersiz programı yaşlanmanın etkilerini azaltır ve bazı ağrıları önler. Faydalarını şöyle sıralamak mümkündür:

  • İnsanı aktif tutar ve yürüme potansiyelini artırarak kişiyi daha bağımsız kılar.

  • Egzersizler kişiye güç, dayanıklılık ve esneklik kazandırır.

  • Denegeyi artırır ve postürü düzeltir; düşme riskini azaltır.

Günde sadece 30 dakika süreyle yapılacak egzersiz sağlığı artırır ve hayatı daha kaliteli kılar. Eklemler ve bağ dokuları esneklik kazanır. Osteoporozun gelişme hızını yavaşlatır. Egzersizlerin bağışıklık sistemini daha iyi hale getirdiği gösterilmiştir. Böylece vücut bakteri ve virüslere karşı daha iyi mücadele eder.

Eğer 65 yaşın üzerinde iseniz, egzersiz programına yavaş bir tempo ile başlayın. Başlamadan önce doktorunuzun önerilerini alın. Unutmayın ki, 85 yaşından daha yaşlı ve hasta olanların bile yapabileceği egzersizler vardır.

Egzersiz İçin Öneriler

  • Egzersize başlamadan önce ısının. Düşük tempolu yürüyüşle ısınabilirsiniz. Daha sonra hızınızı ve temponuzu artırırsınız.

  • Çok fazla ve çok hızlı yapmayınız. Dinlenme araları veriniz. Vücut egzersizlere adapte oldukça yoğunluğu ve süreyi artırırsınız.

  • Susamayı beklemeden çok su için. Egzersizler esnasında vücut su kaybeder.

  • Spor ayakkabınız ayağınızı güzelce sarsın fakat sıkmasın. Yaptığınız spora uygun ayakkabı seçin

  • Gün boyunca az az fakat sık sık yiyin. Midenizi tıka basa doldurmayın.

  • Gün boyunca, fırsat buldukça tek ayak üzerinde durarak denge duyunuzu artırın.

  • Sizin için eğlenceli olan bir egzersiz modelini seçiniz. Yanınızda arkadaş bulunması da egzersizleri sıkıcı olmaktan çıkarabilir.

  • Kapalı yerde egzersiz yapıyorsanız havanın temizliğine dikkat edin. Mümkünse kalabalığın az olduğu saatleri seçin.

  • Havanın kötü olduğu durumlarda yürüyüş için büyük alışveriş merkezlerinden faydalanabilirsiniz.

  • Kendinize dikkat edin, ateş, kırıklık, halsizlik gibi durumlar varsa egzersiz yapmayın. Ama geçici durumlar için egzersiz programınızdan sürekli vazgeçmeyin.

  • Hastalık geçtikten sonra tekrar egzersize başlayabilirsiniz ama ilk günler fazla yorulmaktan kaçının. Hastalığınız hafif bile olsa doktor muayenesinden geçiniz.

 

Önerilen Egzersizler

Yaşlılar için önerilen egzersizler, zorluk derecesine göre üç seviyede değerlendirilir. Birinci seviyedeki egzersizleri tam olarak yapabilen bir kimse ikinci seviyeye geçebilir.

 

  1. Seviye

 

Omuz kaldırma: Omuz ve sırt kaslarına tonus

kazandırmak için yapılır. Omuzlar yukarı doğru

kaldırılır sonra aşağı bırakılır. Bu şekilde 8-10

tekrar yapılır.


 

 

 

Oturup tek ayak kaldırma: Kalça ve karın kaslarını

Kuvvetlendirmek için yapılır. Sandalyeye dik olarak

oturun, Sırayla sağ ve sol bacağınızı kalça hizasına

kadar kaldırın. 10-15 tekrar yeterlidir.

 

 

 

 

 

 

Diz kaldırma: Kalça ve karın kaslarını kuvvetlendirmek

için yapılır. Ayakta durun ve gövdenizi dik tutun. Önce

sağ sonra sol dizinizi göğüs hizasına kadar kaldırın.

Hareketi her bacak için 5 kere yapın.

 

 

 

 

Bacak uzatma: Uyluk kaslarının kuvvetlenmesi için

yapılır. Sandalyeye oturun, bacağınızın önce birisini

sonra diğerini ileri doğru uzatın ve 5 saniye öylece tutun.

Her bacak için 10-15 hareket yapın.

 

 

 

 

 

 

Ayağı arkaya sallama: Bel ve kalçanın arka gurup

kasları için yapılır. Sandalyenin arkasında ayakta durun.

Ellerinizle sandalyeden tutunarak, sırayla bacaklarınızı

arkaya doğru kaldırın. Dizinizi bükmemeye çalışın.

Her bacak için 10 tekrar yeterlidir.

 

 

 

 

Çeyrek çömelme: Bacak kaslarını kuvvetlendirmek

için yapılır. Sandalyenin arkasında, iki elinizle ona

tutunarak ayakta durunuz. Dizlerinizi büküp çömelir

gibi yapıp tekrar doğrulunuz. 8-10 tekrar yapınız.

 

  1. Seviye

 

 

 

 

 

Kol bükme: Kol kaslarını güçlendirir. Elinize 2 kg dan

daha hafif bir cisim alınız. Bu ağırlığı kaldıracak şekilde

dirseklerinizi büküp sonra açınız. Her bir kol için 10-15

tekrar yapınız.

 

 

 

 

Gövdeyi yukarı itmek: Sırt, göğüs ve kol kasları için yapılır.

Dizleriniz üzerine oturun. Ellerinizi gövdenizin önüne koyun

ve onlara dayanarak çenenizi yere değdirecek kadar eğilin

ve sonra doğrulun. Bu şekilde 5-10 tekrar yapın.

 

 

 

Yan yatıp bacak kaldırma: Kalça ve uyluk kasları için

yapılır. Önce sağ sonra sol yanınız üzerine yatın.

Bacağınızı havaya kaldırın ve indirin. Her bir bacak için

10 tekrar yapın.

 

 

 

 

Bacaklarla hamle etme: Uyluk, bacak kasları için yapılır;

aynı zamanda bacağın arka kısmı gerilir. Ayakta durun,

sol ayak yerde sabit dururken diğer bacağınızla adım atarak

kollarınızı tam karşıya kaldırın. Aynı hareketi diğer

tarafınızla yapın. Her bir bacak için 5-10 tekrar yapın.

 

  1. Seviye

Bu seviyede serbest ağırlıklar (dambıl) kullanılır. Evde dambıl yoksa, ütü, içi kum dolu torba, dolu kavanoz, taş gibi eşyalardan faydalanılır.

 

 

 

Dambıl ile kol çalışması: Pazuları kuvvetlendirmek

için yapılır. Her iki ele ağırlık alınız. Ellerinizi

ayaları yüzünüze bakacak şekilde tutunuz.

Sonra sırayla önce sağ, sonra sol kolunuzu dirsekten

tam olarak büküp tekrar açınız. Normal olarak

nefes alıp veriniz. Hareketleri 1-2 set halinde,

6-10 tekrar yapınız.

 

 

 

Dambıl ile omuz çalışması: Omuz, sırt ve boyun

kaslarına faydası vardır. Her iki ele birer

dambıl alın. Omuzlarınızı sırayla yukarı doğru kaldırın,

arkaya doğru çekin ve aşağı indirin.

İkinci tekrarda omuz yukarı kalktığında, öne çekilerek

hareket tamamlanır. Hareket 10 kere (beş ön, beş arka)

tekrar edilir.

 

 

 

 

 

Dambıl ile yükselmek: Bacak kaslarını güçlendirir ve

ayak bileğine hareket kazandırır. Her iki elinize ağırlık alın.

Ayak parmaklarınızın üzerinde topuklar yerden kesilerek

yükselin ve sonra topuklarınızı yere koyun.

Hareketi 10 kere tekrar edin.

 

 

 

 

Dambıl ile yarım sukuat: Uyluk ve kalça kasları

kuvvetlenir. Ellere ağırlık alın ve yarı çömelme

durumuna gelin ve tekrar doğrulun. 10-12 tekrar yapın.

 

 

GÜVENLİ EGZERSİZ

Egzersizler sağlıklı olmamızı sağlar ama bazen de sağlık sorunları yaratabilir. Özellikle egzersizlere yeni başlayanlar, birden bire vücutlarını zorlayınca sakatlıklar oluşabilir. Ne kadar çok yoğun egzersiz yapılırsa, aşırı yüklenmeye bağlı problemler o kadar sık görülür. Ilımlı davranmak en iyisidir. Başlangıçta süre ve yoğunluk asgaride tutulur; giderek tedrici olarak artırılır.

 

Güvenli Egzersiz İçin Öneriler

  • Daima uygun malzeme kullanın. Giydiğiniz spor ayakkabısına dikkat edin. Rahat, sıkmayan, her türlü hareketinize izin veren kıyafetler seçin. Sıcak havalarda vücudun ısısını kaybetmesine izin verecek, açık renkli ve seyrek dokunmuş kumaşlardan yapılmış kıyafetleri giyin. Soğuk havalarda ise birkaç kat giyinin.

  • Isınarak vücudunuzu egzersize hazırlayın. Germe egzersizlerini unutmayın. Önce birkaç dakika yavaş tempoda koşun, terlemeye başlayınca germe egzersizlerini yapın. Bu hazırlık, kalbinizi, damarlarınızı, kaslarınızı, eklemlerinizi yapacağınız egzersizlere hazır hale getirir. Yaralanma ihtimalini azaltır.

  • Yüzde on kuralına uyun. Aktivite sürenizi veya yoğunluğunuzu değiştirirken, haftada % 10’dan daha fazla artırma yapmayın. Günde 4 kilometre yürüyorsanız, birden bire bu mesafeyi 6 kilometreye çıkarmayın. Aynı kurala ağırlık çalışmaları yaparken de uyun. Kaldırdığınız ağırlığı haftada % 10 artırın.

  • Dehidratasyonu, krampları, sıcak çarpmalarını önlemek için bol miktarda sıvı alın. Egzersizlere başlamadan 1 bardak su için, egzersiz esnasında her 15- 20 dakikada bir tekrar su için. Su içmek için susamayı beklemeyin.

  • Ezersizler bittikten sonra soğumak için kendinize zaman ayırın. Başlangıçta yaptığınız ısınma hareketlerinin benzerini soğurken hafif hafif yapın.

  • Yorulduğunuzda egzersize ara verin. Yorgunluk sızıları ve ağrılar ara vermeniz için size bir işarettir.

 

Aşırı Yüklenme Yaralanmaları

Egzersizler vücudun kas, tendon, kıkırdak, kemik ve sinir gibi dokularına tekrarlayan yükler bindirir. Bunlar minör yaralanmalara yol açar. Bu tip minör yaralanmalar istirahat ile düzelir. Eğer egzersizler çok sık yapılırsa dokular iyileşecek zamanı bulamaz. Böylece aşırı yüklenmeye bağlı olarak sakatlıklar oluşur. Bu tip yaralanmalara örnekler:

  • Atıcılarda görülen, dirsek eklemindeki kıkırdak hasarları

  • Koşucularda karşılaşılan topuk bursitleri ve stres kırıkları

  • Kürekçilerdeki sinir sıkışmaları

  • Voleybol ve basketbol gibi zıplama gerektiren sporlarda görülen patellar tendinitler

 

Risk Faktörleri

Şu durumlarda yaralanma riski artar:

  • Egzersizlerin sıklığı, süresi ve yoğunluğu fazla ise

  • Çevre şartları ve hava durumu spora uygun değilse

  • Ayakkabı dahil giyilen giyecekler yanlış seçilmiş ise

  • Daha önce sakatlık geçirilmiş ise

  • Sigara içenler ve oturarak yaşayanlar spora başlarsa

  • Sporcunun, kas gücü, dayanıklılığı, eklemlerinin esnekliği, aerobik kapasitesi iyi değilse

  • Ayak kubbeleri aşırı yüksek ise, bacaklar çarpık ise, bacak uzunlukları farklı ise

 

İlk Yardım

Egzersizler ne kadar da güvenli yapılsa bazen kaza olmaktadır. Çarpmalar, çarpışmalar, düşmeler problemler ortaya çıkarabilir. Bu durumda ilk yardım programının iyi uygulanması gerekir:

  • Yaralı bölge dinlendirilir.

  • Şişliği, kanamayı ve ağrıyı azaltmak için buz uygulanır.

  • Baskı yapıcı elastik bandaj sarılır

  • Yaralı kısım kalp seviyesinin üzerinde tutulur.

  • Ağrı ve inflamasyon giderici ilaçlar kullanılır.

 

İLAÇLAR VE DOPİNG

Fiziksel ve kimyasal yöntemler kullanarak performansın artırılmasına uzun yıllardan beri çalışılmaktadır. Amesterdam’daki kanal yüzücüleri arasında, 1865 yılında doping yapıcı ajanların kullanıldığı rapor edilmiştir. İlk defa 1869 yılında düzenlenen 6 gün bisiklet yarışlarında, yarışmaya katılanların bir çoğunun ilaç ve kimyasal maddeler kullandığı bildirilmiştir. Fransız yarışçılar çok miktarda kafein, Belçikalılar eter içinde eritilmiş şeker ve diğerleri de alkol veya nitrogliserin içeren içecekler almışlardı. Doping sonucu ilk ölüm raporu 1886 tarihlidir; bir İngiliz bisikletçi aldığı yüksek doz trimetril sonucu ölmüştür.

Doping kelimesi ilk defa yirminci yüzyılın başlarında sözlüklere girmeye başlamıştır. “Dop” kelimesinden türetilmiştir. Güney Amerikalılar üzümden yapılan bir çeşit liköre bu ismi vermişler ve bunu çalışan işçilere uyarıcı olması için içirmişlerdir. Daha sonra atların performansını artırmak için kullanılan narkotikler de bu isimle anılmaya başlanmıştır. “doping” sözcüğü atların tükürüğünde ilaç aranması anlamında yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Son yıllarda spordaki başarılarını artırmak için çok sayıda insan ilaç kullanmaya başlamıştır. Doping yapıcı ajanların kullanılması sonucu ölümlerin artması tepki doğurmuştur. Bunun sonucu olarak Milletlerarası Olimpiyat Komitesi bazı ilaçların kullanımını yasaklamış ve müsabakalardan sonra idrar kontrollerine başlamıştır. Bütün bu yasaklara ve kontrollere rağmen sporcular arasında uyarıcıların ve kas geliştirici ilaçların kullanımı giderek artmaktadır.

 

Ergojenik Yardımcılar

“Ergojenik yardımcılar” sporcuların ek performans kazanmak için kullandıkları ilaçlara ve metodlara verilen genel bir isimdir. Bunlar psikolojik, fizyolojik, fiziksel ve kimyasal yardımcılar ve besin maddeleridir.

 

Vitaminler

Sporcuların en çok kullandıkları ilaç vitamin tabletleridir. Vitaminler de dahil bazı besin maddelerinin performansı artırdığına dair yayınlar varsa da bu husus tam olarak ispat edilmiş değildir. Sağlıklı bir kimse, enerji ihtiyacını karşılamak için yeterli ve dengeli biçimde beslenirse, vitamin ihtiyacını da karşılamış olur. Özellikle A ve D vitaminin fazla miktarda alınması istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Hatta suda eriyen C ve B vitaminlerinin bile aşırı miktarda alınması kötü etkiler yaratabilir. E vitamini çok yaygın olarak kullanılmaktır. Atletik performansı artırdığı ileri sürülmekle beraber tam olarak ispat edilmiş değildir. Fazla miktarda alınması kanama ve pıhtılaşma sorunlarına yol açmaktadır. Mide-barsak şikayetleri ve yara iyileşmesinde gecikmelere sebep olduğu da bildirilmektedir.

 

Alkalileştirici Ajanlar

Alkalileştirici ajanlar da ergojenik yardımcılar listesine alınmaktadır.Yarışmalardan birkaç gün önce ve sonra, yemekleri takiben alınmaktadır. Yoğun egzersizlerden sonra oluşan laktik asidin etkisini azaltmak için kullanılır. Egzersize başlamadan önce kan pH’sını yükselttiği için vücudun laktik asidi daha iyi tolere etmesini sağladığı söylenmektedir. Bu ajanların bir diğer etkisi daha vardır. İdrarı da alkalileştirir. Alkalileşmiş idrarda bazı uyarıcı ilaçların varlığı daha zor tespit edilir. Bu amaçla kullanan sporcular da vardır.

 

Diüretikler

Güreşçiler, boksörler kilo düşmek içim diüretikleri (idrar söktürücüleri) sıklıkla kullanmaktadır. Böylece daha düşük sıkletlerde yarışmalara katılmaları mümkün olmaktadır. Bu ilaçların kullanılması ile vücut sıvı vee elektrolit kaybeder ve halsizlik olur. Bunun sonucu da performans düşer. Diüretik kullanarak ve sıcağın etkisinden faydalanarak kilo düşme sağlıklı bir yol değildir; ciddi problemler yaratabilir.

 

Alkol

Alkol, uzun yıllardan beri, yarışmacılar tarafından çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Atıcılar sakinleştirici, bisikletçiler enerji kaynağı ve bir çok katagoride yarışan sporcularda uyarıcı olarak alkol almaktadır. Alkol depresan bir maddedir; reaksiyon zamanını uzatarak ve nöromusküler cevabı yavaşlatarak performansı düşürür. Son yıllarda bazı maraton koşucuları alkolü enerji kaynağı olarak içmektedir. Oysa, bira iyi bir enerji kaynağı değildir ve sıvı kaybettirici etkisi de maratoncular için istenmeyen bir durumdur.

 

Uyarıcılar

Sempatomimetik bir ilaç olan amphetamine sporcular tarafından uzun yıllardan beri kullanılmaktadır. Son yıllarda yapılan bilimsel değere sahip araştırmalar bu ilacın performans artırıcı bir etkisinin olmadığını göstermiştir. Sempatomimetik ilaçlar, kullananı daha uyanık kılar fakat yorgunluk belirtilerini maskeler ve kişiyi daha saldırgan ve uyumsuz yapar. Aşırı kullanma ise oryantasyon bozukluklarına ve ilaç alışkanlığına yol açar; hatta ölüme bile sebep olabilir.

Son yıllarda amphetamin kullanımı azalmakta fakat kafein kullanımı artmaktadır. Kafein kolalı içecekler, çay, kahve gibi içeceklerde bolca bulunmaktadır. Kafeinin yüksek miktarlarda alınması Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından yasaklanmıştır. Birkaç bardak kahvenin arka arkaya içilmesi doping testini pozitif kılmaktadır. Kafein merkezi sinir sistemini uyarıcı etkisi yanında yağ metabolizması üzerine de etkisi vardır. Yağların mobilizasyonunu ve kandaki seviyesini artırmaktadır. Son zamanlarda özellikle maraton koşucularının çok miktarda kolalı içecekler tükettiği görülmektedir. Kafeinin idrar artırıcı etkisi vardır ki bu da sıvı kaybına yol açar. Sıvı kaybı uzun mesafe koşucularının performansını azaltır.

 

Stereoidler

 

Sporcular tarafından kullanımı artan bir diğer gurup ilaç da kas geliştiricilerdir (anabolizanlar). Doğal olarak erkeklerin testislerinde ve böbrek üstü bezlerde üretilen bu steroidlerin sentetik olanları da vardır. Performans artırıcı amaç ile ilk defa ikinci dünya harbinde Almanlar tarafından kullanılmıştır. Harpten sonra da esirlerin rehabilitasyonu için tüketilmiştir.

Gülle, disk, çekiç atma, boks, halter güreş gibi güç gerektiren sporları yapanlar bu ilaçlardan sıklıkla almaktadır. Çalıştırıcılar ve yöneticiler, kazanma ve şampiyon olma hırsı ve hevesi ile doldurarak, genç sporcuları bu tip ilaçları kullanmaya ikna etmektedir. Bu ilaçları alanların kasları irileşir. Kaslardaki bu büyüme, ilaçların istenmeyen etkisi olan su ve tuz tutulmasına da bağlıdır. Su ve tuz vücutta tutulunca kan basıncı artar. Bu ilaçlara bağlı olarak sarılık, hepatit ve karaciğer kanserleri oluştuğu bildirilmiştir. Erkeklerde cinsel arzuyu azaltmakta, sperm üretimini bozmakta ve testislerde atrofi yapmaktadır. Kadınlarda ise kıllanmayı artırmakta ve seste kalıcı kalınlaşma yapmaktadır. Büyümesini tamamlamamış gençlerde kullanılınca, büyüme kıkırdakları erken kapanır ve çocuğun boyu kısa kalır.

Bilimsel çalışmalar bu ilacın kullanılması ile performansın arttığını gösterememiştir. Bir çok araştırıcı, kas kütlesindeki ve gücündeki artmayı su tutulmasına, idmanlarla kasların büyümesine ve ilacın psikolojik etkisine bağlamıştır. Gerçekten de ilaç kesilince, fazla su idrar ile atılmakta, kas kütlesi küçülmekte fakat güç azalması olmamaktadır.

 

Kreatin

Kreatin bir besin maddesidir. Son zamanlarda çok popüler olmuştur. Sporcular kreatin alarak güçlerini ve spordaki başarılarını artırmaya çalışmaktadır. Doktorlar bu maddenin faydaları ve risklerini belirlemeye çalışmaktadır. Sağlık üzerindeki uzun süreli etkisi, özellikle de büyümesini tamamlamayanlarda tam olarak bilinmemektedir. Riskleri bilinmediği için ergenlik çağındaki gençlerin, çocukaların ve hamile bayanların kullanması doğru değildir. Ayrıca böbrek problemi olanlar da bu maddeyi almamalıdır.

Kreatin kasların kasılması için kullanılan bir enerji kaynağıdır. Vücut kendi keatinini kendisi karaciğer, böbrek ve pankreasda sentez eder. Et ve balık yenildiğinde besinlerle alınmış olur. Vücut kreatini egzersiz esnasında kullanmak için kas hücreleri içinde depolar. Geri kalanı beyin, kalp ve diğer dokulara gider.

Kas hücreleri içerisinde kreatin miktarı artınca, kaslar daha fazla enerjiyi daha hızlı bir şekilde üretebilir. Özellikle, ağırlık kaldırma ve kısa mesafe koşucuları için faydalıdır şeklinde düşünülmektedir.

Kreatin alanlarda, kas içerisinde su tutulmasına bağlı olarak ağırlık artmaktadır. Uzun süre kullanılınca kramplar, dehidratasyon, ishal, bulantı ve baş dönmesi gibi istenmeyen yan etkiler oluşmaktadır.

Bu maddenin güvenli kullanımı, yan etkileri ve organlar üzerindeki diğer etkileri araştırılmaya devam edilmektedir. Bazı kalp, beyin ve kas hastalıklarının tedavisinde de kullanılmaktadır.

 

SPOR AYAKKABISI

Yapılan spora uygun ve ayağa güzel oturan spor ayakkabısı hem performansı artırır, hem de sakatlıkları önler. Yeni bir çift ayakkabı alırken şunlara dikkat ediniz:

  • Ayakkabıyı, ayağınızın en şiş olduğu zaman olan akşam vakitlerinde veya atletik bir aktiviteden hemen sonra deneyerek seçin.

  • Yaptığınız spora uygun çorap giyerek ayakkabıyı deneyin.

  • Ayağınız ayakkabının içinde iken tüm parmaklarınızı rahatça kıvırabilmelisiniz.

  • Ayakkabıyı prova ettiğiniz sürenin tamamında ayağınızın rahat ettiğinden emin olun.

  • Ayakkabıyı giyince birkaç adım koşun veya yürüyün ve rahatlığını kontrol edin.

  • Prova yaparken ayakkabının bağcıklarının bağlanmış olması gerekir.

  • Ayakkabının topuğunuzu saran kısmının sert malzemeden yapılması lazımdır. Böylece koşarken veya yürürken topuğunuz içe veya dışa dönmez.

Spor ayakkabıları yedi katagoride toplanır:

İdman ayakkabıları: Koşular ve yürüyüşler için uygun olan ayakkabılardır. Dili ve aşil tendonuna karşı gelen kısmı ayağı vurmayacak şekilde yumuşak malzeme ile desteklenmelidir. Tabanı şok absorbe edici özellikte olmalı ve kolay bükülebilmelidir. Topuğu saran kısım sağlam malzemeden yapılmalıdır. Hafif ve fleksibıl olanlar tercih edilmelidir. Ayak parmaklarını darbelerden koruması için, ayakkabının uç kısmı sert ve sağlam olmalıdır.

Kort sporları: Tenis, basketbol ve voleybol oynarken giyilen ayakkabılardır. Bu sporlarda vücut ileri geri, sağa sola sürekli hareket eder. Ayakkabının bu hareketlere karşı dayanıklı olması lazımdır. Özellikleri yukarda anlatılanlar gibi olmalıdır.

Futbol ayakkabısı: Bu ayakkabıların tabanı çivili olmalıdır. Çivilerin özelliği oyun alanının yüzeyine göre değişir. Genellikle vidalanabilir olur ve naylondan yapılır.

Kış sporları: Tabanı, yapılan spora (kayak, mukavemet kayağı, buz hokeyi) uygunluk göstermelidir. Hepsinin temel özelliği, ayak bileğini burkulmalarına karşı koyacak tarzda yapılmış olmalarıdır.

Kır koşu ve yürüyüşleri: Kişilerin kendi yürüyüş ve koşu biçimlerine göre bir seçim yapılmaları uygun olur.

Özel sporlar: golf, bisiklet, aerobik dans gibi aktivitelere özel ayakkabılar vardır.

Açık hava sporları: Avlanma, balık tutma, bot kullanma gibi hoş vakit geçirme aktivitelerinde giyilen ayakkabılardır.

 

SIK SORULAN SORULAR

İnsanlar her zamankinden daha fazla, uzun yaşamak, kaliteli bir hayat sürmek, sağlıklı yaşlanmak için gayret göstermektedir. Bu konuda akla sıklıkla gelen bazı sorular vardır, onlara cevap vermeye çalışacağız.

Egzersiz benim ne işime yarar?

Yaşlandıkça kaslarınız ve kemikleriniz eski gücünü kaybeder ve kas iskelet sistemi ile ilgili, sırt ağrısı, osteoartirit, osteoporoz gibi sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Düzenli egzersizler kaslarınızın zayıflamasını önler, kemiklerinizi güçlendirir ve eklem ağrılarınızı giderir. Ek olarak, hareketliliğinizi artırır ve sizi daha dengeli kılar; düşme riskiniz ve dolayısıyla kemiklerinizi kırma ihtimaliniz azalır.

 

Fizik Aktivitelerden faydalanmak için uzun süreli ve yoğun egzersizler mi gerekir?

Geçmişte, sağlıklı olabilmek için, çok yoğun biçimde egzersiz yapmak gerektiğine inanılırdı. Fakat son araştırmalar gösterdi ki, günde 30 dakikalık çok yorucu olamayan, yürüyüş, araba yıkama, bahçede çalışma gibi egzersizler de sağlıklı olmak için yeterli olmaktadır. Çok yoğun ve yorucu çalışmak doğru değildir, orta derecedeki aktiviteler en iyisidir. Hiç egzersiz yapmamaktan az da olsa yapmak daha iyidir.

Düzenli biçimde bir egzersiz programına katılamıyorsanız aşağıda yazılanlardan hangisinden hoşlanıyorsanız onu yapın.

  • Temiz havada yürüyün

  • Bahçede çalışın

  • Bisiklete binin

  • Kendi arabanızı kendiniz yıkayın

  • Ev işleri yapın

  • Dans edin

 

Gittikçe yaşlanıyorum, egzersizlere başlamak için geç kalmış olabilir miyim?

Başlamak için yaş önemli değildir. Egzersiz özellikle yaşlılar için daha önemlidir; onları daha aktif ve bağımsız yapar, ömrünü uzatır. Tekerlekli iskemle ile gezenlerin bile yapabileceği egzersizler vardır. Sürekli aktif kalmak kalp ve damar hastalıkları riskini azaltır, kan basıncını düşürür, şeker hastalığını kontrol eder ve kilo almanızı önler.

 

Benim bazı tıbbi sorunlarım var, egzersiz beni daha kötü yapar mı?

Tam tersi, eğer kemik, eklem ve kaslarınızı ilgilendiren uzun süreli bir sorununuz varsa, hareketsizlik problemlerinizi daha da artırır. Tıbbi araştırmalar göstermiştir ki, fizik aktivite artirit, osteoporoz ve diğer kronik sorunları olan kimseler için güvenli ve faydalıdır.

 

Sırtımda sürekli ağrılar var, egzersizler durumu daha kötü yapar mı?

Bel ve sırt ağrınız aniden ortaya çıktıysa egzersiz tavsiye edilmez. Ağrılarınız kronik ise, sırt karın ve kalça kaslarını güçlendiren egzersizler sizin için faydalı olur. Dengeli ve düzenli biçimde yapılacak egzersizlerin zararı değil faydası vardır.

 

Bana artiritim olduğu söylendi, bu ne anlama gelmektedir?

Çok çeşitli artirit tipleri vardır, bunlardan en sık görüleni halk arasında kireçlenme de denilen osteoartiritdir. Yaşı 55’i geçmiş çok sayıda insanı etkiler ve sakat kılar. Sebebi bilinmeyen, eklem kıkırdağının aşınması ile birlikte giden ve daha sonra kemikleri de etkileyen bir eklem hastalığıdır.

 

Egzersizler osteoartiritli eklemlerimi daha da kötü hale getirir mi?

Tam tersine, eklemi ilgilendiren kasların güçlendirilmesi ve eklem hareketlerinin artırılması için yapılan egzersizler çok faydalıdır. Hareketsizlik kaslarda güçsüzlüğe ve eklem hareketlerinde kısıtlanmaya yol açar; sakınmak gerekir. Eğer bir egzersiz tipi ağrınızı artırıyorsa başkasını deneyin. Normal yürüyüşlere başlamadan önce yüzerek ve su içinde yürüyerek kaslarınızı kuvvetlendirmeniz iyi olur. Başlangıçta egzersiz sürenizi kısa tutun, kaslarınız geliştikçe süreyi uzatırsınız. Egzersizlerin diğer sağlık sorunlarına da (kalp hastalığı, yüksek tansiyon, şeker hastalığı) iyi geldiğini unutmayın.

 

Benim osteoporozlu olduğum söylendi, bu önemli bir problem midir?

Osteoporoz, özellikle menapoz sonrası kadınlarda sıklıkla görülen ve kırıklara yol açabilen ciddi bir sağlık sorunudur. Çok yaygın bir durumdur, dünyada yaklaşık 200 milyon insanı ilgilendirmektedir.

 

Kemiklerim osteoporozlu ise egzersizler kırılmasına sebep olmaz mı?

Yürüme, koşma ve ağırlık kaldırma gibi egzersizler kemik yapımını uyarırlar ve kemikleri daha dayanıklı yaparlar. Egzersizler, kasları güçlendirerek ve denge duyusunu artırarak düşmeleri ve dolayısıyla kırık olma ihtimalini azaltır. Unutmayın ki her yıl binlerce insan kalça kırığı nedeniyle hastanelerde yatmaktadır.

 

Osteoporoz için daha başka ne yapabilirim?

Egzersiz ve fizik aktivite hayatınızın bir parçası olmaya sürekli devam etmelidir. Egzersizleri bıraktıktan 2 hafta sonra faydası azalmaya başlar ve 2-8 ay sonra ortadan kalkar. Doktorunuz egzersizler ile birlikte, kalsiyum ve diğer ilaçlardan vererek size yardımcı olmaya çalışır.

 

Kalçalarımda protez var, egzersizler bu protezlere zarar verir mi?

Protez konulduktan sonra, doktorunuz kalça ve bacak kaslarınızın güçlenmesi ve eklem hareketlerinin artırılması için size bir takım egzersizler tavsiye edecektir. Tam olarak düzeldikten sonra, yürüme, yüzme, bisiklete binme gibi basit egzersizleri yapmanız, kaslarınızı güçlü tutmak ve eklem hareketlerinizi korumak açısından faydalı olur. Eğer aktif olmazsanız, kaslarınız güçsüzleşir ve dengeniz bozulur; daha kolay düşersiniz. Bu düşmeler sonucu protezleriniz zarar görebilir.

Koşma, kayak ve tenis oynamak gibi sporlar için doktorunuzdan izin almanız gerekir.

 

• SPOR YARALANMALARI

SPOR YARALANMALARI

Her geçen gün, düzenli spor yapanların sayısı artmaktadır. Bilinçli yapılmadığı takdirde, sağlık için yapılan sportif egzersizler insan sağlığını bozabilmektedir. Günümüzde çok sayıda insan spor yaparken yaralandığı için ortopedi kliniklerine baş vurmaktadır.

Spor yaralanması iki türlü olur. Akut yaralanmalar, ani bir travma sonucu oluşur. Özellikle temas sporlarında kemik, kas, tendon ve bağlarda kırıklar, ezilmeler, yırtılmalar sıklıkla olabilmektedir. İkinci tür spor yaralanmaları ise aşırı yüklenme sonucu meydana gelir. Daha çok uzun mesafe koşuları gibi dayanıklılık sporları yapanlarda görülür.

Spor yaralanmalarını şöyle sınıflandırmak mümkündür:

  • Kırıklar

  • Çıkıklar

  • Kas ve tendon yaralanmaları (ezilmeler, kramplar, tendinitler, tendon kopmaları)

  • Bağ yaralanmaları

  • Eklem içi yaralanmalar (eklem kıkırdağı kırıkları, menisküs yırtıkları v.b.)

  • Sıcak çarpmaları

 

KAS VE TENDON YARALANMALARI

Kas ve onların kemiklere yapıştığı yerlerdeki dokular (tendonlar) sportif aktiviteler esnasında yaralanabilir. Bu yaralanmalar ezilmeler veya gerilme ve kopmalar şeklinde olabilir. Kaslara kramp girmesi de egzersizler esnasında sıkça karşılaşılan bir olaydır.

Kas Ezilmeleri

Özellikle ikili mücadele gerektiren sporlarda görülür. Künt bir objenin vücuda çarpması ile oluşur. Ciltte herhangi bir kesi yapmadan altındaki kaslarda ve diğer bağ dokularında ezilmeler olur. Sert bir zemine düşünce vücudun yere çarpması ile de meydana gelebilir. Bu tip yaralanmaların çoğu ciddi değildir ve spora devam etmeye mani olmaz; çabucak iyileşir. Bazen de çok sert darbeler sonucu kaslarda ciddi hasarlar oluşabilir ve sporcu haftalar boyu spordan uzak kalabilir.

 

İlk Yardım

Çarpma sonucu o bölgede kas içerisine kanamalar olur, şişlik meydana gelir ve yakındaki eklemlerin hareketleri kısıtlanır. Kanamaya bağlı olarak o bölgede cilt mor olarak görülür. Ağrıyı kontrol etmek ve kanamayı durdurmak ve inflamasyonun oluşumunu engellemek için kas hafif gergin durumda istirahata alınır ve şu tedbirler alınır:

  • İstirahat: yaralı bölge daha fazla hasar görmesin diye spora ara verilir, kol veya bacak istirahata alınır.

  • Buz: Bir naylon torba içerisine yarleştirilmiş buzlar havluya sarılarak tatbik edilir. Yirmi dakika uyguladıktan sonra beş dakika buz uzaklaştırılır ve sonra tekrar uygulanır. Böylece hadisenin şiddetine göre birkaç saat bu tedaviye devam edilir.

  • Kompresyon: Yaralı bölge elastik bandaj ile sarılarak komprese edilir.

  • Yüksekte tutma: Yaralı kol veya bacak kalp seviyesinin üzerinde tutulur. Bu şekilde daha fazla kanama olmamasına ve şişlik oluşmamasına çalışılır.

 

Şiddetli Yaralanmalar

Yaralı dokular içerisinde kan birikince dışardan şişlik şeklinde ve mor olarak görülür (hematom). Bazen kanama ve şişlik o kadar çok olur ki sporcu şoka girebilir. Çok şiddetli çarpmalar sonucu kırık, kas liflerinde ve bağlarda yırtıklar, çıkıklar meydana gelebilir. Çarpma sonucu iç organlarda da yaralanmalar olabilir.

Ciddi durumlarda doktora gitmek gerekir. Doktor teşhis için hastayı muayene eder ve yardımcı görüntüleme sistemlerinden (röntgen, MR, tomografi v.b.) faydalanabilir. Bazı durumlarda sinir sisteminin de değerlendirilmesi gerekir.

 

Tedavi

Birçok sporcu herhangi bir cerrahi müdahaleye gerek kalmadan iyileşebilir. Genellikle inflamatuar giderici ilaçlar verilir. Yaralı bölgeye masaj yapılmamalıdır. İlk 24-48 saat, yukarda anlatılan istirahat, buz, kompresyon ve yüksekte tutma şeklinde özetlenen tedaviye devam edilmelidir. Bu tedbirler kanamayı ve şişliği en az düzeyde tutar. İyileşme sağlanınca kasları rehabilite edici egzersizlere başlanılır. Kan birikintisi çok fazla ise ve günler geçmesine rağmen iyileşme olmuyorsa, doktor ameliyatla kanı boşaltabilir.

 

Rehabilitasyon

Birkaç gün sonra inflamasyon azalır ve hasarlı dokular iyileşmeye başlar. Bu safhadan sonra doktor sıcak uygulama tavsiye edebilir. Aynı zamanda rehabilitasyonu gerçekleştirmek için egzersizlere başlanılır. Yaralanmanın şiddetine göre, sportif aktivitelere dönüş birkaç haftalık bir süre alabilir. İyileşme tamamlanmadan önce yaralı bölgeye fazla yük bindirilirse, iyileşme dokusu (skar) büyük olur; o da daha farklı problemlere yol açar.

  • Rehabilitasyonun ilk döneminde, eklem hareketlerini artırmak için, nazikçe yapılan germe egzersizlerini başlanılır.

  • Hareketler kazanıldıktan sonra, kasları güçlendirici egzersizler yaptırılır.

Eklemler, hareketlerini ağrısız bir şekilde, tam olarak yapmaya başlayınca doktor öncelikle temas gerektirmeyen sporlara dönülmesine izin verir.

 

Spora Dönüş

Sporcu, eski gücünü, dayanıklılığını ve eklem hareketlerini kazandıktan sonra temas sporlarına başlayabilir. Yaralanmaların tekrar etmemesi için dizlik, baldırlık, bileklik gibi koruyucu destekler giyilmesi gerekebilir. Korunması istene bölgeler yastıkçıklar ile desteklenebilir. Bu yastıkçıklar çarpmalara, darbelere karşı vücudu korur.

 

Komplikasyonlar

İyi bir tıbbi tedavi ve doktorun önerileri doğrultusunda hareket edilirse bir takım ciddi komplikasyonlardan korunmak mümkün olur.

Kompartman sendromu: Bazı özel durumlarda, kol, bacak, ayak kasları içerisine olan ani ve şiddetli kanamalar çok ağrılı şişlikler yol açar. Bu şişlik ve kanamalar nedeniyle kas içi doku basıncı yükselir ve bu baskılar sonucu damarlar görev göremez hale gelir. Dolayısıyla, hücrelere gerekli olan oksijen ve diğer maddeler ulaştırılamaz. Bozulan kan dolaşımının düzeltilmesi için acil cerrahi müdahale gerekir.

Miyozitis ossifikans: Kas içerisine olan kanamalardan sonra çok hızlı rehabilitasyon programı uygulanınca miyozitis ossifikans gelişebilir. Bu durumda kas dokusu içerisinde kemikleşme olur. Ağrı vardır ve giderek eklem hareketleri kısıtlanır. Çok şiddetli biçimde yapılan germe egzersizleri hadiseyi daha da kötüleştirir. Egzersizlerin nazik bir şekilde yapılması gerekir. Oluşan kemik dokusunun cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir.

 

Kramplar

Bir kasın istek dışı olarak ve kuvvetli bir şekilde kasılıp kalmasına kramp diyoruz. Kramp iskelet kaslarından herhangi birinde görülebilir. Kasın bir kısmında olabileceği gibi tamamında da kramp meydana gelebilir. Krampın sıklıkla görüldüğü kaslar şunlardır:

  • Baldır arkası kaslar (gastreknemius)

  • Uyluk arkasındaki kaslar (hemstringler)

  • Uyluk ön kısmındaki kaslar (kuadriseps)

Kramp ayak, el, kol, karın ve göğüs kafesi kaslarında da sıklıkla olabilir. Kramp esnasında hafif bir ağrı olabileceği gibi şahsı bayıltacak kadar şiddetli de olabilir. Kramp halindeki bir kasa dokunulduğunda normale göre çok daha sert olduğu görülür. Bu durum birkaç saniye de sürebilir, 15 dakikaya kadar da uzayabilir. Aynı kasta birkaç kere arka arkaya kramp oluşabilir.

 

Kramp Nedenleri

Krampın tam olarak sebebi bilinmemektedir. Aşırı yorgunluğa bağlı olarak kasılmanın kontrol edilememesi bir sebep olabilir. Ayrıca, sıcak havalarda spor yapılması, susuzluk, mineral ve tuz (elektrolit) eksikliği yaparak krampa yol açabilir.

Germe egzersizleri ve yorgunluk: Kaslar kasılabilen ve uzayabilen liflerden yapılmıştır. Bu lifler kasıldığında boyları kısalır ve kuvvet oluşturur, gevşediklerinde ise boyları uzar. Germe egzersizleri ile kasların boyları uzatılırsa, egzersiz esnasında daha rahat bir şekilde kasılıp gevşeyebilirler. Kondisyonu iyi olmayan kimseler egzersiz esnasında daha çabuk yorulurlar. Bu yorgunluk sinirsel refleksleri etkiler ve kas kasıldıktan sonra gevşemeyebilir. Uzun süreli egzersizler, kaslarda laktik asit gibi metabolik aktivite ürünlerinin birikmesine yol açar. Bu maddelerin miktarının artması da kasılmalara neden olabilir.

Sıcaklık, susuzluk ve elektrolit eksikliği: Sıcak havalarda kramp daha sık görülür. Çünkü terleme ile insan su, tuz ve elektrolit (potasyum, magnezyum, kalsiyum v.b.) kaybeder. Bu maddelerin eksilmesi kramp nedeni olabilir.

 

Kimlerde Kramp Olabilir

Hemen herkes hayatının bir döneminde kramp geçirmiştir. Yüzerken, futbol veya basketbol oynarken veya buna benzer egzersizleri yaparken aniden kramp girebilir. Bazen de, otururken, yürürken veya uyurken olabilir.

Bazı insanlarda kramplar çok daha sık görülür. Dayanıklılık sporu (uzun mesafe koşucuları v.b.) yapanlarda ve yoğun fizik aktivite gösteren yaşlılarda da kramplar sık oluşur.

  • Fizik kondisyonun tam gelişmediği sezon öncesi dönemde sporcular daha çabuk yorulacağı için, kramplar da sık görülür. Yoğun ve uzun süreli bir idmandan sonra kramp görülme ihtimali daha yüksektir.

  • Yaşlı kimselerde inaktivite nedeniyle kaslar atrofik olduğu için daha çok kramp oluşur. Yaşlandıkça kaslar eskisi gibi kuvvetli ve sert biçimde kasılamaz; daha çabuk yorulur. Susuzluk hissinin azalması ve sıcağa olan cevabın değişmesi de krampların yaşlılarda sık görülmesinin sebebidir.

 

Tedavi Ve Koruma

Kramp genellikle kendiliğinden geçer. Doktora müracaat gerekmez. Şunlar yapılabilir:

  • Krampı tetikleyen hareketlere son veriniz

  • Kası kibar bir şekilde geriniz ve masaj yapınız

  • Kas kasılı ve sert durumda iken sıcak, sonraki dönemde ise soğuk uygulayınız.

Kramplarda kaçınmak için idmanlarla fizik kondisyonunuzu yükseltiniz. Isınma hareketleri sonrasında germe egzersizleri yapınız.

Krampları önlemek için vücudu susuz bırakmamak gerekir. Özellikle çocukla yoğun egzersizlerden sonra su içmeyebilirler; bu konuda dikkatli olunmalıdır. Şunları yapınız:

  • Susuzluk hissi oluşmadan, belirli aralıklarla su içiniz

  • Susuzluk hissederseniz çok daha fazla su içiniz

  • Çok sıcak havalarda spor yapıyorsanız tuz ve elektrolit kayıplarınızı telafi etmeye çalışınız.

 

Doktora Ne Zaman Gidilir

Krampların çoğu kendiliğinden geçer ve doktor muayenesi gerekmez ama bazen de ciddi sağlık problemlerinin belirtisi olabilir. Yoğun ve uzun süreli egzersizler yapılmamasına rağmen sık sık kramplar oluyorsa doktora gitmek gerekir. Dolaşım ve beslenme bozuklukları ve sinir sistemi, metabolizma ve hormon hastalıkları kramp nedeni olabilir.

 

Kas Ve Tendon Kopmaları

Kas ve tendonlarda bükülme ve gerilmeler sonucu kopmalar olabilir. Aslında kasların kemiklere yapışmasını sağlayan tendonlar çekme kuvvetine karşı çok dayanıklıdır ama anormal yüklenmeler bu tip yaralanmalara sebep olabilir. Kas lifleri ise ani bir kasılma ile gerilebilir ve kopabilir.

 

Oluş Mekanizmaları

Profesyonel ve amatör sporcularda olabileceği gibi herhangi bir kimsede de bu tip yaralanmalar meydana gelebilir. Vücut ağırlığı fazla olanlarda ve fizik kondisyonu iyi olmayanlarda daha sık görülür.

Bütün spor ve egzersizler hatta yürüme bile kas ve tendon yaralanmaları için risk taşır. Yapılan spor dalına göre farklı anatomik bölgelerde görülür. Futbol, güreş, basketbol, hokey gibi temas sporları daha fazla risk taşır. Bu spor dallarında daha çok bacak ve ayak kaslarında yaralanmalar olur. Jimnastik, tenis, kürek ve golf gibi elin sıkı kavramasını gerektiren sporlarda ise el kaslarında görülür. Dirsek kaslarındaki yaralanmalar ise daha çok raket kullanılan ve fırlatma gerektiren egzersizlerde oluşur.

 

Belirtiler

Yaralanmalar şiddetine göre hafif, orta veya ağır olabilir. Hepsinde kas ağrısı, şişlik, kaslarda kuvvet azlığı olur. Ağır tip yaralanmalarda kas lifleri kısmen veya tamamen yırtılmıştır. Orta şiddetteki yaralanmalarda ise yırtılma yoktur ama kaslarda fonksiyon kaybı olur. Hafif yaralanmalarda kas lifleri sadece biraz gerginlik yaşamıştır. Bu tip yaralanmaların sıklıkla görüldüğü bölgeler şunlardır:

  • Bel ve sırt: Omurgaları destekleyen kaslar bükülme, gerilme, yırtılma sonucu yaralanabilir. Sık sık zıplama gerektiren basketbol, voleybol gibi sporlarda daha sık görülür.

  • Uyluk Bölgesi: uyluğun arkasındaki kaslarda da (hemstringler) gerilmeler ve yırtılmalar sık olur. Yaralanma o kadar şiddetli olabilir ki sporcu aylarca spordan uzak kalabilir. Uyluk ön kısmındaki kas (kuadriseps) ile hemstringler arasındaki güç dengesizliği yaralanmayı kolaylaştırır. Hemstring yaralanmaları tekrarlayabilir.

 

Tedavi

İstirahat, buz uygulaması, yüksekte tutma ve baskılama hasarı en az boyutta tutar. Hafif yaralanmalar hariç, diğerlerinde doktor muayenesi gerekir. Ağır yaralanmalarda cerrahi müdahale ve uzun süreli istirahat gerekebilir. Hafif ve orta şiddetteki yaralanmalarda aktivite değişiklikleri ve rehabilitasyon egzersizleri tavsiye edilir.

 

Koruyucu Tedbirler

Bu tip yaralanmalarda hiç kimse muaf değildir.Ama önlemek için bazı tedbirler alınabilir:

  • Kas güçlerini artırıcı idmanlar yapılmalı

  • Her gün germe egzersizleri yapılmalı

  • Ayakkabı seçimine dikkat edilmeli

  • Dengeli beslenilmeli

  • Her türlü spor aktivitesinden önce ısınılmalı

  • Yapılan sporun gerektirdiği koruyucu malzemeler kullanılmalı

 

BAĞ YARALANMALARI

Bağlar (ligament) eklemlerin içinde veya etrafında bulunur. Eklemi yapan kemikleri birbirine sıkıca bağlar. Dayanıklı bağ dokusundan oluşmuştur. Eklem stabilitesini sağlar; kopunca spor yapmak güçleşir.

 

Sebepler

Direkt veya indirekt mekanizmalarla (düşme, çarpışma v.b.) olur. Eklem zorlanınca bağlar gerilir; zorlanma devam ederse kopmalar olur. Diz ve ayak bileği eklemlerinde sık görülür. Düşme veya çarpışma sonucu eklemlerde gerilmeler, burkulmalar, dönmeler olunca bağlarda da problemler ortaya çıkar.

Profesyonel veya amatör sporcularda olabileceği gibi herhangi bir kimsede de görülebilir. Kilosu fazla olanlar ve fizik kondisyonu yetersiz olanlarda risk daha fazladır.

 

Belirtiler

Olayın şiddetine göre derecesi değişmekle beraber hemen her sporcuda ağrı, yanma hissi, şişlik olur. Sporcu, şiddetli yaralanmalarda, bağın kopmasına ait bir “tak” sesi duyabilir. Bağ kopunca eklem fonksiyonları bozulur şiddetli ağrı olur. Bağda orta şiddette bir yaralanma olmuş ise, gerilmeye bağlı kısmi yırtıklar olmuştur. Hafif derecedeki gerilmelerde ise yırtık oluşmaz, ağrı vardır fakat fonksiyon kaybı olmaz.

 

Tedavi

İstirahat, buz uygulaması, yüksekte tutma ve baskılama hasarı en az boyutta tutar. Hafif yaralanmalar hariç, diğerlerinde doktor muayenesi gerekir. Ağır yaralanmalarda cerrahi müdahale ve uzun süreli istirahat gerekebilir. Hafif ve orta şiddetteki yaralanmalarda aktivite değişiklikleri ve rehabilitasyon egzersizleri tavsiye edilir.

 

Koruyucu Tedbirler

Bu tip yaralanmalarda hiç kimse muaf değildir.Ama önlemek için bazı tedbirler alınabilir:

  • Kas güçlerini artırıcı idmanlar yapılmalı

  • Her gün germe egzersizleri yapılmalı

  • Ayakkabı seçimine dikkat edilmeli

  • Dengeli beslenilmeli

  • Her türlü spor aktivitesinden önce ısınılmalı

  • Yapılan sporun gerektirdiği koruyucu malzemeler kullanılmalı

 

MENİSKÜS YIRTIKLARI

Dizin en fazla yaralanmaya uğrayan kısmı menisküslerdir. Menisküsler, “C” şeklinde, kıkırdak yapıda oluşumlardır. Her dizin içerisinde, iç ve dış tarafta olmak üzere iki tane vardır. Diz ekleminin yük taşımasına yardım eder ve hareketlerin düzenli olmasını sağlar.

Özellikle futbol gibi temas sporları yapanlarda, dizin ani dönmesi, bükülmesi veya zorlanması esnasında yırtılır.Gençlerde ön çapraz bağ yırtığı gibi ek yaralanmalarla birlikte olabilir. Daha yaşlı kimselerde ise herhangi bir travma olmadan da, kıkırdak yapının bozulması sonucu menisküsler kolaylıkla yırtılabilir.

 

Belirti ve Bulgular

Menisküs yırtılırken bir kopma sesi duyulabilir. Çoğu insan bu yırtılmaya rağmen yürümeye eğer sporcu ise aktiviteye devam edebilir. İnflamasyon gelişirse diz ağrılı hale gelir ve şunlar ortaya çıkar:

  • Dizde sertlik ve şişlik

  • Eklem çizgisinde hassasiyet

  • Eklemde sıvı toplanması (şişlik)

Tedavi edilmezse, yırtık menisküs parçası eklemde takılmalara, kilitlenmelere sebep olur. Menisküs yırtığı şüphesi varsa, bir ortopedi uzmanına görünmek gerekir.

 

Teşhis

Doktora gidince ne olduğu tam olarak anlatılmalıdır. Doktor öncelikle muayene yapar. Dizde ağrı yapan diğer sebepleri ekarte etmek için röntgen filmi çekilir. Yumuşak dokuları daha iyi görmek için, bazen manyetik rezonans (MR) görüntülemesinden de faydalanılır. Tam bir teşhis için artroskopi de gerekebilir.

Menisküs yırtıkları küçük ise kendiliğinden iyileşebilir. Kendiliğinden iyileşmediği durumlarda cerrahi tedavi gerekir.

 

Cerrahi Tedavi

Dizde şişlik, ağrı ve sertlik devam ederse cerrahi tedaviye baş vurulur. Beraberindeki ek travmalara ve hastanın yaşı da göz önüne alınarak tedavi planlanır. Yırtık olan menisküs dikileceği gibi, kısmen veya tamamen çıkarılabilir. Bu işlem artroskopik olarak yapılır. Ameliyattan sonra egzersizlerle rehabilitasyon sağlanır.

 

DİZ BAĞLARINDAKİ YARALANMALAR

Her yıl binlerce kişi dizlerindeki problemler nedeniyle doktorlara müracaat etmektedir. Hareketli bir hayat yaşamamızda dizin hayati rolü vardır. Bu hareketli hayat dize çok yükler bindirir. Dizin bu yüklere rağmen stabil olmasını onun bağları sağlar. Dizde iki gurup bağ vardır: Çapraz bağlar ve yan bağlar.

 

Çapraz Bağlar

Çapraz bağlara dizin içerisindedir. Uyluk ve bacak kemiklerini birbirine bağlar. Gergin bir ip gibi dizin öne arkaya kaymasını önler. Dizin normal olarak hareket edebilmesi için stabil olması gerekir.

Bu bağlar çapraz denilmesinin sebebi, diz içerisinde birbirlerini çaprazlayarak durmaları nedeniyledir. Öndekine, ön çapraz bağ (ÖÇB), arkadakine ise arka çapraz bağ (AÇB) denir.

 

Ön Çapraz Bağ Yırtıkları

ÖÇB bacak kemiğinin (tibia) uyluk kemiğine (femur) göre öne kaymasını önler. Şu durumlarda yırtılabilir:

  • Hızlı bir şekilde yön değiştirme

  • Hızlı koşarken aniden yavaşlama

  • Yüksekten atlama

  • Futbol oynarken olduğu gibi direkt çarpmalar

 

 

ÖÇB Yırtıklarının Teşhisi

Çapraz bağ yırtıldığında hemen bir ağrı olmayabilir. Ama dizinizin boşa gittiğini hissederiniz ve bir kopma sesi duyarsınız. Diziniz 2-!2 saat içerisinde şişer ve ağrı başlar. Bu durumda, buz uygulamanız ve dizinizi yukarda tutmanız iyi olur. Daha sonra bir ortopediste müracaat etmelisiniz.

Yırtılmış bir ÖÇB ile yürürseniz ve koşarsanız, dizinizin kıkırdaklarını aşındırabilirsiniz. Çünkü ani hareketlerde bacak kemiği öne doğru kayar ve anormal sürtünmeler olur.

 

ÖÇB Yırtıklarında Teşhis

ÖÇB yırtıklarında teşhis esas olarak fizik muayene ile konur. Röntgen ve manyetik rezonans görüntülemeden (MR) de faydalanılır.

ÖÇB’ın kısmi yırtıkları cerrahi bir tedavi istemeyebilir. Tam yırtıklar ise önemlidir, özellikle genç ve aktif kimselerde ameliyat gerekir.

 

ÖÇB Yırtıklarında Tedavi

Hem cerrahi hem de cerrahi dışı tedaviler uygulanır.

Ameliyatsız Tedavi:

  • Yaşlılarda ve aktif olmayan kimselerde uygulanır

  • Dizin stabilitesi yeterli ise ameliyat yapılmaz

  • Hastaya dizlik verilir ve kasları güçlendirilir

Ameliyat ile tedavi:

  • Genellikle artroskopik olarak (kapalı) yapılır. Tamir için başka bir tendon kullanılır.

  • Ameliyattan sonra gene dizlik ve kas gücünü artıran egzersizler gerekir.

 

Arka Çapraz Bağ Yırtıklar Yırtıkları

Arka çapraz bağ (AÇB), ÖÇB kadar sık yaralanmaz. Yanlış bir hareket veya dizler üzerine düşme sonucu, dizde çok zorlanma olursa yırtılabilir. AÇB yırtıldığında da stabilite bozulur, çünkü bacak kemiği arkaya doğru kayabilir. Tıpkı ÖÇB yırtıklarında olduğu gibi kıkırdak aşınmalarına ve artirite sebep olur.

AÇB Yırtıklarında Tedavi

AÇB yırtıklarında çoğu zaman dizde instabilite belirtileri oluşmaz, iyi bir rehabilitasyon programı sporcular için bile yeterli olur. Bazen AÇB bacak kemiğine yapıştığı yerden kemik parçasını koparabilir. Bu durumda ameliyat gerekir.

Yan Bağlar

Yan bağlar dizin iç ve dış tarafındadır. İç yan bağ uyluk kemiği ile bacak kemiğini birbirine bağlar. Dış yan bağ ise uyluk kemiği ve kaval kemiği arasındadır. Her ikisi birden dizin sağa, sola doğru açılanmasını önler. İç yan bağ daha sık olarak yırtılır.

Yan Bağ Yırtıkları

İç yan bağlardaki küçük yırtıklar konservatif olarak tedavi edilir. Bağ iyileşinceye kadar istirahat önerilir. Başlangıçta buz uygulamak faydalı olur. Diz şişmesin diye kompresyon bandajı sarılır ve yukarda tutulur. Daha sonra bir rehabilitasyon programı gerekebilir.

Bağ tam olarak yırtılmışsa, ameliyat gerekebilir. Ameliyattan sonra gene rehabilitasyon programı uygulanır.

Çapraz ve yan bağ yaralanmalarından sonra sıklıkla şu rehabilitasyon programı uygulanır:

  • Hareketliliği artırmak için pasif büküp açma egzersizler yapılmalı

  • Eklem hareketlerini kontrol etmek için dizlikler takılmalı

  • Uyluğun ön ve arkasındaki, dize hareket sağlayan kasların güçlendirilmeli

  • Basit güçlendirme egzersizlerini takiben, sabit bisiklet sürme ve serbest ağırlıklarla çalışma yapılmalı

Diz kasları normal gücüne kavuşunca ve diz stabilitesi sağlanınca dizlik kullanmaya son verilir.

 

 

STRES KIRIKLARI

Sporda sık görülebilecek yaralanmalardan biri de stres kırıklarıdır. Stres kırıkları aşırı yüklenme sonucu oluşur. Diğer cisimlerde olduğu gibi kemiklerde de art arda gelen yüklenmeler sonucu kemiklerde yorgunluk olur ve bunun sonucu kırık meydana gelir. Bu yüklenmelerin kaslarda yorgunluk yaratması ve buna bağlı olarak kasların şok absorbe edici özelliğinin azalması bu tip kırıkların oluşumunu kolaylaştırır. Stres kırıklarının çoğu vücut ağırlığını taşıyan bacak ve ayak kemiklerinde olur.

 

Sebepler

Yapılan sportif aktivitenin süresinin ve yoğunluğunun hızlı biçimde artırılması stres kırıklarına yol açabilir. Ayrıca oyun alanındaki yüzey değişiklikleri de bir sebep olabilir. Sürekli yumuşak zeminli bir kortta oynayan tenisçi sert zeminde oynarsa stres kırığı riskini almış olur. Uzun mesafe koşucularının koşu süresini hızlı bir şekilde uzatması bu açıdan doğru değildir.

Kadın sporcularda aynı aktiviteyi yapan erkeklere göre daha fazla stres kırığı olmaktadır. Bu durum, kadın sporcularda görülen, yeme bozukluğu, menstrasyon düzensizliği ve osteoporoz ile birlikte giden, kadınların üçlü sağlık sorununa (female triad) bağlanmaktadır. Kadınlarda kemik kitlesi azaldıkça stres kırığı ihtimali artar.

Sürekli idman ve maç yapan, dinlenmeye fırsat bulamayan sporcularda daha sık kırık olur. Uzun mesafe koşucuları, tenis ve basketbol ve futbol oynayanlar, jimnastikçiler bu konuda dikkatli olmalıdır.

 

Tedavi

Tedavinin en önemli kısmı istirahattır. Kırıklı sporcular, kırık meydana getirmiş olan aktivitelerine 6-8 hafta ara vermelidir. Çoğu kırık bu süre içersinde iyileşir. Eğer kırığı yapan aktiviteye erken olarak başlanılırsa, kırık çok daha zor iyileşir. İyileşmeme problemi aylarca sürebilir.

 

Korunma

Herhangi bir spor aktivitesine yavaş yavaş başlayın. Mesela, spora başlar başlamaz ilk günden 10 km koşmaya kalkmayın. Daha kısa mesafe ile koşulara başlayın, haftalık sürelerle mesafeyi artırın. Bir diğer tedbir de bir gün ara vererek koşmak olabilir.

Yediklerinize dikkat edin. Dengeli beslenmeye çalışın. Yeterli miktarda kalsiyum almaya gayret edin.

Spor malzemelerinizi iyi seçin. Özellikle ayakkabılarınıza dikkat edin. Eskimiş, şok absorbe edici özelliği azalmış ayakkabılar giymeyin.

Koşu esnasında ağrı başlarsa, spora ara verin; birkaç gün içinde ağrılar geçmez ise bir ortopediste görünün.

 

SICAK ÇARPMASI

Spor yaparken ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarından birisi de sıcak çarpmasıdır. Sıcak havalarda yoğun ve uzun süreli aktiviteler esnasında olabilir. Yeteri kadar sıvı almadan, sıcak havalarda yapılacak egzersizler bu açıdan risklidir.

 

Su Kaybı

Sıvı azalması (dehidratasyon) sporcular için ciddi risk taşır. Az miktarda olan eksilmelerde (vücut ağırlığının % 2’sinden daha az) performans azalır ve sıcak çarpması riski başlar. Vücut ısısının yükselmemesi için yeterli miktarda sıvı alınmalıdır. Bir yetişkinin günlük ortalama su ihtiyacı 2.5 litre kadardır. Eğer egzersiz yapılıyorsa, bu miktara saat başı 1.5-2.0 litre ilave etmek gerekir. Sporcunun egzersize başlamadan, egzersiz yaparken ve bittikten sonra sıvı alması uygun olur.

Sporcular aşırı miktarda protein, kafein ve alkol alımından kaçınmalıdır. Çünkü bu maddeler idrar miktarını artırarak su kaybına sebep olur.

 

Elektrolit Kaybı

Sodyum, klor, potasyum, magnezyum gibi elektrolitler ter ile vücuttan atılır. İyi kondisyon kazanmış ve çevre şartlarına uyum sağlamış sporcular daha az sodyum kaybederler. Bir litre terde ortalama 2.9 gram tuz bulunur. Elektrolitlerin kaybı kramplara ve daha ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir. Bu nedenle sıcak havalarda tuz ihtiyacının arttığı bilinerek diyet düzenlenmelidir.

 

Sıcak Çarpmasının Tipleri

Sıcak çarpmasının en hafif şekli, kramplardır. Daha sonra sıcak bitkinliği gelir. En ciddi olanı ise sıcak çarpmasına bağlı gelişen komadır. Sıcak havalarda yapılan aktiviteler esnasında aşırı teleme olur; sporcu su ve elektrolit kaybeder. Olay devam ederse, vücut kendi kendisini soğutamaz hale gelir ve vücut ısısı yükselmeye başlar. Isı 40-41 dereceye kadar çıkabilir. Bu safhadan sonra, hayatı tehdit eden koma hali gelişir.

Kramplar: Daha önce anlatılmıştı, bu nedenle bu bölümde sıcak bitkinliğinden ve komasından bahsedilecektir.

Sıcak Bitkinliği: Sıcağa karşı kalp-damar sisteminin verdiği cevap yetersiz kalınca ortaya çıkar. Sıvı kaybı nedeniyle cilde, kaslara ve organlara olan kan akımı azalır. Kan basıncı düşer, hatta bayılmalar olabilir. Cilt soluktur, terleme vardır. Halsizlik fazladır. Bu durumda sporcu serin bir ortama alınmalı ve sıvı ve elektrolit verilmelidir. Ağızdan içecek olarak verilmesi yeterli olabilir; kusmaları varsa, damardan sıvı vermek gerekir.

Koma: Sık görülmez. Hayatı tehdit eden ciddi bir sağlık sorunudur. Vücudun ısı düzenleme mekanizması bozulmuştur. Hararet 41 dereceye kadar çıkar. Cilt kurudur, terleme durmuştur, kan basıncı düşüktür. Zamanla koma hali gelişir. Tedavisi acildir. Hemen soğutma işlemine başlanılmalıdır. Buzlu su ile doldurulmuş küvete konulabilir; fan da faydalı olur. Bu sırada damarda sıvı verilmelidir.

 

Sıcağa Karşı Önlemler

Bol sıvı alınması en iyi önlemdir. Sporcunun iyi kondisyon kazanması ve çevre şartlarına uyum sağlaması (aklimitizasyon) riski azaltır. Sıcak çarpmasının erken belirtileri çıkınca hemen tedaviye başlanılmalıdır. Aksi takdirde daha ciddi durumlar ortaya çıkar.

Alınabilecek bazı önlemler:

  • Bir spor aktivitesine başlayacaksanız, susuzluk hissetmeseniz bile bol sıvı alın.

  • Sezon başlamada kondisyonunuzu yükseltin.

  • Sıcak havalarda aktivitenize sıkça ara verin. Kendinizi yıpratmamaya çalışın.

  • Sıcak havalarda, sabah veya akşam serinliğinde spor yapın.

  • İnce, açık renkli, gevşek örgülü giyecekler giyin. Sıkı giyinmeyin.

  • Sıcak çarptığına inandığınız bir kimseyi hemen serin bir yere alın, kıyafetlerini çıkarın, soğutmaya çalışın ve bol sıvı verin. Kana en hızlı biçimde ulaşacak olan sıvının soğuk su olduğunu unutmayın.

 

SPORA DÖNÜŞ

Hiçbir sporcu yaralandıktan sonra sürekli kenarda kalmak istemez. Spor hekimlerinin görevi de sporcuyu mümkün olduğu kadar erken olarak iyileştirip spora dönmesini sağlamaktır. Dikkat edilmesi gereken nokta şudur; zamanından önce spora başlanınca sakatlık tekrarlayabilir. Tedavi süresi de uzar gider.

Spor yaralanması olunca, erken teşhis, doğru ve zamanında tedavi ve çok iyi bir rehabilitasyon programı sporcunun eski aktivite seviyesine gelmesini sağlar.

Spora erken dönebilmek için önemli noktalar:

  • Spor yaptığınız sürece fizik kondisyonunuzu yüksek tutun.

  • Yaralanır yaralanmaz, erken olarak doktora gidin ve doğru biçimde tedavi olun.

  • Tam bir fonksiyonel rehabilitasyon programı uygulayın.

  • Yaralı iken kondisyonunuzu yüksek tutmaya çalışın.

  • Geleceğiniz için pozitif düşünceli ve gayretli olun.

 

Geri Dönüş Planı

Spora erken dönmek için bir seri adımı düzenli ve bilinçli olarak atmak gerekir. Her adımın doktor ve fizyoterapist tarafından düzenlenmesi ve kayıt edilmesi gerekir.

Erken dönemde, istirahat, buz uygulaması, yüksekte tutma ve baskılama önerilir. Yaralanmanın şiddetine göre alçı, cihaz veya ameliyat gerekebilir.

Tedavi esnasında fizik kondisyonun korunmasına çalışılır. Yaralı bölge istirahata alınsa bile vücudun diğer bölgeleri aktif tutulur. Mesela, bir koşucunun bacağında yaralanma varsa su içinde yürüme veya sabit bisiklete binme tavsiye edilir. Ayağının birisi alçıda olan bir sporcunun bile yapabileceği egzersizler vardır. Bu egzersizlerin ara verilmeden yapılmalıdır.

Nekahat döneminde eklemlere hareket ve kaslara güç kazandırılmaya çalışılır. En erken dönemde aktif ve pasif hareketler yapılır. Bu dönemde germe egzersizlerinin de faydası çoktur. Kas güçleri, elektriksel uyarıcılar kullanılarak veya basit güç idmanları ile artırılır.

Kaslar yeterince güçlenince fonksiyonel idmanlara başlanılır. Mesela bacaklarından sakatlanmış bir kimseye yürüyüş ve hafif koşular yaptırılır, ip atlatılır. Denge, çeviklik ve maharet artırıcı egzersizlere de bu dönemde başlanılır.

Şişlik ve ağrı kalmazsa, eklem hareketleri tam olarak kazanılırsa, kaslar güçlenirse ve sporcu eski çevikliğine ve dayanıklılığına kavuşursa yaptığı sporun özel idmanlarına başlar; futbolcu ise sahaya, tenisçi ise kortlara girer. Bu dönemde koruyucu cihaz kullanmak ve bandaj gerekebilir.

Yaralanmanın tekrar etmemesi için spora başlamadan ısınma hareketleri yapılmalı, egzersizlerden önce ve sonra buz uygulamasına devam edilmelidir.

 

SPOR YARALANMALARINDAN KORUNMA

Spor yaralanmalarından korunmak için genel öneriler şöyledir:

  • Yapılacak spora uygun biçimde fizik kondisyonunuzu yükseltin. Kaslarınız dayanıklı, güçlü ve kuvvetli, eklemleriniz esnek ve hareketli olsun. Yeterli çevikliği kazanmış olun. Kalp ve akciğer fonksiyonlarınız üst düzeyde olsun.

  • Yaptığınız sporun kurallarını öğrenin ve bunlara uyun.

  • Spora uygun koruyucu tedbirler alın. Futbolcu iseniz baldırlık kullanın, voleybolcu iseniz koruyucu dizlik , bisiklete binecekseniz kask takın, v.b

  • Spor malzemelerinin doğru kullanımını öğrenin ve uygulayın. Mesela, kayak yapıyorsanız, ayakkabınızı kayağa doğru bağlayın…

  • Spora başlamadan önce ısınmayı ihmal etmeyin.

  • Hasta ve yorgun olduğunuzda spor yapmayın.

  • Spor yaptığınız alanını ve onun zeminini iyi seçin.

  • Hava durumu gibi çevre şartlarına dikkat edin.

  • Aşırı sıcak, soğuk havalarda veya yüksek irtifada spor yapacaksanız öncelikle vücudunuzun bu şartlara uyum sağlamasını bekleyiniz (aklimitizasyon), sonra spor yapınız.

Bu genel ilkelerden ayrı olarak her spor dalı için özel önlemler de almak gerekir.

 

Basketbol Yaralanmalarından Korunma

Basketbol yaralanmalarından korunmak için şunlar önerilir:

  • Vücudunuzu ısıtın ve germe egzersizlerinizi yapın. Soğuk adaleler daha çabuk yaralanır. Isınma için önce yürüyün ve sonra yavaş yavaş koşun. Hafif terleyince germe egzersizlerini yapın.

  • Sadece kendi pozisyonunuzda oynayın. Diğer sporcuların sahanın neresinde olduğuna dikkat edin, çarpışma ihtimalini azaltın. Rakibinizi tutmayın, çekmeyin, itmeyin, tehlikeli biçimde engellemeyin. Basketbol tekniğine uygun şekilde pas ve şut atın.

  • Basketbola uygun ayakkabı seçin, kalın pamuklu çoraplar giyinin. Bunlar teri emer ve ayağı destekler. Ayak bilekliği takarsanız dönmeleri önleyebilirsiniz.

  • Yastıkçıklı dizlik ve dirseklik takın; bunlar ezilmeleri, çizilmeleri önler.

  • Ağzınızı ve dişlerinizi korumak için ağzınızın içine koruyucu yerleştirin.

  • Gözlük takıyorsanız, kırılmaz cam veya gözlük koruyucusu kullanın.

  • Oynarken takı takmayın ve sakız çiğnemeyin.

  • Açık havada oynuyorsanız, zemine dikkat edin; çıkıntılar, çukurlar olmasın. Kapalı sahada oynuyorsanız, zemin tozlu ve ıslak olmaması gerekir.

  • Dış sahada hava şartları da önemlidir. Akşam vakti oynuyorsanız sahanın iyi aydınlatılmasını sağlayın.

  • Kenar çizgiler duvarlara, oturma yerlerine ve çeşmelere yakın olmamalı ve pota arkalarındaki duvar yastıklarla örtülmelidir.

  • Basit yaralanmalarda ne yapmanız gerektiğini biliniz ve uygulayınız.

  • Maçlarda tıbbi yardım verecek şartları sağlayınız.

 

Futbol Yaralanmalarından Korunma

  • Vücudunuzu ısıtın ve germe egzersizlerinizi yapın. Soğuk adaleler daha çabuk yaralanır. Isınma için önce yürüyün ve sonra yavaş yavaş koşun. Hafif terleyince germe egzersizlerini yapın.

  • Bacağınızın ön kısmında, cildin hemen altında kemik vardır, darbeler bu kemiği yaralamasın diye plastik koruyucu takın

  • Kramponlu ayakkabılar giyin. Tabanı uzun vidalı ayakkabılar yaralanma riskini artırır ama ıslak ve kaygan zeminlerde giyilmesi gerekir.

  • Yağışlı havalarda sentetik, su emmeyen toplar ile oynayınız. Deri toplar su emer ve ağırlaşır; yaralanma riskini artırır.

  • Kale direklerine dikkat edin, altında oturmayın, ağlara asılmayın; direklerin devrilmesi ciddi sağlık sorunları yaratabilir.

  • Oyun alanının yüzeyi iyi durumda olmalıdır. Çukurlar doldurulmalı, çıplak bölgeler çimlendirilmeli ve çöplerden arındırılmalıdır.

  • Sporcular basit yaralanmalarda ne yapması gerektiğini bilmeli ve uygulamalıdır.

  • Maçlarda tıbbi yardım verecek şartlar sağlanmalıdır.

 

Yüzme Sporunda Alınacak Tedbirler

  • Vücudunuzu ısıtın ve germe egzersizlerinizi yapın. Soğuk adaleler daha çabuk yaralanır. Isınma için önce yürüyün ve sonra yavaş yavaş koşun. Hafif terleyince germe egzersizlerini yapın.

  • Nasıl yüzüleceğini öğrenin ve yalnız başınıza yüzmeyin. Cankurtaran gözetiminde yüzün. İyi yüzme bilmiyorsanız can yeleği giyinin.

  • Yorgunsanız, üşüyorsanız veya çok ısındıysanız yüzmeyin.

  • Sığ sulara dalmak için atlamayın. Bu nedenle her yıl yüzlerce insan boyun ve sırt yaralanması sonucu felç olmaktadır.

  • Havuzda yüzüyorsanız derinliğin ne kadar olduğunu öğrenin.

  • Atlama tahtasının ucundan dalın. Tahta üzerinde koşmayın. Mümkün olduğu kadar uzağa atlayın ve suya dalar dalmaz sizden sonrakilere yer açmak için uzaklaşın. Atlama tahtasından her seferinde bir kişi atlamalıdır.

  • Dere veya nehirde yüzüyorsanız suya koşarak gelip balıklama atlamayınız. Su altında kaya ve onun gibi tehlikeli cisimler olabilir.

  • Sürekli yağışlardan sonra nehirlerde veya göllerde yüzmeyin, şiddetli su akıntısı, sel olabilir. Su kirlenebilir ve derinliği değişebilir.

  • Açık havada yüzecekseniz hava raporunu dinleyiniz. Fırtına çıkabilir, sis bastırabilir. Su elektrik çeker ve yıldırım tehlikesi olabilir.

  • Alkol içtikten sonra suya girmeyin. Alkol karar verme mekanizmalarını etkiler, hareketleri yavaşlatır ve görüşü bozar, soğuğun etkisini artırır ve yüzmeyi zorlaştırır.

  • Sporcular basit yaralanmalarda ne yapması gerektiğini bilmeli ve uygulamalıdır.

  • Yarışmalarda tıbbi yardım verecek şartlar sağlanmalıdır.

 

Tenis Yaralanmalarının Önlenmesi

  • Vücudunuzu ısıtın ve germe egzersizlerinizi yapın. Soğuk adaleler daha çabuk yaralanır. Isınma için önce yürüyün ve sonra yavaş yavaş koşun. Hafif terleyince germe egzersizlerini yapın.

  • Beton, asfalt ve sentetik zeminli kortlarda oynamaktan sakının. Ayakkabınızın tabanı şok absorbe edebilecek özellikte olmalıdır.

  • Ayak bileği burkulmalarını önleyecek destekleri olan tenis ayakkabılarından giyinin. Ayakkabıya destek olması için çorabı çift giyin.

  • Elinizin su toplamaması için raketin sapını sık sık temizleyin.

  • Servis atarken veya baş üstü toplara vururken belinizi aşırı şekilde geriye bükmeyin.

  • Ayakların uzun süreli kullanılması topuk dikeni oluşumuna (plantar fasiit) yol açabilir. İstirahatı ihmal etmeyin. Ayakkabının içinde tabanlık olması da fasiiti önleyebilir.

  • Sporcular basit yaralanmalarda ne yapması gerektiğini bilmeli ve uygulamalıdır.

  • Tenis müsabakaları esnasında tıbbi yardım verecek şartlar sağlanmalıdır.

 

Voleybol Yaralanmalarının Önlenmesi

  • Vücudunuzu ısıtın ve germe egzersizlerinizi yapın. Soğuk adaleler daha çabuk yaralanır. Isınma için önce yürüyün ve sonra yavaş yavaş koşun. Hafif terleyince germe egzersizlerini yapın.

  • Dizlerinizi darbelerden korumak için dizlik takın.

  • Dizlere kadar inen ve yastıkçıklarla desteklenmiş şortlar giyinin. Bu şekilde uyluğunuzu yere çarpmalar sırasında oluşacak yanmalardan ve sıyrıklardan korumuş olursunuz.

  • Ayakkabınız ark destekli ve ayak bileğini burkulmalardan koruyacak özellikte olmasına dikkat edin. Tabanı şok absorbe edecek özellikte olmalıdır.

  • Voleybol oynanan alanın tavanı yeterli yükseklikte olmalıdır.

  • Voleybol ağı çelik tel ile desteklenmiş ise bu kısımlar yumuşak maddeler ile kaplanmalıdır.

  • Ağa asılmayın ve tutup çekmeyin; üzerinize devrilebilir.

  • Diğer oyuncular ile çarpışmamak için bağırarak arkadaşınızı uyarınız.

  • Oyun alanın yüzeyi önemlidir; açık havada oynuyorsanız cam gibi keskin şeylerin olmamasına dikkat ediniz.

  • porcular basit yaralanmalarda ne yapması gerektiğini bilmeli ve uygulamalıdır.

  • Voleybol müsabakaları esnasında tıbbi yardım verecek şartlar sağlanmalıdır.

 

Kayak Yaparken Dikkat Edilecek Noktalar

  • Mümkünse bir arkadaş ile beraber kayılmalıdır. İki kayakçı birbirlerinin görüş mesafesinden mümkünse çıkmamalı; birisi gözden kaybolursa diğeri durup onu beklemelidir.

  • Her günün başlangıcında kayakçılar önce yavaş kayarak ısınmalı, sonra kaymaya başlamalıdır.

  • Kayılacak pist üzerindeki kayalar, buzlar dikkate alınmalıdır. Hava şartlarına ve yüzeyin buz , tozlu kar veya yumuşak kar oluşuna göre düzenlenmeler yapılmalıdır.

  • Hava şartlarına uygun kıyafetler seçilip giyilmeli, başlık ve eldiven takılmalıdır.

  • İyi bir kayak hocasında ders alınmalı, güvenli bir şekilde nasıl kayılacağı, durulacağı ve düşüleceği öğrenilmelidir.

  • Kayakçılar bilinen yerlerin dışına kayarak çıkmamalıdır.

  • Bağlamalar ve kayaklar kaymaya başlamadan önce kontrol edilmelidir

  • Aktiviteden önce ve sonra bol su içilmelidir.

 

• OSTEOPOROZ

OSTEOPOROZ

Osteoporoz, ilerleyici tarzda kemik kaybı ve artan kırık riski ile karakterize bir hastalıktır. Kelime anlamı, “kemiğin süngerleşmesi”dir. Bu hastalık uzun yıllar içerisinde gelişir, hasta durumunu ancak kırık olunca anlar. Osteoporozlu kimselerde boy kısalması ve kamburlaşma olur.

 

Şekil 70. Osteoporozlu (sağ) ve osteoporozo olmayan (sol).

 

Osteoporoz önemli bir sağlık sorunudur. Her yıl yaklaşık 5 milyon insanı etkiler. Tahminen, osteoporoza bağlı olarak, her yıl 400 bin kırık olmaktadır. 65 Yaşın üzerindeki iki kadından birinde ve beş erkekten birinde bu nedenle kırk olur. Oldukça ağrılı olan bu kırıklar, kalça, omurgalar, el bileği, kol ve bacaklarda basit bir düşme sonucu meydana gelebilir. Kemik, osteoporoz sebebi ile çok zayıflamışsa, günlük aktiviteler sonucu bile omurgalarda kırık gelişebilir.

 

Bu kırıklar içerisnde en ciddi sorunlara yol açanı kalça kırklarıdır. Daha önce bağımsız olarak yaşıyan yaşlılar, bu kırık sonucu bir bakıcıya ihtiyaç duyar hale gelebilir. Bu kırığı geçirmiş kimseler, uzunca bir süre koltuk değneğine muhtaç olur ve yaklaşık yarısı da ömürlerinin geri kalan kısmını yürüteç veya koltuk değneği kullanarak geçirir. Kalça kırıklarının topluma da maliyeti yüksektir.

 

Osteoporoz Nedenleri

Osteoporozun kesin sebebi bilinmemekle beraber, bazı faktörlerin rol oynadığı kesindir.

Yaşlanma: Herkes yaşlandıkça kemik kaybına uğrar. 35 yaşından sonra yeni yapılan kemik dokusu, yıkıma uğrayan kemik dokusunu telafi edemeyecek kadar azalır. Bir insan ne kadar yaşlı ise, kemik kitlesi de o kadar azalmıştır ve kırık geçirme ihtimali de o kadar artmıştır.

Heredite: Ailede kırık hikayesinin olması, ince, narin vücut yapısı, açık renk saçlar osteoporoz riskinin yüksek olduğuna işarettir. Bazı insanlarda, erken yaşta osteoporozun gelişmesi de hereditenin rolünü göstermektedir.

Beslenme ve hayat tarzı: Kalsiyumdan eksik diyet, düşük vücut ağırlığı ve aktif olmayan bir hayat tarzı ve sigara ve alkol içmek gibi kötü alışkanlıklar insanları osteoporoza doğru götürür.

İlaçlar ve diğer sağlık sorunları: Kortizon gibi bazı ilaçlar ve tiroid hastalıkları gibi bazı sağlık sorunları da osteoporoz nedeni olabilir.

Menapoz: Menapozdan sonra estrojen seviyesinin azalması osteoporoz oluşumunda önemli bir faktördür.

 

Osteoporozun Önlenmesi

İnsanlar yaşlandıkça kemik kaybı arttığı için, çoğu insan osteoporozu yaşlılık hastalığı olarak bilir. Oysa, osteoporozun gelişmesinde, çocukluk ve adolesan dönemdeki kemik büyümesinin ve gelişmesinin büyük önemi vardır. Osteoporozun önlenmesine çocukluk çağlarında başlanılmalıdır.

Çocukluk süresince kemikler hem büyürler hem de güçlenirler. Bu dönemdeki kemik gelişimi yetişkin hayattaki kemik kalitesini de belirler. Adolesan çağında ulaşılan kemik kitlesi ne kadar büyük olursa, yaşlılıktaki kemik kaybı da osteoporoza o kadar geç yol açar.

Vücudun normal gelişmesi için iyi beslenme çok önemlidir. Bütün dokular gibi, kemik de dengeli beslenme, yeterli kalori ve uygun miktarda besi maddesi ister. Maalesef, bazı insanlar kendi sağlığı için gerekli miktarda besini alamayabilir. Mesela, 9-17 yaşlarındaki kimseler, günde ortalama 1300 mg kalsiyum almalıdır ama bu miktarda kalsiyumu tahminen, çocukların ancak % 20’si alabilmektedir.

Kalsiyum, kemik kitlesinin gelişmesinde, korunmasında ve osteoporozun önlenmesinde önemli bir besin maddesidir. Vitamin D kalsiyumun bağırsaklardan emilmesinde ve kemik sağlığının korunmasında rol oynar. Bebeklerin ve çocukların yeterli miktarda D vitamini de almaları gerekir. Çocuklar büyüdükçe daha az süt içmeye başlar; sütten üretilmiş yiyeceklerden de az yerlerse, D vitamini ve kalsiyumu ayrıca almaları gerekir. Önemli olan genç yaşta ulaşılan kemik kitlesi düzeyidir.

Kalsiyumun en iyi kaynağı, süt ve sütten yapılmış yiyeceklerdir. Yeşil yapraklı sebzeler de bol miktarda kalsiyum içerir. Üç yaşın altındaki bebekler, günde 500 miligram kalsiyuma ihtiyaç duyarlar. Bu miktar kalsiyum için, iki bardak süt içilmesi yeterlidir. Büyük çocuklarda günlük ihtiyaç 800 miligrama çıkar. İki tas yoğurtta bu kadar kalsiyum vardır. Daha büyük çocuklardaki kalsiyum ihtiyacı ise, günlük 1300 miligramdır. Kalsiyum ile birlikte D vitamini alımı da gereklidir. Vitamin D güneş ışığı ile aktif hale geçer. Açık havada yapılan egzersizler bu bakımdan iki yönden fayda verir.

Kaslar gibi kemiklerin de güçlü olması için egzersizlere ihtiyacı vardır. Hangi yaşta olursanız olun yapacağınız egzersizlerin, sağlık ile ilgili diğer faydalarının yanında kemik yapımını artırıcı etkisi vardır. Yürüme, koşma, futbol, basketbol, voleybol, kayak, dans etmek gibi egzersizler haftada en az üç kere yapılmalıdır. Egzersizlerin kas gücünü artırarak, vücuda esneklik sağlayarak ve denge duygusunu geliştirerek, düşmeyi önleyici etkisi de vardır. Böylece kırık olma ihtimali de azaltılmış olur.

 

Yaş Durumuna Göre Öneriler

10-20 yaş: Kemik bankanızdaki kalsiyum depolarını mümkün olduğunca artırınız. Kemiklerinizin sağlıklı ve güçlü olması için, günde 1300 miligram kalsiyum alınız. Kalsiyum için en iyi kaynağın süt olduğunu unutmayınız. Yeşil yapraklı sebzeler yiyerek de bol kalsiyum alabilirsiniz.

Bayanların düzenli menstrasyon görmeleri osteoporozun önlenmesi açısından önemlidir. 16 Yaşına gelmenize rağmen menstrasyonunuz başlamamışsa veya düzenli değilse, doktora müracaat ediniz.

20-35 Yaş: Kemik yapımı, eski yıllardaki ile kıyaslandığında daha az olmakla beraber, kemikler en güçlü yapıya bu dönemde ulaşırlar. Kemik dansitesinin zirve noktaya ulaşması için yeterli kalsiyum alınması önemlidir. Her gün 1000 mg kalsiyum alınmalıdır. Yeterli kalsiyum alımı ile birlikte yapılacak egzersizler kemiklerin güçlenmesine yadım eder.

35-50 Yaş: Yavaş yavaş kemik yıkımı başlamıştır. Bu kaybı asgaride tutmak için yeterli kalsiyum (1000 mg günde) ve düzenli egzersiz yapılmalıdır. Kadınların çoğu bu yaşlarda menapoza girerler. Menstrasyonlar düzensiz hale gelmeye başlayınca doktora gitmek gerekir. Ayrıca, kemik dansitesi ölçümü de gerekebilir.

50 Yaş ve üzeri: Menapoza girmiş kadınların kemik kitlelerinde bir yılda ortalama %1-6 oranında kayıp olur. Bu dönemde osteoporoz tedavisi gerekebilir. Yeterli kalsiyum alımı önemlidir. Bir günde 1000 mg kalsiyum alınmalıdır. Yeterli güneş ışığı alınamıyorsa, D vitamini alımı da gerekir. Haftada 3-5 gün 20-30 dakika kadar yürümek veya koşmak çok faydalıdır.

 

Osteoporozun Teşhisi

Osteoporoz teşhisi, doktor tarafından tıbbi hikayenin alınması, fizik muayenenin yapılması, röntgen grafilerinin ölçülmesi, kemik dansitesinin tayini ve laboratuar sonuçlarının değerlendirilmesi ile konur. Doktor, kemik kaybı yapan, D vitamini eksikliğine bağlı rikets, paratiroid bezinin çok çalışmasına bağlı hiperparatiroidizm gibi diğer hastalıkları ekarte etmek isterse, ek tanı yöntemlerine baş vurabilir.

Kemik dansitometresi, osteoporozun tanısında kullanılan güvenilir bir yöntemdir. X-Ray kullanılarak yapılır.

 

Kemik Dansitesi Ölçümü

Kemik dansitesi ölçümü için çok sayıda metot olmakla birlikte en sık kullanılanı DEKSA’dır (dual-enrgy X-ray absorptiometry). Ölçüm röntgen ışınları kullanılarak yapılır. Radyasyon dozu çok düşüktür. Sonuçlarda doğruluk oranı yüksektir. Ölçüm zamanı da kısadır.

Kemik dansitesinin ölçülmesinin esas amacı, kırık oluşma riskinin belirlenmesidir. Kemik dansitesi düştükçe kırık riski de artmaktadır.

Aşağıdaki durumlarda kemik dansitesi ölçümü tavsiye edilir:

  • Menapoza girmesine rağmen hormon takviyesi yapılmayan bayanlar

  • Ailesinde kalça kırığı hikayesi olanlar, sigara içenler, zayıf ve narin yapılılar

  • Kemik kaybına yol açabilecek ilaçları (kortizon) kullananlar

  • Hipertiroidi, hiperparatiroidi, barsak emilim bozuklukları, alkolizm gibi sağlık sorunları olanlar

  • Daha önce kırık geçirenler (büyük bir travma olmadan)

T Skoru: T skoru, genç yetişkinlerin kemik dansitesi ortalamalarının alt ve üst değerlerinin standart sapmasını bildiren bir rakamdır. Bu ortalamalar, aynı cinsiyet ve ırk özelliklerindeki kişiler için normal kabul edilen değerlerdir.

Genel kabule göre, standart sapma (SS) değerindeki bir eksik değer, kırık riskinin iki misli arttığını gösterir. Mesela, SS normalin iki altı ise (T skor: -2) kırık olma ihtimali normale göre 4 misli artmıştır. Bu durumda, gelecekte kırık olmaması için, kişinin tedavisi gerekir.

Yaşlılık da osteoporozdan bağımsız olarak kırık riskini artırır. Özellikle denge bozukluğu, bacaklarında güçsüzlük ve görme bozukluğu olanlar ve fizik kondisyonu iyi olmayanlar kolaylıkla düştükleri için bunlarda kırık riski daha da fazladır.

Z Skoru: Z skoru, hasta ile aynı yaştaki insanların kemik dansitelerinin normal değerini bildirir. Bu skor, osteoporozun primer mi, yoksa sekonder mi olduğu konusunda fikir verir. Sekonder olanda yaşın dışında, osteoporoz yapan bir sebep vardır. Z skoru -1.5 dan daha düşükse, sekonder osteoporoz olabilir. Bu durumda, osteoporoz yapan sebeplerin varlığı araştırılmalıdır. Tedavi için önemlidir; altta yatan sebebin de tedavisi gerekebilir.

 

Osteoporoz Tedavisi

Kaybolan kemik dokusunu yerine koymak çok zordur. Tedavi ile yeni kemik kayıplarının olmamasına çalışılır. Osteoporoz tedavisini ortopedist, iç hastalıkları uzmanı, kadın, doğum hastalıkları uzmanı ve endokrinolog beraberce yürütürler. Tedavin esasını beslenme ve egzersiz oluşturmasına rağmen ek tedavi yöntemleri de vardır.

Menapoz sonrası gelişen osteoporozlarda, kemik kaybı fazla ise, kırık riskini azaltmak için kadınlara estojen verilir. Menapoz başladığında yapılacak kemik dansitesi ölçümü, estrojen verilip verilmemesi konusunda bir kriter oluşturur. Bu hormon, kalp hastalıklarını da önler, zihinsel ve üriner fonksiyonları artırır. Estrojen tedavisi risksiz değildir; meme kanseri ihtimalini yükseltir.

Son yıllarda anti-estrojen ajanlar da kullanılmaya başlanmıştır. Bunlar, kemik yapımını artırır, omurgalarda kırık ve memelerde kanser olma ihtimalini azaltır.

Kemik kaybını azaltmak için kullanılan bir diğer ajan da kalsitonindir. Bu ilacın burun spreyi vardır. Kullanıldığında, kemik kaybını azaltır, omurgalarda kırık oluşumunu sınırlar; ayrıca ağrı kesici etkisi de vardır. Alendronat gibi fosfanatlar da kemik erimesini yavaşlatır ve kırkları da önler. Bütün bu saydığımız tedavi edici ajanlar önemlidir ama daha önemlisi osteoporozun önlenmesidir.

 

Kalsiyum İhtiyacı

Erkekler ve bayanlar 9-18 yaş

1,300 mg

Erkekler ve bayanlar 19-50 yaş

1,000 mg

Hamile ve emzikli bayanlar

1,300 mg

Erkekler ve bayanlar 50 yaş üzeri

1,000 mg

 

 

Vitamin D İhtiyacı

9-50 Yaşlarındaki sınırlı güneş gören iinsanlar

1,300 mg

51-70 yaşlarındaki sınırlı güneş gören insanlar

1,000 mg

70 Yaşın üzerindeki sınırlı güneş gören insanlar

1,300 mg

Yiyeceklerdeki Kalsiyum Miktarı

Yenen Miktar

Yiyecek

Kalsiyum miktarı (mg)

1 tas

Yoğurt

415

1 tas

Meyvalı yoğurt

314

1 bardak

Süt

300

25 gm

Kaşar peyniri

290

25 gm

Beyaz peynir

170

25 gm

Çedar peynir

200

1 porsiyon

Sardalya

350

1 porsiyon

Levrek

110

1 kap

Mevsim salatası

175

1 kap

Lahana

170

1 kap

Badem

330

1 kap

Dondurma

170

1 kap

Pişmiş brokoli

90

1 büyük

Hamburger

75

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BESLENME

Sağlıklı hayat için sağlıklı beslenme gerekir. İhtiyacımız olan enerjiyi, yapı taşlarını ve bir çok fonksiyon için ihtiyaç duyduğumuz maddeyi beslenme yolu ile vücudumuza kazandırırız. İnsan vücudunun neye ne kadar ihtiyaç duyduğu, onun yaşına, vücut yapısına ve büyüklüğüne, cinsiyetine, genetik yapısına, yaşadığı çevreye ve günlük fizik aktivitesine bağlıdır. Yaşamamız ve günlük aktivitelerimiz için öncelikle enerjiye ihtiyacımız var. Bu enerjiyi kalori olarak değerlendiriyoruz.

Beslenme ilgili genel öneriler şunlardır:

  • Çeşitli yiyecekler yiyin

  • Tahıl, sebze ve meyveyi çok yiyin

  • Şeker, tuz, alkol, yağ ve kolesterol alımından kaçının

 

 

KALORİ İHTİYACI

Kalori ihtiyacımız günlük aktivitelerimizin yoğunluğuna ve süresine bağlıdır. İnsanların günlük enerji ihtiyaçları 7000-1200 kalori arasında değişir. Basketbolcu ve futbolcu gibi ağır spor yapan kimselerde günlük ihtiyaç 6000 kalori civarındadır. İhtiyaçtan fazla alınan kalori vücutta yağ olarak depolanır. İhtiyaçtan az kalori alınırsa, vücut açığı daha önce depoladığı yağlardan kapatır; kişi kilo kaybeder.

 

Kalori İhtiyacını belirleyen Faktörler

 

Yetişkin bir insanda enerji ihtiyacını üç faktör belirler: İstirahattaki metabolik hız, ısı üretimi ve fizik aktivite. Bu faktörlerden her biri direkt veya indirekt olarak, yaştan, genetik yapıdan, vücut kompozisyonundan, çevre şartlarından, yaşam biçiminden, yapılan sportif faaliyetlerden etkilenir. Büyümekte olan çocuk ve gençlerde büyüme de bir faktördür.

İstirahattaki metabolik hız: Günlük enerji ihtiyacımızın % 60-75 i metabolik olayların gerçekleşmesi için kullanılır. Bu kullanılan enerji sayesinde akciğer ve kalp normal fonksiyonlarını görür ve vücut kendi ısısını ayarlar. Vücut yağ oranı düşük kimselerde, gençlerde, vücut ısısı normal olmayanlarda, menstrasyon halindeki bayanlarda ve hipertirodililerde daha çok enerjiye ihtiyaç vardır. Genetik farklılıklar da enerji ihtiyacını % 10-20 oranında değiştirir.

Fizik aktivite: Kişilerin aldığı enerjinin harcandığı bir diğer alan da fizik aktivitelerdir. Bu ihtiyaç fizik aktivitenin yoğunluğuna ve süresine göre değişir.

Isı üretimi: Yemek yedikten sonra istirahattaki metabolik hıza bağlı enerji ihtiyacı artar. Yiyeceklerin termik etkisi vardır. Gıdaların bağırsaklardan emilimi, metabolize olması ve vücutta depolanması için enerji gerekir. Günlük toplam enerji sarfiyatının % 7-10 bunun için gereklidir.

Kalori İhtiyacının Belirlenmesi

 

İdeal ağırlıktaki bir kimsenin, bu durumunu koruması için gerekli enerji, o kişinin normal ihtiyacıdır. Bu rakam kişilere göre değişebilir. Aşağıdaki tabloda tahmini rakamlar verilmiştir.

 

Aktivite

Kalori/Kg (erkek)

Kalori/Kg (kadın)

Hafif

35

33

Orta

40

35

Yoğun

50

40

İnsanların günlük tahmini enerji ihtiyacı

Yoğun fizik aktivite gösteren, 70 kg ağırlığındaki bir kimsenin günlük enerji ihtiyacı 70x50=3500 kaloridir. Belirli aralıklarla tartıldığınızda, kilo aldığınızı görürseniz bu ihtiyacınızdan fazla enerji aldığınızı gösterir. Eğer kilo veriyorsanız, demek ki ihtiyacınızdan az kalori alıyorsunuz.

 

BESLENME

Sağlıklı hayat için sağlıklı beslenme gerekir. İhtiyacımız olan enerjiyi, yapı taşlarını ve bir çok fonksiyon için ihtiyaç duyduğumuz maddeyi beslenme yolu ile vücudumuza kazandırırız. İnsan vücudunun neye ne kadar ihtiyaç duyduğu, onun yaşına, vücut yapısına ve büyüklüğüne, cinsiyetine, genetik yapısına, yaşadığı çevreye ve günlük fizik aktivitesine bağlıdır. Yaşamamız ve günlük aktivitelerimiz için öncelikle enerjiye ihtiyacımız var. Bu enerjiyi kalori olarak değerlendiriyoruz.

Beslenme ilgili genel öneriler şunlardır:

  • Çeşitli yiyecekler yiyin

  • Tahıl, sebze ve meyveyi çok yiyin

  • Şeker, tuz, alkol, yağ ve kolesterol alımından kaçının

 

 

• BESLENME

KALORİ İHTİYACI

Kalori ihtiyacımız günlük aktivitelerimizin yoğunluğuna ve süresine bağlıdır. İnsanların günlük enerji ihtiyaçları 7000-1200 kalori arasında değişir. Basketbolcu ve futbolcu gibi ağır spor yapan kimselerde günlük ihtiyaç 6000 kalori civarındadır. İhtiyaçtan fazla alınan kalori vücutta yağ olarak depolanır. İhtiyaçtan az kalori alınırsa, vücut açığı daha önce depoladığı yağlardan kapatır; kişi kilo kaybeder.

 

Kalori İhtiyacını belirleyen Faktörler

 

Yetişkin bir insanda enerji ihtiyacını üç faktör belirler: İstirahattaki metabolik hız, ısı üretimi ve fizik aktivite. Bu faktörlerden her biri direkt veya indirekt olarak, yaştan, genetik yapıdan, vücut kompozisyonundan, çevre şartlarından, yaşam biçiminden, yapılan sportif faaliyetlerden etkilenir. Büyümekte olan çocuk ve gençlerde büyüme de bir faktördür.

İstirahattaki metabolik hız: Günlük enerji ihtiyacımızın % 60-75 i metabolik olayların gerçekleşmesi için kullanılır. Bu kullanılan enerji sayesinde akciğer ve kalp normal fonksiyonlarını görür ve vücut kendi ısısını ayarlar. Vücut yağ oranı düşük kimselerde, gençlerde, vücut ısısı normal olmayanlarda, menstrasyon halindeki bayanlarda ve hipertirodililerde daha çok enerjiye ihtiyaç vardır. Genetik farklılıklar da enerji ihtiyacını % 10-20 oranında değiştirir.

Fizik aktivite: Kişilerin aldığı enerjinin harcandığı bir diğer alan da fizik aktivitelerdir. Bu ihtiyaç fizik aktivitenin yoğunluğuna ve süresine göre değişir.

Isı üretimi: Yemek yedikten sonra istirahattaki metabolik hıza bağlı enerji ihtiyacı artar. Yiyeceklerin termik etkisi vardır. Gıdaların bağırsaklardan emilimi, metabolize olması ve vücutta depolanması için enerji gerekir. Günlük toplam enerji sarfiyatının % 7-10 bunun için gereklidir.

Kalori İhtiyacının Belirlenmesi

 

İdeal ağırlıktaki bir kimsenin, bu durumunu koruması için gerekli enerji, o kişinin normal ihtiyacıdır. Bu rakam kişilere göre değişebilir. Aşağıdaki tabloda tahmini rakamlar verilmiştir.

 

Aktivite

Kalori/Kg (erkek)

Kalori/Kg (kadın)

Hafif

35

33

Orta

40

35

Yoğun

50

40

İnsanların günlük tahmini enerji ihtiyacı

Yoğun fizik aktivite gösteren, 70 kg ağırlığındaki bir kimsenin günlük enerji ihtiyacı 70x50=3500 kaloridir. Belirli aralıklarla tartıldığınızda, kilo aldığınızı görürseniz bu ihtiyacınızdan fazla enerji aldığınızı gösterir. Eğer kilo veriyorsanız, demek ki ihtiyacınızdan az kalori alıyorsunuz.

 

BESİN MADDELERİ

Vücudumuzun yedi gurup besin maddesine ihtiyacı vardır: Karbonhidratlar, yağlar, proteinler, vitaminler, mineraller, lifler ve su

Karbonhidratlar

Vücudun esas enerji kaynağıdır. Daha çok bitkilerden alınır. Tahıl, sebze ve meyveler içersindeki nişastalar ve şekerler kalori ihtiyacımızı karşılar. Şeker yediğimizde saf karbonhidrat almış oluruz. Bal gibi tatlı yiyeceklerde de karbonhidrat bol miktarda vardır. Günlük kalori ihtiyacımızın yaklaşık %55 ini karbonhidratlardan elde ederiz.

 

Yağlar

Vücut fonksiyonları için az da olsa yağ almamız gerekir. Fazla miktarlarda alınan yağ gereğinden fazla kalori almamıza sebep olabilir. Bu durumda, kanda kolesterol seviyesi yükselir, damarlarda tıkanmalar olabilir, kanser, kalp ve şeker hastalığına yakalanma ihtimali artar. Doymuş yağlar genellikle hayvan kaynaklıdır. Doymamış yağlar ise bitkilerden elde edilir. Doymuş yağların sınırlı biçimde tüketilmesi uygun olur. Yağlar günlük kalori ihtiyacımızın % 30 unu bize sağlar.

 

Proteinler

Yiyeceklerle alınan proteinler vücudun yeni dokular oluşturmasını sağlar. Proteinler amino asitlerin birleşmesinden oluşur. Amino asitler vücudumuzun yapı taşlarıdır. Kırmızı et, kümes hayvanları, balık, süt ve yumurta protein kaynaklarıdır. Tahıl, bakliyat türleri, sebzeler, meyveler, çeşitli tohumlar içerisinde de proteinler az da olsa bulunur. Günlük kalori ihtiyacının %15 i proteinlerden elde edilir.

 

Vitaminler

Vücudumuzun belirli fonksiyonları ve bazı metabolik olayların gerçeklerşmesi için az miktarda da olsa vitaminlerin besin olarak alınması gerekir. Vitaminler miligram olarak ölçülür. Yağda eriyen vitaminler A, D, E ve K vitaminleridir. Bunlar vücutta depo edilebilir. Suda eriyen vitaminler ise C, B1, B2, B3, B5, B6, B9, B12 dir. Bu vitaminler fazla alınırsa vücut tarafından dışarı atılır.

 

Mineraller

Vücudun yapısının korunması ve bazı olayların gerçekleşmesi için minerallere ihtiyacı vardır. Önemli mineraller kalsiyum, demir, sodyum, potasyum, klor, çinko, fosfor, magnezyum, iyot, selenyumdur. Bu mineraller bakliyat türlerinden elde edilir. Daha fazla kalsiyum almak için süt ve sütten yapılmış gıdalar, lahana gibi yeşil yapraklı yiyecekler ve bazı balık çeşitlerinden yemek gerekir.

 

Su

Su vücut için en gerekli besindir. Hiçbir şey yemeden 70 gün ama su içmeden ancak 10 gün yaşanabilir. Suyu vücut üretemez, onun için dışardan almak şarttır. Sindirimden, kan dolaşımına ve ısı düzenlenmesine kadar bir çok fonksiyon için su gereklidir. Alınan suyun fazlası vücut tarafında atılır. Bir günde en az sekiz bardak su içilmelidir.

 

Besin Piramidi

Her gün çok çeşitli yiyecekler yemeliyiz. Dengeli ve yeterli beslenme sağlığımızın devamı ve enerji ihtiyacımızın karşılanması açısından önemlidir. Fazla kaloriden, doymuş yağlardan, kolesterolden ve şekerden uzak durmak gerekir. Piramidin tabanındaki yiyeceklerden çok, tepesindeki yiyeceklerden ise az yenmelidir. Piramit 4 katlıdır. Aşağıdan yukarıya doğru şöyle sıralanır:

  • Tahıllardan elde edilen yiyecekler: Ekmek, pirinç bulgur, diğer unlu yiyecekler karbonhidrat, vitamin, mineral ve lif ihtiyacımızı karşılar. Bir günde 6-11 porsiyon yenebilir.

  • Sebze ve meyveler: Sebzeler vitamin, mineral ve lif kaynağıdır. Meyvelerde de vitamin ve karbonhidrat bulunur. Sebzelerden 3-5 porsiyon, meyvelerden 2-4 porsiyon yenmelidir.

  • Hayvansal gıdalar: Süt, yoğurt, peynir, et, balık, yumurta, kuru bakliyat ve fındık ceviz gibi yiyeceklerde protein, vitamin, ve mineral bol miktarda bulunur. Bir günde 2-3 porsiyon yenmelidir.

  • Yağlar, tatlılar ve şekerler: Kalori sağlarlar ama besleyici özellikleri azdır. Mümkün olduğunca az tüketilmelidir.

 

KİLO VERME

Kilo vermede amaç, vücuttaki yağ miktarını azaltmaktır. Yağ miktarı, ancak alınan kalori ile harcanan kalori arasında negatif denge olursa azalır. Kalorinin elde edildiği yiyeceklerin ne olduğu önemli değildir. Diyetin fazla karbonhidratlı, fazla proteinli veya fazla yağlı olması önemli değildir. Önemli olan alınan kalorinin kaybedilenden az olmasıdır. Kişinin alışık olduğu ve hoşlandığı yiyecekleri seçmesi daha doğrudur; yeter ki kalorisi düşük olsun.

 

Kilo Vermede Öneriler

Vücuttaki bir kilogram yağ 7 000 kalorinin karşılığıdır. Zayıflamak isteyen insanın, klasik olarak haftada 500-1000 gm vermesi istenir. Bunun için kişinin günde 500-1000 kalorilik (500-1000 X 7 = 3500-7000 kalori = 500-1000gm) enerji açığı vermesi gerekir. Bu açığı, daha az kalori alarak, fizik aktiviteyi artırarak veya hem az kalori alıp hem de aktiviteyi artırarak sağlayabiliriz.

 

Aşağıdaki önerilere uyulmasında fayda vardır:

  • Haftada 0.5-1 kg veya vücut ağırlığının % 1’inden daha fazla kilo vermeyiniz. Yavaş yavaş kilo verildiğinde, vücut daha çok yağ dokusundan kaybeder. Hızlı kilo verildiğinde, kas dokusunda ve vücut suyunda da azalma olur. Bu istenmeyen bir durumdur.

  • Başlangıçta, günde 1800-2000 kalorilik bir diyet uygulanır. Daha sonra duruma göre bu miktar artırılır veya azaltılır.

  • Diyet dengeli ve çeşitli olmalıdır; yiyecek piramidine uyulmalıdır.

  • Kilo vermek isteye kişi sporcu ise, bunu sezon dışında yapması daha iyi olur.

  • Şişman olmayan insanların kilo vermesi daha yavaş olur; az kalori almalarına rağmen vücut kompozisyonları yavaş değişir.

  • Şu veya bu diyeti uygularsanız 2 haftada 10 kg verirsiniz gibi sözlere inanmayınız. Sihirli bir diyetin olmadığını biliniz. Sihirli diye takdim edilen diyetler sağlığınıza zarar verebilir.

  • Uyguladığınız bir diyet sonucu kilo verebilirsiniz ama bu diyeti sürekli uygulayamazsanız tekrar kilo alırsınız. Onun için herhangi bir diyet uygulamaktansa, yeme alışkanlığınızı değiştirin.

 

Yeme Alışkanlığını Değiştirme

Kalıcı kilo vermenin anahtarı yeme alışkanlığınızı değiştirmektir. Bir yiyecek günlüğü tutunuz ve bir hafta süre ile ne yediğinizi kaydediniz. Bu kayıtlar size yardımcı olacaktır. Bu kayıtlara bakarak şunlara dikkat ediniz:

  • Yemekleri siz pişiriyorsanız, yemek pişirirken sürekli o yemekten yemeyiniz, bir başkasının size bu konuda yardım etmesini isteyiniz. Yerken porsiyonları küçük tutunuz.

  • Canınız sıkıldığında, depresyonda iken çok yemek yiyorsanız bu huyunuzu değiştirin. Yemek yiyeceğinize yürüyüşe çıkın, ılık bir banyo yapın, kitap okumaya çalışın, bir arkadaşınızı çağırın ve sohbet edin.

  • Televizyon seyrederken, telefonla konuşurken bir şeyler yiyorsanız bu alışkanlığınızı değiştirin. Ne yediğinize dikkat edin; yemek yerken başka bir şey yapmayın. Farkında olmadan çok yersiniz.

  • Yemekleri çok hızlı yemeyin. Doyma hissinin oluşması için zaman ihtiyaç vardır; onun için yavaş yavaş yiyin. Lokmaları küçük seçin ve ağzınızdakini iyice çiğneyip yutmadan ikinci lokmayı ağzınız almayın.

  • Günde bir veya iki kerede çokça yiyeceğinize, dört veya beş kere azar azar yiyin.

  • Yemekleri yağsız pişirmeye çalışın. Yağda kızarmış yiyeceklerden sakının.

  • Glisemik indeksi yüksek yiyeceklerden sakınınız.

Besinlerin Glisemik (Gİ) İndeks Tablosu

Gİ değerleri besinin miktarıyla orantılı olarak değişmekle birlikte genel olarak aşağıdaki değerlere sahiptirler:

Sınıflandırma

Gİ düzeyi

Örnekler

Düşük Gİ

55 veya daha az

barbunya, nohut, kuru fasülye, mercimek, fındık, elma, portakal (çoğu meyve ve sebze), makarna, Kepekli (siyah) ekmek

Orta Gİ

56 - 69

esmer pirinç, şeker kamışı, çavdar ekmeği, muz (ham), dondurma, fırında patates

Yüksek Gİ

70 veya daha yüksek

patates, beyaz ekmek, beyaz pirinç, beyaz şeker, işlenmiş meyve suları, muz(olgun), karpuz, krakerler, mısır cipsi, mısır gevreği

Düşük Gİ değerli besinler glükozun daha yavaş ve düzenli salınımı sağlayacak, yüksek Gİ'ye sahip besinler kandaki glükoz düzeylerini hızla yükseltecektir.

 

 

Yiyecek Seçimini Değiştirme

 

Yiyecek seçerken yağdan ve şekerden uzak durmaya çalışın. Bazı Öneriler:

  • Kırmızı yerine beyaz et yemeyi tercih edin. Kırmızı et yerken yağsız olmasına dikkat edin.

  • Yağı alınmış süt ve yoğurtları tercih edin. Çok fazla peynir yemeyin; peynirde yağ oranı yüksektir.

  • Meyve suyu içecekseniz taze sıkılmış olanları tercih edin, içine şeker katılmış ticari meyve sularından kaçının.

  • Ara yemeklerde meyve ve pişmemiş sebzeleri yiyin.

  • İçinde çok miktarda yağ ve şeker bulunan yiyeceklerden uzak durun. Bunlara şöyle örnekler verebiliriz: Soslar, sucuk, sosis, tereyağı, margarin, krema, kaymak, kek, pasta, yağlı hamur işleri, şekerli içecekler, bira, şarap, likör.

 

SPOR

KALORİ

Yürüme

Futbol

Kürek

Yüzme

Tenis

Bisiklet

Binicilik

Kayak

Atletizm

Güreş

150-200

300-700

250-600

300-700

300-550

400-500

60-250

450-900

300-500

400-700

Tablo 11 : Yapılan sporlara göre bir saate harcana kalori miktarları.

 

Yiyecek Adı

Miktar

Kalori

Kesme Şeker

1 adet

20

Reçel, Bal, Pekmez

1 Yemek Kaşığı

50

Peynir

1 Kibrit Kutusu Kadar

90

Yağ

1 Yemek Kaşığı

80

Yumurta

1 Adet

80

Süt

1 Su Bardağı

160

Ekmek

1 Orta Dilim

120

Etli Sebze Yemeği

1 Porsiyon

220

Etli Kuru Baklagil Yemeği

1 Porsiyon

330

Pilav; Makarna, Börek

1 Porsiyon

330

Komposto

1 Kase

190

Hamur işi Tatlı

1 Porsiyon

420

Domates, Portakal

1 Adet

25

Meyve suyu

1 Su Bardağı

180

Tablo 12: Bazı yiyeceklerin kalori değerleri.

 

 

Duyurular

  • 12. Osteoporoz Osteoartrit Eklem Cerrahisi Kongresi
    18-22 Nisan 2014, Antalya
    www.osteo2014.org
  • KECD Afyon Bölgesel Toplantısı
    10-12 Ocak 2014, Afyon
    Toplantı Sayfası
  • Kayseri Bölgesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölgesel Toplantısı
    12 Aralık 2013, Kayseri
    Toplantı Sayfası
  • 2. Olağan Genel Kurulu Toplantısı
    13 Nisan 2014, Kayseri
    Duyuru Sayfası